Ana Sayfa Blog Sayfa 6388

İslam’ı ret hakkı

ALİ KENANOĞLU

Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik “Ali’siz Alevi” ve “Ateist Alevi” tanımlamalarıyla neyi kastettiğini daha önceki yazılarımda yazmıştım. Bu yazdıklarımda kastettiğim üzere Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler açıklama yaparak, “Sayın Başbakanımızın yaptığı açıklamalar da var. Cemevinin ibadethane olarak kabul edemeyiz. Çünkü biz Aleviliği İslam dairesi içerisinde kabul ediyoruz. Alevilerin büyük çoğunluğu zaten bu şekilde kabul ediyor. Kendilerini Müslüman olarak addettikleri için İslamın mabedi de mescittir, camidir. Dolayısıyla burada taviz vermemiz söz konusu olamaz” dedi.
Tanım çok net “Alevilik İslamdır, İslamın tek ibadethanesi camidir, öyleyse Alevilerin ibadethanesi de camidir”. Bu tanımı kabul etmeyen Ali’siz Alevidir, Ateist Alevidir.

Devlet aklı ve Hükümet bir taraftan İslam tanımı yaparken diğer taraftan da Alevilik tanımı yapmaktadır. Sınırları belirleyip herkesi o sınıra çekmeye çalışmakta, kendi belirledikleri pota içerisinde tek tipleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunun adı asimilasyonudur ve asimilasyon bir insanlık suçudur.

Başbakan Alevilik konusunda Avrupa’ya ve de Almanya’ya neden bu kadar çok köpürüyor? Çünkü Almanya Anayasası, İslam, Hristiyanlık, Alevilik vb. hiçbir dinin inancın tanımını yapmıyor, hiçbir kimseyi tek tipleştirme peşinde koşmuyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler İslam’ı da Aleviliği de kendilerince tanımlıyor ve o şekilde yaşıyorlar. Almanya Hükümeti hiçbir inançsal topluluğa bir inanç dayatması yapmadığı gibi Alevilere de yapmıyor. Avrupa’da yaşayan Aleviler inançsal olarak orada yaşayan Sünni cemaatlerle aynı eşit haklara sahipler. Yani eşit yurttaşlar, bu da Başbakanımızın fena halde zoruna gidiyor. Ne münasebet ki Alevilerle Sünniler eşit yurttaş olabilsinler!

Aleviliğin inançsal, teolojik boyutu nasıl olursa olsun yani, Alevilik teolojik ve inançsal köken olarak ne kadar İslam çerçevesinde olsa da (kaldı ki bu konu da tartışmalıdır) bu tanım ve dayatmalar karşısında Alevilerin İslamı ret hakları oluşacak, hatta zorunluluk haline gelecektir. Devlet-Hükümet bize; “Alevilik İslamdır, İslamın tek ibadethanesi camidir, öyleyse Alevilerin ibadethanesi de camidir” dediği sürece, dahası bunu bir tanım olarak Alevilere dayattığı sürece, bunu kabul etmeyenleri de Ali’siz Alevi, Ateist Alevi diyerek ötelediği sürece, bu ötekileşmenin bir sonucu olarak bu tanımı ve dayatmayı reddeden Alevileri dış mihrakların işbirlikçileri olarak ilan ettiği sürece, Alevilerin inançsal ve teolojik olarak olmasa bile siyaseten İslamı ret hakları zorunlu hale gelecektir. Aleviler kendi İslam inançlarını “müstakil Alevi inançları” içerisinde daha özgürce yaşatabileceklerdir.

Esas olan inancın ibdain içeriğidir, bu inancın adının İslam olması, Alevi olması, Kızılbaş olması, Bektaşi olması ya da hepsi birden olması veya olmaması çok önemli değildir. Önemli olan Kızılbaş-Alevi-Bektaşi diye bilinen toplulukların inanç ve ibadet öğretileri, esasları, ritüelleri, bizim deyimizle Erkan nameleridir. Ad değil içeriktir. Zira bu topraklarda çok farklı isimle anıldık ve bu isimle anılırken de İslam olarak kabul edilmedik. Ne oldu, biz kendi İslam anlayışımızı inancımızı terk mi ettik, Kırklar meclisini inkar mı ettik, Hak Muhammed Ali üçlemesini, 12 imam inancını, Hızır Muharrem orucunu deyişlerimizi duvazimamlarımızı unuttuk mu? Hayır, biz İslam kabul edilmediğimiz zaman da inancımızın esaslarını yüzyıllarca yaşadık, yaşattık. Osmanlı’nın bu torunları günümüzün Muaviye zihniyetleri, atalarının bizi İslam olarak kabul etmeyişine rağmen şimdi kendileri neden ısrarla bizim “İslam” olduğumuzu vurgulayıp, sizin bu İslamınızı kabul etmiyoruz diyenleri dışlamaktadır? Bu bizim hayrımıza mıdır?

Aleviler duygusallığı bir kenar bırakıp düşünmelidir, bu Osmanlı torunları bu Muaviye evlatlarının dayattığı “İslam” tanımı çerçevesinde mi kalacağız, yoksa bunların İslam anlayışına rest çekip “Alevi” inancımız içerisinde inandığımız İslamı daha özgürce yaşayacak ve yaşatacağız?

Aleviler ne zaman yeter artık diyecekler

ABBAS TAN

Toplumsal olaylarda herkesin aklına gelen öncü güç Alevilerdir. Alevilerin başına bir iş gelince hiçbirisi yoktur.

Son günlerde yaşanan olaylarda özellikle Siyasi Partiler ortalarda yoklar. Birkaç açıklama, fırsat bulurlarsa televizyonlarda birkaç güzel sözcük al sana Aleviler bu kadarla yetinin.

Bireysel sorunlarda birebir yaşanan ilişkiler Alevileri çok da ilgilendirmiyor fakat son günlerde yaşanan birkaç olay ve söylenen sözlere karşı tavırlar gerçekten insanın içini acıtmaya başladı.

Gezi olaylarında yaşananlardan sonra şimşekler Alevilerin üzerine yönelmeye başladı.

Hak arama mücadelesinde öncü olan Aleviler, Gezide de aynı duyarlılığı gösterdiler ve her zaman olduğu gibi bu konuda da bedel ödediler ama gelin görün ki siyasiler Alevilerden  tamamen uzak durdular. Elbette bireysel girişimde bulunan kimi siyasiler vardı onları ayrı tutmak gerek.

Soma’da yaşanan olaylardan sonra Alevilere sahiplenenler.

Soma’da hayatını yitiren 308 emekçi için herkes üzüldü,onların yasını tutuyoruz. Olaydan sonra herkes Soma’da idi. Ellerinden geleni yapma gayreti içerisinde oldular.

Devletin yetkilileri de Soma’da idi. Sözde kaybettiğimiz canların,emekçilerin yanında bulundular ama bir şeyi görmezden geldiler.

Madende hayatını kaybedenlerden 12 Alevinin yaşadığı köyü. Bu köydeki feryatları, yalnızlıklarını sonraları basın duyurdu.

Cumhurbaşkanı,Başbakan,Anamuhalefet Partisi Başkanı, Bakanlar,Milletvekilleri,Vali, Kaymakam, Belediye Başkanları,bürokratlar.. daha sayılacak birçok kimsenin yolu bu köye uğramadı.

Bununla ilgili kimsenin konuşma, hatta yorum yapma hakkı dahi yoktur.

Okmeydanı Cemevinde yaşanan olaydan sonraki tavır.

Okmeydanı Cemevinde yaşamını yitiren Uğur Kurt’un cenaze törenine katılım.

İlk defa bir ibadethanede  bir insanın yaşamını yitirmesinden sonra Alevi Kanaat önderlerinin açıklamalarında yanlarında olan siyasiler.

Bu başlıkları sıraladıktan sonra verilecek cevap merak edilir.

Cemevi avlusunda Cenaze erkanı (taziye) için bulunan bir vatandaşın (Uğur Kurt) Polis tarafından kurşunlanarak yaşamını yitirmesinden sonra beklenirdi ki bütün siyasiler ayağa kalkmalı. Bu konuda her türlü girişimlerde bulunulmalı.

Ne yaptılar? 3-5 milletvekili gelip orada bulundular (onlar zaten sürekli bir aradalar),peki diğerleri neredeydi? Bu konuda nasıl bir girişimde bulundular.

Artık Aleviler bu siyasetçilere güvenmemeli.

Gülen yüzlerin arkasını görmeliler.

Samimiyetsiz ama samimi görülen yüzlerin bir aldatma olduğunu kabul etmeliler.

Başbakanın Avrupa ve Türkiye’de Alevilerle ilgili söyledikleri karşısında siyasilerin tutumu,özellikle TBMM Grup Toplantısında söyledikleri.

Başbakanın söyledikleri ve Okmeydanı Cemevi olayından sonra Alevi Kurumları 27.5.2014 Salı günü TBMM önünde basın açıklaması yapacağını günler önce duyurdu. Bundan haberi olmayan Milletvekili kalmadı.

Basın açıklamasının yapıldığı vakit AKP ve MHP Milletvekillerinin Alevi Kurum Başkanlarının yanında olması zaten beklenemezdi ama ya diğerleri?

Sürekli yanımızda olan birkaç Milletvekili dışında  diğerleri yine yoktu.

Bunlar niye yoktu biliyormusunuz. Bunlarda Alevilerin yanında durabilecek yürek yoktur da ondan. Kendileri Alevi olsalar da fark etmez.

Bu anlamlı günde Alevilerle bir arada olmayan,olamayan insanlara söylenecek söz kalmamıştır.

Okullarda yapılan anketlerde sadece Alevi öğrenciler değil aileleri ve akrabaları da fişleniyor.

Okullarda dağıtılan anket formu (hem de İmam Hatip Okulu öğrencileri tarafından dağıtıldığı söylenmektedir) her şeyi ortaya koymaktadır.

Değil öğrencinin fişlenmesi, yedi sülalesi fişlenmeye çalışılıyor. Gerçi fişlemeye gerek yok herkes kimin kim olduğunu bizden daha iyi biliyor ama bu bir yıldırma politikası.

Yine siyasilerden ses yok.

Başbakan her şeyi bitirdi şimdi de Pir Sultan Abdal’dan örnekler veriyor.

“Hızır Paşalar asırlar öncesinde kalmıştır.Açılın kapılar Şaha gidelim diye medet arama dönemi asırlar öncesinde kalmıştır” derken bu konuda ne kadar bilgi yoksunu olduğunu da ortaya koymaktadır.

Aleviler cahillerden,siyasilerden,ırkçılardan,düşkünlerden medet dilemezler. Bunu öğrenmeden konuşmamak gerekir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toplayıp Soma’ya getiriyorlar. Neden? Bu defa da Soma’yı karıştıracaklar..” diyor.

Önce sen oraya gönderdiğin yüzlerce Mollaların hesabını ver de öyle konuş, Alevileri kimse toplayıp bir yere götüremez. Aleviler nerede bir haksızlık, yolsuzluk var oraya giderler. Nerede bir acı,ızdırap ver melhem olmaya giderler.

Nerede bir Faşist, gaddar,yobaz,yolsuz.. var onun karşısında olurlar.

“Bu aziz millet hiçbir zaman Alevi, Sünni çatışmasına prim vermedi”  derken ne demek istiyor acaba?

Tarihte Alevilerle Sünniler karşı karşıya gelmemişler, Alevilerle Devlet karşı karşıya gelmişler ve masum Sünnilerle,yobazları Alevilere karşı kullanmışlardır.

Aleviler ne zaman Yeter Artık diyecekler. Bunun zamanı geldi de geçiyor bile.

27.05.2014

Alevi gerçeği ve devrimci güçlere düşen görevler – Mustafa Karasu

Okmeydanı’nda iki genç daha katledildi. İlk katledilenin cenazesi Cemevinin avlusunda bulunuyor. Daha önce Gezi olayları sırasında ölen gençlerin tümüne yakını da Alevi’ydi. Kuşkusuz bu durumun sosyolojik ve siyasi nedenleri bulunmaktadır. Üzerinde ciddi olarak durulması gerekmektedir.

AKP Hükümeti Çiller zamanında Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği uygulamaları şimdi Türkiye’ye yaymış bulunmaktadır. Tek farkı, Çiller Kürdistan’da şiddeti çok yoğun biçimde kullanmıştı. AKP Hükümeti ise gösterilerde onlarcasını bir anda değil de, bir bir, iki iki öldürüyor. Savaşın ağırlıklı bölümünü de psikolojik ve siyasi alanda yürütüyor. Ayrıca mezhepçilik ve sol düşmanlığı yaparak bu toplulukları hedef gösteriyor. Toplumda kutuplaşma yaratıp kendi tabanını bağnazlaştırıp kemikleştirerek iktidarını ayakta tutuyor. Diğer yandan sorun çözen değil de, sorunların varlığı üzerinden kendi iktidarını yaşatmaya çalışıyor. AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın siyaset yapma tarzı gerilim üzerinden iktidarını sürdürmek biçiminde somutlaşmıştır. Bu nedenle tüm konuşmaları saldırgan bir üslupla yapılmaktadır. Bu da sorunları çözen değil de sorunların varlığı üzerinden kendini yaşatmak anlamına gelmektedir. Kürt sorunu ve Alevilerin sorunları gibi önemli konular ancak geniş çevrelerin desteğiyle çözülebilecekken, kendi dışındaki tüm çevrelere savaş açması başka anlama gelmemektedir.

Son otuz yılın şiddetli bir savaşla geçmesi ve bu savaşın sonucu Kürtlerin on binlerle ifade edilen sayıda yaşamını yitirmesi, Kürt sorununun varlığının ciddi olduğunun açık kanıtıdır. Yaşamını yitirenlerin binlercesinin de Kürt Alevi olduğu dikkate alınırsa, Alevilerin de ciddi sorunlarının var olduğu kesindir. Gezi olaylarından bugüne Türkiye’deki protestolarda katledilenlerin çoğunluğunun Aleviler olması da bunu ortaya koymaktadır.
Aleviler 1400 yıldır Ortadoğu’da hakim olan iktidarlaşmış Sünni İslam tarafından baskıya uğramaktadır. Bu nedenle sürekli kendini gizleyerek, Sünni toplumundan uzak durarak yaşamını sürdürmüşlerdir. Ancak her dönemde baskı görmekten kurtulamamışlardır. Kapitalist modernitenin kültürel soykırım çağında katliam ve soykırımları da yoğun olarak yaşamaktadır. Eskiden sadece fiziki zor ile karşılaşırlarken, şimdi buna çok etkili psikolojik savaş altında bunaltma ve kendi gerçeğinden vazgeçirmeyle kültürel soykırıma uğratma da yoğun olarak devreye girmiştir.

Aleviler genel olarak kırsal bir toplum iken, şehirlerden uzak durarak kendi varlıklarını ve kültürlerini sürdürürlerken, kapitalist modernite çağında kendini var eden kırsal alandan tümden kopup şehirlerin kalabalığı içinde yaşamaya yönelmişlerdir. Öyle ki, bunu kurtuluş gören bir ruh hali bile ortaya çıkmıştır.

Aleviler, Alevi gençleri on yıllardır sosyalist sol, sol demokratlar ve sosyal demokrat gördükleri siyasi hareketlere yönelmişlerdir. Yine Türkiye’deki mevcut otoriter rejime karşı mücadele eden devrimci hareketler içinde hem etkin yer almışlar, hem de desteklemişlerdir. Bu nedenle 1970’li yılların başında yükselen devrimci örgütlenmeler içinde etkin yer almışlardır. Hüseyin İnan, Hüseyin Cevahir ve İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci örgütlenmeler içinde öncü kadrolar olarak öne çıkmaları bu gerçeğin sonucudur. Sonraları sol gruplar yanında, özellikle PKK’nin öncülük ettiği Kürt Özgürlük Hareketi’ne yoğun biçimde katılmaları ve binlerce Kürt Alevinin bu mücadelenin içinde yaşamını yitirmesi ve hala mücadele içinde etkin yer almaları, belki de en az Kürt kimliği üzerindeki baskılar kadar inanç kimlikleri üzerindeki baskılar nedeniyledir.

PKK’nin öncülük ettiği özgürlük mücadelesi Kürdistan’da Kürt Alevileri bilinçlendirdiği gibi, tüm Alevi toplumu içinde de örgütlenme ve kendi kimliğine açık biçimde sahiplenme durumunu ortaya çıkarmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin dolaylı ve dolaysız bu örgütlenmede kendi kimliğine sahiplenmede rol oynadığını aklı başında olan herkes takdir etmektedir.

Alevi örgütlenmelerinin Avrupa’da güçlü biçimde ortaya çıkmasının başka etkenleri olsa da, PKK’nin Avrupa’daki Kürt Alevilerin çoğunluğunu örgütlü hale getirmesi, özgürlük ve demokrasi bilincini geliştirmesi önemli rol oynamıştır. Avrupa’daki PKK örgütlenmesi ve kitlesinin, zorunlu göçlerin ortaya çıkmasına kadar ağırlıklı bölümünün Kürt Alevilere dayanması Türk devletini çok zorlamıştır. Bu nedenle Türk devletinin Alevilerin örgütlenmesine 1990’lı yılların başından itibaren kolaylık gösterdiği bile söylenebilir. Aleviler de Türk devleti tarafından gösterilen yumuşamaları haklı olarak ele alıp değerlendirmişlerdir. Bunu da Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin ortaya çıkardığı olumlu gelişmelerden görmek gerekmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin farklı kültür ve kimliklerin kendi kültürlerini sahiplenmede teşvik edici bir rol oynadığı da tartışmasız bir gerçektir. Avrupa’daki ilk Alevi örgütlenmelerinden en önemlisinin Kürdistan Aleviler Birliği’nin olduğu bilinmektedir. Bu birliğin çıkardığı Zülfikar dergisi 1990’ların başında on beş bin civarında bir dağıtıma ulaşmıştır.

Mevcut durumda Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri önemli bir boyuta ulaşmıştır. Yine birçok televizyon, radyo ve dergi yayın yapmaktadır. Bunlar da Alevilerin kendi hakları açısından bilinçlenme ve duyarlılık yaratmaktadır. Bu nedenle özgürlük ve demokrasi için mücadele etmekte, kendi kimlik, inanç ve kültürel varlıklarını özgür ortamda yaşatmayı hedeflemektedirler. Bu talepleri yakıcı ve acil hale gelmiştir. Nitekim AKP Hükümeti bile “Alevi açılımı” adı altında birçok toplantı düzenlemiştir. Sonunda bu açılımın varlıklarını ve özgürlüklerini tanımayı değil de, yeni koşullarda kültürel soykırımı hedeflediği anlaşılınca Aleviler tarafından reddedilmiştir.

Aleviler atık haklarının tanınmasını acil istemektedirler. Bu konuda toplumsal bilinç yüksektir. Tüm muhalif hareketler içinde toplumsal olarak yer almaktadırlar. Eskiden sadece bilinçli olanları bu tür gösterilerde aktif olarak yer alırken, şimdi toplum olarak muhalif gösteriler içinde yer almaktadırlar. Bu nedenle özellikle İstanbul’daki gösterilerde polis kurşununa hedef olmaktadırlar. Bilindiği gibi İstanbul hem Kürtlerin hem de Alevilerin en fazla yaşadığı bir şehirdir. İstanbul’da yaşayan Alevilerin çoğunluğu da Kürt’tür. Eskiden Sivas, Malatya ve Maraş gibi yerlerde Alevi Kürtler çok yoğunluklu yaşarken, şimdi yüzde 80’i Türkiye metropolleri ve Avrupa’ya göç etmişlerdir. Bu nedenle İstanbul’daki gösterileree Aleviler etkili katılmaktadırlar.

Bu gerçeklik şunu göstermektedir; demokratik ve özgürlükçü güçler Alevilerin bu gerçeğini dikkate almak durumundadırlar. Hem örgütlenmelerinde hem de programlarında Alevileri gözetmeleri gerekmektedir. Bunun yanında Aleviler de tercihlerini gerçek demokrasi ve özgürlükçü güçlerden yana yapmak zorundadırlar. Çünkü varlıklarını ve özgürlüklerini ancak radikal demokrasi mücadelesi içinde olarak koruyup geliştirebilirler.
Devrimci demokratik güçler Alevilerin taleplerini dillendirme ve gündemleştirmede yetersizlikler yaşarken, Alevi örgütlenmeleri ve kimi Alevi çevreleri ise varlıklarını ve özgürlüklerini koruma kaygısı yerine günlük çıkarlar ya da bazı bireysel ve grupsal siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarlar nedeniyle gerçek demokrasi güçleri içinde yer alma yerine CHP gibi demokrasi özürlü, hatta demokratik karakteri kuşkulu, şovenist ve farklı kültürlere düşmanlıkla zehirlenmiş bir partinin kuyruğuna takılarak enerjilerini tüketmektedirler. Bu iki yetersiz ve yanlış eğilim giderildiğinde Aleviler demokrasi ve özgürlük mücadelesinde daha etkin olacaklar ve özgür ve demokratik yaşamlarına kısa sürede ulaşacaklardır. Bu açıdan HDP’ye bu her iki yetersiz ve yanlış eğilimi aştırmada önemli görevler düşmektedir.

/Yeni Özgür Politika

Çerkeslerden açıklama: HDP’den özür diliyoruz.

Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 150. Yıldönümü eylemine destek amacıyla gelen HDP’lilerin protesto edilmesine tepki gösteren Çerkesler “halkların kardeş olduğuna ve ezen güçler karşısında dayanışma içinde olması gerektiğine olan inancımızı deklare ederek, HDP’li misafirlerimize bu acılı günümüzde yanımızda oldukları için teşekkür ediyor, kontrolümüz dışında gelişen tüm olumsuzluklar için kendilerinden kamuoyu önünde açıkça özür diliyoruz” dediler.

Çerkes Hakları İnisiyatifi, Çerkes-Fed tarafından düzenlenen 21 Mayıs programına katılan HDP heyetine gösterilen tepkiyle ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Soykırım ve Sürgünün 150. Yılı olan 21 Mayıs 2014 tarihinde Rusya Federasyonu Konsolosluğu önünde yapılacak protesto ve basın açıklaması için Galatasaray lisesi önünde toplanılmıştır.

Bir grup HDP üyesi de Çerkeslerin acısını paylaşmak ve desteklerini deklare etmek üzere 5-6 adet HDP flamasıyla İstanbul İl Başkanı Şamil Altan önderliğinde toplanma mahalline gelmişlerdir.

Bir müddet sonra bazı katılımcıların HDP’li grubun flamalarıyla katılmalarından rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Çerkes-Fed Başkanı Nusret Baş partili grupla konuşmuş, parti flamalarını kaldırmalarını, Çerkesya bayraklarını taşımalarını rica etmiştir.

Parti yetkilileri de kendilerinin bu şekilde katılacaklarının bilinerek davet edildiklerini, niyetlerinin sadece “Çerkeslerin tarihi acısını paylaşmak” olduğunu, bunu da siyasi kimlikleri bilinerek yapmaktan yana olduklarını söyleyerek duruşlarını muhafaza etmişler; fakat rahatsızlık gösterenleri dikkate alarak yürüyüş koluna iştirak etmeyeceklerini söylemişlerdir.

Bu sırada gruba bir takım kişilerce provokatif sataşmalarda bulunulmuş, hakaretler edilmiştir.

Yürüyüş kolu harekete geçerken de küçük bir grup HDP aleyhinde sloganlar atmış; HDP’li grup da karşılık olarak kardeşlik ve dayanışma ifade eden sloganlar atmıştır.

Çerkes Kültüründe fikir ayrılığı bir tarafa, kanlı düşmanın dahi olsa yanına gelen misafire saygı göstermek, onun onur ve haysiyetini her şartta korumak esas olduğu halde, tarihi acımıza ortak olmak için gelen bu iyi niyetli insanlara provokatör olduğunu düşündüğümüz bazı kişilerin tahriki ve onlara alet olan bir kısım soydaşlarımızın gösterdiği tepki ve yaptıkları hakaretler bizleri utandırmış, yüreklerimizi yaralamıştır.

Biz Çerkes Hakları İnisiyatifi olarak Türkiye’de 80 yıl egemen olan ırkçı zihniyetin ürünü tüm ayrıştırma politikalarını reddediyor,

Hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir halkın veya kültürün ötelenmesini kabul etmiyor, bütün halkların ve kültürlerin eşit olduklarını kabul ediyoruz.

Bu bağlamda, halkların kardeş olduğuna ve ezen güçler karşısında dayanışma içinde olması gerektiğine olan inancımızı deklare ederek, HDP’li misafirlerimize bu acılı günümüzde yanımızda oldukları için teşekkür ediyor, kontrolümüz dışında gelişen tüm olumsuzluklar için kendilerinden kamuoyu önünde açıkça özür diliyoruz.”

“ÇERKES KİMLİĞİNE YABANCILAŞMANIN TİPİK BİR ÖRNEĞİ”

Ayrıca Çerkes yayın organlarından Jıneps Gazetesi’nin Yayın Kurulu da şu açıklamayı yaptı:

“Çerkes Soykırımı ve Sürgünü”nü anmak ve Rusya’yı protesto etmek üzere 21 Mayıs günü Taksim’de düzenlenen eyleme destek veren HDP grubuna yönelik çirkin tavır kabul edilemez.

Çarlık Rusyasına karşı yüzyıl süren bağımsızlık savaşı veren ve farklı etnik gruplarla eşit ve özgür olarak yönetilen Çerkesya’dan bize kadar ulaşan kültürle asla bağdaşmayan bu tavır, Çerkes kimliğine yabancılaşmanın tipik bir örneğidir. Sonuçta kimliğe zarar veren bir tavırdır.

Çerkes kültürüne ve kimlik bilincine sahip ve asimilasyona direnen Çerkesler, 19. yüzyılda yaşadıkları soykırım ve sürgüne dair adalet arayışını sürdürürken aynı zamanda Türkiye’de eşit ve özgür yaşam için mücadele ediyor. Çerkes kimliğini, dayatılmaya çalışılan “Tek Tip”çi düzenin hizmetine sokmamak bu mücadelenin bir parçasıdır.

“Acınızı paylaşmak için yanınızdayız” diyen HDP’nin Çerkes soykırım ve sürgününe gösterdiği duyarlılık için teşekkür ediyor, eşit ve özgür bir yaşam için dayanışmamızı sürdüreceğimizi bildiriyoruz.

/Demokrat Haber

Aleviler meydanlara çıkıyor

Adaletsizliğe ve Vicdansızlığa

YETER ARTIK!
25 Mayıs Pazar günü Saat 13:00’de bütün Türkiye’de
Meydanlara Ç
ıkıyoruz!

Devlet terörüne YETER ARTIK!
Adaletsizliğe ve vicdansızlığa YETER ARTIK!
Gençlerin öldürülmesine YETER ARTIK!
Cemevlerimize saldırılara YETER ARTIK!
Ölümler üzerindeki ayrımcılığa YETER ARTIK!

Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Berkin Elvan…

YETMEDİ!

Perşembe günü de Okmeydanı Cemevi içinde polis kurşunu ile Uğur Kurt canımız öldürüldü!

Alevi düşmanlığı, ayrımcılık ve nefret Cemevlerimize saldırmaya kadar uzandı!

Bu adaletsizliğe, vicdansızlığa karşı “YETER ARTIK” diyen
Alevi kurumları olarak 25 Mayıs 2014 PAZAR Günü Saat 13:00’de bütün Türkiye’de MEYDANLARA ÇIKIYORUZ!

Demokrasi ve adalet isteyen bütün kişi ve kuruluşları birlikte olmaya, sesimize ses katmaya, devlet terörüne karşı çıkmaya davet ediyoruz!

25 Mayıs 2014, PAZAR

İstanbul, Şişli Meydanı, Saat 13:00
Ankara, Kızılay Meydanı, Saat 13:00
İzmir, Basmane Meydanı, Saat 13:00

Alevi Bektaşi Federasyonu (Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi (80 bileşen), Alevi Kültür Dernekleri (102 bileşen) ve diğer 33 bileşen, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (43 bileşen), Alevi Vakıflar Federasyonu (12 bileşen), Alevi Dernekler Federasyonu (14 bileşen) Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (250 bileşen)

 

Child Themes for WP Framework

The theme framework you’ve built will be used as a parent theme in the sites you develop. This means that in each case you’ll need to create a child theme to create a unique site with its own design and with extra or different functions compared to the framework.

The obvious way to go about this is to dive in and start creating template files in your child theme to override those in the framework, but thanks to the action and filter hooks you’ve added to your framework, this might not always be the best approach.

In this article, I’ll outline some of the techniques you can use in your child themes to make best use of your framework and improvise your workflow.

The topics I’ll cover are as follows:

Creating starter child themes
Amending code via the framework’s filter hooks
Adding code via the framework’s action hooks
Creating template files in your child theme
When to use a plugin instead
Creating Starter Child Themes framework

The main purpose of developing your theme framework is to adopt the DRY (Don’t Repeat Yourself) principle, and that applies to your child themes, too.

It can make you more efficient if you create one or more ‘starter’ child themes for use with your framework, which contain the core code you need to get started on new projects.

When deciding how to go about doing this, consider the way you work and the sites you build:

Do you create a lot of sites for clients in the same sector with similar needs?
Do you want to offer low cost template based sites to smaller clients?
Are there specific template files you tend to create for most of your new projects?
Is there functionality you need to include on some sites but not others? (For example, I use two starter child themes, one with comment functionality and one without.)
Is there styling you tend to use for most projects, or can you use object oriented styling or a CSS preprocessor for most projects?
Are there libraries or resources you use for most new projects, or for a significant proportion of them?
Do you have two or three main categories you can place projects under, with each category involving similar development work?
If you’ve answered yes to any of these questions, then developing one or more starter child themes may save you time. You can create a set of child themes with the basic code that you repeat across all projects using them, and then you don’t need to rewrite that code (or create those files) for each new project.

Note on caveat: If you’re adding some code to every single new project, you may want to add it to your framework instead of to child themes, maybe by using a hook so you can override it if a different need arises in the future.

Even if you answered no to the questions above, it’s worth creating a very basic starter theme with an empty stylesheet and functions file, and adding the instructions WordPress needs to access your framework’s parent theme .

You might also want to create a starter functions.php file with the functions you most frequently use in your child themes. You can then choose to remove any of these and/or add to them for specific projects.

Amending Code via Filter Hooks

As well as adding styling to your child theme, you’ll most likely want to make changes to the code output by the framework. The most lightweight way of doing this is via filter hooks, so it’s worth exploring those first to identify if you can use any of them.

Creating a function which you then attach to a filter hook is much more efficient than creating a whole new template file for the new code; however, if you find yourself doing this repeatedly with the same filter hook, you might want to consider changing that filter hook to an action hook and writing a new function for each project which you activate via that action hook.

To be more efficient, you might want to create a set of relevant functions which you place in the functions file of different start themes or even create a plugin with your function which you activate when needed. I’ll cover plugins in more detail later in this series.

Adding Code via Action Hooks

Your theme framework will also have action hooks which you can use to insert content in various places in your sites.

If you’ve been working on the code files for the framework bundled with this tutorial series, you’ll have seven action hooks to work with:

before the header
inside the header
before the content
after the content
in the sidebar
in the footer
after the footer.
To do this, create a functions.php file in your child theme and .

There is plenty of other content you could add using your action hooks, such as sharing buttons above or below the content, extra content in the footer, a search box in the header and much more.

You might just want to add some content on specific page types, such as single blog posts, in which case the most obvious place to start would be by creating a newsingle.php template. But you can still use your action hooks with the addition of a conditional tag.

Creating New Template Files

On occasion you won’t be able to do what you want using the filter or action hooks in your framework, in which case you’ll need to create new template files in your child themes.

These might be the same template files as are stored in your framework, in which case the files in the child theme will override them. Or they might be new template files, for example for a new category, taxonomy or post type.

If you are creating template files in your child themes, it makes things easier if you use the template files in your framework as a starting point. The steps I follow are:

Identify the template file you need to create with reference to the WordPress template hierarchy
Create a blank file with the appropriate name in your child theme
Identify the file in your framework which is closest to the new file (again with reference to the template hierarchy)
Copy the contents of that into your new file
Make amendments to the new file as required.
Doing this saves you the work of duplicating any code which will be common between your new file and the existing files in your framework, such as the calls to include files.

When to Use a Plugin Instead

Another option you have when creating sites based on your framework is to use plugins in conjunction with your child themes. A plugin won’t replace a child theme completely, but it can be useful in the following circumstances:

The functionality you want to add isn’t theme-dependent (i.e. you want to keep it if the site ever changes theme in future). This might include registering custom post types or taxonomies, for example.
You want to use this functionality on a number of the sites you create, but not enough for it to go into a starter child theme or the framework itself.
I’ll cover developing plugins for your framework in the next part of this series.

Summary

Your theme framework is just the starting point of a library of code and files you’ll create to support the sites you develop. Each site you create will need to run on a child theme, which will have your framework theme as its parent.

As we’ve seen, your child themes will add their own styling and functionality, and they can do this by hooking into the action and filter hooks in your framework, or via the creation of new template files. It’s always a good idea to adopt the solution which needs the least code, as that makes your site faster and your life easier!

from :http://code.tutsplus.com/tutorials/creating-child-themes-for-your-wordpress-theme-framework–cms-21933

[quote font=”verdana” font_size=”14″ font_style=”italic” color=”#474747″ bgcolor=”#F5F5F5″ bcolor=”#dd9933″ arrow=”yes” align=”centre”]This Demo Content Brought to you by Momizat Team [/quote]

this is tags and keywords : wordpress themes momizat Tutorial wordpress templates

Is Jetpack Misleading Users to Promote WordPress.com?

Are you using Jetpack’s publicize feature on your site?

Recently while browsing through Facebook, we found several folks sharing links where WordPress replaced the site domain. Along with that, the status also read like this: Michelle Schulp published an article in WordPress.

<img class=”alignnone size-full wp-image-25095″ title=”Facebook Status being hijacked by JetPack publicize” src=”http://cdn.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/fbstatusjetpackpublicize.jpg” alt=”Facebook Status being hijacked by JetPack publicize” width=”520″ height=”479″ />

This was alarming, so we decided to investigate the issue.

When you click on the link, it takes you the website. However when you click on WordPress, it takes you to a WordPress.com signup page on Facebook.

<img class=”alignnone size-full wp-image-25087″ title=”Landing page for WordPress.com’s app” src=”http://cdn2.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/wordpresscom-app.png” alt=”Landing page for WordPress.com’s app” width=”520″ height=”286″ />

We looked further to see if these sites were hosted on WordPress.com, a blog hosting service. Most of them weren’t. (see the <a title=”Self Hosted WordPress.org vs. Free WordPress.com [Infograph]” href=”http://www.wpbeginner.com/beginners-guide/self-hosted-wordpress-org-vs-free-wordpress-com-infograph/”>difference between free WordPress.com vs self-hosted WordPress.org</a>)

However, they all had one thing in common. All of them were using the Jetpack plugin which is created by the parent company of WordPress.com, Automattic.

In order to verify our findings, we decided to install Jetpack on a test site. We replicated the issue, and it is connected with the publicize feature of the plugin.

When setting up the publicize feature, you are asked to connect with Facebook and grant several permissions.

<img class=”alignnone size-full wp-image-25082″ title=”Facebook permissions for using Publicize feature in JetPack” src=”http://cdn.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/facebook-permissions.png” alt=”Facebook permissions for using Publicize feature in JetPack” width=”520″ height=”390″ />

<img class=”alignnone size-full wp-image-25083″ title=”Allowing WordPress.com to post on Facebook for you” src=”http://cdn2.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/post-to-fb.png” alt=”Allowing WordPress.com to post on Facebook for you” width=”520″ height=”367″ />

During the permission process, you see the blue W logo instead of the grey W logo. How is that different?

Well, one is for WordPress.com (the blog hosting service) and the other is for WordPress.org (the software that we all come to love and use).

Confusing isn’t it.

Often beginners do not know the difference, so they think they’re really authorizing their WordPress site, not a third-party WordPress.com platform (see <a title=”How are WordPress.com and WordPress.org Related?” href=”http://www.wpbeginner.com/beginners-guide/how-are-wordpress-com-and-wordpress-org-related/”>the relations and differences</a>)

Furthermore, the wording through out the process does not make it clear that you’re authorizing WordPress.com rather than your actual site. See the confirmation screenshot below:

<img class=”alignnone size-full wp-image-25084″ title=”Connected to Facebook” src=”http://cdn.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/connected-to-fb.png” alt=”Connected to Facebook” width=”520″ height=”293″ />

Now if you want publicize to do what it’s suppose to (automatically share your post when its published), this is what your users will see.

<img class=”alignnone size-full wp-image-25089″ title=”A Post shared on Facebook using JetPack’s publicize module” src=”http://cdn2.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2014/12/shared-post-fb1.png” alt=”A Post shared on Facebook using JetPack’s publicize module” width=”520″ height=”307″ />

We did some further research to find that it’s not a new problem. It has been<a title=”Support thread about Publicize” href=”http://en.forums.wordpress.com/topic/why-does-my-custom-publicize-message-say-published-an-article-on-facebook#post-1571896″ target=”_blank” rel=”nofollow”>reported</a> <a title=”Published an article on WordPres, why not my website name ?” href=”http://en.forums.wordpress.com/topic/published-an-article-on-wordpress-why-not-my-website-name” target=”_blank” rel=”nofollow”>several</a> <a title=”Vikas published an article on WordPress, but I published on waystoworld.com” href=”http://en.forums.wordpress.com/topic/vikas-published-an-article-on-wordpress-but-i-published-on-waystoworldcom” target=”_blank” rel=”nofollow”>times</a> since 2013.

Considering Jetpack is auto-installed and auto-activated on several major<a title=”WordPress Hosting Providers” href=”http://www.wpbeginner.com/wordpress-hosting/”>WordPress hosting providers</a> by default, this should be corrected to decrease the confusion between <a title=”Self Hosted WordPress.org vs. Free WordPress.com – Infographic” href=”http://www.wpbeginner.com/beginners-guide/self-hosted-wordpress-org-vs-free-wordpress-com-infograph/” target=”_blank”>WordPress.com vs self-hosted WordPress.org</a>.

While we understand that Facebook has it’s limitation, there are certain things that can and should be corrected to better inform users.

<del datetime=”2015-01-05T16:31:36+00:00″>First, in the link data below post title, it should actually show the user’s domain to promote their brand instead of showing WordPress.</del> As Jeremy from the Jetpack team pointed out in the comments below, this is not possible due to Facebook restrictions.

Second, the wording that says Syed Balkhi published an article on WordPress should be rephrased to clear confusion.

One of the user who reported the issue, offered a suggestion on wording: Vikas shared a link via Publicize instead of saying Vikas published an article on WordPress.

Another alternative could be: … shared a link via JetPack because that’s what is really going on.

Lastly, in the confirmation dialog, it should say “you have successfully connected Jetpack with Facebook” or “you have successfully connected your Facebook account with Jetpack”. [Update: <a title=”Jetpack Github ticket” href=”https://github.com/Automattic/jetpack/pull/1476″ target=”_blank” rel=”nofollow”>Ticket #1476</a> created by Jeremy]

We hope these suggestions help improve the Jetpack Publicize experience for users.

<a title=”JetPack for WordPress” href=”http://jetpack.me/” target=”_blank” rel=”nofollow”><img class=”alignnone size-full wp-image-25174″ title=”Jetpack Image” src=”http://cdn.wpbeginner.com/wp-content/uploads/2015/01/jetpack1.jpg” alt=”Jetpack Image” width=”520″ height=”252″ /></a>

Jetpack is a great plugin for beginners who <a title=”How to Properly Move Your Blog from WordPress.com to WordPress.org” href=”http://www.wpbeginner.com/wp-tutorials/how-to-properly-move-your-blog-from-wordpress-com-to-wordpress-org/”>move from WordPress.com to WordPress.org</a> because it allows you to retain a lot of cool features of WordPress.com while giving you the power and freedom of WordPress.org.

Note: The goal of this post is not to start a flame war rather it is to encourage discussion and share our opinion with the community. We have tremendous respect and appreciation for Automattic and the work they’ve done.

If you liked this article, then please subscribe to our <a title=”WPBeginner on YouTube” href=”http://youtube.com/wpbeginner” target=”_blank” rel=”nofollow”>YouTube Channel</a> for WordPress video tutorials. You can also find us on <a title=”WPBeginner on Twitter” href=”http://twitter.com/wpbeginner” target=”_blank” rel=”nofollow”>Twitter</a> and <a title=”WPBginner on Google+” href=”https://plus.google.com/101634180904808003404/posts” target=”_blank” rel=”nofollow”>Google+</a>.

from :http://www.wpbeginner.com/opinion/is-jetpack-misusing-your-brand-to-promote-wordpress-com/

[quote font=”verdana” font_size=”14″ font_style=”italic” color=”#474747″ bgcolor=”#F5F5F5″ bcolor=”#dd9933″ arrow=”yes” align=”centre”]This Demo Content Brought to you by <a href=”http://momizat.com/” target=”_blank” rel=”dofollow”>Momizat Team</a> [/quote]
<h2>this is tags and keywords : wordpress themes momizat Tutorial wordpress  templates</h2>

Bektaşi tekkesine Selefi işgali

Makedonya’da bir Bektaşi tekkesi, yıllardır Selefilerin işgali altında. Aleviler, Erdoğan’la iki kez görüştü ama sonuç değişmedi. Tekkeyi üç defa yakan ve işgal eden Selefiler, AKP destekli. Yeni-Osmanlıcı politikanın aracı TİKA, işgalcilerin biat ettiği İslam Birliği örgütüne sürekli yardım ediyor.

Makedonya’daki Harabati Baba Tekkesi’nde yaşayan Alevi- Bektaşi dervişler, 2002 yılından beri Selefi bir grubun tekkeyi işgal ettiğini, konuyu iki kez Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüştüklerini, Erdoğan’ın tek talimatıyla mesele çözülebilecekken işgalin sürdüğünü belirtti.

Osmanlılardan kalan Kalkandelen’deki (Tetova) 500 yıllık tekkede yaşayan Derviş Abdul Muttalip Bekiri, Almanya’nın Köln kentinde katıldığı bir etkinlikte, yaşadıklarını anlattı. Selefi grubun kendilerini yıldırarak tekkeden kaçmalarını sağlamaya çalıştığını belirten Bekiri, 2004 yılında NATO Helsinki Komitesi’nin, işgalci grubun dergahtan çıkartılması yönünde kararı bulunduğunu, buna karşın Makedonya hükümetinin bu kararı yerine getirmediğini söyledi.

80 metrekarede ibadet
Harabati Baba Tekkesi, 24 bin metrekare alana, arazisinde birçok yapı ve bahçeye sahip. Selefi grubun işgali nedeniyle Bektaşilere ibadetleri için yalnızca 80 metrekarelik bir alan bırakılmış durumda.

Derviş Abdul Muttalip Bekiri yaşananları şöyle anlattı: “2002 yılı Ağustos ayında 50 kişilik Selefi bir grup kalaşnikoflarla bizim Bektaşi meydanını gasp etti. Bütün binaları gasp edip bizi bir köşeye kapattılar. İbadet edebiliyoruz, ama rahat değiliz. Biz İslamız, Alevi tarikatıyız, kardeşçe bir çözüm istiyoruz. Bizim de bu güneş altında ibadetlerimizi bildiğimiz şekilde yapma hakkımız vardır. Biz camiye karşı değiliz. Onları da bayramlarımız aşureye, nevruza davet ediyoruz. Bize baskı yapanlar İslam Birliği ve Tetova Müftülüğü, Sünni kardeşlerimiz. Kendi şemsiyeleri altına girmemizi istiyorlar.”

‘Bizleri karalıyor’
“İslam Birliği’nden biri tekkede koruma gibi davranıyor, gelenlere rehberlik yapıp bizleri karalıyor. Sanki biz Müslüman değilmişiz gibi. Tekkemizin çok mal varlığı var. Onların derdi pastadan pay almak. Bu soruna Türkiye istediği an çözüm bulabilir. İki kez Başbakan ve bakanlarla görüştüm. Yardım sözü verdiler, ama bir şey çıkmadı. 2010 yılında tekkenin bir bölümü kundaklandı, evrakları yakmak istediler. Gönül ister ki bir çözüm olsun, kardeşçe yaşayalım.”

Derviş Bekiri’nin “Türkiye istediği an çözüm bulabilir” sözü doğru görünüyor. Tekkeyi işgal eden kişiler, İslam Birliği adlı yapılanmaya biat ediyor. İslam Birliği, “Osmanlı mirası” ve “Büyük Arnavutluk” söylemleri, zorunlu din dersi kampanyaları üzerinden örgütleniyor. Türkiye devletiyle yakın bağlara sahip.

AKP’den açık destek
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hemen her Balkan turunda bakanı, İslam Birliği’nden yetkililerin de olduğu bir grup karşılıyor. 2012 Aralık ayında Davutoğlu, Makedonya ziyareti sırasında Üsküp’ün tarihi Mustafa Paşa Camisi’nde Makedonya İslam Birliği Başkanı Süleyman Recebi tarafından karşılandı. Davutoğlu burada “Türkiye kıyamete kadar arkanızda olacak” dedi.

AKP hükümeti, Balkanlar’daki bu İslamcı yapılanmaya, siyasi desteğin yanında ekonomik destek de veriyor. Bu desteğin aracı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA). TİKA, İslam Birliği’ne özellikle propaganda olanaklarının artması için yardım yapıyor. Birlik, TİKA sayesinde bir matbaa kurdu. Son olarak 15 Nisan 2014’te TİKA’nın Bosna-Hersek’te kurduğu, Bosna-Hersek İslam Birliği’ne bağlı Radyo Bir’e Teknik Kapasite Geliştirme Projesi’nin açılışına Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci katıldı. Bosna Hersek Reis-ul Uleması Hüseyin Kavazoviç, TİKA’ya teşekkür ederek İslam Birliği bünyesinde yayın yapan Radyo Bir’e yapılan teknik donanım desteğinin kendileri için hayati öneme sahip olduğunu dile getirdi.

Tekkede 
silahlı Selefi militan
Doğan Haber Ajansı’nın Makedonya muhabiri Hakan Aytaş, dün geçtiği haberde, Harabati Baba Tekkesi’nde nöbet tutan silahlı kişiyle konuşmasını aktardı. Kendini “koruma görevlisi” olarak tarif eden kişi, Osmanlı mirası tekkeyi silahlı arkadaşlarıyla 2002 yılında “geri aldıklarını” savunuyor.O yıllarda UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) askeri olduğunu söyleyen koruma görevlisi, tekkeyi daha sonra İslam Birliği’ne verdiklerini söylüyor. Ziyaretçilere ayrıca, tekkede 11 yıldır namaz kılındığını ve kadınlara Kuran kursu verildiğini bilgisini aktarıyor. Sırbistan ve Makedonya’da savaştığını söyleyen güvenlikçi daha sonra ziyaretçilerden bağış topluyor.

‘Cem töreni sürerken yaktılar’
Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Cemal Canbolat, Aleviler için tarihi bir önemi bulunan Harabati Dergahı’na ilişkin bilgi vererek, tekkenin kurucusunun gerçek isminin Sersem Ali Dede Baba olduğunu ve Kanuni Sultan Süleyman’ın veziriazamlarından biri ve Mahir Devran’ın kardeşi olduğunu kaydetti.

Selefilerin işgaline ilişkin önemli bilgiler veren Canbolat, dergahın Selefiler tarafından üç kez yakıldığını, bu yakma girişimlerinden birinin, içeride cem töreni devam ederken yapıldığını belirtti. AKP hükümeti ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimleri olduğunu ancak bunlardan sonuç alınamadığını dile getiren Canbolat, dergahın Selefilerin işgalinden kurtarılması için AİHM’e dava açıldığını ve Makedonya’ya “dergahın Alevilere açılması” uyarısında bulunulduğunu söyledi. Alevilerin, inançlarını korkarak yaptığını ve bunda Selefilerin işgalinin etkisinin olduğunu belirten Canbolat, Balkanlarda başka işgal edilen Alevi dergahlarının da olduğunu söyledi.

‘AKP Tokat’ta da aynısını yapıyor’
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel, Makedonya’daki Harabati Tekkesi’yle ilgili kavganın 3-4 yıldır sürdüğünü ve Alevilerin tekkenin alınmasıyla ilgili girişimlerinin devam ettiğini kaydetti. Konuyla ilgili Almanya’daki Alevi kurum ve örgütlerinin ciddi çabalarının olduğunu belirten Özel, halen bir sonuç alınamadığını dile getirdi.

AKP hükümetinin de parmağının olduğunu ve tekkenin Selefilerin elinde kalması için çabaladığını ifade eden Özel, benzer bir olayın Tokat’ta bulunan Hubyar Sultan Tekkesi için de yaşandığını ve AKP’nin bu tekkeyi de Alevilerin elinden almaya çalıştığını söyledi. Tekkeyle ilgili süren bir davalarının olduğunu kaydeden Özel, AKP’nin Aleviler içindeki işbirlikçilerle Alevilerin tekkelerini ve dergahlarını ele geçirmeye çalıştığını ifade etti. Özel, bunun nedeninin AKP’nin Alevi düşmanlığı olduğunu ve bu düşmanlığın, Gezi Direnişi’nin ardından iyice gün yüzüne çıktığını belirtti.

‘İşgalde AKP parmağı var’
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski başkanlarından Murtaza Demir, tekkedeki durumda AKP’nin parmağı olduğunu belirtti. Demir’e göre Makedonya’daki selefi işgalinin arkasında AKP hükümetinin gizli kapaklı desteği var. Alevilerin artık inançlarını yaşayamaz hale geldiğini belirten Demir, Alevi inanç ve öğretisinin de bu saldırılar nedeniyle giderek yok olmaya doğru gittiğini kaydetti. Demir bu anlamıyla oradaki Alevilerin büyük sıkıntılarının olduğunu söyledi.

(soL – Dış Haberler)

Soykırım kurbanlarını doğru anmak

ALİ HAYDAR YERKAN

Alevi inancında Kerbela vakasının önemli bir yeri vardır. Aleviler her yıl Muharrem ayında Kerbela şehitleri için yas tutarlar. Katliamın üzerinden çok uzun yıllar geçse de, bu gelenek hala hükmünü icra etmeyi sürdürüyor. Kerbela şehitlerinin unutulmamasını sağlayan şey, haksızlığa başkaldıran bir avuç insanın zalimlere boyun eğmek yerine onurlarıyla direnerek ölmeyi tercih etmeleridir. İnsanlık varlığını sürdürmeyi özünde bu soy değerlerine borçludur. Soyluluk zulüm ve zorbalığa boyun eğmemede ve kendini insanlığın temel değerlerini yaşatmaya adamadadır. Zalim karşısında can telaşına düşüp canını kurtarmak için kutsallara sırt çeviren insan, soluk alıp vermeye devam etse de, gerçekte bir ölüden daha çok ölüdür.

Kerbela’da sadece şehitler yoktur, Muaviye ordusuna esir düşenler de var. Bunlardan biri de Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep’tir. Zeynep katliamın ardından Şam’a götürülür ve yaşamını burada noktalar. Türbesi aynı kenttedir. Ziyaretçilerinin hiç eksik olmadığını iyi biliyorum. Ben de birkaç kez bu soylu kadının türbesini ziyaret etmeye gittim. Her defasında müthiş bir acı içinde dövünüp ağlayan insanlara tanık oldum. Kadın erkek herkes sanki birkaç dakika önce en değerli varlıklarını yitirmiş gibiydi. Bu tablodan etkilenmemek imkansızdı. Matem ortamı beni de kendine çekmişti. Zeynep müthiş direnişçi bir kadın olmalıydı. Bunu anlayabiliyordum. Ancak bir yasın bu denli uzun sürmesi bana ilginç geliyordu. Nazım Hikmet, 20. asırda ölüm acısının en fazla bir yıl süreceğini söylüyordu. Oysa Zeynep’in ölümü üzerinden pek çok asır geçse de yası hala devam ediyordu.

Dêrsimliler geçtiğimiz 4 Mayıs’ta birçok yerde Dêrsim Soykırımının kurbanlarını andılar. Bu etkinlikler oldukça anlamlıydı. Kerbela vakasıyla yazıma giriş yaptım. Ama asıl amacım bu anma üzerinde durmaktı. Dêrsim insanı, en azından kırımdan arta kalmış Dêrsim’in yaşlıları Kerbela kıyımı ile bu soykırım arasında bağ kurarlardı. Onlara göre Dêrsim’deki ‘tertele’ Kerbela faciasının devamıydı. Muaviye geleneği sürüp gelmiş, Kerbela Dêrsim’de tekerrür etmişti. Nitekim Seyit Rıza da darağacına giderken aynı şeyi dillendirmiş, katillerin yüzüne ‘evladı Kerbela’ olduğunu ve onların yolunda yürüdüğünü haykırmıştı. Böyle bir bağlantı elbette yanlış değildir. Devletçi uygarlık sistemi ve sergilediği zulüm pratikleri bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Aynı bağlılık uygarlık karşıtı güçler ve direnişleri için de geçerlidir. Onlar da süreklilik ve bütünlük arz ederler.

Kurbanları anmanın bir yöntemi olarak yasın anlamını ve değerini biliyorum. Ama sadece bununla sınırlı bir anmanın eksik kalacağını da belirtmek isterim. Soykırım kurbanlarını anma yeni soykırımların önünü alma hedefine bağlanmışsa değerlidir. Dêrsim Soykırımının kurbanları Kerbela şehitlerinin sayısından katbekat fazladır. Dolayısıyla acısı da aynı ölçüde fazla olacaktır, olmak durumundadır. Anlamını bilenler için acılar büyük güç kaynağıdır. Bu yüzden acıların hafifletilmesinden söz etmiyorum. Tıpkı ölen genç oğullarının başında ağıt yakan annelere seslenen Bedevi kabile reisi gibi ben de “Ağlamayın, bağırıp çağırmayın ki acınız hafiflemesin” demek isterim. Onca kurbanın anısına yapılması gereken o kadar çok şey var ki, bunları yerine getirmeden acıları hafifletmekten söz etmek imkansızdır. Acılarımızı güçlenme kaynağımız kılmak durumundayız.

Eskiden büyüklerimiz kötülükle iştigal edenlere “Hanende pepug ötsün” diye beddua ederlerdi. Bu bedduayla öngörülen ceza çok ağırdı. Bu yüzden etrafta birileri varsa kendilerini beddua etmemeleri için uyarırdı. Çünkü dilenen şey, kötülük yapanın soyunun kuruması ve hanesinin kalıntılarında baykuşların öttüğü bir viraneye dönüşmesiydi. Ne kadar acı değil mi? Dêrsim’de yüzlerce yerleşim yeri ‘pepug’ yatağı haline gelmiş durumdadır. Mecburi iskana tabi tutulmuş kılıç artığı bir ailenin çocuğu olduğum için biliyorum. Sekiz yılı aşkın bir süre devam eden bu mecburi iskan uygulaması son bulduğunda, sürgünlerin ezici kesimi ana topraklara geri dönmüşlerdi. Ancak bu dönüşün üzerinden fazla zaman geçmeden yeni bir sürgün harekatı başladı ve insanlarımız dört bir yana savruldu. Cennetten farksız yerler cehennemmiş gibi kaçılan alanlar halini aldı.

Kendisi olarak kalmak isteyenler elin toprağının kendilerine yurt olmayacağını iyi bilirler. Yaban ellerde yaşamanın sorun yapılmaması elbette kabul edilemez. Dêrsim’in en temel sorunlarından biri budur. Eskiden insanlar geçici olan gurbet acısına bile zor katlanırlardı. Hal böyleyken yurtsuzluğa mahkûm edilmeyi nasıl sineye çekebiliriz? Soykırımcı sömürgecilik hemen her şeyimizi yıktı, yaşamla ilgili her alana katliam dayattı. On binlerce insanımızı bunun için kurşunladı. O zaman soykırım kurbanlarına doğru sahip çıkmamız için sömürgecilerin yaptıklarının tersine hareket etmemiz gerekir. Bu anlamda ister kendi toprakları üzerinde ister yaban ellerde yaşasın, Dêrsim insanını muhteşem bir inşa seferberliği bekliyor. Yüzümüzü ana topraklara dönmeli, köylerimize yeniden kavuşmalı ve eskisinden çok daha görkemli hale getirmeli, Dêrsim’i mutlaka şenlendirmeliyiz.

Ana topraklara dönüş bireysel değil, devasa boyutlarda bir toplumsal eylemdir. Bu türden büyük eylemler aynı şekilde muazzam bir örgütlülüğü gerektirir. Bu dönüş seferberliği bazı yönleriyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yahudilerin İsrail’e yürüyüşüne benzetilebilir. Almanya’dan Rusya’ya, Polonya’dan ABD’ye kadar çeşitli ülkelerde yaşayan Yahudiler ‘vaat edilmiş topraklar’a dönüş yaptılar ve çölün ortasında bir cennet yarattılar. Dêrsim İsrail ile kıyaslanamaz güzellikte bir yer olup zengin kaynaklara sahiptir. Ona gerçekten bağlı kadirşinas evlatlarının eliyle sevinçli ve şiirsel bir yaşam zemini haline getirilebilir. Bunun için yapılacak ilk iş ‘ana topraklara dönüş’ seferberliğine kilitlenmek ve kendini bunun başarılabileceğine inandırmaktır.

Bir şeyi bütün benliğinizle isterseniz, bu isteminizi gerçekleştirmeniz için bütün evren hizmetinize girer. Toplumsal insanın üstesinden gelemeyeceği bir zorluk ve aşamayacağı bir engel yoktur. Engel hemen her zaman kişinin kendisinden kaynaklanır. Hepimiz iyi biliriz: Sistem dışında bir dünyanın mümkün olmadığına inananlar karşılaştıkları her engele uçurum adını takarlar. Oysa amaçlarına bağlı kişiler uçurumların üzerine köprü kurup yollarına devam ederler. Tamam, uçurum denilecek zorluklarımız olduğunu kabul edelim. Yine de bu durumda karşımıza iki seçenek çıkar: Bu uçurumları aşmak için ya kendimiz köprü olacağız ya da köprüler kuracağız. Bu kadar hayırlı bir iş için bu kararlılıkla harekete geçmekten daha soylu eylem ne olabilir? O zaman soykırım harekatının her yıldönümünde şehitlerimizi yas içinde değil gururla yad edebiliriz.

‘Analık’ aynasından baktık

ROJDA YILDIRIM
Bir süredir Köln Üniversitesi’ni yol belledik kendimize. Önce Jineoloji Konferansı’na ev sahipliği yapan üniversite, iki gün boyunca da Alevi Kadın Konferansı için kapılarını açtı. Hummalı bir çalışmadan sonra Avrupa’nın bir çok ülkesinden ve Kanada’dan ikiyüzü aşkın kadın bir araya geldik.

Biraz telaşlıydık. Bir ilki gerçekleştiriyorduk. Ancak telaşımız ilk olmasından değildi. Kadim bir inancın izlerini takip ederek hakikat arayışımızda bir yol katetmek istiyorduk. Yükümüz ağırdı. Yüzyıllardır ağır darbeler yemiş, sürekli katliam ve soykırım kıskacına alınmış bir inancın tarihsel izdüşümlerini arıyorduk.

Bildiğimizi sandığımız fakat ağırlıkta bilmediğimiz bir alana uzanmıştık. Alevilik hakkında bizlere yol gösterici olabilecek birkaç tılsımlı cümlemiz vardı. Alevilik; direniş, haksızlığa karşı başkaldırı, eşitlik, adalet ve paylaşım demekti. Kadın ve erkeği cinsiyetlerine göre değil, eşit olarak can kavramı etrafında ele alıyordu. Bu cümlelere dolanmıştı algımız. Basit gibi gözüken ama tarihin bütün yükünü omuzlamış olan birkaç cümlenin peşine takılmıştık. Geleneğin izini sürmeye karar vermiştik. Konferansımızın adını da “Hakikat Arayışında Alevilik ve Kadın” koymuştuk.

Derdimiz; üstü kapatılan, tıpkı kadının karartılan tarihi gibi Alevilikte de kendi hakikatimizi açığa çıkarmaya dönüktü. Sorularımız çok, cevaplarımız ise azdı. Ancak sorularımızın gücüne inanıyorduk. Çünkü bizi hakikate götürecek yolun önce soru sormaktan başladığını biliyorduk. Onlarca soru havada uçuşuyordu. “Alevilik bir din midir, değil midir? Kökleri tarihin hangi zamanlarına uzanıyordu? Alevilikte kadının yeri neydi? Ataerkillik hangi aşamadan sonra Alevilikte bu kadar etkili oldu? Kentleşmeye ve kapitalist moderniteye karşı Alevilik nasıl ayakta duracaktı? Sorular birbirini kovaladı. Kendi tarihine susamış ve kendi tarihini bir çırpıda öğrenip yutmak isteyen kadınlar gibiydik. Hemen herşeyi o anda öğrenmek ve bilmek istiyorduk. Bir çırpıda tarihin derinliklerine dalmak ve tüm sorularımızın yanıtlarını almak istiyorduk. Sorular, sorular, sorular…

Kafalar karışıktı. Tartışmalar uzadıkça biraz daha karıştı. Ama bu karışıklık hali kötü sayılmazdı. Soru işaretlerinin yarattığı bir kaostu. Kaos kendi aralığını yaratacaktı. Aleviliğin ne olduğunu o anda bilmek ve çözmek istiyorduk. Tartıştıkça belleklerimizin ne kadar boşaltıldığını o anda keşfeden ve bunun dehşetine düşen bir topluluk gibiydik. An geldi kendi pozitivist algılarımıza çarptık. An geldi kaba materyalist algılarımızın sınırlarında daraldık.

Kendinden emin adımlarla gelen birçok kadının Alevilik, etnik kimlik ve kadın kimlikleri bağlamında tartışmalar geliştikçe ansızın “biz kimiz” sorusunun dayanılmaz acıtıcı etkisini farkeder olduk. “Biz Aleviliği bilmiyoruz” söylemi dilden dile dolaşıyordu. Eklektiktik, bilincimiz parçalanmıştı. Bildiklerimiz çok azdı ama bizi tarihin derinliklerine götürecek olan birer rehber gibiydiler.

Hakikatin izini sürerken “Alevilik devlet ve iktidar dışı kalmış direnişçi bir toplumsallıktır” cümlesi yaralı bir topluma ilaç verir gibiydi. Katliamları, soykırımları, zorla göçertilmeleri, inancımıza dönük asimilasyon ve soykırım politikalarını tartıştık. Ocaklarımıza, ziyaretlerimize, pirlerimize, analarımıza uzandık. Ana Fatma’yı, Zöhre Ana’yı, Elif Ana’yı andık. Bir zamanlar Mezopotamya ve Anadolu topraklarında boyveren Anahitaların, Ninhursagların, Kibelelerin Alevilikte nasıl vücut bulduğunu anlamaya çalıştık. Kadim bir inancın kadın geleneğinin izinden yürüyerek kendimizi aradık. Tüm soykırımlara rağmen halen ANA’nın aynasından kendimize bakmaya çalıştık. Bir zamanlar demokratik, ekolojik, kadın erkek eşitliğini esas alan bir toplumsallığın, adım adım toplumsal dokusunun nasıl parçalandığını ve günümüzde varlık yokluk noktasına gelen Aleviliğin acıtıcı utancıyla karşılaştık.

Kendi anadilimizde çoğunlukla konuşamıyorduk. Tek anlaşabildiğimiz dilin Türkçe olduğunu gördükçe asimilasyonun derinliğini farkeder olduk. Kültür taşıyıcısı olarak kadında asimilasyon karşılık bulursa ancak bir kültürün yok olabileceği tespiti, bizleri hakikatimizle yüzleşmeye zorluyordu. Çünkü bir kadın toplumsallığı olarak tarif edilen Alevilik, ancak kadında korunduğu oranda yaşayabilirdi.
Ne kadar örgütsüz ve dağınık olduğumuzu farkettik. Fazlasıyla parçalanmıştık ve kapitalist modernitenin yoğunca izlerini taşıyorduk. Özgürlük sorunumuz derindi. Yanılgılarımız oldukça fazlaydı. Kendimizi özgür sanmıştık. İnanç, cins ve etnik kimliğini özgürce yaşayamayan hiçbir toplumun özgür olamayacağını birbirimize can havliyle anlatmaya çalıştık.

Sorunlarımız derindi. Yaralarımız oldukça fazlaydı. Soykırım kıskacında olan bir halk, bir inanç ve cinstik. Birçok konuşma ve değerlendirmeyle birbirimizin yaralarına dokunduk. Bazen canımız yandı, bazen hüzünlendik, bazen de gözyaşlarımıza hakim olamadık.
Dêrsim tertelesinin yıldönümündeydik. Bütün Alevi katliamlarını ve soykırım mağdurlarını aındık. Tarih bize; “yaşadıklarını unutma, unutmak yol düşkünlüğüdür”diye sesleniyordu. Maraş Katliamı tanığı Ayşe Ana’nın Kürtçe, katliam tanıklığı üzerine yaptığı konuşma yürek yaralayıcıydı. Karnı deşilen kadınlardan, duvarlara çivilenen daha doğmamış bebelerden, kardeşinin nasıl işkenceyle katledilip yakıldıktan sonra ellerine teslim edilen küllerinden bahsederken Ayşe ana, o AN’daydı, Maraş’taydı. “Yaşadıklarımız daha dündü, unutmayın, direnin ve hesap sorun” diyordu.

Konferans bütün soykırım mağdurlarına adandı. Bir daha soykırımların yaşanmaması için örgütlenmek ve tarih bilincini edinmek hayati önemdeydi. Bunun yolu; Türkiye’de yaşayan bütün halkalar ve inançların demokratik ulus ekseninde farklılıklarıyla bir arada yürümesinden geçiyordu.

Bir yola girmiştik ve işin çok başındaydık. Konferansımızda en fazla kullanılan cümlelerden biri “biz Aleviliği sonradan öğrendik” söylemiydi. İşin özü bir nebzede olsa “sonradan görme Alevilerdik”. Kendi çoklu kimliklerimizin izini sürüyorduk ve kim olduğumuzun yanıtlarını arıyorduk. Derdimiz “kendimizi bilmekti”.

Konferansımız kendini bilme sürecimizin küçük bir adımıydı. Yol uzundu. Yolun kendisi mücadele demekti. Yolun başındaydık ama dayandığımız tarihsel bir mirasımız ve otuz yıllık bir özgürlük geleneğimiz vardı. İşimiz zor ama başarmak için imkansız değildi. Sevgiyi, doğayı, insanı, kardeşliği, adaleti, dayanışmayı ve eşitliği kendine destur edinen bir inanç yaşamalıydı. Alevilik “yetmiş iki millete aynı nazarda bakmayı” kendine yol bellemişti. “Güzel düşün, güzel konuş, güzel yap, eline diline beline hakim ol” diyen bir felsefe uğruna mücadele etmeyi bir kez daha biz kadınlara yüklüyordu.

Çünkü inançlara bu kadar cinsiyetçilik ve ataerkillik bulaştırılmışken ancak kadınlar bu mücadelenin aydınlık yüzü olabilirdi.