Ana Sayfa Blog Sayfa 6398

1967 Elbistan olayı

Ali GÖÇMEN

Alevilere ilk toplu saldırı 1967 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesinde oldu. Daha önce anlattığımız gibi; dağlar arasına sıkışmış bulunan Elbistan, Akçadağ, Afşin, Göksun köylerinde çoğunlukla Kürt aleviler ve bir kısmında da Türk Aleviler oturmaktadır. İlçe  merkezleri ve bazı köylerde de (asimile olduğunu bilmeyen Sünniler yaşamaktadır.) Osmanlı Devletinin politikasına uyan Sünni halk; Alevilere yabancı ve hor gözle bakarlar. Müslüman  olmadıklarını, Onlarla evlenilmeyeceğini, kestikleri etin yenmeyeceğini, ürettikleri malın alınmaması gerektiğine inanmışlardır.

Devlet yöneticileri il ve ilçe merkezlerinde olduğu için, buralardaki ilçe merkezleri de Sünni ağaların etkisi altındadır.

Alevi “Alğas” aşiretinden bazıları Elbistan’a gelmiş, Aleviliğini gizleyip Sünnilerle evlenmiş ve işyeri açabilmişlerdir. Bunlardan cesaret alan diğer alevi aşiret mensupları da ilçe merkezinde birkaç dükkân açtıkları gibi ürettikleri malları pazara getirebilmektedirler.

Elbistan ve Afşin’e yakın “Berçenek” köyü bir alevi köyüdür. Ancak içlerinden bir kısmı çevrenin etkisinde kalıp namaz kıldıkları için Sünni sanılmaktadır. Aralarında ayrılık gayrılık yoktur. Birbirleri ile evlenirler; hatta akraba olanlar bile vardır. Berçenekli Zeynel Çerek, oğullarından Şerifi ilçedeki akrabasının evinde kalmak üzere ilkokula yazdırır. Okulunu başarıyla bitiren Şerif, öğretmeninin yardımıyla Ankara Astsubay okuluna girer ve son sınıfta “yabancı uyruklu Suna isimli bir kadın ile evlendiği için” okuldan atılır.

Şerif küçük yaşta saz çalmaya meraklı, Dedelerden bilgi almış güzel sesli bir gençtir. Önce Ankara’daki Alevi evlerinde Dedelerden öğrendiği deyişlerle işe başlar. Yeteneği kısa zamanda anlaşılır. “Bestesi ve güftesi belli”, Pir Sultan ve Şah Hatai’nin deyişlerini sazı ile dile getirmektedir. Sazı güzel, sesi güzel Şerif “kendine has” makamlarla sesini tüm halka duyurmaya karar verir ve sahneye çıkar.  Antepli Hasan Hüseyin’den sonra, ilk olarak alevi türkülerini sahnelerde ve plak olarak halka duyuran Şerif, “tüm alevi şairlerinde olduğu gibi” “Mahsuni” adı ile “Alevileri anlatmak üzere” halkın huzuruna çıkan “âşık” idi. Halk şairi Mahsuni’den önce güfte ve bestesi olan ve de sahneye çıkarılan alevi şairler olmuştur. Âşık Veysel, Ali İzzet, Neşet Ertaş ve bunlar gibi ozanların sözlerinde alevi sözcüğü geçmez. Mahsuni ise tıpkı Pir Sultan Abdal, Şah Hatai gibi, Hak ve Halk aşığı olarak insanların sevgilisi olabilmiştir.

1966’da Mahsuni İskenderun’da sahneye çıkarıldı. Koc ağanın oğlu Avukat Sıtkı Elbistan’ın yönetiminde tertiplenen geceye, İskenderun ve Kırıkhan’da oturan aleviler, Sünni ve bilhassa Türkiye Öğretmenler Sendikası(TÖS) üyesi Öğretmenlerin’de katıldıkları görüldü.

Bir olayın çıkacağından korkuluyor du; ancak olay çıkmadı ve alkışlar arasında konser son buldu. Aleviler için Mahsuni’nin sahneye çıkışı ve deyişlerini plak olarak halka sunması bir tarihi başlangıç olmuştur. Sonraları bu yönde sahneye çıkıp sesini duyuran ve aydınlar tarafından destek gören çok oldu. Ali Ekber, Davut Sulari, Nesimi Çimen, Kul Ahmet, İsmail İpek ve bunlar gibi birçok alevi şair medyada kabul gördü.

1960 askeri darbe anayasası, sola açık demokrasi ümidi veren bir yasa idi. Sünni Müslüman politikasını önde tutan Demokrat Parti(DP) kapatılınca gazete, dergi, kitap yoluyla Alevilikten söz edilmeye başlandı. Ancak alevi inancı hâlâ gizliliğini koruyordu. Elbistan’ın içinde, “babası alevi, annesi Sünni” Oğuz Söğütlü isminde bir eczacı, Mehmet Ocak isminde Demircilik köylüsü alevi bir doktor ve 5–10 tane dükkân sahibi ile birkaç tane de seyyar satıcı vardı. Ayrıca iş için gelen Alevilere de rastlanılıyordu.

Dr. Mehmet Ocak ve Oğuz Söğütlünün desteği ile Mahsuni konser vermek üzere Elbistan’a geldi, beraberinde Kul Ahmet ve Osman Dağlı da vardı. Kul Ahmet Sinemilli aşiretinden alevi halk şairi, Osman Dağlı ise Osmaniyeli Sünni bir aileden gelen solcu halk şairi. Konser davetiyeleri birkaç gün önceden dağıtılmış, Doktor Mehmet Ocak’ın himayesinde eczacı Oğuz Söğütlünün desteği ile yürütülmektedir. Akşam saat 8’den 12’ye kadar konser sürdürüldü. Elbistan’ın tüm bürokrasisi, savcısı, hâkimi, memuru gelmişti ancak alevi dinleyiciler çoğunlukta idi.

Alevi övgülü türküler söylenince, din ağırlıklı sağcı bir grup ayağa kalkarak İstiklal Marşını okuyup aleyhte slogan atmaya başladı. Alevi önderleri olayı önlemeye çalıştı, ancak önlenemedi. Tartışma kavgaya dönüştü ve konser dağıldı. Mahzuni ile Osman Dağlı, “ Arığ Palas” oteline, Kul Ahmet ise köydeki akrabalarının evine sığındı.
Pazartesi günü Elbistan’ın pazarı idi. Konudan habersiz alevi köylüleri , ürettikleri malları satmak için (koyun, keçi, süt, yoğurt…vs) pazar yerine henüz gelmişlerdi. Akşamdan örgütlenen Sünni sağ görüşlü bir grup “Allahu ekber, Alevilere ölüm” diye saldırdı. Dr. Mehmet Ocak dövülerek komaya sokuldu. Pazarda ve sokakta görülen Alevilere sopalarla saldırıp ağır yaralamalar oldu.

Oğuz Söğütlünün eczanesi, Miktat Dedenin dükkânı ile birçok dükkân tahrip edilip malları yağmalandı. Alevi seyyar satıcıların “tekerli tablaları” Ceyhan nehrine döküldü ve ardından evler aranarak insan avına çıkıldı. Çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden dövüldü yakalanarak ölüme terk edildi.

Çömü köyü ağası Rıza Efendi ölmüş yerine 20 yaşındaki oğlu Ali Güner geçmişti. Konu ile yakından ilgilenen Ali Güner cipi ile gelip bazı hastaları hastaneye taşıdıktan sonra “Arığ Palas” otelinden Mahzuni ve Osman Dağlıyı alıp köydeki evine götürdü ve 15 gün orada sakladı. Dr. Mehmet Ocak komada kaldığı için uzun süre muayenehanesini açamadı sonra da İstanbul’a göçtü.

Güvenlik güçleri ve savcılık saldırganları takip edeceğine “tahrik ettiler” diye Alevileri yargılayıp sorguluyordu. Artık Alevilerle Sünniler birbirlerine düşman olmuşlardı. Ali Güner ve dedenin çocukları başta olmak kaydı ile birçok alevi İskenderun, Mersin ve İstanbul’a göçtü.

Kaynak :  http://aligocmen.blogcu.com/aleviler-ve-alevilik-22-28/5097263

Padişahın soytarısı

Hüseyin ALİ

İnsan dalkavuk, densiz ve ağzı yalama olunca yapamayacağı, söylemeyeceği şey kalmaz. İşte Mehmet Metiner tam da bu tipolojiye uygun bir kişilik. Aslında kişiliği çok yönlü psikolojik analize tutulması gereken özellikler gösteriyor. AKP bu kişiliği başta Kürtler olmak üzere muhaliflerine musallat etmek için milletvekili yapmıştır. Bulaşık ve şirret olarak tanımlanan böyle kişiler hiçbir ahlak, izan ve ölçüye sahip olmadığından her türlü iftira ve karalamayı, demagojiyi yüzleri kızarmadan yaparlar. Mehmet Metiner de işte böyle kirli propaganda ve psikolojik savaşta kullanılacak bir karaktere sahiptir.

Bu kraldan çok kralcı ya da kralın soytarısı tip, Alevilerin cemevlerinin terörist barından yerler olduğunu söylemiştir. Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik tepkisini cemevlerine böyle bir suçlama yaparak yeni bir biçimde dışa vurmuştur. Program yapan Ahmet Hakan hemen bu densize müdahale etmiş, “Bu çok ağır değerlendirme” diyerek Mehmet Metiner’in daha ileri gitmesini önlemiştir. Sol düşmanlığını ille dışa vuracak ya, “Bazı eski solcular buralara dolmuş” deyip cemevlerine teröristler dolmuş tezini farklı bir biçimde doğrulamak istemiştir. Merdi Kıpti gibi yiğitliğini anlatırken hırsızlığını ele vermiştir. Bir programda hem Alevi hem de solculardan haz etmediğini ortaya koymuştur. AKP zihniyeti, hatta klasik Türk egemenleri zihniyeti gibi eğer kendi düşündükleri kalıptaysa o Aleviler ya da solcular iyidir. Değillerse, mutlaka birileri tarafından yanlış yola saptırılmışlardır.

Mehmet Metiner zihniyeti en çok eleştirdiği eski devlet zihniyeti ve paradigmasıyla düşünmekte, olayları ve olguları bu çerçevede yorumlamaktadır. Klasik devlet zihniyeti tüm muhaliflerine bir kulp takardı. Mutlaka bir dış ya da iç güç tarafından fitnelendikleri ve tahrik edildikleri söylenirdi. Mehmet Metiner de dalkavukluğunu yaptığı Başbakan gibi hükümete muhalif olan Alevilere bir kulp bulmuştur. Başbakan Gezi Parkı direnişinde somutlaşan gençlik eksenli hareketi faiz lobilerinin örgütlediğini ve kışkırttığını iddia etmişti. Faiz lobisiyle ilişkilendirilirse toplumsal güçler bu harekete sıcak bakmazlardı! Erdoğan bir psikolojik harekatçı olarak bu tür yollarla muhaliflerini karalamıştır.

Mehmet Metiner, AKP’ye kimler muhalifse onlara saldırmayı kendine görev biliyor. Sahibinin kapısında sahibine görevini böyle yapıyor. Böylece sahibinin dalkavukluğunu iyi yapıp takdirini kazanacağını düşünüyor. Tam da saray soytarıları gibi padişah neyden memnun olacaksa onu yapmak için tüm marifetini konuşturuyor. Mehmet Metiner’de ağzı yalama olma gibi bir marifet var. Yalan, iftira ve demagoji parayla değil ya! Sözcükleri, karalama cümlelerini ağzı tutmayan biri olarak sıralıyor da sıralıyor! Böyle olunca da her defasında esas niyetini de, cibilliyetini de dışa vuruyor.

AKP hükümeti Alevileri olduğu gibi kabul etmek istemiyor. Sünni İslam içinde eritmeyi hedefliyor. Olduğu gibi kalmak ve asimile olmak istemeyen Aleviler bu nedenle AKP tarafından hedefleniyor, ötekileştiriliyor.

Demokratik hak ve özgürlüklerinden mahrum olan Aleviler haklı ve doğru olarak demokrasi güçlerinin yanında yer alıyorlar. Geçmişte de hep özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren siyasi güçlerin yanında yer aldıkları gibi! Uzun yıllardır sol-sosyalist özgürlük mücadelesi veren güçlerden yana olmuşlardır. Bu hareketlerin içinde yer almışlardır. Şimdi Mehmet Metiner Alevilerin sol ve özgürlükçü güçler içinde yer almalarına bir suç işlemişler gibi bakmaktadır. Yarın cemevlerini bölücülerin ve PKK’lilerin doldurduğunu da söyleyebilir. Çünkü PKK saflarında binlerce Kürt Alevi genci şehit düşmüştür. Hala binlerce Alevi Kürt ve Türk PKK’nin içinde her kademede yer almaktadır.

Tabii ki Aleviler başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin muhalif güçleriyle birlikte hareket edeceklerdir. Kaldı ki Alevilerin yarıdan fazlası Kürt’tür. Demokrasi ve özgürlüğe en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimlerden biri olarak böyle davranmaları kadar doğal ve doğru bir tutum olamaz.

Mehmet Metiner ve onun abisi Erdoğan, Alevileri olduğu gibi kabul edip temel hak ve özgürlüklerini kabul edeceğine, Aleviler ve kurumlarına yönelik karalama kampanyası yapması zihniyetini ele vermektedir.

Aslında bu tür saptırmalarla Alevilere yönelik zihniyet ve tutumlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Ancak Mehmet Metiner de Erdoğan gibi hızını alamadığında gerçek niyetini ortaya koyan karaktere sahiptir.

Mehmet Metiner’in bir arkadaşı da Yalçın Akdoğan’dır. 1990’lı yıllarda birlikte dergi çıkarmışlar. Aslında Yalçın Akdoğan Mehmet Metiner’in sakin durmaya çalışan halidir. Ama düşünce düzeyinde ikisi de agresif ve densizdir. Toplumda bir söz vardır “Söyle arkadaşını söyleyeyim kim olduğunu.” Yalçın Akdoğan’ın arkadaşı da Mehmet Metiner olduğuna göre, Yalçın Akdoğan’ın karakterine ve kim olduğuna siz karar verin.

Mehmet Metiner tabii ki “Ben öyle demedim de, şöyle demek istemedim de” diyerek amiyane deyimle kıvırmaya çalışacaktır. Zaten bu yönlü kıvırma dışında da başka bir yeteneği olmayan kişilik kazanmamış bir tiptir. Aslında kendi kişiliği yoktur. Hangi kaba girerse onun şeklini alan şekilsiz, amorf bir kişiliktir. Başbakan Erdoğan’a zamanında çok ağır sözler söyleyen bu kişilik, AKP arpalığında otlanmaya devam etmek için kendini ispatlamak psikolojisi içinde yaşamaktadır. Psikolojide bu hale ne denir bilemiyoruz, ama Mehmet Metiner kendini ispatlamak için her türlü kötülüğü yapacak ve kirli işlere bulaşacak bir ruh hali içindedir.

‘Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz’

Mersin’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde biraraya gelen binlerce Alevi, hükümeti uyardı.

Mersin’de binlerce Alevi yurttaş, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde düzenlenen “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde bir araya geldi. Teyfik Sırrı Gür Stadyumu önünde yapılan mitingde Çukurova bölgesinde Alevi kurum ve derneklerinin üye ve yöneticileri yanı sıra binlerce Alevi katıldı. Ayrıca mitinge, Akdeniz Belediye Başkanı M. Fazıl Türk, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Mersin’deki emek ve demokrasi güçleri de destek verdi. Mitingin yapıldığı alanda toplanan binlerce Alevi, “Eşit yurttaşlık talep ediyoruz”, “Devletin Alevisi olmayacağız”, “İnkar ve asimilasyonu hayır”, “Roboski’ye Sivas’a adalet istiyoruz” ve “Gezi şehitleri onurumuzdur” dövizlerini açtı. Ayrıca mitin sırasında sık sık “Her yer Taksim her yer direniş”, “Savaş hayır”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.

‘Terör yuvası, Ali İsmail Korkmaz’ı katledenlerin olduğu yerdir’

‘Alevilerden hükümete uyarı’
Mersin’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde biraraya gelen binlerce Alevi, hükümeti uyardı.

Kitleyi, Kürtçe ve Kürtçenin Kırmancki (Zazaca) lehçesi ile Türkçe selamlayarak konuşmasına başlayan PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, AKP hükümetinin açıkladığı paketten Alevilerinin bir beklentisinin olmadığını belirterek, “Türkiye’de ötekileştirilmiş bütün kimlikler, Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Çingeneler, Araplar ile birlikte meydanlarda olmak istiyoruz” dedi. Aleviler olarak hükümete ortak bir mesaj vermek amacıyla demokratik eylemlilik süreci başlattıklarını ifade eden Bülbül, “Bizleri yalnızlaştırmak, bizi hedefe koymak isteyen bir milletvekili mahluk kalkıp diyor ki, ‘Cemevleri terör yuvasıdır.’ Terör yuvası neresidir biliyor musun? Terör yuvası Ali İsmail Korkmaz’ı katledenlerin olduğu yerdir. Terör yuvası, bizi tepimize gaz bombası atanların, Kürdistan’daki köyleri yakan, Apê Musa’yı Uğur Mumcu’yu katledenlerin olduğu yerdir” dedi.

‘Bunlar Muaviye beslemesidir’

“Muavi’ye soylu AKP iktidarı dilimizi, siyasal tercihimizi inkar ediyor” ifadesini kullanan Bülbül, sözlerine “Aleviliğe yapılan inkar ve asimilasyon bir zulümdür. Biz Selçuklulardan, Osmanlı’dan beri peş peşe katliamlara maruz kaldık. Bu katliamların adı soykırımdır. Buradan açıkça ilan ediyorum, AKP hükümeti kültürel soykırım, inançsal inkarcılık yapıyorsun. Biz bunun karşısında mücadeleyi yükseltmekle görevliyiz. Bu görevimizi yapacağız. Bunlar Muaviye beslemesidir. Bunlara karşı tavrımızı açık ve net ortaya koymak zorundayız.”

‘Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz’

2014 yerel seçimlerinde Türkiye’deki bütün emek ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Bülbül, “Türkiye’deki demokrasi güçleri sosyalistler, emekçiler, solcular, sosyalistler, Kürt siyasal demokratik hareketi, Aleviler bir araya gelmek zorundayız. Bu Muaviye soylu sistemle başa çıkmanın başka bir yolu yoktur. Bize düşen tek bir görev vardır, oda mücadele, daha fazla mücadele” diye kaydetti. “Cami-Cemevi” projesinin ise bir “asimilasyon projesi” olduğunu ifade eden Bülbül, “Faruk Çelik, madem cemevine saygı duyuyorsun niye cemevinin yasal güvencesini kabul etmiyorsun. Pakete ve çözümü gerek yok. Bunun bir tek yolu var oda 12 Eylül anayasasını ortadan yırtın yeni bir anayasa yapın. Bu anayasada tüm kimlikleri eşit ve tüm kimlikleri tanıyan bir tanım yapın. Bunun üzerinde eşit yurttaşlığı oluşturalım. Mücadelemizi engelleyen AKP ırkçılığını, Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz. Onlara hizmet edenleri de tanımıyoruz” diye konuştu.

‘Bu sorunu bizler çözeceğiz’

Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez de, Alevilerin sorunlarının devam ettiğini belirterek, “Bu sorunlar Alevilerden değil, zihniyetinde Muaviye, Yezit, savaş olup, insan sevgisi olmayanlardan kaynaklanıyor. Alevi sorunu Türkiye’nin sorunudur. Bu sorunun çözümü bizim ellerimizdedir. Bir olduğumuzda, diri olduğumuzda, merkezimize insanı koyduğumuzda, bu sorunu bizler çözeceğiz. Alevileri yok sayanlara karşı hep birlikte olacağız birlik olacağız” dedi. Sözlerine “Bizler eşit yurttaşlık istiyoruz, insanca bir yaşam istiyoruz” diyerek devam eden Geçmez, bunun mücadelesini vereceklerini vurguladı. Geçmez, AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in cemevlerine ilişkin söylediği “Cemevleri terör yuvasıdır” sözleriyle AKP’nin açıklayacağı “Alevi paketini” içeriğini açıkladığını söyledi.

‘Alevilerin diğer adı barıştır’

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise, laik, demokratik, çağdaş, eşitlikçi bir ülke için alanlarda olduklarını belirterek, “Alevilerin diğer adı barıştır. Barış sürecini başlatan devlet Alevileri devre dışı bıraktılar. Hükümet bizi yok saymasına rağmen bizler desteğimizi verdik” dedi. Alevilerin Suriye’de katliama maruz kaldıklarını ifade eden Demir, Suriye’deki savaşın son bulmasını istedi.

Miting, sanatçılar Tolga Sağ ve Cihan Çelik’in Kürtçe ve Türkçe ezgileriyle son buldu.

/DİHA

Alevileri aşağılayan Akgündüz Hollanda’da protesto edildi

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akagündüz, Alevilerle ilgili makalesinde,’Onların kestikleri yenmez ve kız alınıp verilmez’ demişti…

Hollanda Alevi Dernekleri Federasyonu (Hak-Der) ve Rıjnmond Alevi Kültür Merkezi’nin çağrısı ile Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz’ün “Alevilik konusundaki kırmızı çizgilerimiz ve diyanetin yanlış teklifleri” başlığıyla Alevilere yönelik hakaret içeren makaleyi protesto etti.

Rotterdam İslam Üniversitesi önünde bir araya gelen Kürtler ve Aleviler, Akgündüz’ün makalesinde nefret suçu işlediğini belirterek, görevden alınmasını istedi.

Eyleme Veksav, SKB, Uluslararası Özgür Kadın Vakfı, HTİF ve Hollanda Gezi Dayanışması destek verdi.

Eylemde, Rıjnmond Alevi Kültür Merkezi başkanı Zeliha Çintay bir açıklama yaptı. Çintay, Akgündüz’ün Aleviler ve Alevilik hakkında söylediği sözlerin zehirli olduğunu ve bu sözleri kendisine iade ettiğini söyledi.

ASİMİLASYONA UĞRAMIŞ ALEVİ OLMAYACAĞIZ

“Cemaat ve devletin dayattığı araplaşmış-vahabi asimilasyona uğramış Aleviler olmayacağız ve olmamak için de canımız pahasına direneceğiz” diyen Çintay, Bu oyunların Alevileri asimile edip, cemaat, devlet ve Cem Vakfı’nın ihaneti içerisinde yok etmek için atılmış bir adım olduğunu da biliyoruz. Bu gelismeye hoş görüyle bakan her kim olursa olsun, Alevi inancına ihanet etmiş olur, toplumsal inancımıza göre düşkün sayılır” şeklinde konuştu.

SKB: FAŞİST ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEYE

Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) temsilcisi Ahmet Akgündüz’ün, tekci, cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerinin Rojava’da, Suriye’de “Kürtlerin, Alevilerin canı, malı, kadınları ve toprağı helaldir” diye fetvalar vererek vahşi katliamlar gerçekleştiren, “saatlik nikah” söylemi ile Alevi ve Kürt kadınlarına tecavüz eden El-Kaide ve El-Nusra çetelerinin zihniyeti ile günde 5 kadının katledildiği, kadın bedeninin yasalarla kontrol altına alındığı AKP zihniyeti ile aynı olduğunu belirtti. SKB, başta Aleviler olmak üzere tüm kadınları cinsiyetçi, ırkçı ve faşist zihniyete karşı mücadeleye çağırdı.

Uluslararası Özgür Kadın Vakfı adına yapılan konuşmada, insanlara inançları, kimlikleri, renkleri ve dillerinden dolayı hakaret edilmesi ve ayrımcılık kınandı.

Eylemde Hak-Der, Alevi Gençliği ve Hollanda Gezi Dayanışması adına da kısa konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ardından Alevi sanatçı Hasan Kazan halk ozanı Mahsuni Şerif’ten türküler seslendirdi.

Eylem “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Ahmet Akgündüz Hollanda’dan defol”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları ile sona erdi.

AHMET AKGÜNDÜZ’ÜN ALEVİLERİ AŞAĞILAYAN MAKALESİ

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz’ün 30 Ağustos 2013 tarihinde sonhaber.nl internet sitesinde Aleviler ile ilgili yazdığı yazı şöyle: “Bu grup ile adları ne olursa olsun, bizim diyaloğumuz olamaz. Onların kestikleri yenmez ve kız alınıp verilemez. Buna tarih boyu karşımıza çıkan Dürziler, Nusayriler ve kısaca imanın altı esasını ve islamın beş şartını kabul etmeyen herkes dahildir.”

‘Diyanetin esaretine girmeyiz’

Alevi dedelerini Diyanet çatısı altına alma projesine Alevilerden tepki geldi.

Cem Vakfı’nın Alevi dedelerini Diyanet çatısı altına alma girişimine tepki gösteren Alevi dernekleri, ‘’AKP eliyle türedi, devşirme bir Alevilik yaratılmak isteniyor’’ dediler.

Fethullah Gülen’in isteğiyle cami-cemevi projesinin temelini atan Cem Vakfı’nın, 2 Kasım’da 1500 civarında Alevi dedesi ve kanaat önderinin katılımıyla, Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapacağı toplantıda, Alevi dedelerinin Diyanet’e bağlı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlanacağı, Alevilere ait derneklerin lağv edilerek, mal varlıklarının Cem Vakfı’na devredileceği iddia edildi. Projeye tepki gösteren Alevi derneklerinin temsilcileri, Cem Vakfı’nın AKP’nin asimilasyon projesine ortak olduğunu belirterek, “Yol düşkünü olurlar” dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül: Yapılmak istenen Aleviliği esir almak, Diyanetin esareti altına sokmaktır. AKP bütün bunları yaparken, Diyanet İşleri Başkanlığı, geleneksel Türk İslamcı akıl ve İzzettin Doğan’ı kullanıyor. AKP eliyle türedi, devşirme bir Alevilik yaratılmak isteniyor.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir: İzzettin Doğan’ın hükümetin yaratmak istediği Alevilik için çalıştığını bu toplum biliyor. Bu saatten sonra biz Aleviler olarak işbirlikçi, asimilasyon projelerinde yer alanlara asla taviz vermeyiz. Aklı başında hiçbir dedemiz bu asimilasyona, İzzettin Doğan’ın ayak oyunlarına, hükümetin işbirlikçilerine ne destek olur ne de katkı sunar.

Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz: İzzettin Doğan’ın yapacağı bu toplantı ile maalesef AKP’nin yöntemine hizmet etmekten başka bir şey değil.

Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin: AKP hükümetinin vereceği ulufelere kanarak, yolumuza ve kutsalımıza ihanet edecek dedeler, “Yol Düşkünü” olurlar. Dedelerimizin bu oyuna gelmeyeceğini, bu tuzaklara düşmeyeceğini ve AKP’nin işbirlikçi kurumlarının davetlerine katılmayacağına inancımız tamdır.

/Cumhuriyet

Aleviler yürüyor…

Aleviler ‘eşit yurttaşlık’ isteyecek
Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler, “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” sloganıyla 19 Ekim’de Mersin’de miting gerçekleştirecek.

MERSİN – Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler, uzun bir aranın ardından Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde 19 Ekim’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” sloganıyla Mersin’de alana çıkarak taleplerini haykıracak. Tevfik Sırrı Gür Stadyumu önünde saat 13.00′de başlayacak mitinge, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül de konuşmacı olarak katılacak. Alevi Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Hasan Kılavuz ile Mersin Demokratik Alevi Derneği Sekreteri Bülent Şahan mitingin yapılış amacı ve Alevilerin talepleri ile ilgili konuştu.

‘Başbakan 76 milyonun içindeki 20 milyon Alevinin başbakanı değil’

Alevi Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Kılavuz, Başbakan Erdoğan‘ın açıkladığı pakette Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda hiç bir şeyin olmadığını belirterek, “Bu pakette hiç bir şey çıkmayın Aleviler, isteklerini ve taleplerini yüksek bir sesle dile getirmek için Mersin, İstanbul ve İzmir’de miting yapma kararı aldılar” dedi. Çukurova bölgesinde yaşayan Alevilerin uzun zamandır böylesi ortak bir etkinlik gerçekleştirmediğini belirten Kılavuz, “Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler alanlara çıkıp seslerini bu alanlarda haykırması lazım. Bu mitingde Alevilerin üç temel sorununun çözülmesini talep edeceğiz. Özellikle son dönemde bazı güçler tarafından ortaya atılan ve Alevileri asimile etmeyi amaçlayan ‘Cemevi-Cami-Aşevi‘ projesinin ortaya atılması, Suriye’de 2 yıldır süren, yüz yıl sürecek bir iç düşmanlığın yaratılmasına sebep olacak savaşın son bulması ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının verilmesini talep edeceğiz” dedi. Başbakan Erdoğan’ın “Ben Türkiye’de yaşayan 76 milyon insanın başbakanıyım” sözünün gerçek yaşamda karşılığının olmadığını kaydeden Kılavuz, “Ben onu böyle görmüyorum. Başbakan’ın söylediği 76 milyonunun içinden 20 milyon Alevi’yi çıkarmak lazım. Başbakan’ın partisine mensup bir milletvekili cemevleri için ‘terör yuvasıdır’ diyor. Ama Başbakan ona hiç bir şey meeyyide uygulamadı. 35 Alevi’yi Sivas’ta diri diri yakan katillerin avukatlığını yapan kişiyi bakan yaptı. Alevilere ‘bunlar mum sündü yapıyor’ diyen bir zatı bakan yaptı” diye belirtti.

‘Alevilerin yok sayılmasını kabul etmiyoruz’

“Cemevi-Cami-Aşevi” projesiyle Alevilerin asimile edilmesini asla kabul etmeyeceklerinin altını çizen Kılavuz, “Cemevi-Cami-Aşevi yan yana olacaksa burada bir kardeşliğin olması isteniyorsa, o zaman kardeşlik ülkenin bütününde olmalı. Bütün ülkede cemevleri ibadethane olarak kabul edilmeli. Üç dört dönüm arazinin içerisinde cami ve cemevini yan yana getirip kardeşliği sağlayamazsınız. Bu inandırıcı da gelmez” dedi. Alevilerin Türkiye’de eşit yurttaşlık hakkından yararlanmadığını ifade eden Kılavuz, “Aleviler nerede eşit yurttaş. Diyanet İşleri Başkanlığı ve devletin politikası yüzyıldır tek yönlüdür. Bu politika, Sunni İslam inancını Hanefi mezhibini ön plana alarak, diğer inanç gruplarını mezhepleri bir tarafa itmiştir. Biz bunu kabul etmiyoruz. bu haksızlıktır. Alevi köylerine cami yaptırılıyor, okullarda Alevi çocuklarına zorla din dersi veriliyor. Bu hak mıdır eşitlik yurttaşlık mıdır? Eşit yurttaşlık hayatın her alanda eşitliği uygulamayı gerektiriyor. Bir insan kendi anadilini özgürce kullanmazsa nasıl eşit yurttaşlıktan bahsedersin. İşte 20 milyon Kürdün durumu ortada” diye konuştu.

‘Haktan, hukuktan ve eşitlik yana olan herkesi bekliyoruz’

Suriye’de yaşanan savaşın amacının Esad’ın gitmesi değil, orada yaşayan halklar arasında mezhepsel kavgayı ve düşmanlığı körüklemek olduğuna işaret eden Kılavuz, “Bazı devletlerin örgütlediği cinayet şebekeleri, Alevilik inancını paylaşan Nusayrilere, Kürtlere diğer azınlıklara saldırıyor. Katliamlar yapıyor. Suriye’de yaşayan Kürtlerin bulunduğu tarafta sınıra duvar örüp, adım başı asker yerleştirip kimsenin geçmesine izin vermeyeceksin. Diğer bir taraftan ise Türkiye eğitilen kişiler elini kolunu sallayarak Suriye’ye geçecek. Buna ne demeli” diye sordu. İnançlarını ve ibadet yerlerinin başkaları tarafından tarif edilmesini kabul etmeyeceklerini vurgulayan Kılavuz, “Biz bunlara rağmen umudumuzu yitirmedik. Kardeşlikten, birlikten ve beraberlikten yanayız. Biz inancımızı ve ibadet yerimizin başkaları tarafından tarif edilmesine karşıyız. Bunun için Mersin’de miting yapacağız. 19 Ekim’de yapacağız mitinge bütün demokratik kitle örgütleri, siyasi partileri, hak ve hukuktan yana olan eşit yurttaşlık talebi olanları, azınlıkların haklarını savunanları, komşumuzla yüzyıl sürecek bir düşmanlığın olmasını istemeyenleri, asimilasyon projelerine karşı çıkanların güçlü bir şekilde katılmalarını bekliyoruz” çağrısında bulundu.

‘Devlet Aleviliği bir inanç olarak görmüyor’

Mersin Demokratik Alevi Derneği Sekreteri Bülent Şahan ise, AKP hükümetinin büyük bir şovla açıkladığı “demokratikleşme paketi”nin Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin, kadınların ve ötekileştirilmiş herkesin beklentilerine cevap olmadığını kaydetti. Şahan, “Devlet Aleviliği bir inanç olarak görmüyor. Dolayısıyla Alevilere hakaret etmek devlete göre suç sayılmıyor. Bu şu anlama geliyor; Aleviler daha önce olduğu gibi şimdi de hakaret görmeye devam edecek” dedi. AKP Adıyaman Milletvekili Metin Metiner’in “Cem evleri terörist yuvasıdır” sözlerinin AKP’nin Alevilere bakış açısını ortaya koyduğuna dikkat çeken Şahan, “Asıl terörist El Nusra ve El Kaideyi destekleyenlerdir. Bu çeteler Suriye’de yaşayan Kürtleri ve Alevileri kadın çocuk demeden hunharca katlediyor. Bu çeteleri kim destekliyorsa asıl teröristler onlardır. Aleviler değil” diye belirtti. Şahan, Alevilik inancının kabul edilerek anayasal güvenceye alınması ve anadilde ibadetin önündeki engellerin kaldırılmasını istediklerini ifade etti.

DİHA

**************

Mersin Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği birlikte Mersin Gazeteciler Cemiyeti Derneğinde bir basın toplantısı düzenledi. Basın konuşmasını Mezitli Alevi Kültür Derneği Başkanı Ferdi Koç yaptı.

Alevi örgütleri olarak taleplerini dile getirdiklerini ancak taleplerinin yerine getirilmediğini söyleyen Koç, “evlerimiz işaretlendi, camlarımız coplandı, gazlandı ve hatta katledildiler, cem evlerimize ıcıbe dendi, Sivas katliamı davası zaman aşımına uğratılarak katiller ve katilleri savunanlar ödüllendirildi, binlerce alevi katliamına fetva verenlerin isimleri hastanelere verildi, yetmedi kıtaları birleştiren barış köprüsü olması gereken yapılara alevi katliamcısı Yavuz ismi verildi. Cem evlerine ibadethane statüsü verilmediği gibi diyanetin fetvası gibi yok sayıldı, binlerce kaçak cami dururken cem evlerimiz yıkılmak istendi.”dedi.

Alevilerin sorunun bir siyasi sorun olduğunu,  yapay tartışmalarla ve anti demokratik yöntemlerle çözülemeyeceğini söyleyen Koç, hükümetin açıkladığı demokratik paketi eleştirdi ve topulumu  çatışmaya sürükleyeceğini ifade etti. Koç, “AKP Hükümeti sorunun çözümü için bu güne kadar samimi bir yaklaşım içinde olmamıştır. AKP Hükümetinin “Demokrasi Paketi” nden bütün yurttaşlarımız için hak ve özgürlükler, adalet ve toplumsal barış çıkmayacağını biliyorduk. Açıklanan paket, Türkiye’deki etnik ve inançsal kimliklerin demokratik ihtiyaçlarını karşılamak yerine toplumu çatışmaya sürükleyecektir. AKP Hükümetinin sorunlara, çağdaş demokratik çözüm bulmak istemediği ortadadır. AKP Hükümeti bütün halkların ve inançların kardeşçe barış ve huzur içinde yaşamasını ve Türkiye’nin demokrasi sorununu çözecek birikim ve beceride değildir.”dedi.

Tüm inançların barış içerisinde yaşamalarını istediklerini söyleyen Koç, “ Alevilerin bu ülkede kimliklerin tanınması ve eşit yurttaşlık temelinde haklarının verilmesi ve tüm inançların barış içinde yaşamasını istiyoruz. İnancımızla, sazımızla, semahımızla oynanmasını istemiyoruz, rengimizle, elbisemizle, dedemizle oynanmasını istemiyoruz.” Dedi

Ferdi Koç, Alevi Derneklerini ve vatandaşları mitinge davet etti. Koç , “19 Ekim 2013 Cumartesi günü saat:13.00’da demokratik tepkilerimizi göstermek üzere Tevfik Gür Stadı yanı miting alanında “Cami-Cemevi Projesine ve Savaşa Hayır” demek üzere Mersinde bulunan alevi bileşenleri olarak miting düzenliyoruz”dedi

 

Alevilerin tepkisi devam ediyor

AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in bir televizyon programında cemevlerine dönük sözlerine Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor. Antep’te yöre dernekleri, Metiner’in söyleminin rencide edici olduğuna belirterek, Hükümetin Alevilere yönelik politikasını da eleştirdiler.
Balyanlılar ve Çepnililer dernekleri adına gazetemize açıklama yapan dernek başkanları, Metiner’in konuşmasıyla birlikte ‘demokratikleşme paketi’ni de gazetemize değerlendirdi.

İYİ ALEVİ OLMAK  İÇİN NE LAZIM?

Balyanlılar Derneği Başkanı Rıza Yıldırım, Metiner’in daha önce de rencide edici sözler kullandığını hatırlatarak, tepki göstermeye devam edeceklerini belirtti. AKP’nin sıklıkla yaptığı ‘Alevilerin kendi aralarında anlaşamadığı’na dair açıklamalara da değinen Yıldırım, “Sen önce devletin Alevisini yaratıyorsun, sonra onu benim karşıma getiriyorsun, tabii ki anlaşamayız. Yoksa Alevilerin kendi aralarında anlaşamamak gibi bir derdi hiç olmadı. Bir kere bu bizim öğretimize ters. Hiç duydunuz mu bir cemde anlaşılamamış da kavga çıkmış?” sözleriyle tepki gösterdi. Çalıştay gibi açılımlarda da benzer durumlar olduğunu hatırlatan Yıldırım, Alevilerin taleplerinin karşılamak değil, öyle yapıyormuş gibi görünerek, Alevilerin Sünnileştirmek olduğuna dikkat çekti.
Yıldırım, cami-cemevi projesinin de bu niyeti taşıdığını söyledi. Antep’te de bu projeyi hayata geçirmek isteğiyle yoklamalar yaptıklarına dikkat çeken Yıldırım, buna karış duracaklarını belirtti. Hükümetin açıkladığı demokratikleşme paketine de değinen Yıldırım, paketin kimseyi tatmin etmediğini söyledi. Pakette birer hakmış gibi verilenlerin bir anlamı olmadığını söyleyen Yıldırım, “Kürtler, Aleviler ve tüm haksızlığa uğramış, özgürlüklerinden mahrum kesimler için AKP’nin yaptığı azar azar hak veriyormuş gibi yapıp oyalamaktır” dedi. Hükümetin sürekli ayrıştırıcı söylem kullandığına değinen Yıldırım, “Devletin dini olduğu sürece din de iktidara göre şekillenir” dedi.

‘EN AZINDAN SAYGI DUYUN’

Çepnililer Derneği Başkanı Zülfikar Aslan, Alevilere dönük Metiner’in sarf ettiği gibi sözleri çok duyduklarını belirterek şöyle konuştu: “İster kabul edin ister etmeyin, bizim için cemevleri ibadet yerleridir, böyle yaşıyoruz, yaşamaya da devam edeceğiz. Hükümet de milyonlarca Aleviye en azından saygı duyup bu yönde adımlar atmalı ve öyle konuşmalıdır. Kimsenin inanç merkezi için böyle bir söylem yapılmamalı.” Demokratikleşme paketiyle kimsenin talebinin karşılandığına dikkat çeken Aslan, “Bir üniversiteye saygı duyduğumuz bir kişinin adının verilmesinden mutlu oluruz ama bizim böyle bir talebimiz olmadı ki. Bizim eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadet merkezi olarak kabulü, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gibi çok daha önemli taleplerimiz var karşılanmayan. Bunlara hiç değinmeden, bunlar için bir adım atmadan bir üniversiteye isim vermenin ne anlamı var?” diye tepki gösterdi. Aslan, cami-cemevi projelerine de karşı olduklarını belirterek, “Devlet bazı haklarımızı kabul etmiyor diye bundan vazgeçecek değiliz. Geri adım atmayız, sonuna kadar da haklarımız için mücadele ederiz” dedi.
Hükümetin daha önce de Alevilere dönük açılımları olduğuna değinen Aslan, Alevi dedelerin maaşa bağlanması teklifi gibi girişimleri de asla kabul etmediklerini söyledi. Alevilikte dedenin özgür olması gerektiğini ve hiçbir zaman bir devlet memuru gibi devletin belirlediği çizgide gerçek görevlerini yerine getiremeyeceğini ifade eden Aslan, tüm bunların Aleviliği yozlaştırıcı çalışmalar olduğuna dikkat çekti.

Aleviler 3 Kasım’da Kadıköy’de

Alevi örgütleri 3 Kasım’da yapacakları mitingde milyonların Kadıköy’e akacağını ilan etti. AKP’nin son demokrasi paketine karşı eşitlik yurttaşlık talepleriyle alanlarda olacaklarını belirten Aleviler, eylemlerini 19 Ekim’de Mersin’de başlatacak.

Aralarında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve diğer Alevi örgüt ve derneklerinin bulunduğu yapılar dün Küçükçekmece Garip Dede Dergahı’nda basın toplantısı düzenledi. 19 Ekim’de Mersin’de başlatıp 3 Kasım’da Kadıköy’de büyük bir mitingle sonlandıracakları eylemler hakkında bilgilendirme yapan Alevi kurumları açıklamalarında “Biz Aleviler inkarcı, asimilasyoncu politikalara karşı eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü için alanlardayız” dedi.

Dergah binasında yapılan toplantıda ilk sözü alan ABF Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir, AKP’nin son demokrasi paketini eleştirerek, bu paketle türban kamusal alanda yasallaşmış oldu dedi. Demir, kimsenin inancına ve giyimine karışmadıklarını ancak inançsal simgelerin kamusal ve toplumsal alana girmesine karşı olduklarını belirterek Alevilerin cami cemevi projesine, zorunlu din derslerine karşı eşitlik yurttaşlık ve çağdaş laik bir ülke için mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi. Demir, Bu taleplerle 19 Ekim’de Mersin’de başlatacakları eylem ve daha sonra 3 Kasım’da Kadıköy’de yapacakları büyük mitingle seslerini ve taleplerini seslendireceklerini belirtti.

PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül ise AKP’nin 10 yıllık bir iktidar değil bin yıllık ırkçı faşist gerici bir zihniyetin devamı olduğunu belirttiği konuşmasında, demokrasi paketine değinerek bunun bir yalan paketi olduğunu ve Alevilerin AKP’yi paketleyeceğini ifade etti. Bülbül, Mehmet Metiner’in cemevlerine yönelik terörist yuvası konuşması için, o önce Türkiye’de beslenip Suriye’ye savaşa gönderilen teröristlerin hesabını versin dedi. Bülbül, 3 Kasım’da Kadıköy’e milyonların akacağını belirterek, “Alevilerin talepleri sadece zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevleri değil hepsini kapsayan siyasal taleplerdir” şeklinde konuştu.

Toplantıya katılan Garip Dede Dergahı Başkanı ve dedesi Celal Fırat ve Okmeydanı Hacı Bektaşı Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Şahin de birer kısa konuşma yaptı.

sol

Süryani halkının kutsal Kudüsü Mor Gabriel

Zeynep TOZDUMAN

2008 yılından günümüze değin Mardin/Midyad’da  Mor Gabriel manastırı arazileri için verilen hukuk mücadelesi ve diplomatik ilişkiler sonucunda Süryanilerin  gasp edilen arazileri  ‘’demokratikleşme paketi’’ adı altında iade edildi.  Kamuoyundan herkesin bildiği üzre, Politik bir dava olan Mor Gabriel davası tam bir yılan hikâyesine dönmüştü.  Dile kolay tam 8 yıldır Süryani halkının canı her mahkemede yandı.  Ara sıra yerel mahkemedeki davalara gözlemci olarak katıldığımda, hoş görünün temsilcisi olan bu halkla hep birlikte ağladık, hüzünlendik, direndik.  Bu ülkede azınlıklar 98 yıldır hep güvercin ürkekliğinde yaşadılar. Belki de bu yüzden İsa’nın yaralı kuşları denilmiştir bu halka kim bilir?

1600 yıldır Süryanilerin kutsal mekânı olan bu manastıra AKP’li Mardin milletvekili ÇELEBİ’nin aşiretine bağlı üç köy tarafından dava açılmıştı.  Bu hukuksuzluk ve gasp üzerine 2009 yılında bireysel olarak kaleme aldığım, öncülüğünü yaptığım morgabrieledokunma imza kampanyası, hepinizin hatırlayacağı gibi daha sonra İzmir Barış Meclisi bünyesinde imzaya açılmıştı. Basından izleyenler bilir,  o günden, bu güne dek bu olayın hep takipçisi oldum. Yazılarımda ve konferanslarımda bu halkın acılarını en geniş kitlelere duyurmak için ne gerekiyorsa hem şahsım adına,  hem sözcülüğünü yaptığım İzmir Süryani dostluk platformu adına ne yaptıysak  sizlerle birlikte yaptık.. Bu yüzden biliyor ve diyorum ki devlet;  Mor Gabriel manastırını kendiliğinden jest olsun diye vermedi Süryani halkına. Bu,  diasporada ve ülke içinde verilen mücadele sonucu bir kazanımdır. Sivil toplum örgütlerinin, aydınların, aktivistlerin  yanı sıra;   özellikle büyük üzüntüler yaşayan birinci elden tanığı olduğum  vakıf başkanı dostum  Kuryakos Ergün, Turabdin’nin aslanı Samuel Aktaş’ın ve  Mor Gabriel manastırı yetkililerinin ayrıca  İstanbul Kadim Meryem Ana manastırı metropoliti sayın Yusuf Çetin’nin ve vakıflarının  diplomatik ilişkileri sonucu bir kazanımdır.

Günlerdir görsel basında ve sosyal medyada Mor Gabriel manastırı ile diğer bütün azınlıkların hakları verilmiş gibi lanse ediliyor. Ne acıdır, kendi anayurdunda yabancı ya da azınlık olmak… Bu ülkenin en kadim halkları olan azınlık diye tabir edilenler, İslamiyetten çok önce bu topraklarda yaşıyorlardı  (Ermeni- Süryani- Rum-Yahudi-).

Demokratikleşme paketi adı altında bunca bedel ödeyen, demografik çoğunluğa sahip, üstelik barış sürecinin muhatapları olan Kürtlerin payına ise bu paketten sadece üç harf düşmüştür ( W, X, Q ). Kürt halkının çocuklarının Türkçe eğitim ile Anadilleri yok sayılacak. Alevilere gelince;  devlet kendi Alevisini yetiştirecek üniversite ve Camilerin denetiminde Cem evleri düşmüştür payına.  Süryanilerin payına ise gasp edilen manastırın iadesi ve 1923 lozan’da kazınılmış haklardan biri olan, ana dilde eğitim hakkı yani azınlık okulu açma izni verilmiştir.

Batı yakasının en kadim ve köklü uygarlığı olan Rumların durumu ise çok daha acı… Yine bu pakette nüfusları üç bin kalan/ Öğrencisi olmayan Rumlara okul hakkı veriliyor. 1913- 1914 kayıtlarına göre, Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde salt Ermeni cemaatine ait 2800 okul, 300.000 öğrenci vardı. 1915 büyük kıyımdan günümüze değin,  bu gün Gökçeada’da yeni açılan okulla birlikte 23 azınlık okulu vardır. Bunun 16’sı Ermeni, 6’sı Rum, biri de Musevi okuludur. Ermenilere ise, yıllardır talep ettikleri Heybeliada’daki Ruhpan okulunun açılması yine bu pakette yer almayanlar arasında. Umutlar bir başka bahara ertelendi…  Ermenilerin okulları bu paketten öncede vardı, var olmasına da ama nasıl vardı?. 1924 tarihli Tevhidi Tedrisat Kanunu ile azınlık okulları MEB’e bağlanarak özerklikleri ortadan kaldırılmıştır. Bu güne dek Ermeni okullarında, okullara kimin kaydolacağına hep devlet karar vermiştir. 70 yıl sonra ilk kez İstanbul Meryem Ana kilisesi saygı değer metropolit Yusuf Çetin öncülüğünde başvurusu yapılan önümüzdeki dönem açılacak olan Süryani anaokulu ve ilkokul’u da Ermeni halkının yaşadığı sorunları yaşayacaktır. Bu yüzden bir an önce ayrı bir kanun ve yönetmelik çıkarılarak bu eşitsizlik ortadan kaldırılmalıdır.

Sizlerle bir sevincimi de paylaşmak istiyorum buradan. Türkiye’de ilk kez Süryanilerle ilgili çalışmalara, (İmza kampanyaları, miting, protesto, diyalog vs.) sokak ayağını örgütleyerek, Ana dilde eğitim hakkını isteyen pankartlarla bizler alanlarda talepte bulunduğumuz da, Sayın İstanbul-İzmir-Ankara metropoliti Yusuf Çetin ve Vakıf başkan vekili sevgili Kenan Gürdal ile tanışmıyorduk.  Ortaklaşma ve dayanışma adına tıpkı Mor Gabriel manastırı, Deyrul Zafaran manastırıyla bu güne kadar olan iyi niyet ve dostluk ilişkimiz gibi bir yenisini daha eklediğimiz için platformumuz ve şahsım adına çok sevinçliyim.

Bu ülkede demokratik bir paketten söz etmek istiyorsak öncelikle herkese fırsat eşitliği sağlanmalı ve özerk-demokratik-çağdaş eğitim,  ibadet özgürlüğü v.b gibi eşit hakların yanı sıra Türk olmayan halklara derhal Ana dilde eğitim hakkı verilmelidir.  Bir zamanlar çok dilli, çok dinli, çok kimlikli, çok kültürlü olan Anadolu yeniden o kimliğine kavuşmalıdır. Köy- kasaba-şehir yerleşim adları çok dilli olarak yeniden hayata geçirilmelidir.

Ey yönetenler! Bunca yıldır keyfi olarak engellediğiniz Azınlık okullarını,  bırakınız da azınlıklar idare etsin bundan tezi. Şu anda mevcut eğitim sistemi başlı başına bir utançtır, örneğin hala bu ülkede Ermeni yetiştirecek henüz bir kurum olmadığı gibi Üniversitelerin eğitim bölümlerinde hala Ermenice dersi yok.

Alevi’lerin  dramları ise apayrı. Alevi çocukları AHİM’de kazanılmış haklara rağmen halen keyfi olarak din dersinden muaf tutulmamaktadır. Irkçılığın simgesi olan ‘’andımızın’’ okullardan kaldırılması sevindirici bir gelişmedir bir de zorunlu din derslerini de kaldırsanız sorun çözülecek.  Azınlıklar bu ülkede özgür ve eşit yurttaş olmadığı sürece bunun adı demokratikleşme paketi değil olsa olsa yalancı bahar paketidir. Yaralarından keder damıtan/ ezilen ve soykırıma uğrayan halklardan resmi bir özür dilenmediği sürece bu ülkeye ne barış gelir, ne de demokrasi.

 

Peki Alevilerle kim yüzleşecek?

Murat AKSOY

Gezi protestoları ile birlikte toplumsal muhalefet odaklarından birisinin de Aleviler olduğu sıkça ifade edilmeye başlandı. Kimileri Alevilerin Gezi protestolarında çok önde olduğunu söyledi, kimileri daha ileri gidip Alevilerin ayaklanacağını ileri sürdü. Kimileri de Alevilerin kullanıldığını ifade etti. Şu gerçek ki, Alevileri önümüzdeki dönemde çok sık konuşacağız.

Aleviler konusunu konuşurken bu konuda birkaç başlığı özellikle paylaşmakta yarar var.

1.) Alevilik ve Aleviler bu toplumun bir gerçeği. Sayıları ister bir milyon, ister 15 milyon olsun hiç önemli değil. Tek bir Alevi dahi olsa devletin görevi Alevilerin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almak ve korumaktır.

Ne devletin, ne siyasi bir kurumun ne de herhangi dinsel otorite kabul edilen bir kişi veya kurumun Alevilerin ‘ne olduklarını’, ‘nasıl yaşamaları’ gerektiği konusunda söz söyleme hakkı yoktur. Alevilikle ilgili sözü Alevilerin kendileri söyler.

Bırakın Cemevi, Diyanet’te temsil edilip edilmeme, dedelerin maaşı konusunda aralarında ayrışsınlar. Bu ayrışma ve tartışmaların hiç biri, Alevilerin temel hak ve özgürlüklerinin kamusal alanda tanınmaması konusunda kamu otoritesine meşruiyet sağlamaz.

ALEVİLER ÜZERİNE OYNANAN OYUN

2.) Son dönemde Alevilerin, bu kadar şiddetle birlikte anılması ve toplumsal olayların merkezinde Alevilerin olduğu algısının yaratılması, Alevileri itibarsızlaştırmaya dönük bir mühendislik projesidir ve son derece tehlikelidir. Bu konuda başta siyasiler olmak üzere herkesin sorumlu davranması gerekmektedir.

3.) AK Parti Türkiye’nin pek çok temel sorununu çözme konusunda samimi adımlar attı. Alevi açılımı da bunlardan biri oldu. Gerçekleşen 7 çalıştay devletin Aleviliği muhatap alması açısından önemli idi. Ancak sürecin sonunda hazırlanan raporda sorunların çözümü için adımlar konusunda ortaya konan yasal gerekçeler ‘Eski Türkiye’ refleksi oldu.

4.) Gerçekten kamusala alanda Alevileri kim ya da kimler temsil ediyor, ne kadar temsil ediyor? Bu alanı yakından takip etmeye çalışan biri olarak ifade edebilirim ki Türkiye’de, Cemevleri üzerinden kurulmuş olan temsil bağı, sınırlı bir temsiliyeti ifade etmektedir. Bugün Alevilerin büyük bir çoğunluğu ‘sessiz Alevi’ olarak, kurumların temsil ağlarının dışında yaşamaktadır.

Temsil konusunda ikinci bir sorun da; bu kişi ve kurumlar ideolojik angajmanları nedeniyle, Alevilerin sorunlarının çözülmesine katkı sağlamamakta, aksine çözümün önünde engel olarak durmaktadır. Bu yüzden Alevilerin sorunlarının çözülmesi için, mevcut kurumlar dışında daha az görülür olan kurumlara, belki de bizatihi Alevilerin kendilerine bakmak gerekir.

Son dönemde Alevilerin bu kadar şiddet ve kriminal olayla birlikte anılması sıradan olmadığı gibi tehlikelidir de. Alevilerin kamusal alanda detaylarda farklılaşsa da bir görünür talepleri vardır. Bir de görünmeyen, yaşanan ama çok fazla dillendirilmeyen sorunları vardır.

ALEVİLERİN TEMEL SORUNU AYRIMCILIK

Görünen talepleri bellidir. Bunlar, Cemevlerinin ibadethane kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin, ve kimliklerdeki din hanesinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laik bir devlete uygun olarak yapılandırılmasıdır.

Bir de görünmeyen, yaşanan ve kamusal alanda çok fazla dillendirilmeyen sorunlar vardır. Ki bu sorun bence Türkiye’de sadece Alevilerin değil; tüm toplumsal farklılıkların son dönemde yaşadığı ortak sorundur: Ayrımcılık.

Yerelden merkeze tüm kamuda Aleviler ciddi ayrımcılıklarla karşı karşıya kalıyorlar. Bu ayrımcı politikalar sona ermeden Alevileri kazanmak zordur.

Alevilerin son dönemde karşı karşıya kaldığı ayrımcılıklar Alevileri, hiçbir siyasal karşılığı olmasa dahi CHP’ye daha çok bağlıyor. Atatürk’ün Hacı Bektaş’ı ziyareti, diğer yandan Atatürk’ün Bektaşi olduğu iddiası Aleviler için Cumhuriyet döneminde karşılığı olmayan bir ‘altın çağ’ hayali yarattı. Aleviler için siyasal karşılığı olmayan ikinci ‘altın çağ’ dönemi de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlık dönemidir.

Her iki dönemdeki beklentilerin temel dayanak noktası ise daha önce ifade ettiğim ‘güvenlik’ duygusudur. Gezi protestolarında bazı grupların ifade ettikleri yaşam/hayat tarzlarına yönelik hissettikleri korku, endişe ve kaygı bu duygunun bir yansımasıdır. Alevilerin bu duygularını gerçekçi bulan ve paylaşanlar kadar gerçekçi bulmayanlar da olabilir ama her halükarda çözüm bu endişelerin inkar edilerek değil; Alevileri ikna ederek giderilmesidir.

Alevilerden ‘Kemalizm’le yüzleşmelerini’ bekleyenler, bu yüzleşmeyi önce kendileri, Aleviler konusunda yapmalılar. Ve bu yüzleşme ancak Alevi’yi ötekileştirmeden, farklı ve eşit kabul ederek başlayabilir.

twitter.com/murataksoy