Ana Sayfa Blog Sayfa 6123

Demirtaş ve Baluken hakkında suç duyurusu

İçişleri Bakanlığı tarafından tutuklu bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Hurşit Külter’in avukatı Mesut Gerez hakkında suç duyurusunda bulunuldu

İçişleri Bakanlığı, tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Şirnex (Şırnak) İl Yöneticisi Hurşit Külter’in avukatı Mesut Gerez hakkında, günlerce akıbeti sorulan Külter’i propaganda aracı olarak kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Devlet güçleri tarafından Şirnex’te gözaltına alınan ve gözaltında olduğu inkar edilen Hurşit Külter’in akıbeti günlerce duyarlı tüm kesimler tarafından sorulmuş ancak yanıt alınamamıştı. Aylar sonra gözaltından kaçarak kurtulduğunu kamuoyuna Kerkük’te yaptığı basın açıklmasıyla duyuran Külter, bulduğu ilk fırsatta yaşadığı hak ihlallerini aktarmış ve akıbetini soran insanlar sayesinde infaz edilmekten kurtulduğuna vurgu yapmıştı.

HDP’li milletvekilinin oğluna gözaltında işkence

Kadıköy’de gözaltına alınan HDP Milletvekili Hüda Kaya’nın oğlu Muhammed Cihad Ebrari’nin gözaltında işkenceye maruz kaldığı ve omurgasında kırık olduğu ifade edildi

Kadıköy’de dün Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile 7 milletvekilinin tutuklanmasını protestosu sırasında gözaltına alınan HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın oğlu Muhammed Cihad Ebrari’nin, gözaltında işkenceye maruz kaldığı ve omurgasında kırık olduğu belirtildi. Diken haber sitesinden Tunca Öğreten’in haberine göre; doktorun “tedavi edilmesi gerekir” yönündeki raporuna rağmen, polisin Ebrari’yi gözaltına almaya çalıştığı da aktarıldı. Ebrari’nin Kadıköy Emniyeti’nde işkenceye maruz kaldığı, kafası ve omurgasından darbe alarak yaralanması üzerine Numune Hastanesi’ne götürüldüğü belirtildi.

‘Rapora rağmen gözaltına almak istediler’

Diken’e gece saatlerinde konuşan Ebrari’nin avukatı Maviş Aydın, “Omurgasında kırık, kafasındaysa travmaya bağlı hasar var. Polis bu haliyle korse takılarak gözaltına almak için diretiyor. Doktorlarsa tedavi görmesi gerektiğini söylüyor” dedi. Bugün yeniden görüşülen avukat Aydın, polisin bu defa da omuriliğinde kırık bulunan Ebrari’yi ifade vermesi için savcılığa götürmek istediğini, doktorlarınsa ancak ambulansla götürülebileceği yönünde rapor verdiğini söyledi. Doktorların verdiği rapora göre, Ebrari’nin üç hafta boyunca yerinden kalkmadan yatması gerektiğini söyledi.

Dink davasında olanları yine bilmeyen bir sanık!

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin davaya bugün İstanbul Adliyesi’nde devam edildi. İstanbul İstihbarat Şubesi eski Müdürü Ahmet İlhan Güler, Dink’e yönelik tehditlerden haberinin olmadığını iddia etti. Duruşma öncesi adliye önünde Dink’in arkadaşları da basın açıklaması yaptı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı dava Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün devam etti. 4 gün sürmesi beklenen davada dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul İstihbarat Şubesi eski Müdürü Ahmet İlhan Güler ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun savunma yapacak. Davanın iddianamesinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında, Hrant Dink’e yönelik açık ölüm tehditlerine rağmen koruma tedbiri alınmadığı için ceza verilmesi isteniyor.

Sanık eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve tutuklu sanık Ogün Samast katılırken, “örgüt yöneticiliği” ile suçlanan tutuklu sanık Ali Fuat Yılmazer duruşmaya katılmadı. Tutuksuz sanıklar dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun duruşmaya katılırken, Yasin Hayal, Hamdi Egbatan, Osman Gülbel, Ali Poyraz, Şükrü Yıldız, Mehmet Ali Özkılınç SEGBİS aracılığıyla katıldı. Duruşmayı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Garo Paylan ve Agos Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan’ın da aralarında bulunduğu Hrant’ın arkadaşları izledi.

Görevi değilmiş!

Duruşmaya, tutuksuz sanık İstanbul İstihbarat Şubesi eski Müdürü Ahmet İlhan Güler’in savunmasıyla devam edildi. “İhmali davranışla insan öldürme” suçlamasını kabul etmediğini belirten Güler, “Koruma ve cinayete engel olmak istihbaratın görevi değildir. İstihbarat şube müdürü istihbarat faaliyeti yürütür” iddiasında bulundu. Güler, kendini “Dink’in kalleşçe ölümünü engelleyemediğim için yargılanıyorum. Bana kanunla verilmiş bir görevi ihmal etseydim buna ilişkin savunma yapmak için karşınıza çıkabilirdim. Tarafımdan ihmal edilmiş bir yükümlülük ortaya konulamamıştır” sözleriyle savundu.

Kendi kendini yalanladı!

Güler’in savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Güler sorular üzerine, “İstanbul’a Dink’in hayatına kastedileceği yönünde istihbari bir bilgi gelmemiştir. Agos’a gelen tehdit telefonlarından bizim haberimiz yok güvenlik şubeye ve terör şubeye gitmiş bu bilgiler. Hayatına kast edileceği yönünde istihbari bir bilgimiz olmamıştır” dedi. Engin Dinç’in Güler’i arayarak, “Bunlar manyak bir grup. Dink’i öldürecekler, bu adamı koruyun” şeklinde uyarıda bulunduğu, Güler’in ise “Tamam kardeş ilgileniriz” şeklinde cevap verdiğinin telefon kayıtlarında yer aldığını hatırlatan heyet, “Engin Dinç’in size bahsi geçen konuya ilişkin bilgi vermediğini belirtmişsiniz. Bu görüşmeler neye ilişkindi” diye sordu. Güler ise, “Görüşme olmuş da olabilir olmamış da olabilir. Öldürülecek ya da korunması lazım gibi bir şey söyleseydi ben ona onlarca soru sorardım. Defalarca telefonda görüşürdüm. Engin Dinç ile zaman zaman telefonda görüşürdük ama bana Ramazan Akyürek’le ilgili sıkıntısını anlatırdı. Dink ile ilgili bir şey söylemedi” diye cevap verdi.

‘Cesaret bulaşıcıdır’

Hrant’ın Arkadaşları duruşma öncesinde Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Emel Kurma, “Yalnızca birkaç ay sonra arkadaşımız Hrant Dink’in katledilişinin onuncu yılı olacak. Bu cinayetin üzerindeki bulutlar, siyasi gelişmelere göre yeniden şekil alıyor, zaman zaman aralanıyor gibi olsa da, gölgeler eksik olmuyor” dedi. Sorumluların cezalandırılmasını ve artık oyunun son bulmasını istediklerini belirten Kurma, “Bu kamu görevlileri bu tuhaflıkları izah edecekler mi? Mahkeme onları bu konularda sıkıştıracak mı? Az sonra hep birlikte göreceğiz” diye konuştu. Kurma son olarak tutuklanan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın sözlerini hatırlatarak, “Korku bulaşıcıysa cesaret de bulaşıcıdır. Biz bu davanın izinde sonuna kadar, cesaretle gideceğiz. Hrant için. Adalet için” dedi.

Kaynak:ETHA

Tuncel Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne gönderildi

Tutuklanan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne konuldu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile HDP’li milletvekillerinin gözaltına alınması sonrası geldiği Diyarbakır Adliyesi önünde 4 Kasım’da darp edilerek gözaltına alınan ve dün tutuklanan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne konuldu. Tutuklama sonrası Tuncel’in nereye götürüldüğü konusunda avukatları ve ailesine bilgi verilmemişti.

Tuncel’in daha önce yaptığı konuşmalar nedeniyle hakkında açılan 7 ayrı soruşturma bir hafta önce tek bir dosyada toplanmış, Gülen Cemaati üyesi olmakla suçlanan hakim ve savcıların Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yönelik açtığı soruşturma gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı.

CHP’den mücadele için birlik çağrısı

CHP Parti Meclisi’nin Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında dün yapılan olağanüstü toplantısının ardından yayınlanan bildiride 15 Temmuz darbe girişimin ardından yaşanan sürece dikkat çekilerek, “Türkiye, FETÖ ile mücadele bahanesiyle ortaya konan karanlık ve otoriter Saray darbesini yaşamaktadır. Mevcut siyasi durum halkımızın özgürlüğüne ve ülkemizin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır” denildi. Bildiri şöyle:

Cumhuriyet Gazetesi’nden adeta öç alınıyor

FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan bir savcı tarafından başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik hukuksuz ve akıl dışı dava bir an önce sona ermelidir. Bu dava, hükümetin yönlendirmesi ve desteğiyle açılan siyasi bir davadır. Siyasi iktidar yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Cumhuriyet’le yaşıt ve basınımızın simgesi olan Cumhuriyet Gazetesi’nden adeta öç almaktadır. Basına yönelik her türlü baskıya son verilmelidir. Düşünce, ifade ve haber alma özgürlüğünün kullanılmasını engelleyen tüm baskılar ortadan kaldırılmalıdır. Tutuklu gazetecilerin tamamı serbest bırakılmalıdır.

Tüm yurttaşlara adil yargılama hakkı tanınmalı

Darbe girişiminde yer alan, destek veren askeri, siyasi ve bürokratik tüm unsurlar en kısa sürede ortaya çıkartılmalı ve hukuk çerçevesinde yargılanmalıdır. Öte yandan, OHAL kapsamında tutuklanan, görevden uzaklaştırılan ve ihraç edilen tüm yurttaşlarımıza adil yargılanma hakkı tanınmalıdır. İnsan haklarına aykırı muamelede bulunan ve buna meşruiyet katan tüm sorumlular yargı önünde hesap vermelidir.

HDP’lilerin tutuklanması Anayasa’ya aykırı

AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.

Saldırı ve baskılar son bulmalı

Otoriter rejim; yurttaşların ifade, toplantı, örgütlenme ve girişim özgürlüklerini kısıtlamakta, tüm toplum kesimlerini yoğun bir baskı altına almaktadır. Okullara, üniversitelere, emekçilere, kadınlara, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasına ve yurttaşlarımızın can güvenliğine yönelik tehditler, saldırılar, baskılar derhal son bulmalıdır.

Demokratik direnme hakkı

FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir.

CHP mücadelenin öncülüğüne hazır

Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.

Uçuruma sürükleyenler yargıya hesap verecekler

Diktatörlük kurma çabaları, çok geçmeden özgürlük, hukuk ve demokrasi sevdalısı halkımızın iradesi tarafından yenilgiye uğratılacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir. Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi…

Güven ve umut, karanlık ve korkuyu yenecektir.

Türkiye Cumhuriyeti, daima ileriye gidecektir.

Türkiye’yi böldürmeyeceğiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız.

Vatansever halkımıza saygıyla duyurulur…

Birgün

Evrensel hukuk kuralları sadece ezan için geçerli

SEYİT SÖNMEZ
Avukat, İstanbul Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi

13 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete’de Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı yayımlandı. İzmir’de yaşayan bir yurttaş evinin etrafındaki cami ve mescitlerden sabah ezanının çok gürültülü bir şekilde okunduğunu ve bundan rahatsız olduğunu belirterek yerel mahkemede dava açmış, bir sonuç alamayınca AYM’ye başvurmuştu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), kararında şu tespitlerde bulundu: “Yüksek sesle ezan okunmasından rahatsız olan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile çoğunluğun inancının bir gereği olan, inananları namaza çağırma niteliği taşıyan ezanın sesinin kamusal alana verilmesi konusunda toplumun menfaatinin dengelenmesi söz konusudur. Bu menfaatlerin demokratik toplumlarda çoğulculuk ve hoşgörü temelinde dengelenmesi gerektiği açıktır.”

Mahkemenin gerekçelerine baktığımızda bazı evrensel insan hakları kavramlarına çok güzel kelimelerle atıf yaptığını görüyoruz. Peki AYM her zaman bu ilkelere uyarak mı karar vermektedir? Birkaç örnekle bakalım.

Maraş’taki Kayıp Mezarlar Davası

Bilindiği gibi Maraş Katliamı’nda katledilenlerden bir kısmının mezarları kaybolmuş, aileler buna neden olan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması için girişimlerde bulunmuş, ancak bir sonuç alamamışlardı. Bununla ilgili olarak adil bir soruşturma yapılmadığını iddia ederek AYM’ye başvurmuşlardı.

Ezan kararında evrensel insani değerleri hatırlayan AYM, bakın nasıl gerekçeler ile başvuruyu kabul edilemez buldu.

“Somut olayda başvurucular sadece suç işlediğini düşündüğü kişinin yargılanıp cezalandırılmasını amaçlamaktadırlar. Başvurucular medeni haklarına ilişkin bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararlarının giderilmesini istiyorsa hukuk mahkemeleri önünde dava açma imkânı vardır… Bu nedenle konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez.”

Bu gerekçe yasal ve vicdani değildir. Mahkeme şunu demektedir. Sorumluların cezalandırılmasını istemek yeterli değildir, tazminat davası da açmak zorundaydınız. Burada sorun şudur: Birincisi bu gibi ihlallerde insanlar tazminat davası açmak zorunda değillerdir bu bir tercihtir, AYM ve AİHM’in bu konuyla ilgili onlarca içtihadı vardır. İkincisi: Sorumlular tespit edilmeden kime karşı hangi delillerle dava açılacaktır? Bunun cevabı yapılacak bir soruşturma ile çıkacaktır. Yüksek Mahkeme bu tutarsızlığı bilemiyor olamaz.

Cizre: Bodrumda Yakılanlar Davası

29 Ocak 2016 tarihinde verilen karar, Cizre’de Bostanlı Sokak 23 Numaralı evin bodrumunda yaralı olarak bulunan ve hastaneye kaldırılmaları gerekli olan yurttaşların bu haklarının engellendiği, yaralı olmalarına rağmen evin bombalandığı ile ilgilidir. AYM’den istenen bu kişilerin kurtarılması için tedbir kararı verilmesidir. AYM tedbir talebini reddetmiştir.

Başvurucu oldukları belirtilen kişilerin yaralı olup olmadığına, yaralı iseler durumlarının ağır olup olmadığına, hangi koşullar altında yaralandıklarına, tamamının yaralı olup olmadığına, silahlı olup olmadıklarına ve başvurucu oldukları belirtilen kişilerin hangi adreste bulunduklarına ilişkin belirsizliğin hâlen devam ettiği anlaşılmaktadır. Başvuru evrakı kapsamında toplanan bilgi ve belgelerden bu belirsizliğin ortaya çıkmasında başvurucu oldukları belirtilen kişilerin kamu makamlarıyla doğrudan iletişime geçmede ve bilgi vermede isteksiz olmalarının ve kamu makamlarını bilgi alma konusunda üçüncü kişilere yönlendirme eğiliminde olmalarının etkili olduğu izlenimi oluşmuştur.

En sonunda da başvurucuların kamu makamlarıyla doğrudan iletişim kurmaya davet edilmelerine, karar verilmiştir.

AYM’nin bu evrensel ilkeleri göz önünde tutup şöyle kararlar verseydi daha hukuki ve vicdani, adalet duygusuna sahip olmaz mıydı?

Maraş’taki kayıp mezarlar ile ilgili olarak ; “Başvurucular her ne kadar yıllar sonra yakınlarının mezarlarını kayıp olması ile ilgili yetkili makamlara başvurmuş iseler de, bunun haklı gerekçeleri vardır, başvurucular inançlarından ötürü günlük yaşamda birçok kez ciddi ayrımcılığa uğramakta, ibadet yerleri tanınmamakta, nüfus cüzdanlarına zorla başka bir dine mensup oldukları yazılmakta, çocuklarına zorla başka bir öğretilmekte bununla birlikte birçok kez kitlesel katliama uğramaktadırlar. 1995 de Gazi Mahallesi’nde onlarca Alevi yurttaş devlet güçleri tarafından öldürülmüş, 1993’te Sivas’ta aydınları yakılmıştır, ülkenin birçok yerinde halen kapıları işaretlenmekte ve tüm bu durumlar yaşadıkları katliamların tekrar olabileceği endişesini taşımalarına neden olduğundan Savcılık makamının “neden bunca yıldan sonra başvuru yaptınız” gerekçesi hukuki değildir, başvurucuların hak arama hakkı engellenmiş dolayısıyla AİHS’nin 6. Maddesi ihlal edilmiştir.”

Cizre Davası ile ilgili olarak; “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesi ile bütün hakların ve özgürlüklerin varlığı için ön koşul olan yaşam hakkı koruma altına alınmıştır. Yaşam hakkı, en önemli temel haklardan birisi ve hukuk devletinin de temel değeri olduğundan, bu hakkı düzenleyen 2. maddenin bir yandan dar yorumlanması, diğer yandan, insan haklarını koruma yönündeki 1. maddedeki genel yükümlülük de göz önünde tutularak, yaşam hakkının korunması bakımından etkili bir hukuksal korumanın devletçe garanti edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle güvenlik görevlilerinin yaralı olduğu iddia edilen kişileri derhal sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlanması konusunda ciddi yükümlülükleri vardır. Tedbir olarak operasyonlar geçici olarak durdurulmalı gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra yaralılar derhal sağlık kuruluşlarına sevk edilmelidir.”

Bu iki örnekten anlaşılan şudur: AYM üyeleri aslında evrensel insan hakları ilkelerini çok iyi bilmekte ancak hak dağıtımı yaparken herkese eşit davranmamaktadırlar. Söz konusu Aleviler ve Kürtler olunca bu daha da açık şekilde anlaşılmaktadır.

Birgün

AB’nin ‘Türkiye’ raporu basına sızdı

Avrupa Birliği, Türkiye için yayınladığı yıllık ilerleme raporunu, 9 Kasım’da açıklayacak. Ancak raporun sızan bölümleri, bugüne kadar AB’nin Türkiye için hazırladığı en sert ve eleştirel rapor olduğunu gösteriyor.

100 sayfaya yakın olması beklenen AB İlerleme Raporu’nun Alman basınına sızan bölümüne göre, şu eleştiriler yer alıyor:

— Türkiye’de ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin yasaların uygulanmasında keyfi davranılıyor.

— 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana çok sayıda gazetecinin tutuklanması ve medya kuruluşunun kapatılması ciddi kaygı uyandırıyor.

— Türkiye’de adaletin bağımsızlığı konusunda gerileme yaşanıyor.

— Darbe girişimi sonrasında hâkim ve savcıların beşte biri görevden uzaklaştırılmış durumda.

— Olağanüstü hâl kapsamında zanlıların hâkim karşısına çıkarılmadan 30 güne kadar gözaltında tutulması kaygı yaratıyor.

— Gözaltında ya da tutuklulara işkence iddiaları var.

HDP’lilerin vekillikleri düşebilir

HDP’nin TBMM Genel Kurulu ve komisyon çalışmalarına katılmama kararının anayasa ve TBMM İçtüzüğü hükümlerine göre HDP’lilerin vekilliklerinin düşmesini gündeme getirebileceği belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre, içtüzüğe göre bir milletvekilinin, Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmaması durumunda TBMM Genel Kurulu’nun salt çoğunluğunun (276) kararıyla vekilliği düşürülebiliyor. Ancak içtüzüğün bu hükmü şimdiye kadar hiç uygulanmadı. AKP’nin söz konusu hükmün işletilmesi yönünde karar alması durumunda 59 HDP’li milletvekilinin vekilliği düşebilir. Bu durumda da ara seçim gündeme gelebilir.

HDP’li milletvekillerinin katılmaması, komisyon ve genel kurulda karar alınmasını etkilemiyor. 316 milletvekili olan AKP, komisyon ve genel kurulda milletvekili çoğunluğuyla istediği kararları yine alabilecek. HDP’nin katılmaması nedeniyle komisyon ve genel kurulda görüşülen yasa tasarı ve önerileri daha hızlı görüşülecek.

Anayasanın 78. maddesi, “Boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini (28) bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır” hükmünü düzenliyor.

AKP’liler 28 milletvekilliğinin boşalması halinde ara seçimin zorunlu olmadığını “Anayasada ara seçime gidilir denmiyor, karar verilir deniyor. Karar verilmezse ne olacak, bunun yaptırımı yok” sözleriyle savunuyor.

Ancak anayasadaki “Bir ilin veya seçim çevresinin TBMM’de üyesinin kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 gün sonraki ilk pazar günü ara seçim yapılır” hükmü, vekilliklerinin düşürülmesi durumunda HDP’nin tulum çıkardığı Hakkâri ve Şırnak’ta ara seçimi zorunlu kılıyor.

TBMM Genel Kurulu’nun gündemi ve çalışma saatlerinin belirlenmesi, Danışma Kurulu kararı ya da kurulda anlaşma sağlanamaması durumunda partilerin grup önerileriyle belirleniyor. TBMM İçtüzüğü’nün 19. maddesine göre, Danışma Kurulu, Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcilerinin tamamının katılmasıyla toplanabiliyor. Bir parti temsilcisinin katılmaması durumunda kurul toplanamıyor. Bu durumlarda siyasi partilerin grup önerisi getirebiliyor. AKP’nin yeni bir hukuki teamül geliştirmemesi durumunda genel kurul gündemi ve çalışma saatleri, grup önerisiyle belirlenebilecek. Ancak TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Danışma Kurulu’na HDP’nin üç kez üst üste gelmemesi durumunda 3 siyasi partiyle karar alınmasına yönelik bir hukuki yoruma gidebileceği kaydediliyor.

Kurtulmuş açıkladı: 170 belediye başkanına yurtdışı yasağı

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Hakkanda yakalama kararı bulunan HDP milletvekili Nihat Akdoğan’ın Hakkari girişinde yakalandığını söyleyen Kurtulmuş, bazı belediye başkanları hakkında yurtdışına çıkış yasağı getirildiği iddialarına ilişkin olarak, aralarında AKP’li belediye başkanlarının da bulunduğu 186 belediye başkanın yurtdışına çıkmak için başvuruda bulunduğunu, bunlardan 170’inin yurtdışına çıkışına izin verilmediğini kaydetti. Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi tarafından bugün yayınlanan bildiriye de cevap veren Kurtulmuş’un açıklamalarının satır başları şöyle:

Belediyeler yasasını görüştük. Büyükşehir ilçe dağılımındaki adalet. Eleştiriler çerçevesinde farklı konular, teklifler çerçevesinde paylaşıldı. Belediyelerin kaynaklarının artırılması ve etkin bir şekilde kullanılması için yapılacak düzenlemeler gözden geçirildi. Bir başka önemli konu Türkiye’nin sınırları dışındaki gelişmeler. Suriye ve Irak’taki gelişmelerle yakından ilgiliyiz. Bir taraftan oradaki terör örgütlerinin varlığı, diğer taraftan yanlış adımlar sonucu oluşacak göç dalgasının tesirleri açısından Türkiye yakından takip ediyor.

VİDEO – Cumhuriyet muhabiri Numan Kurtulmuş’a sordu: Daha önce kabul edemeyiz demiştiniz

İlgili taraflarla müzakereleri sürdürüyoruz. Fırat Kalkanı operasyonu önemli bir operasyondur. ÖSO’nun sürdürdüğü, Türkiye’nin lojistik destek verdiği operasyonun 75’inci gününe gelindi. 173 köy DEAŞ’tan temizlendi, 1,5 milyon kilometrekare alan terör örgütünden arındırılmıştır. El Bab’a 12 kilometre yaklaşıldı. TSK’nın 10 şerefli mensubu şehit düştü. Allah’tan rahmet diliyorum.

Ayrıca Münbiç konusundaki kararlılığımız da devam ediyor. Dün itibariyle ziyarete gelen ABD Genelkurmay Başkanı’na tekrar ifade edilmiştir. Türkiye hem Münbiç hazırlığını tamamladı, Münbiç’in şu ya da bu şekilde PYD’den temizlenmesinin Türkiye’nin önceliği olduğu iletildi.

RAKKA OPERASYONU

6 Kasım’da Rakka operasyonu başladı. Biz Rakka’da, Halep’te, Musul’da şehirler halklara aittir. Demografik yapıyı değiştirmek hiçbir şekilde barışa katkı vermeyecektir. Benzer şekilde Telafer ya da Sincar’ı Haşdi Şabi unsurları tarafından işgal edilmesinin de bölge barışına hiçbir katkısı olmayacağını ifade etmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye 4 Kasım Cuma günü bir kez daha terörün kahpe yüzünü görmüş oldu. O olayda hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Olaydan sonra ortaya konmaya çalışılan tezgahın da önemli olduğunu ifade etmek isterim. Uluslararası bir haber ajansı başka bir terör örgütü tarafından yapıldığını uluslararası camiaya yaydı. Terör örgütüyle irtibatlı bazı siyasetçiler de başka bir terör örgütünü göstererek olayı PKK üzerinden başka yerlere çekmeye çalıştı.

Diyarbakır Valiliği Kemal kod adlı bir terörist üzerinden bilgiler teyit edildi. Diyarbakır Valiliği’nin açıklamasının ardından da bu operasyonun TAK tarafından yapıldığı açığa çıktı. Daha olayın dumanları tüterken uluslararası bir haber ajansının PKK’nın yükünü hafifletme çabası anlaşılır değildir.

Aynı şeyi Hurşit Külter olayında da yaşadık. Birtakım siyasiler kampanyalar yaptı, bazı siteler üzerinden destek verildi. Bir süre sonra adam Musul’da ortaya çıktı. Türkiye aynı zamanda maalesef uluslararası bir algı operasyonuyla da mücadele ediyor. İki somut olay vasıtasıyla bu durum açıkça ortadadır.

“NİHAT AKDOĞAN HAKKARİ’DE YAKALANDI”

Gece 12:30 sırasında başlatılan HDP’lilere operasyonlarla gözaltına alınması süreci. 15 milletvekili hakkında yargıdan yakalama kararı var. 12 kişi ilk anda yakalanmıştır. 9’u hakkında mahkemeler daha sonra tutuklama kararı vermiş, 3 milletvekili denetimli serbestlikle serbest kalmıştır. 3 milletvekili firari durumda, 2’si yurt dışındadır. Nihat Akdoğan Hakkâri girişinde yakalandı. İki kişi firari durumda.

HDP’li milletvekilleri parlamento çalışmalarına katılır mı, katılmaz mı. Kendilerinin bileceği iştir. Sizler halkın oyuyla seçildiniz. TBMM’ye geldiniz. Milletin iradesiyle parlamentoya gelenlerin milletin iradesine saygı göstermesi lazım. Kendilerine oy veren vatandaşların kendilerinden talebidir. Dileriz ki bu talepleri göz önünde bulundururlar.

Hukuki sürecin HDP’nin tüzel kişiliğine karşı yapılmış bir işlemmiş gibi sunulmasını doğru bulmuyoruz. Biz partilerin kapatılmasını doğru bulmayız. Her bir kişiyle ilgili dosya ayrı devam edecektir.

“170 BELEDİYE BAŞKANININ YURTDIŞINA ÇIKIŞINA İZİN VERİLMEDİ”

186 belediye başkanı. Bunların içinde AK Parti, CHP, MHP ve HDP’li. 112’si AK Parti’li belediye başkanı yurt dışına çıkış istemiş, bunlardan 170’inin başvurusu kabul edilmemiş. Bütün belediye başkanlarıyla ilgili yurt dışı seyahatlerinin gözden geçirildiği bir durum söz konusu. Ortamın hassasiyetinden istifade ederek olmayan konuları varmış gibi göstermenin anlamı yok.”

“CHP BİLDİRİSİNE YANIT”

Kurtulmuş, bir gazetcinin CHP’nin yayınladığı bildiriye ilişkin sorduğu soruyu “CHP bildirisinde, “FETÖ, PKK ve IŞİD’e yardım eden saray ve AKP yöneticileri” yer alıyor. Bu bildiride ne söylenmiş olursa olsun Yenikapı ruhu CHP seçmenlerinin gönlünde de zihninde de devam ediyor. Milletimiz, FETÖ’yü de PKK’yı da millet düşmanı olarak görüyor. Yenikapı ruhu CHP seçmenlerinin gönlünde de zihninde de devam ediyor. Milletimiz, FETÖ’yü de PKK’yı da millet düşmanı olarak görüyor. Yenikapı ruhu devam ediyor, keşke söylemesiydiler. Sayın Kılıçdaroğlu bilsin ki FETÖ’cü darbe başarılı olsaydı bu metni yazacak vakit bulamayacaktı. Keşke böyle bir bildiri kaleme almasaydılar” diye cevapladı.

CUMHURİYET GAZETESİ SORUŞTURMASI

Kurtulmuş, Cumhuriyet gazetesi soruşturması ile ilgili olarak, CHP’nin bugün yayınlanan bildirisinde yer alan Hükümetin desteği ve yönlendirmesiyle yapılan siyasi bir dava olduğuna ilişkin Cumhuriyet gazetesi muhabiri Sinan Tartanoğlu’nun sorduğu soruya, “Şimdi devam eden dava bir yargı sürecidir. Bu yargı sürecinin siyasi süreçlerle hiçbir ilgisi yoktur. Bu süreç devam ediyor. Ortadaki suçlamalar, onlara karşı yapılacak savunmalar, bunların çerçevesinde de mahkeme süreci devam edecektir” şeklinde kaçamak bir cevap verdi.

THY’de kriz: 30 uçağı yere indirdi

Filoda kiralık olarak bulunan 12 geniş gövdeli Airbus A330-200 tipi uçak Antalya’ya gönderildi. Bu uçaklar İkinci Dış Hatlar Terminali’nin önünde park pozisyonuna alındı. 4 Airbus A320 tipi uçak Ankara Esenboğa Havalimanı’ndaki genel havacılık hangarları önüne park ettirildi. Önümüzdeki günlerde kademeli olarak seferden çekilecek uçak sayısı 30’a ulaşacak. Halen THY’nin filosunda 298 yolcu uçağı bulunuyor.

NEDEN UÇURULMUYOR
Havayollarının para kazanması için ‘utalizasyon’ denilen günlük uçuş saat ortalamasının yüksekliği çok önemli. Ancak kriz dönemlerinde ihtiyaç fazlası olan uçaklar, park sahası sorunu olmayan havalimanlarına çekiliyor. Uçakların uçmadığı dönemlerde periyodik bakımlarının yanı sıra, kabin modifikasyonu gibi uzun süren bakım işlemleri yapılıyor.

22 NOKTAYA SEFERLER İPTAL EDİLDİ
Geçen hafta başlayan kış sezonunda THY maliyetlerini düşürmek için gelirin ve doluluk oranlarının düşük olduğu dış hatlarda Cezayir’de Batna ve Tlemcen, Danimarka’da Aolborg, Fransa’da Bordo, Almanya’da Karlsruhe-Baden Baden, Freidrichshafen, Münster, İran’da Kermanşah, İtalya’da Cenova, Pisa, Ürdün’de Akabe, Kırgızistan’da Osh, Hollanda’da Roterdam, Nijerya’da Kano, Suudi Arabistan’da El Qassim, Tacikistan’da Khujand ve Ukrayna’da Ivano Frankivsk uçuşları durdurulmuştu. THY’nin iç hatlarda sona erdirdiği uçuş noktası arasında Eskişehir, Tokat, Edremit, Uşak ve Siirt bulunuyor.

THY’den tasarruf önlemi… Hostesleri uçurmayacak