Ana Sayfa Blog Sayfa 6436

Mahkeme ısrarcı: “Cemevi ibathanedir”

Çankaya Cemevi Derneği davasında, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıtay’a rağmen “Cemevinin ibadethane” olduğu kararında ısrar etti.

Ankara 16. Hukuk Mahkemesi’nde dün görülen Çankaya Cemevi kapatma davasında, mahkeme, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin “cemevi ibadethane  değildir” gerekçesiyle derneği kapatma yönündeki kararını hukuka uygun bulmayarak daha önce “cemevinin ibadethane olduğu”  doğrultusunda verdiği  kararında direndi.

Dün görülen duruşmada, Yargıtay’ın 10 Mayıs 2012 gün ve E.2012/262 tarihli ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı referans alarak “Cemevleri ibadethane değildir” yönündeki bozma kararı okunarak taraflara ne diyecekleri soruldu. Cumhuriyet Savcısı İsmail Akdoğan ise Yargıtay kararının yerinde olduğunu, karara uyularak Çankaya Cemevi Derneğinin kapatılması yönünde karar verilmesini talep etti. Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin Avukatı Fevzi Gümüş ise “Yargıtay kararının hukuka aykırı olduğunu, Cemevlerinin Tekke ve Zaviyeler Yasası kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ayrıca Cemevinin ibadethane olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığından görüş sorulmasının temel haklara, inanç özgürlüğüne tümüyle aykırı ve kabul edilemez olduğunu” ifade etti.

Mahkeme Hakimi Yaşar Eren ise Cumhuriyet Savcısı’nın aksi görüşüne rağmen ilk kararındaki değerlendirmelerini gerekçe göstererek, kararında ısrar etti ve bir kez daha “Cemevinin ibadethane” olduğunu, bunun hem hukuksal, hem de toplumsal zemini olduğuna hükmetti.

Konuyla ilgili olarak Avukat Ali Yıldırım ise şunları söyledi: “Şimdi eğer, Cumhuriyet Savcısı kararı yeniden temyiz ederse, dava ile ilgili karar bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gidecek. Hukuk Genel Kurulu’nun hiç değilse bu kez Diyaneti değil, hukuğu ve toplumsal gerçekliği referans alacağına inanıyoruz. Eğer Yargıtay bu kararı onarsa bu Türkiye’de çok önemli bir sorunu çözecek bir karar haline gelir.”

NE OLMUŞTU?

Ankara’da kurulan “Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği” tüzüğüne ”Derneğin amacı Çankaya’da Aleviler için Alevi inancının ve ibadetinin merkezi olan cemevleri yapmak ve yaptırmak” şeklinde bir madde koymuştu.

Ankara İl Dernekler Müdürlüğü’nün itirazı ile Cumhuriyet Başsavcılığı, tüzüğünde ”cemevlerini ibadet yeri olarak” nitelendirdiği için Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında kapatma davası açmıştı. Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, mahkeme dernek alehinde açılan davayı ”Cemevleri yüzyıllardır Alevilerin ibadet yeri olarak toplumca bilinmiş ve kabul görmüştür. Derneğin tüzüğünde yazılı bulunan ‘Cemevleri ibadethanedir’ hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık taşımadığı gibi kanunlarla da yasaklanmamıştır” gerekçesiyle reddetmiş ve derneğin faaliyetlerine izin vermişti.

Mahkemenin bu kararı savcılık tarafından temyiz edilince, dosyayı görüşen Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını oy çokluğuyla bozmuştu. Yargıtay bozma gerekçesini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “633 sayılı Yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” yönündeki görüşüne dayandırmıştı.

(yurt gazetesi)

Dü’de “Alevilik Ve Ehl-i Beyt Kültürü Araştırma Merkezi” Kuruldu

Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Genel Sekreteri Prof. Dr. Sabri Eyigün, Alevili

k ve Ehl-i Beyt Kültürü Araştırma Merkezi”nin kurulmasına ilişkin, “Biz üniversite olarak Alevi kültürünü kendi öz kaynaklarına inerek bilimin ışığında yeniden inceleme, tarihini

inceleme, Alevi kültürünü oluşturan sistemi inceleme ve kültürün şu andaki temel değerlerini ortaya çıkarma amaçlı bu merkezi kurduk” dedi.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Genel Sekreteri Prof. Dr. Sabri Eyigün, Alevilik ve Ehl-i Beyt Kültürü Araştırma Merkezi’nin kurulmasına ilişkin, “Biz üniversite olarak Alevi kültürünü kendi öz kaynaklarına inerek bilimin ışığında yeniden inceleme, tarihini inceleme, Alevi kültürünü oluşturan sistemi inceleme ve kültürün şu andaki temel değerlerini ortaya çıkarma amaçlı bu merkezi kurduk” dedi.

İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Sabri Eyigün, Türkiye’deki bir çok kültürün, sanat tarihinin ve değerlerin, yüzyıllarca bilimin ışığında değerlendirilmediği için yanlış ellerde, yanlış yönlendirilmelere tabi olduğunu söyledi. Yanlış yönlendirmelere maruz kalan kültürlerden bir tanesinin Alevilik kültürü olduğunu belirten Eyigün, köken olarak Hz. Ali’ye ve Hz. Ali’nin soyundan gelenlerin muhabbetine dayanan bu kültürün zaman içerisinde Anadolu’da kendine özgü bir kimlik kazandığını ifade etti. Üniversite olarak Türkiye’de ilk defa Alevi kültürü ve ehl-i beyt kültürünü araştırma, inceleme, sağlıklı bir envanter oluşturma, bu konuyu araştıracak inceleyecek bilim insanlarına sağlıklı, doğru objektif veriler sunmak için bir araştırma merkezi kurduklarını kaydeden Eyigün şöyle devam etti:

“Bunun temel amacı Alevilik ve ehl-i beyt kültürünün doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Çünkü Alevilik bu toplumun temel bir kültürüdür. Anadolu’ya özgü bir kimliği olduğu için de bizim Anadolu’nun kendi kültürüdür. Bu kültürü yeterince inceleyemediğimiz için, üniversiteler buna tam olarak sahip çıkamadığı için, maalesef yurt dışında farklı amaçlarla konu incelenmekte, hatta İslam kültürünün bir parçası olmasına rağmen Danimarka gibi ülkelerde farklı bir din gibi lanse edilmektedir. Biz üniversite olarak alevi kültürünü kendi öz kaynaklarına inerek bilimin ışığında yeniden inceleme, tarihini inceleme alevi kültürünü oluşturan sistemi inceleme ve kültürün şu andaki temel değerleri ortaya çıkarma amaçlı bu merkezi kurduk. Merkez bünyesinde bu envanterler toplanacak. Türkiye’nin en büyük üniversite kütüphanesini biz kurduk. Yakında faaliyete geçecek bu kütüphanenin bir bölümünü Alevi kültürünü araştırma merkezine ayırıyoruz. Bu merkezde bütün dünyada yapılan çalışmaları, Türkiye’de yapılan bilimsel çalışmaları burada toplamayı düşünüyoruz. Alevi kültürünün doğru şekilde aktarılması noktasında sempozyum panel ve kongre düzenlemeyi düşünüyoruz.”

 

Kanuni’yi Siz Nasıl Tanırsınız Tayyip Bey?

Oya BAYDAR

Başbakan sağolsun, yazar çizer, yorumcu, vb. takımının -bu arada benim de- haftalık gıdamızı ihmal etmedi, şöyle yağlı etli tarafından ganî ganî verdi. Suriye’de ne işin var, şurada ne işin var, burada ne işin var türünden eleştirilere cevabı pek tumturaklı oldu: “Ecdadımızın at sırtında gittiği her yere biz de gideriz.” Ecdat sözcüğünden çağrışım yapmış olmalı, birilerine giydirmeye hazırlanırken ihmal etmediği deyimle “Hiç kusura bakmasınlar; biz böyle bir ecdat tanımadık, biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık” diyerek Müslüman muhafazakâr AKP siyaset takımının daha baştan kafayı taktığı Muhteşem Yüzyıl TV dizisine saldırdı. Dizinin yapımcısını ve diziyi gösteren televizyon kanalını açıkça kınadığını kendisini dinleyen kalabalığa bildirdi. Yetmedi, “Hakkımızı hukukî yoldan koruyacağız”, dedi, mahkemeleri göreve davet etti.

İster gülelim, ister ülkeyi yönetene bakıp ağlayalım, bu nutku çekerken kendisini alkışlayanların yüzde 80’inin, Muhteşem Yüzyıl dizisinin müptelaları olduğuna bahse girerim. Başbakanlık konutunda da merakla seyredildiği rivayet ediliyor. Tayyip Bey’in sözlerinin dizinin reytingini arttıracağı da tahmin edilebilir.

Ecdat edebiyatına başvurulursa…

Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da, Amerika’da… görece demokratik ve çağdaş ülkelerde ecdad edebiyatına başvuran Başbakan veya Başkan hatırlıyor musunuz? Bu tarz söylemler ya çok eskilerde, birkaç yüzyıl öncesinde kalmıştır ya da aşırı sağ, faşist çevrelerde, hatta onların da geçmişin hayalleriyle avunan en marjinal kesimlerinde. Faşist hareketler bugüne cevap getiremedikleri, yarını hayal edemedikleri için geçmişin zaferleriyle, şanlı tarihle, ecdatla övünürler; ezik kitleleri bu kof edebiyatla afyonlamaya çalışırlar. Yanlış anlaşılmaması için hemen söylemek gerekirse: burada tarihi inkârdan, miladı kendisiyle başlatmaktan, köklerinden kopmaktan değil, kof ecdat edebiyatından söz ediyorum.

Bu tarz bir konuşma ve ardındaki zihniyet; günün sorunları karşısında çaresiz kalanın, gelecek umudu ve vizyonu tükenenin, çuvalladığını içten içe fark edip kitleleri geçmiş tütsüsüyle afyonlamaya çalışanın psikolojisini yansıtır. Sayın Başbakan, son zamanlarda, bu sınıra adım adım yaklaşıyor. Çevresindekiler de durumu fark etmeye başladılar ki, bazen tevil ederek, bazen suskunlukla geçiştirerek, bazen de bir punduna getirip Erdoğan’ın söylediklerinin tam aksini kibarca söyleyerek duruma müdahale etmeye çalışıyorlar. Muhteşem Yüzyıl vakası nasıl gelişecek göreceğiz, ama Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü, Türk TV dizilerinin yurtdışı başarısıyla övünürken Muhteşem Yüzyıl’ın en az 150 milyon seyirciyi televizyon başına çektiğini, bir fenomen haline geldiğini açıkladı bile.

Bu ecdat meselesi, yani atalar, dedeler faslı her zaman sorunlu bir konudur. Toplumun veya kişinin kendini bağladığı, ya da resmi tarihin, resmi ideolojinin topluma dayattığı atalar, zaman içinde devrana göre biçimlenir, sübjektif değerler (ya da değersizlikler, karalamalar) yüklenirler. Şu veya bu yönlerinin altı çizilerek gerçeklikleri olumlu veya olumsuz yönde çarpıtılır. Kutsallaştırılır ve tabulaştırılırlar. Bu konuda sağ ve sol muhafazakârlar birbirleriyle yarışırlar. Osmanlı padişahlarını tu kaka eden, itibarsızlaştırmaya çalışan resmi Cumhuriyet tarih yazımı ile başta Atatürk olmak üzere Kemalist rejimin ileri gelenlerini yıpratmak, karalamak için çabalayan dindar- muhafazakâr tarih yazımı birbirinden farklı değildir. Oysa ecdadın gerçeği farklı bir noktadadır. Yapıp ettikleri bir yana, hepsi bütün zaaflarıyla ve meziyetleriyle, iyileriyle kötüleriyle insandır. Ecdadı yüceltirken onlara kendi bakışımızı, kendi arzularımızı yükleriz ve onları yücelterek kendimize pay çıkarırız. Ya da örneği Tayyip Erdoğan’ın ecdat edebiyatında görüldüğü gibi, ecdad kitlelerin hamasî duygularını okşamak için siyasal amaçlarla kullanılır.

Hangi Kanunî Sultan Süleyman?

Evet, Kanunî’nin kendi yüzyılında muhteşem olduğu açık. İmparatorluğun hem batıda hem doğuda en geniş hakimiyete ulaştığı, denizlere karalara hükmedilip hükümdarların dize getirildiği, içerde dönemine göre ileri yasal düzenlemeler yapıldığı, imar faaliyetlerinin hız ve estetik kazandığı bir dönem; Osmanlı’nın doruğu. Dönemin yıldızı da Sultan Süleyman. Bu tabloyu hiç gözardı etmeden, bir de madalyonun öteki yanına bakalım: Nasıl bir sultan, nasıl bir kişilikti Kanuni Süleyman?

Tarih benim konum değil ama en sıradan biyografide bile rastlayabileceğimiz bir iki ayrıntı! Fermanlarına ve ellerine epeyce kan bulaşmış bir hükümdar o. Savaşlardan söz etmiyorum; boğdurduğu, öldürttüğü öz oğullarını, vezirlerini, paşalarını, hatta saray entrikalarının kurbanı kadınlarını hatırlatmak istiyorum. Öz oğlu Mustafa’yı tahtta gözü var diye boğdurturken, taht kavgasına tutuşan şehzadelerinden Selim’i destekleyip Şehzade Bayezid’i ve ne olur ne olmaz, ilerde tahtta hak iddia ederler diye onun bütün oğullarını öldürtürken, Şehzade Mehmed’i daha üç yaşında yok ettirirken; yakını, can dostu, damadı İbrahim Paşa’yı güç ve iktidar kazandığı için, Topkapı sarayında konukken boğdurturken, Pirî Reis’i, Sadrazam Kara Ahmet Paşa’yı ve kim bilir daha nicelerini idam ettirirken o hep aynı Sultan Süleyman. Sefere çıkılan, kuşatılan, fethedilen topraklarda, hele de Doğu Avrupa’da hâlâ silemediğimiz “barbar Türk” imajının muhteşem yaratıcısı.

Maksadım ecdadı karalamak falan değil. Haksızlık etmemek için gerek Doğu gerekse Batı’da, o dönemlerde hiçbir hükümdarın, hiç bir hanedanın zalimlikte bizimkilerden aşağı kalmadığını da hatırlatmakta yarar var. Zalimlik iktidarın ve muktedirin ayrılmaz parçasıdır, hele de o çağlarda. Hükümdar ne kadar güçlüyse o kadar zalim olur, iktidarını korumak söz konusu olduğunda ne öz evlat ne yoldaş, ne arkadaş dinler. Ama aradan yüzlerce yıl geçip değerler değiştiğinde, kan dökmenin, zalimliğin, despotluğun büyük hakanlık, kahramanlık, kanunilik sayılmadığı günümüzde çağdaş demokratik liderler ecdatla övünmezler, hele hele eninde sonunda bir hikâye, bir masal olan TV dizilerinde ecdat  kendi kafasındakinden farklı gösteriliyor diye, yapanı, oynatanı tehdit edip, seyredeni de ürkütmeye çalışmazlar.

Dizinin sadece iki bölümünü seyrettim, para dökülmüş profesyonel bir iş. Tarihî gerçekler açısından benzerlerinden bir farkı yok, görkemli bir masal. Başbakan tartışma başlatmasaydı aklıma gelmeyecekti ama dizide, yirmi iki yıl Kanunî’nin Şeyhülislamlığını yapmış Ebussuut Efendi de sahneye çıkıyor. Başbakan, Şeyhülislam Ebussuut Efendi konusundaki gerçeklerin diziye yansıtılmasından ürküp de kanalı,  yapımcıyı, senaristleri testiyi kırmadan dövmeye kalkışmış olmasın!.. Kimilerine göre devrin -hatta bazılarınca tüm Osmanlı döneminin- en yetkin din alimi olan, tarihi verilere göre ise Sünnî İslam’ın en tutucu ve katı çizgisinin takipçisi Ebussuut Efendi, Başbakan’ın zihniyet yapısını da şekillendiren Alevîlik düşmanlığının sembollerinden biridir. O, “Kızılbaş tâifesinin şer’an kıtali helâl olup katleden gâzi; Kızılbaş tâifesinin ellerinde maktul olanlar şehid olurlar mı?” sorusuna, “Olur, gazâ-i ekber ve şehâdeti azîmedir” fetvasını verendir. (Kızılbaşları (Alevileri) öldürmek helâl midir, onları öldüren gazi, onların öldürdükleri şehit olurlar mı? sorusuna, “Olurlar, hem de din yolunda en büyük savaş, Tanrı yolunda büyük şehitliktir” cevabı). Bu ve benzer fetvalara dayanılarak akıtılan Alevî, Kızılbaş, Zerdüştî, Ezidî, Mecuzî kanını varın siz düşünün. Başbakan’ın Sünnî İslamın dışında kalan inanç gruplarına karşı zaman zaman pervasızlaşan söylemini hatırlayınca, işin bir de bu yanını düşünmekten alakoyamadım kendimi.

Başbakan’ın dizideki Sultan Süleyman’ı beğenmeyip, “Biz böyle Sultan Süleyman tanımadık” dediği Kanuni’nin ellerinde bol miktarda kan ve dahi evlat kanı, yönetiminin arkasında da Ebussuut Efendi zihniyeti vardı. Öte yandan, at üstünde uzun kalmak günümüzde meziyet sayılmasa da, Başbakan’ın bilgi eksiğini gidermek için, 46 yıl tahtta kalmış Kanunî’nin sarayda geçirdiği zamanın seferlerdekinin en az beş katı olduğunu da hatırlatmak gerek. Bence sayın Tayyip Erdoğan dizideki duruma şükretsin, fazla kurcalamasın bu işi. Dizinin kusuru Sultanın aşk meşk hayatını, yani en insan yanlarını göstermek olsun. Ya ecdadımızın öteki yüzünü gösterseydi!..

Son bir söz: İleri demokrasinin ayrılmaz parçası olan düşünce ve ifade özgürlüğü yukardan bahşedilmiyor, özgürlükler için direnmek ve mücadele etmek gerekiyor. Diziyi gösteren kanal, ardındaki sermaye grubu, yapımcılar, senaristler ve de milyonlarca izleyici buyrukçu, sansürcü zihniyetin sopa göstermesi karşısında milim geri çekilmemeli, pes etmemelidir. Bekâra karı boşamak kolay gelir, işin ucunda büyük maddi kayıplar var, vb. diyebilirsiniz. Ama işin daha da ucunda hak ve özgürlüklerin korunması var. Ben kendi payıma, Başbakan’ın müdahalesine karşı sadece yazıp çizmekle kalmayıp diziyi izlemeye başlayacağım. Karınca kararınca reytingi artırmak için…

Köşk’te ilk kez Muharrem iftarı

Alevi ve Caferi inancına sahip kesimlerin temsilcileri, Köşk’te ilk kez verilen Muharrem iftarında buluştu. Gül, “Aleviler bugüne kadar ihmal edilmiş. Kucaklaşma yıllar önce sağlansaydı bugün çok daha başka noktalara olurduk” dedi.

AYDIN HASAN / Ankara

Cumhurbaşkanı Gül, dün akşam Çankaya Köşkü’nde, Muharrem ayı dolayısıyla bir iftar yemeği verdi. İftara, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ile Alevi ve Caferi kesiminin temsilcileri katıldı. Çankaya Köşkü’nde ilk kez verilen Muharrem iftarında; Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun, Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Doğan Bermek, İstanbul eski Milletvekili Reha Çamuroğlu, Hitit Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Eğri, Karacaahmet Sultan Derneği Genel Başkanı Muharrem Ercan, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Kezban Hatemi, Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz ve İstanbul Alevi Dernekleri Genel Başkanı Metin Tarhan yer aldı.

Patates mantısı ikram edildi Yemeğin mönüsü, Muharrem orucunun hassasiyetleri göz önünde bulundurularak hazırlandığı için sofrada et yemekleri ve su yer almadı. Mönü; humus, köz patlıcan salatası ve enginarlı roka salatası, dereotlu kremalı mantar çorbası, zeytinyağlı iç baklalı çanak enginar, ana yemek olarak patates mantısı, çoban salata, vişne ve ayva kompostosundan oluştu. Tatlı olarak ise konuklara aşure ikram edildi. Alınan bilgilere göre; samimi bir hava içinde geçen iftar yemeği, yaklaşık 1.5 saat sürdü.

Temsilciler konuştu Gül dinledi Yemeğin ardından kahve içilerek sohbete devam edilen iftarda, Gül, daha çok konuklarını dinlemeyi tercih etti. Alevi kesiminin temsilcileri, özetle, “Çankaya Köşkü’nde bu iftar yemeğini vermeniz sembolik açıdan çok önemli. Aleviler yıllarca dışlandı. Merasimsiz doğal bir ortamda burada bu iftarın verilmesinden memnunuz” ortak görüşünü dile getirdi. Fermani Altun, en önemli sorunlardan birinin tekke ve zaviyeler yasası olduğunu belirterek, “Bu yasa yürürlükten kaldırılmalı. Cemevleri önündeki en büyük engel de bu yasadır. Bu yasa kalkarsa cem evleri sorunu da çözülür” görüşünü ifade etti. Altun, Aleviler için inanç önderi yetiştirecek meslek yüksek okullarının kurulması talebini de dile getirdi. Profesör Hüseyin Hatemi ise toplumdaki sorunların önemli ölçüde Sünni kesimin büyük bölümünün Alevi inancı konusundaki bilgisizliğinden kaynaklandığını anlattı. Hatemi, bu bilgisizilğin giderilmesi durumunda önyargıların da yıkılacağı yönündeki görüşünü kendine has üslubu içinde dile getirdi. Selahattin Özel ise Gül’e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ima yoluyla şikayet ederek, “Sizi gerginlikten uzak bir yaklaşım içinde görmekten memnuniyet duyuyoruz. İnanç sorunları, siyaset malzemesi yapılmamalı. Toplum gerilmemeli. Bu konudaki adımlar, özgürlükler çerçevesinde ele alınmalı ve bu çerçevede atılmalı” diye konuştu.

Kucaklaşma olmalı Gül’ün ise konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in kendisine daha önceden “Alevi Mahrumiyeti” başlığını taşıyan bir rapor verdiğini ifade ettiği belirtildi. Gül’ün özetle, “Biz kardeşlik içinde birarada yaşamalıyız. Kimse mağdur olmamalı. Aleviler, bugüne kadar ihmal edilmiş. Keşke daha önce de burada böyle iftarlar verilseydi… Keşke yıllar önce bu kucaklaşma olsaydı. Bugün çok daha başka noktalara olurduk” dediği aktarıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in de, “Ben Gaziantepliyim. Çocukluğumda, gençliğimde Alevi kardeşlerimle birarada idim. Birlikte Muharrem iftarlarına katılır, birlikte mersiyeler okurduk. Biz Alevi, Sünni, Kürt, Türk hepimiz kardeşiz. Kardeş olarak birlikte yaşayacağız. Bu ülkede çok renklilik, çok seslilik esas olmalı. Ama tarih boyunca bizim kardeşlik içinde yaşamamızı istemeyenler, dış odaklar sürekli yaralarımızı kaşıdı” dediği ifade edildi.

Neyin iftarı? Öte yandan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise twitter hesabında, matem orucunun 12. gün olan dün öğlen vaktinde sona erdiğini belirterek, “Cumhurbaşkanı akşam Muharrem iftarı verecekmiş. Matemimiz ve orucumuz öğlenleyin bitti. 12 gün yarım gündür. Akşam neyin iftarı?” diye sordu. (Milliyet)

Bandırma Cemevi ile Alevi yurttaşlara ibadet imkanı sağlanacak

Bandırma Alevi Kültür Dernekleri tarafından hazırlanan proje ile, Çınarlı Mahallesi’nde bulunan İhsaniye Öğrenci yurdu karşısındaki gerçekleştirilen ‘cemevi’ inşaatı temel atma töreni, pazar günü saat 11.00’de yapıldı.

Törene İlçe Kaymaka mı Ali Mantı, Belediye Başkanı Sedat Pekel, CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkan yardımcıları ve yöneticileri ile çevre, Alevi Kültür Dernek-leri yönetimleri katıldı. Kalabalık bir vatandaş topluluğunun da katılım gösterdiği temel atma töreni, Ulusal Kanal TV 10’da canlı olarak ekranlara verildi. Temel atma töreninde ilk konuşmayı yapan, Bandırma Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Sevim Bektaş; “2010 yılında itibaren Bandırma da yönetim olarak büyük çaba harcayarak aldıkları, 1800 metrelik arsada plan ve projelerini hazırlayarak bugün inşaat haline getirdiğimiz Cem evi’ne katkıda bulunanlara teşekkür ediyorum” dedi.

Bektaş’ın konuşmasının ardından konuşmalarını yapan, Bandırma Belediye Başkanı Sedat Pekel ve Bandırma İlçe Kaymakamı Ali Mantı; Herkesin dini ibadet yönünden serbest olduklarını vurgulayarak, Alevi vatandaşlarında bu ülkenin bir vatandaşı olduğu, dostluk ve kardeşliğin, Ön plana çıkması gerektiğini dile getirdiler. SODEV Genel Sekreteri ve Bandırma Alevi Kültür Dernekleri, Onursal Başkanı Mehmet Tüm; “ Bandırma Alevi Kültür Dernekleri Şube Başkanı ve yönetim kurulunun, Büyük emekleri ile yaptıkları, bölgenin büyük ihtiyacı olan Cem Evi’nin yapılmasını Takdirle karşılıyorum” dedi.

Cem evinin bir katını kendisinin yapacağını belirten Tüm; “ Gelişmeler ve atılan Adımlar çok önemli. Bundan sonrada bunların devamını umut ediyorum” dedi.

(Milliyet Blog)

Erzincan’da Alevilere saldırı!

Erzincan’da Alevilerin muharrem ayı çadırına saldırı!

Alevi vatandaşların Muharrem ayı orucu dolayısıyla Erzincan Dörtyol’da açtıkları çadıra bir grup saldırı düzenledi.
Saldırıda pankartlar yakılırken, saldırgan grup daha sonra olay yerinden kaçarak uzaklaştı.
Olay yerine gelen polis ekipleri incelemelerde bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kemal Bülbül tarafında konu hakkında yapılan açıklama şöyle:
“Erzincan’da bu ilk değil…!!! Erzincan bilinçli olarak seçiliyor. Bu saldırganlar öncelikle Başbakanın şiddet, nefret içeren dili ve politikalarından cesaret alıyorlar. Sonra da bu saldırıarı görmezden gelen yerel yönetici ve mülki amirlerden cesaret alıyorlar. Yakın zamanda Erzincan’da yine kapılarımıza çarpı işaretleri konmuş ve duvarlarımıza tehdit içeren h…akaretler yazılmıştı. Vali ve emniyet yetkilileri bu olayı görmezden gelmişlerdi.
Erzincan Şubemiz tarafından Erzincan merkez Dörtyol mevkisinde Yası Kerbela (Muharrem) Orucu nedeniyle kurulan çadıra bu akşam saldırıda bulundular.
Oruç nedeniyle canlarımızla daha etkin iletişim kurmak, kitap, yayın, dergi vb. kaynakları canlarımıza ulaştırmak amacıyla kurulan çadırımız faşistlerce yakılmak istenmiştir.
Yöneticilerimizin akşam saatlerinde çadırdan ayrılmasını fırsat bilen faşistler asılı bulunan dernek flamalarımızı yakmışlardır.
Polisin “bilgi” vermesi üzerine olay yerine giden Şube Başkanımız ve yöneticilerimiz şu anda gerekli şikayet tutanakları için karakolda bulunuyorlar.
Şu an İstanbul’dayım en kısa sürede Erzincan’a gideceğim.
Erzincan’daki demokrasi güçleri ve canlarımız bu saldırıyı hafife almamalıdır. Gereken ortak tavır gösterilmelidir.”
Erzincan’da muharrem ayı dolayısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin açtığı tanıtım çadırına gericiler tarafından saldırı gerçekleştirildi

Selahattin Özel; Muharrem Orucunu anlatıyor

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel “Muharrem Orucu”nu anlatıyor…

NECDET SARAÇ/ ALİ YILDIRIM- Muharrem ayı, Aleviler için matem ayıdır. Aleviler her muharrem ayında 14 masum-u pak için 3 gün, Kerbela’da İmam Hüseyin ile birlikte şehit edilen 71 can için de 12 günlük matem orucu tutarlar.

Bu oruçta gösteriş olmaz, şamata yapılmaz, zengin sofralar kurulmaz, eğlence düzenlenmez, kahkaha ile gülünmez, bıçakla soğan dahi kesilmez. Orucumuzun en önemli pratiklerinden biri, suyun kesinlikle içilmemesidir. Aleviler bu ayda mersiye okuyarak, keyif verici her tür şeyden uzaklaşarak, Hz. Hüseyin ve yol arkadaşları için gözyaşı dökerek Kerbela acısını her Muharrem ayında yaşarlar.

Bunun anlamı şudur: Aleviler, bu oruçla Kerbela olayının üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen her seferinde bir tercih yaparlar; bu tercih zalime karşı ezilenin yanında olmak, mazlumları, haksızlığa uğrayanları anlamak, onların sesi olmak ve zalimliğe karşı direnmektir. Kerbela, bize bu bilinci ve duyguyu verir. Bu yüzdendir ki, Aleviler, sadece Kerbela’da değil, şekillendiği coğrafya öncelikli olmak üzere tüm dünyada kim haksızlığa uğramışsa ayrım gözetmeksizin onun yanında yer almayı bir vicdani görev saymıştır. Çünkü, Ehlibeyt, Hz. Muhammed’in bize emanetidir, Hz. Hüseyin mazlumluğun ve direnişin, Yezit de zalimliğin sembolüdür. Matem orucuyla Aleviler, öbür dünyadaki cennete ulaşmaktan ziyade Hz. Hüseyin’in bize bıraktığı değerleri yaşatmayı esas alır.

GÖSTERİŞTEN UZAK DURUYORUZ
12 İmam orucu, Aleviler açısından en temel olan; dolayısıyla onu var eden inanç pratiklerinden biridir. Bu nedenle, Aleviliğe müdahalelerde bulunmak isteyen çevreler, 12 İmam orucunu yozlaştırmaya, anlamını zaafa uğratmaya çalışmaktadırlar. Özellikle AKP Hükümeti’nin bu konuda agresif müdahaleleri olmuş, hatta adına Alevi açılımı denilen süreç, Ocak 2008’de 5 yıldızlı Bilkent Otel’de verilen ve “Alevi iftarı” olduğu söylenen yemekle başlamıştır.

Böylece Ramazan iftarlarına benzetilmek istenen 12 İmam orucuna şimdi de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın müftülük teşkilatları müdahalelerde bulunmaktadır. Özellikle son iki yılda yoğunlaşan uygulamayla, müftüler, ticaret ve sanayi odaları, AKP teşkilatları Muharrem iftarı yaptıklarını söylemektedirler.

AKP, daha da ileri giderek kurdurduğu yapay Alevi örgütleri aracılığı ile de 12 İmam orucunun temel ritüel ve ilkelerine aykırı uygulamalar yapmaktadır. Böylece, matem orucu yozlaştırılarak Alevilik de asimile edilmek istenmektedir. Aleviler ve onların örgütleri, Aleviliğin içini boşaltarak başkalaştırmak isteyen çevrelere karşı yeterli bilince sahiptir. Bu nedenle Türkiye’de yaygın Alevi örgütlenmesine sahip olan Alevi Bektaşi Federasyonu’muza bağlı kurumların cemevlerinde veya dernek şubelerinde bir araya gelen Aleviler, gösterişten, lüksten uzak bir şekilde Kerbela şehitlerini anmakta ve kutsal değerlerini yaşatmaktadır.

KİTAPLAR OKUNUR, MERSİYELER SÖYLENİR…
DEDE, Hüseyin Dedekargınoğlu oruç günlerinde neler yapıldığını şöyle anlatıyor… Oruç günleri süresince evlerde Fuzuli’nin Ermişlerin Bahçesi (Hadikat üs -Süeda), Kerbela Şehitlerinin Destanı, Kumru (Kenzül- Mesaip) ve Hüsniye gibi Kerbela olayını anlatan kitaplar okunur. Bu kitaplardaki mersiyelerin çoğu ezberlenir, mersiyeleri ezbere bilenler, kitaplardaki bazı beyitleri hikâye şeklinde uzun uzun anlatırlar. Eski dönemlerde, özellikle köylerde yaşlılar ya eski yazıyı bilirler, ya
da hiç okuma yazma bilmezlerdi. Bugünkü Latin harfleri ile okuyan kişi sayısı da pek fazla değildi. O zaman ilkokul 4. veya 5. sınıf öğrencileri çağırılır ve kitaplar onlara okutulurdu. Bazen bizler çok uzun okumalardan sıkılıp belli yerlerde 1-2 sayfa atlayıp kitabı çabuk bitirmek istediğimizde
ise kitabı ezbere bilenler “o bölümde şu ifadeler var, galiba orasını atladın” diye hemen müdahale ederlerdi…

Aleviler İmam Hüseyin ve diğer Kerbela şehitleri için ağlayıp gözyaşı dökerek onların çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duyarlar. Emevi hükümdarı Yezit ve yandaşlarına lanet okurlar. Aleviler için İmam Hüseyin’in yanında olmak, zalime karşı çıkıp mazlumdan yana olmaktır…

ALEVİLİKTE ‘DEDE’ KİMDİR?
DEDE, Alevi toplumunun inançsal önderidir. Her Alevinin bir dedesi vardır. Dede, talipleri eğiten, yol gösterendir. İnanç anlamında her talibin davranışlarından dede sorumludur. Dede aynı zamanda taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir.

Dedelik ise kendine has bir iç yapısı, hiyerarşisi olan bir kurumdur. Örneğin, her dedenin de bir dedesi (mürşidi) vardır. Yani, bu anlamda her dede ayni zamanda başka bir dedenin talibidir. Nasıl ki talip bir yanlışa düştüğünde ya da hata yaptığında dedesine sığınıyorsa, ayni şekilde dede de talibi olduğu dedesine (mürşidine) sığınır. Böylece halkalar gibi birbirine bağımlı özgün bir denetim mekanizması da kurulmuş olur…

KAVRAM: ÜÇLER, BEŞLER, YEDİLER…
ALEVİ inancında “üçler, beşler, yediler” kavramı kimler için kullanılır?

Alevi inancında “üçler”; Hak, Muhammed ve Ali’dir.

“Beşler” denilince üçlere, Hasan ve Hüseyin ilave edilir.

“Yediler” denilince ise, peygamberin eşi Hatice ve kızı Fatıma beşlere eklenir.

Benzemez
Yaptığımız Kabedir
Yıktığımız kilise
Şu bizim seyranımız
Bir seyrana benzemez
Süleyman’lar içinde
Ali bir Süleyman’dır
Süleyman’lar bildiler
Bir Süleyman’a benzemez
Abdesttimiz katlanmak
Namazımız sabretmek
Biz bir oruç tutarız
Ramazana benzemez
Kitabımız da kıl var
Dağlar kadar görünür
Biz bir ayet okuruz
Bir Kur’an’a benzemez
Kul Nesimi sen seni
Mana bilir söylersin
Biz bir deniz geçeriz
Bir ummana benzemez

Kul Nesimi

(yurt)

Aşurenin Alevi İnancındaki yeri ve Önemi

Değerli canlar!

Alevi toplumu ,Kerbela katliamının unutulmaması ve Hz.Hüseyine bağlılık manasıyla her yıl Muharremin 1.gününden başlayarak 12 gün yas tutarlar.Bunu 12 günlük  Matem orucu ile yerine getirirler.Tüm gün yemek yemez,su içmez,zevk-sefa,eğlence v.s gibi mateme uymayan davranışlar yapmazlar.Nefsi şeylerden uzak dururlar.Et ve acı şeylerden uzak dururlar yemezler.Bazı bölgelerde bu oruçlar 3 gün önce başlar.Bu  3 günlük oruca mahsumlar orucu denir.Ayrıca son 2 gün tutulan oruca da Ehl-i Beyt orucu denir.Yani tarihten gelen 10 günlük orucun başına 3 gün masumlar ve sonuna da 2 günlük Ehl-i Beyt orucu eklenerek 15 gün veya bazı bölgeler de 12 gün tutulur.Oruçların bitiminden sonra matem sona erer.Son gün ise bir şükran yemeği olan AŞURE pişirilir ve paylaşılır.Peki neden ve neye şükran?Bu sorunun cevabını Aşurenin tarihi anlamında buluyoruz.

Aşure tarihi bir gelenektir.Alevi toplumu bu tarihi insanlık kültürünü Kerbela ile birleştirerek,Alevi inanç kültürüne taşımıştır.Hz. Hüseyin ve  72 yakını için yas tutarken,Aşure ile de bu katliamdan sağ kurtulan Hz. Hüseyinin oğlu Zeynel Abidin’in kurtuluşuna şükretmek amacıyla şükran yemeği AŞURE pişirilir ve dağıtılır.

Yani bu büyük katliamın,yaşanan derin acının ve maruz  kalınan ağır yenilginin sonun da teslimiyet kabul edilmeyip, yeni bir başlangıcın umudunu yaratacak değerleri var etmek, bu bu moral degerleri ile gelecekte mücadeleye öncülük yapacak bir  öncünün  kurtulduğuna ve yeniden kazanmak ve başarmak için bir yolun açıldığına şükretmektir.

Aleviler  AŞURE geleneğinin  tarihini ,insanlık ve tanrı ile eşit olduğuna inanırlar.Aşureye 12 çeşit malzeme konur.Bunlar genellikle tahıl ,tatlı şeyler ve kurutulmuş meyvelerdir.Acı şeyler Aşureye girmez.

Aşurenin eski çağlardan benzer sebeplerle yapıldığını biliyoruz.Alevilere göre tarihte bir çok olaydan dolayı Aşure kutlanmaktadır.Bu olaylar kuşkusuz söylenceler ile aleviler kadar ulaşmıştır.

Örneğin;

-Hz.Adem işlediği ilk günahtan pişman olarak tövbe etmiştir.Onun tövbesi bu gün kabul edilmiş ve af edilmiştir.Hz. Adem de tanrıya şükrederek Aşure bişirmiştir.

– Hz.Nuh Peygamber Aşure günü tufana tutulmuştur.Başka bir rivayete göre ise Nuh’un gemisi Aşure günü Cudi dağına oturmuştur.Gemide bulunanlar tufandan kurtuldukdan sonra gemide kalan yiyeceklerin azalmasında dolayı karıştırıp pişirerek yemişler ve Aşure bu olaydan kaynagını alır diye bilinmektedir.

-Brahim Peygamber bu gün Nemrut’un  ateşinden kurtulduğu için Aşure bişirip tanrıya şükranlarını sunmuştur.

-Yakup peygamber oğlu Yusufa bugün konuşmuştur

-İsa peygamber bu gün Çarmıhdan göğe çekilmiştir.

Kuşkusuz bu tarihi olaylar, özellikle orta doğu toplumsal kültürünün günümüze uzanan siyasi,felsefik ve inaçsal hafızasıdır. Bu olaylar üzerinden saflaşmalar ,sınıflaşmalar,savaşlar,toplumsal acılar yaşanmıştır.Her kes temsil ettiği taraf ve içinde olduğu sınıf sal kategorisine göre  kendi mücadelesinin de tarihsel perspektivini ve kültürünü yaratmıştır.

Aşure de bu tarihi gerçekliğin efsanelerle beslenmiş,süslenmiş bir mücadele günü olarak vefanın,halk için fedakarlık yapanları unutmamanın, değerlere bağlılığın ve toplumsal birliğin en önemli günüdür diyebiliriz.Tabi ki ezilenler açısından.

Ancak bu gün, bir çok başka değer de olduğu gibi ezenler bu güzel geleneğe’de el atmışlardır.Bu halk geleneğinin de içini boşaltarak, dejenere ederek, temel mesajlarından uzaklaştırmaktadırlar.

Görüldüğü gibi aşurenin kökleri tarihin derinliklerine uzanmaktadır.Ancak kutlanması ve amacı aynı mantık ve içeriktedir.Tüm olayların ortak noktası çekilen büyük acılardan veya yaşanan büyük hatalardan sonra,yeniden doğan bir umut ile yeni bir başlangıç yapmanın sevincini paylaşmaktır.Yeni bir umudun müjdesinin paylaşımıdır.Diger yandan bencilliğe karşı paylaşma kültürünün yaşanmasına en iyi örnek gelenektir.Bu çorba diğer yandan ,herkesi eşitleyen ve ortaklaştıran bir komün kültürünün günümüze uzanan bir iz düşümüdür.

Yeni bir AŞURE’ye hazırlanırken ,acıların son bulduğu,savaşların olmadığı,barışın egemen olduğu bir dünya kurmanın umudu ve mücadelesine vesile olmasını diliyorum.

Aşureleriniz leziz, kabul ve makbul olsun.Sizi hakkın ve haklının safında  tutsun .Tüm sevdiklerinize ve mazlumlara delil olsun. Hızırın himmeti ve sizin çabanızla dünyadaki tüm zalimler mat olsun. Davanız,İnancınız,Umudunuz,Birliğiniz daim olsun.

Ali Köylüce

Demokratik Aleviler Federasyonu

 Gn. Başkanı

15.11.2012

Alevilerin Hak Talepleri ve CHP

Can KASAPOGLU
Genel olarak Aleviler ve özel olarak ta Kürt Aleviler ne zamanki hak-taleplerini dile getirse ve onu elde etmek için herhangi bir girişimde bulunmaya kalksa ya katliama uğrar yada anasından emdiği süt burnundan getirilir. Kovuşturma-soruşturma, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra, işkence, sürgün ve asimilasyonla karşılaşır Aleviler.

Kürt Alevilerin Koçgiri’de başlayan ulusal-hak talepleri, Mustafa Kemal yönetimindeki ‘sözde kurtuluş savaşçıları’ tarafından acımasızca bastırıldı.
Dikkat edilirse Koçgiri’de Kürt-Kızılbaş Alevilere yaşatılan bu vahşet, yeni doğacak cumhuriyet adına yapılmıştı.
Sonrasında örneğin Dersim’de 30’lu yılların başından, 37-38’e kadar olan süreç içinde ise ‘genç cumhuriyet’ adına 100 bin Dersimlilin katledildiği ‘Dersim’de Soykırım’ yaşatılmış idi.Dersim’i, Dersimliyi ve Dersim’e ait olan ne var ise, başta Mustafa Kemal ve İsmet İnönü olmak üzere ‘Çiban başı’ sayıldı ve bunun üzerine CHP yönetimindeki cumhuriyet Dersim’de kan akıttı, talan ve işgal etti.

Dersim Soykırımı dahil bu güne değin yapıla gelen bütün Alevi katliamlarımda bariz bir şekilde direkt yada en direk rolü olan CHP’nin sessizliği, kafasını kuma gömme taktiği ve hala ‘şeriat gelecek’ propagandası ile korku siyaseti yapıp Alevilerini aldatmak istemesi çok vahim bir durumdur..

Alevilerin her türlü hak talepleri karşısında her zaman adeta bir sibop görevi olan CHP’in en üst boyutta Alevileri götürdüğü ve bundan böylede götüreceği yer Anıtkabir olagelmiştir.

Yada CHP’nin, bazı Alevileri ve kurumlarını ön plana çıkartarak organize ettiği görülen bazı miting ve etkinliklerde Seyit Rıza’nın posterlerine, İbrahim Kaypakkaya vb devrimcilerin posterlerine tahammül edememek Aleviliğe yakışmaz ve zaten bu olsa olsa CHP zihniyeti Alevicilik olur..

Örneğin içinden geçtiğimiz şu günlerde Dersim Soykırımı ve Pir Seyid Rıza’nın idamının yıldönümüdür. Yüz bin Dersimlinin soykırımdan geçirildiği kanlı, acılı bir vahşetin yıldönümüdür.

İşte, kalıntıları ve devamı günümüze değin süregelen Dersim Soykırımı karşısında CHP acaba bir özür dilemiş midir?

Kaldı ki CHP’nin yada devletin salt ‘özür dileriz’ demesi ne sorunu çözer ve nede bu yeterli olamaz.. Bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır..

Yine CHP, Dersimde katledilen Kürt-Kızılbaş Alevilerden özür dilemiş ve ‘Soykırımdaki Rolü’nden ötürü özünü dara çekerek gereklerini yerine getirmiş midir?

DP, AP, MSP, MHP ve MC hükümetleri ve son on yılın Muaviye hükümeti, kendine Müslüman, Türk-İslam sentezli ve ırkçı AKP-Gülen hükümeti’nin Kürt halkına ve Alevilere nasıl bir düşmanlık yaptığını pratik uygulamaları ile gördük, yaşadık ve görmekteyiz..

Ancak ulusalcı, tekçi ve her türden değişime ve dönüşüme direnen CHP’nin bu partilerden ve onların program-tüzüklerinden ne farkı var?
70’li yıllarda ‘Halkçı Ecevit, Halkçı CHP’ sloganlarına şiddetle karşı çıkan CHP’nin günümüzde ise ülkenin en can alıcı ve ‘Demokratik Çözümü’ kaçınılmaz olan Kürt sorunu konusunda somut bir adım atmışmıdır?

CHP’nin, adeta kendisinin kurduğu bu devletinin, ezerek, yok ederek, asimile edip sürgünlere göndererek çözümsüz bıraktığı Kürt sorununun çözümünde açık, somut, cesaretli ve projelendirilmiş bir programı, bir yol haritası varmıdır?

Yine CHP’nin, Alevilerin yükselen haklı ve meşru talepleri karşısında parti olarak bir açılımı, bir projesi ve bir pratik uygulaması varmıdır?
Bütün bunlara ‘yoktur’ demekten başka seçeneğimiz de yoktur..

Hal böyle iken burada Alevilerin’de dostunu ve düşmanını iyi tanımlaması ve pozisyonunu da buna göre belirlemesi gerekmektedir..

Örneğin Kürt halkının haklı talepleri için açlık grevlerine yatarak bedenlerini bir kez daha ölüme yatıran tutsakların ölüm oruçlarının en kritik aşamasında da olsa Alevilerden ve Alevi kurumların gelen destek açıklamaları çok olumludur..

Yine bazı yerlerde Alevi gençlerinin tutsaklarla dayanışma için dönüşümlü açlık grevlerine katılmaları anlamlıdır..

Tıpkı Dersimlilerin, Dersim Soykırımı sanığı CHP’nin yanında yer almamaları gerçeği gibi Alevinin yeride Soykırımcıların ve Katliamcıların yanı değildir, olmamalıdır.
Alevi, tamda bu şer cephesinin karşısında Mazlumun yanında yer alarak hesap sormalı ve hakkını almalıdır.

Kısaca Aleviler, yaşadıkları coğrafyanın toplumsal-sosyal ve siyasal her türlü sorunun çözümünden kendilerini somutlamadan ve kendi hak taleplerini bu kesimlerle buluşturduğu, ortaklaştırdığı ölçüde sonuç alabileceklerdir..

Gerçek ve düşkün olmayan Alevi duruşu budur ve bunu gerektirir..

Toulouse’de Alevi Derneği çalışmalarına başladı

Ernesto Roza BARIŞ

Demokratik Alevi Federasyonu 10 Kasım 2012 tarihinde Toulouse’de düzenlediği toplantıyla, Toulouse Şubesini açtı. Yapılan toplantıda Şevket Çiftçi başkanlığında 5 kişilik yönetim seçildi.

Şevket Çiftçi yapmış olduğu konuşmada açlık grevlerine dikkat çekti. A.lık grevindekilerin taleplerinin dikakte alınması çağrısı yapan Çiftçi, herkesi sorumluluk almaya çağırdı.

Toplantıda bir konuşma yapan Yazar Haşim Kutlu’da sürekli birlikten bahsedildiğini, ana ayrılıkların derinleştirildiğine dikkat çekti. Açılımlar adı altında yapılanların artık herkes tarafından görüldüğünü, sonuçlarının ise ağır olduğunu söyledi. Ötekileştirmenin her alanda devam etiğini belirten Kutlu, herkesi Demokratik Alevi Federasyonu çalışmalarına destek vermeye çağırdı.