Ana Sayfa Blog Sayfa 6178

Sakharov Ödülü Ezidi kadın aktivistlerin

Bu yılki Sakharov Ödülü’ne IŞİD esaretinden kurtarılan Ezidi aktivistler Nadia Murad ve Lamiya Ayi Başar layık görüldü. Murad ve Başar, Ezidi kadınların durumuna dikkat çekmek için gösterdikleri çabalar nedeniyle ödüle aday gösterilmişlerdi.

Nadia Murad

Avrupa Parlamentosu Liberal ve Demokratlar Grubu Başkanı Guy Verhofstadt, Twitter hesabından, “Nadia ve Lamiya, aşağılık bir vahşet karşısında, inanılmaz bir kahramanlık ve insanlık sergileyen iki ilham verici kadın. 2016 Sakharov Ödülü’ne layık görüldükleri için gurur duyuyorum” açıklaması yaptı.

Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisi seçilen Nadia Murad, 2014 yılında Lamiya Ayi Başar ile birlikte Irak’ın Sincar kenti yakınlarında IŞİD esaretinden kurtarılmıştı. IŞİD örgütü Murad ve Başar’ın yaşadığı Koço köyünde katliam düzenlemişti. İki kadın 2014 yılında kurtarılmıştı. Nadia Murad Ezidilere uygulanan katliamın soykırım olarak tanınması için de mücadele ediyor.

Lamiya Başar

Murad ve Başar, Ezidilere yönelik katliamı tüm dünyaya duyurmaya çalışıyor. Murad, IŞİD teröründe en az 12 bin Ezidi kadın ve erkeğin öldürüldüğüne, binlerce kadın ve kız çocuğunun örgüt tarafından seks kölesi olarak kullanıldığı ve satıldığına dikkat çekiyor.

Bu yıl Sakharov Ödülü’ne, ödülü paylaşan Murad ve Başar dışında Türkiye’den MİT tırlarıyla ilgili haberi nedeniyle gazeteci Can Dündar, insan hakları ve azınlıklar için girişimlerinden dolayı Kırım Tatarlarının lideri ve eski meclis başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu aday olarak gösterilmişti.

Ödülün 14 Aralık’ta takdim edilmesi planlanıyor.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/dpa/GA/BK

 

Barzani’den Türkiye’ye Musul için tek şart

Barzani, Türkiye’nin Musul operasyonuna katılabilmesi için “IŞİD’e karşı mücadelede Türkiye’yi de yanımızda görmek istiyoruz ama Bağdat’ın onayı gerek” ifadelerini kullandı.

Irak İslam Yüksek Konseyi Başkanı Seyyid Ammar El-Hekim, Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile bir araya gelirken, “Türkiye askeri anlaşma olmadan gelmiş. Irak’la anlaşmalı olmasını isterdik. Irak kendi ülkesini koruyabilir. Ne Türkiye’ye ne de başkasına ihtiyacı yoktur” dedi. Barzani ise; “Peşmerge Musul’ a girmeyecek. Kerkük’e girmesi oradaki başarısızlıktan dolayı oldu” diye konuştu.

Irak İslam Yüksek Konseyi Başkanı Seyyid Ammar El-Hekim, Barzani’yi ziyaret ettikten sonra Musul’a 120 kilometre mesafede bulunan Zertek Dağı’nda ortak basın toplantısı düzenledi. El Hekim, ‘Kürdistan bölgesinde’ operasyonların ilerlemesini izleme fırsatı elde ettiğini anlatırken, “Burası çok önemli bir yer. Zertek Dağı başarıya sahne olmuş bir nokta. Peşmerge ve Irak Ordusu kurulduğundan beri ilk defa birlikte siperdeler. Hastanede peşmerge ve Irak askerleri aynı yerde yatıyor” dedi.
El Hekim, Türk askerinin Başika’da bulunmasıyla ilişkin soruyu yanıtlarken, “Bu savaş Iraklılar’ın savaşıdır. Tüm Iraklılar için aynıdır. Operasyona katılan herkese, bize yardım eden herkese teşekkür ediyoruz, Ancak bu yardımların Irak ile anlaşmalı olması önemlidir. Irak’ta herhangi bir güç bulunması için Irak Hükümeti ile anlaşmalı olması lazım. Bizim düşüncemize göre Türkiye askeri anlaşma olmadan gelmiş. Irak’la anlaşmalı olmasını isterdik. Irak kendi ülkesini koruyabilir. Ne Türkiye’ye ne de başkasına ihtiyacı yoktur. Eskiden Türkiye güçleri vardı ve özel amaç için gelmişlerdi. Şu andaki güç ve terörle mücadeleyle ilgili yeni bir pencere açılması lazım. Çünkü Türkiye önemli bir ülkedir” dedi.
El Hekim, çok önem verdiği Barzani görüşmesinde Kürt liderin çok önemli bir pencere açtığını ifade ederken, “Bugün bu ziyaretin semeresini görüyoruz” diye konuştu.

Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ise; Türk medyasında ‘Kürdistan toprakları sınırlarının çizildiğine’ ilişkin yayınlanan haberler hatırlatılınca, “Bu hendekler askeridir. Musul operasyonunda peşmergenin görevi bellidir. Başika, askeri olarak bitmiş durumdadır. Çünkü etrafı tutulmuş ve peşmerge en az zararla içeri girmeye çalışıyor. Peşmerge Musul’a girmeyecek. Kerkük’ e girmesi oradaki başarısızlıktan dolayı oldu. Cephede çok peşmerge var. O yüzden bir kısmını Kerkük’e gönderdik. Ama olay kontrol altına alınmıştı. Musul’a ne zaman girileceğini bilmiyorum zor bir operasyon olacak” dedi.

Barzani Türkiye’nin Başika operasyonuna desteğiyle ile ilgili soruya ise; “Bilgim yok belki olmuştur. Biz ABD için savaşmıyoruz. Kendimiz için savaşıyoruz ama bize yardım ettikleri için teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Akdeniz’de facia: 90 ölü

Associated Press’in haberine göre, Libya Donanma Sözcüsü Eyub Gassim, yırtıldığı için su almaya başlayan bottaki 29 kişinin sahil güvenlik görevlileri tarafından kurtarıldığını açıkladı.

Gassim, çoğu Afrikalı, 126 göçmen taşıyan botun Libya’nın batısındaki Tajura bölgesinden yola çıktığını belirtti.

2016’DA REKOR SEVİYEYE ULAŞILDI

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) dün, 2016 yılının henüz tamamlanmamış olmasına karşın Akdeniz’de boğularak can veren sığınmacıların sayısında rekor sayıya ulaşıldığını açıklamıştı. Cenevre’de yapılan açıklamada, yılın başından bu yana Akdeniz sularında en az 3 bin 800 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Açıklanan verilere göre, 2016 yılı henüz tamamlanmadığı halde 2015 yılına göre daha fazla ölüm ve kayıp vakası yaşandı. 2015 yılında Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 771 olduğuna dikkat çekildi. 2015 yılında Akdeniz üzerinden 1 milyonu aşkın insanın Avrupa’ya ulaştığı, bu yılın başından bu yana ise sayının 330 bine indiği aktarıldı. Sayının geçen yıla oranla düşük olmasının ise Türkiye ile AB arasında Mart ayında varılan mülteci anlaşmasıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

EN TEHLİKELİSİ LİBYA-İTALYA ROTASI

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği açıklamasında, deniz yolculuğunun en tehlikeli etabının Libya ile İtalya arasında olduğu belirtildi. Örgüte göre bu rota üzerinde her 47 sığınmacıdan biri hayatını kaybediyor. Türkiye’den Yunanistan’a doğru olan daha kısa rota üzerinde ise her 88 sığınmacıdan birinin hayatını kaybettiği bilgisi verildi. Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü de salı günü Libya açıklarındaki bir sığınmacı teknesinde yakıt buharını solumak zorunda kalan 25 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Örgüt, Alman yardım örgütü Sea Watch ile birlikte Bourbon Argos kurtarma gemileriyle iki teknedeki 246 sığınmacıyı kurtarabildiklerini kaydetti.

Bakanlıktan kapasite artırımı talebine onay

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İzmir Karaburun’da bölge halkının itirazlarına rağmen kurulan istenen Mordoğan Rüzgar Enerjisi Santrali projesine ilişkin kapasite arttırımı talebine onay verdi.

İzmir Karaburun’da bölge halkının itirazlarına ve bu konudaki mahkeme kararına rağmen kurulan Mordoğan Rüzgar Enerjisi Santrali projesine ilişkin Ayen Enerji A.Ş. tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan kapasite arttırımı talebini kabul etti. Verilen kararla şirketin bölgede inşa ettiği tribün sayısı 20’ye çıkacak.

‘Şirketin hazırladığı ÇED raporu kabul edildi’

15 adet rüzgar türbini ile çalışmakta olan Mordoğan Rüzgar Enerji Santrali’nin kapasitesinin 2.1 MW’lık 5 türbin daha ilave edilerek 10.5 MW arttırılması talebine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan olumlu yanıt geldi. Şirketin buna ilişkin hazırladığı ÇED raporu da kabul edildi. Mordoğan RES kapasite artışı projesinde, türbinlerin tarım arazilerinde, zeytinlik alanlarda, konutların 150 metre, tescilli kültür varlıklarının 75 metre yakınında ve tarım alanlarının üzerinde konumlandırılması planlanıyor.

‘Halkın itirazları kabul edilmedi’
ÇED’in kabul edilmesi ile birlikte hem bölge halkının tepkileri hem de daha önce projeyle ilgili verilen mahkeme kararı yok sayılmış oldu. Projenin ilk ÇED sürecinde “Halkın Katılımı Toplantısı”na yerel halk katılmazken, kapasite artırımı için Haziran ayında verilen ‘ÇED Olumlu’ kararı da Karaburun Kent Konseyi tarafından yargıya taşınmıştı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, 30.06.2015 tarihinde “ÇED Olumlu” kararı vermesi üzerine açılan davada, mahkeme kararı iptal etmişti. Bunun üzerine şirket, raporda yaptığı küçük çaplı değişiklerle, ÇED sürecini bir kez daha başlattı ve itirazlara rağmen bakanlıktan bir kez daha onay aldı.

(cnö/öç)

Üzülmek yetmez ses çıkar

Artan çocuk istismarına karşın yeni yasal düzenleme ile ‘rıza’ yaşı 12’ye iniyor. Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman, devletin cezasızlık politikası izlediğini ve bu konuda ‘ses çıkarılması’ gerektiğini söylüyor

Artan çocuk istismarına karşın yeni yasal düzenleme ile ‘rıza’ yaşı 12’ye iniyor. Gündem Çocuk Derneği’nden Esin Koman, devletin cezasızlık politikası izlediğini ve bu konuda ‘ses çıkarılması’ gerektiğini söylüyor

Son dönemde medyada çocuklara yönelik cinsel istismar haberlerinde ciddi bir artış söz konusu. Geçtiğimiz gün bir TV kanalında Manisa’nın Alaşehir ilçesinde kaybolan Irmak bebeği öldürdüğünü itiraf eden Himmet A.’nın, bebeğin ön otopsisinde cinsel istismar bulgularına rastlandığı ortaya çıkmıştı. Başka bir istasmar haberi de Dersim’den geldi. Kent merkezinde bir ilkokul öğretmeni Serkan K’nin M.M., adlı öğrencisine 2 yıldır istismarda bulunduğu ortaya çıktı. Gözaltına alınan öğretmen Serkan K., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Yeni düzenleme ne diyor?

Artan çocuk istismarına karşın yasalardaki yetersizlik ve hükümetin bu konuda izlediği politika da tepkilere neden oluyor. Yeni TCK tasarısı çocuk istismarında 12 yaş ayrımı getiriyor. Meclis Adalet Komisyonu tarafından kabul edilerek görüşülmek üzere Genel Kurul’a gönderilen tasarıda, çocuklara yönelik cinsel istismarda cezalar artırılırken, 12 yaş öncesi ve sonrasında farklı cezalar uygulanması planlanıyor. Değişikliğin gerekçesi ise Anayasa Mahkemesi’nin 14 Temmuz’da iptal ettiği maddelerin değiştirilmesi.

Zira Anayasa Mahkemesi o dönem çok tartışılan bir karar vererek, Bafra’da bir Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvurusu üzerine, “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmü iptal etti. Böylece 15 yaş altı her çocuğa yönelik cinsel davranışın cinsel istismar sayılmayabileceği hükümlerin kapısını aralamış oldu.

‘Rıza’ yaşı 12’ye iniyor

BBC’ye konuşan Avukat Canan Arın, bu tasarının kadın kuruluşları ile danışılmadan hazırlandığını belirtiyor. Arın, bunun fiilen “Rıza yaşının 15’ten 12’ye indirmek olduğunu”, düzenlemeyle 12 yaşından büyük çocukların cinsel istismarında “rıza” kavramına daha çok başvurabileceğini söylüyor.

‘Ses çıkarmalı’

DİHA’ya konuşan Gündem Çocuk Derneği Çocuk Hakları Aktivisti Esin Koman ise toplumun çocuk istismarı noktasında duyarlı olduğunu ancak bunun yeterli düzeyde olmadığını ifade etti. Koman, şu sözleri ifade etti: “Herkesin bu haberleri duyduğunda içinde bir ürperti, bir türlü kötülük hissi uyanıyordur. Ama burada asıl beklenen duyarlı olmak meselesi; ses çıkartabilmek, hesap sorabilmek, kalıcı ve etkili politikalar üretmek ve talep etmek. Çocukları dinlemek ve anlamak en önemlisi de onlara güvenmek.”

Cezasızlık önemli bir etken

Koman, her konuda olduğu gibi bu konuda da devletin cezasızlık politikasının olduğunu belirtti. Cezasızlığın önemli bir etken olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını söyleyen Koman, “Devletin çocuğa ilişkin politikalar yapması, uygulaması ve uygulatması gerekir. Devlet hesap verebilir olmalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidi” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

 

 

 

Belediyeye dev pankart asıldı

Amed Büyükşehir Belediyesi’ne Gültan Kışanak ve Fırat Anlı serbest bırakılması için dev pankart asıldı

Amed Büyükşehir Belediyesi çalışanları eşbaşkanlarının gözaltına alınmasına tepkilerini sürdürüyor. Çalışanlar belediye binasına eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın fotoğrafının bulunduğu “Halkın iradesine saygın duyulsun eşbaşkanlarımız serbest bırakılsın” pankartı astı. Polisler ise pankartı zorla kaldırdı.

Kaynak: JINHA

Öğrencilere polis saldırdı: Onlarca gözaltı

İstanbul Üniversitesi’nde sivil polis ve özel güvenlik eşliğinde üniversiteye giren ülkücü grup öğrencilere saldırdı

İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Beyazıt Kampüsü’nde yemekhane ve tuvaletlerdeki problemlerle ilgili forum düzenledi. Bu sırada sivil polis ve özel güvenlik eşliğinde kampüse sokulan ülkücü grup muhalif öğrencilere saldırmaya kalkıştı. Saldırıyı püskürten üniversiteliler bu kez ülkücüleri koruyan polis ve özel güvenliğin saldırısı ile karşılaştı. Polis saldırısında 10’u aşkın üniversiteli gözaltına alındı.

Kaynak:DİHA

Hasan Cemal’in iki davasında da karar çıkmadı

Hasan Cemal, T24’te sitesinde 4 Ekim 2015’de yazdığı ‘Sen Cumhurbaşkanı ol, hem de…’ ve 4 Ocak 2016’da yazdığı ‘Her Allah’ın günü anayasa suçu işleyen bir Tayyip Erdoğan’la…’ yazıları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla yargılandığı davalarda hakim karşısına çıktı.

Hasan Cemal’in avukatı Fikret İlkiz ile birlikte katıldığı Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşması ve 33. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ikinci duruşması da heyet değişikliği nedeniyle ertelendi.

Hasan Cemal’in, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan, iki davada 14’er aydan 4 yıl 8’er aya kadar hapsi isteniyor. Bu arada Hasan Cemal’a destek için, Baskın Oran, Fikret Başkaya ve Ankara Özgürlük Girişimi üyelerinden bazıları Ankara Adliyesi’ne geldi.

Gazeteci Hamza Aktan’ın duruşması 10 Ocak’a ertelendi

Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuksuz yargılanan sanık Hamza Aktan ile avukatları Zeynep Ceren Bozkurt, Tora Pekin ve Erdem Canan katıldılar.

HDP Milletvekili Garo Paylan’ın da izleyici olarak katıldığı duruşmada Aktan’ın sorgusu yapıldı.
Yaptığı İngilizce paylaşımın çevirisinin hatalı yapıldığını belirten Aktan, paylaşımlarının bir kısmını haber sitelerinden alınan haberler olduğunu belirtti. Suça konu paylaşımların bir kısmını kendisinin yazdığını belirten Aktan, iddianamede kendisine ait olmayan bir kısım paylaşımlardan dolayı da suçlandığını söyledi.

Sanığın avukatları, suça konu bazı tweet ve paylaşımların müvekkilleri tarafından yapılmadığını, bazılarının da müvekkilleri tarafından yapıldığını söylediler. Avukatlar, müvekkilleri tarafından atılan tweetlerin şiddet içermediğini, bu nedenle düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belittiler.

Kendisine ait olan paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini isteyen Aktan, beraatine karar verilmesini istedi. Mahkeme, eksiklerin giderilmesi için duruşmayı 10 Ocak’a erteledi.

Demirtaş: Sesimizi yükselteceğiz özgürlük gelecekse biz getireceğiz

Amed Büyükşehir Belediyesi önünde binlerin katılımıyla düzenlenen protesto eyleminde konuşan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Hepimiz bulunduğumuz yerde sesimizi yükselteceğiz ve bu zulmü direnerek kıracağız. Bu ülkeye barış gelecekse biz getireceğiz. Özgürlük gelecekse biz getireceğiz. Bunu da direnerek yapacağız. Boyun eğerek değil teslim olarak değil”dedi

Gözaltına alınan Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın serbest bırakılması için binlerce yurttaş dün olduğu gibi bugün yine belediye önünde toplandı. Açıklama saatinden saatler önce kent halkının önüne akın ettiği belediye binasına yüzlerce polis ve çok sayıda zırhlı araçla çembere alındı. Her geçen dakika yurttaşların sayısı artarken Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Kamuran Yüksek ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Ertuğrul Kürkçü belediyeye geldi.

Halk: Kazanacağız…

Belediye binasına giren siyasetçiler içeride incelemeler yaptı. Ardından belediye yetkilileriyle görüşen siyasetçiler daha sonra dışarıda bir araya gelen halkın yanına geçti. Belediye karşısındaki caddede toplanan binlerce yurttaş, “Direne direne kazanacağız” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarını yükseltti. Polisin zaman zaman müdahale edileceği yönündeki anons yapmasına da yurttaşlar sloganlarla karşılık verdi.

‘Bu sivil darbedir’

İlk olarak konuşan Kamuran Yüksek, AKP hükümetinin ellerindeki bütün gücünü Kürt halkına karşı kullandığını belirterek, buna rağmen halkın bugün burada iradesine, belediyelerine sahip çıktığını söyledi. Yüksek, “Şimdi yaşadığımız bu durum AKP’nin yüzünün karasıdır, bir sivil darbedir. AKP darbeye karşı darbe yaparak bunu Kürt halkına karşı kullanmaktadır. Bu tablonun adı darbe değilse nedir? Bir sivil darbedir. Bir yıl içerisinde 27 belediye başkanımız gözaltına alındı, bir çoğu tutuklu. Cezaevlerinde direniyorlar. İçinde olduğumuz bu durum bir yılı aşkındır yaşanıyor” diye konuştu. Yüksek şöyle sözlerini sonlandırdı: “Bu kirli saldırıları boşa çıkarmak için mücadelemizi büyüteceğiz. Zulme darbeye karşı tek yol var. Direnmek ve mücadeleyi büyütmek. Eşbaşkanlarımız bırakılana kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Amed halkına ve Kürt halkına sesleniyorum. İradenize ve belediyelerinize sahip çıkın.”

‘Sarayın korkusundan burada olup biteni yayınlamayacaklar’

Halka hitap eden Demirtaş, “Bu hukuksuzluğun başladığı ilk dakikadan bu yana sahiplenmenizden dolayı partimiz adına hepinize teşekkür ediyorum. Öncelikle iki günden bu yana Kürdistan’ın hiç bir şehrinde internet yok. Muhalif televizyonlara el konulmuş, gasp edilmiş durumda. Basın emekçisi arkadaşlar çekim yapıyorlar ama merkezleri sarayın korkusundan burada olup bitenleri yayınlayamayacak” dedi.

‘İnsanlarımızın ellerine sarılacağız’

Her şeye rağmen  ev ev dolaşacaklarını belirten Demirtaş, “Gerekirse gece sabaha kadar dolaşacağız. İnsanlarımızın ellerine sarılacağız. Çünkü en etkinli iletişim yolu gözdür göz. Birbirimize bakacağız. Medya kanalları kapatıldıysa ağzımızı tutacak halleri yok. Ev ev çalışıp bu zorbalığı duyuracağız” diye konuştu.

‘Saray ile hareket eden savcılar’

Yaşananları sıradan bir durum olarak kabul etmeyeceklerini belirten Demirtaş, “Hiç kimsenin adalet karşısında suç işleme özgürlüğü yok. İster cumhurbaşkanı olsun ister sıradan yurttaş. Fark etmez. Hiçbirimizin suç işleme özgürlüğü yok ama adil yargılama olmalı ki karşımızda, bizler de gönül rahatlığıyla yargılanmayı kabul edelim. Bizim karşı olduğumuz yargılanma değil, ortadan yargı diye bir şey yok. AKP’nin hukuk komisyonu beni niye yargılıyor. Böyle bir savcıya ifade vermek zorunda mıyız? Sarayın perspektifi ile hareket eden savcılara karşıyız biz” ifadelerini kullandı.

‘Belediyeler iade edilene kadar direniş’

Demirtaş sözlerine şöyle devam etti: “Belediye eşbaşkanlarımız gerçekten hırsızlık yapmışsa önce biz cezalandırırız Yine şunu açık söyleyeyim. Belediye başkanlarımız, Kışanak ve Anlı başta olmak üzere her dönem imkanlarını barış için seferber ettiler. Kimse belediyelerimizi silaha, teröre, şiddete destek veriyor diye suçlayamaz.

Teröre destek veren arıyorsanız Ankara’ya bakın, İstanbul’a bakın. Topbaş’a bakın Gökçek’e bakın teröre destek için. Gülen cemaatine İstanbul’un Ankara’nın yarısını verenlere bakın. Müfettişler kaç gündür şuradan çıkmadılar. Bir kuruşun buradan çıktığını ispatlayın görelim. Bunların hepsi yalandır. Böyle bir şey yok. Belediyeleri terör üssü haline getirmişler de el koyuyorlarmış. Ya sizden daha büyük terör yok. IŞİD’i besleyen siz, Nusra’yı besleyen sizsiniz. Kamyon kamyon silahlar gönderen sizsiniz.

Asla boyun eğmeyeceğiz

Şimdi bir yandan da hiç adamda utanma sıkılma olmaz mı? Bunun yüzü köstebeğe dönmüş. Bir de diyor ki halk bunlara sahip çıkmıyor. Biz senin mitinglerindeki gibi bedava döner dağıtmıyoruz ki. Bedava gaz var, cop var, engelleme var, halk sokağa çıkmasın diye gece gündüz devlet zulmü var. Biz senin gibi valinin parasıyla, hazine bütçesiyle mitingler yapmıyoruz ki. Biz sizler gibi kimler mitinge gelmişte onlara iş dağıtalım rüşvet dağıtalım diye miting yapmıyoruz, bak bu koşullarda yapıyoruz. Birde bunların satın alınmış kalemleri satın alınmış gazetecileri var. AKP’nin havuz medyası utanmadan sıkılmadan ‘Halk belediyeleri terk etti’ diyor. Şimdiye kadar diyorduk ki erken seçim yapalım. Ama erken seçim yok kardeşim, kusura bakma. Şimdi belediye başkanlarımız göreve iade edilene kadar direniş var, mücadele var. Yok öyle yağma. Sizler kendinize güveniyorsanız erken seçim yapalım dedik. Kayyum atamayın, el koymayın halk karar versin dedik. Şimdi artık erken seçim değil, biz belediye başkanlarımızın iadesini istiyoruz. Çaldığınız gasp ettiğiniz halk iradesini geri vereceksiniz. Başka türlüsünü asla kabul etmiyoruz. Asla böyle bir anlayışa boyun eğmiyoruz.

Kendi kanunlarına önce sen uyacaksın

Belediye başkanları kanunları çiğnemiş diyorlar. Avukatın girmesi yasak, belediye personelinin girmesi yasak. Polis tek başına orada arama yapıyor. Yav sen nasıl bir savcısın. Senden daha fazla kanun dışı hareket eden yok. Asıl kanun dışına çıkan sensin. Belediyede böyle bir arama mı yapılır? Kanun dışı bir şekilde arama yapılmış. Ne var ne yok, ne koyuldu bilen yok. Şimdi bu savcıya nasıl güveneceğiz. 5 gün avukat görüşü yasağı var. 19 gündür zaten Diyarbakır il eşbaşkanlarımız başta olmak üzere bütün ilçe yönetimlerimiz gözaltında. Daha tek bir soru sormuş değiller ifade alınmıyor. Çünkü ne soracağını bilmiyor, neyle suçlayacaklarını bilmiyorlar. İlle de içerde tutacağız 30 gün hakkımız var diyorlar. Devlet olabilmek için hukukun üstünlüğünü savunan bir devlet olabilmek için senin kendi kanunlarını öncelikle senin uyman lazım. Sen uymazsan başkalarının buna uymasını istemen abesle iştigaldir.

Özgürlüğümüz için her türlü direnişi ortaya koyarız

Ne kanun tanır, ne hukuk tanır, ne anayasa tanır ne de siyasi ahlak tanır. Böyle bir adama biz mecbur muyuz boyun eğmeye. Seven sevsin kardeşim, biz sevmiyoruz. Sevmek ve saymak zorunda da değiliz. Onun önünde biat etmeyen boyun eğmeyene de bedel ödetmek istiyorsa kendisi bilir. Biz bedel de öderiz. Özgürlüğümüz için her türlü direnişi ortaya koyarız. Haksız olan sensin. Kanun dışı davranan sensin. Belediyeler ile ilgili yasal bir işlem yürütmende bir sorun yok. Dava da açabilirsin. Yüzlerce açtın. Peki bu nedir neye el koymuş durumdasın. Yüzde 65’le Diyarbakır halkının seçtiği iradesine bariyer çekerek mi bunu engelleyeceksin. Belediyeye soruşturma aç. Müfettişler orada. Savcı da açsın. Gözaltı ne demek, tutuklama ne demek, kayyum ne demek. Bak bu adaletsizliğe rağmen, şu adliyelerde en az bulunan şey adalet olmasına rağmen biz yargılanmaktan mahkemelerden korkmuyoruz. Biz siyasi bir emirle hareket eden anlayıştan çekiniyoruz. Buna karşı boyun eğmek istemiyoruz.

Sizler şiddeti körüklediniz

Yargılanacaksak buyurun birlikte gidip yargılanalım. Sana da sorsunlar bize de sorsunlar. Para sayma makinelerini, ayakkabı kutularını, IŞİD’e gönderdiğin silahları, emir vererek katlettiğin gençleri sana da sorsunlar bana da sorsunlar. Cevaplayamayacağımız hiç bir şey yok. Halkımızın karşısında anlımız açıktır. Kimsenin parasını çalmadık. Asla bir insanın ölmesini istemedik. Bunun için çalışmadık. Bizim vicdanımız rahat. Gece gündüz barış olsun, müzakere olsun diye uğraştık. Yüzdük yüzdük kuyruğuna getirdik. Bu ülkenin evlatları ölmesin diye, gerillası, askeri, sivili, bebeği ölmesin diye insandır dedik hepsi. Hiç kimsenin canı diğerinden üstün değil. Konuşarak siyasetle sorunlarımızı çözelim dedik. Belediye eşbaşkanlarımız da imkanlarını bunun için kullandı. Sizler şiddeti körüklediniz. Siyasetin önünü tıkadınız. Halkın siyasete demokratik siyasete olan inancını zayıflattınız. Şimdi avukatlarımızla hukuken sonuç almak istiyoruz yollar kapalı. Avukat itiraz edemiyor. 5 gün boyunca görüşme yasağı var. Miting yapalım, protesto yapalım diyoruz tabloyu görüyorsunuz. Siyasetin yolunu açmazsanız siz şiddeti kendi elinizle teşvik etmiş olursunuz. Bizim kendimizi bu kadar paralamamızın nedeni siyaset yolları açıktır diye bunu gösterebilmek içindir. Bunu kapatan sizsiniz.

Türkiye şu an bir IŞİD devleti olarak görünüyor

Bizler sonuna kadar ısrarcı olmaya devam edeceğiz. Çünkü demokratik siyaset bizim için bir taktik değildir. Stratejik bir meseledir. Gelecekte de işimiz gücümüz bu olacak. Çocuklarımız torunlarımız siyasetle sorunlarını çözecekler. Şiddet olağan dışıdır. Normal şey siyaseti büyütmektir. Bunu engelleyen biz değiliz. Aklı başında olan devlet siyasetin yolunu sonuna kadar açar. Şiddeti silahları devreden çıkarmak için belediye eş başkanlarını tutuklamak yerine asıl müzakerenin önünü açar. Bugün yaşananlar akıl tutulmasıdır. Belki halka bedel ödetiyorlar, belki bizlere bedel ödetiyorlar ama inan ki bu akılsızlık sonunda kaybedecektir. Kendi mantıksızlıkları ve akılsızlıkları ile Türkiye’yi getirdikleri yere bir bakın. Türkiye şu an dünyadan bakınca bir IŞİD devleti olarak görünüyor. Başındaki de IŞİD halifesinden farksız görünüyor. Bunu yaratan biz değiliz. Bu imajı yaratan kendisidir.

Burada halk var

Sizlerden isteğimiz şudur. Her yerde OHAL yasalarını gerekçe gösterebilirler, şunu bunu gerekçe gösterebilirler. OHAL’i devlete karşı ilan etmemiş miydiniz kardeşim. Darbecilere karşı ilan etmemiş miydiniz? Burada darbeci yok, halk var burada halk! OHAL yasaları halka karşı uygulanamaz. Belediye başkanlarına, milletvekillerine karşı uygulanamaz. Yasadışı davranıyorsunuz. OHAL kanununda bu yoktur. Darbeyle mücadele için darbecilerle mücadele etmelisiniz. Onun için herkese uygulayamazsınız. O nedenle herkes her yerde altını çizerek söylüyorum. Barışçıl demokratik hakkını protesto hakkını 81 ilde kullanmalı, her yerde partililerimiz sokakta olmalıdır. Bunda tereddüt bile gösterilmemelidir. Hukuksuzluk var ortada gayri meşhur bir durum var ortada. Asla boyun eğemeyiz. Normalmiş gibi davranamayız.

81 ilde sokağa çıkın geri adım yok

Arkadaşlarımız yetkililerle görüşsünler. Biz ne buradaki esnaf kardeşlerimizi rahatsız etmek isteriz ne de trafiği kapatmak isteriz. Protesto hakkımızı kullanmak isteriz. Burada Şemsa Allak Park’ı var. Valilik açsın orayı günün belli saatleri orada gösteri yapılsın, protesto yapılsın. Ve buradaki esnaf halkımızdan da ricamızdır. Kimseye zarar gelmesini istemeyiz. Ama bize karşı ya boyun eğeceksiniz ya boyun eğdirteceğiz denilirse kusura bakmayın kellemiz gidebilir, ama dimdik ayakta durmaya devam ederiz. Asla zulme hukuksuzluğa boyun eğmeyiz. Barışçıl demokratik çerçevede halkımız görevini yapacaklar. Burada parkta kitlemiz gelsin belediyesine sahip çıksın. Bunlar suç işliyor diye elinde copu var diye saraydan parmak sallıyor diye boyun mu eğeceğiz? 81 ilde kim hangi güçle sokağa çıkabiliyorsa bütün arkadaşlarımız çıkacaklar. Geri adım atmak yok.

Haksızlığa karşı durmak boynumuzun borucudur

Amed halkı da sadece burada değil bulunduğu her yerde gösteri hakkını kullanabilir. Şiddete provokasyona mahal vermeden. Bunu taktik olsun diye söylemiyorum net bir talimat olarak söylüyorum. Bizler irademize sokakta sahip çıkarız. Bunun için şiddete ihtiyaç yok. Ama bize karşı şiddet kullananlarda aklını başına alsınlar. Halk kurbanlık koyun değildir. Gösteri yaptı diye milletvekillerini, kadınları, gençleri yerde sürüklemenin hiçbir kanunda, hukukta yeri yoktur. Burada artık gerçekten demokratik siyasetli bir sonuca gitmek isteniyorsa. Biz bin musibet bin nasihatten iyidir diyelim. Devlet de biz de buradan sonuç çıkaralım. Ve bu sonuçlar üzerinden halkımızın ihtiyaç duyduğu özgürlüğe, barışa demokrasiye birlikte gidelim. Bizim her duruşumuz budur. Bu duruşumuzu koruyarak mücadele edeceğiz. Kimseye haksızlık hukuksuzluk etmek için değil, haksızlığa karşı durmak boynumuzun borcudur.

Direnerek yapacağız

Nasıl ki 15 Temmuz akşamı halk darbeye karşı seçilmiş iradeye el koymak isteyenlere karşı sokağa çıktıysa o ne kadar meşru ise bu d o kadar meşrudur. Kimse bunun meşruiyetini tartışamaz. Dediğim gibi medya kapalı olabilir, herkes kendini görevli ve partili kabul edecek. Ev ev dolaşacak bu kampanyayı yürütecek. OHAL’e karşı kampanya yürütüyoruz. Tutuklamalara karşı kampanya yürütüyoruz. Belediye başkanlarına karşı yapılan haksızlığa karşı kampanya yürütüyoruz. İrademize karşı saldıranlara karşı kampanya yürütüyoruz. Hepimiz bulunduğumuz yerde sesimizi yükselteceğiz ve bu zulmü direnerek kıracağız. Bu ülkeye barış gelecekse biz getireceğiz. Özgürlük gelecekse biz getireceğiz. Bunu da direnerek yapacağız. Boyun eğerek değil teslim olarak değil.”

Konuşmaların ardından kitle sık sık, “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganı attı. Ardından Demirtaş ve Yüksek ile beraberindeki heyet gözaltında tutulan Fırat Anlı ve Gültan Kışanak’ın evlerine ziyarette bulunmak için yola çıktı.

Halkın belediye önündeki bekleyişi ise sürüyor.