Ana Sayfa Blog Sayfa 743

Hizb-i Kontra Hizb-i AKP’ye dönüştü

AKP iktidarında cezaevlerinde bulunan Hizb-i Kontra elemanları tek tek serbest bırakıldı. Bunlar sivilleşme adı altında önce dernek sonra da partileşti. Bunlar her önemli dönemeçte AKP’yi destekleyerek Hizb-i AKP oldukları gösterdiler

Hüseyin Kalkan

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) seçimlerde R. Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini açıkladı. Böylece bu partinin iki milletvekili karşılığında Cumhur İttifakı’na dahil olduğu öğrenildi. HÜDA PAR’in bu seçimi bir tesadüf değil. Bazı Kürdi söylemler de kullanılan bu hareket doksanlı yıllarda devletin Kürt hareketine karşı kullandığı önemli bir araçtı. 90’lar artık Kürt hareketinin kitleselleştiği ve serhildanlar çağının başladığı bir dönemdi. Devlet bütün resmi kuvvetlerini hareket geçirdiği halde bu güçlenmenin ve eylemselliğin önüne geçemedi. Yarı resmi ve paramiliter örgütler oluşturuldu. Koruculuk bunlardan biri idi. Ve resmiydi. Önemli bir örgütlenme ise JİTEM’di. JİTEM askeri kadroların yanında itirafçıları kadrosuna dahil etti. Hizb-i Kontra ise Amed’de Vadet Kitabevi etrafından örgütlenen bir İslamcı grubunun müdahale ile bölünmesiyle oluşturuldu. Birçok Kürt aydını, gazetecisi, kanaat önderi ve siyasetçi o zaman Hizb-i Kontra olarak adlandırılan bu grubun saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Daha çok arkadan yaklaşarak ateş eden bu tetikçilerin daha o zaman devlet tarafından eğitildiği ortaya çıkarıldı.

Kitap evinden çeteye

Bu grubun ilk kadroları 1979’da Amed’deki Vahdet Kitabevi’nden örgütlendi. Bu kitabevindeki toplantılar Fidan Güngör ve Hüseyin Velioğlu tarafından düzenlenmekteydi. 1981 yılında Fidan Güngör, Menzil Kitapçısı’nı kurarken, 1982 yılında Hüseyin Velioğlu ise İlim Kitapçısı’nı kurdu. 1987’de Hüseyin Velioğlu, İlim Kitapçısı’nı Batman’a taşıdığında, devlete karşı tutum konusunda farklı fikirler sonucu örgüt, iki kola ayrıldı. İlim kolu Hüseyin Velioğlu’nun liderliğindeydi. Anlaşmazlıklar, iki grup arasında geçen kanlı çatışmalarla sonuçlandı. Hüseyin Velioğlu liderliğinde İlim Grubu, Kürt hareketine karşı devletle işbirliğini savunurken, Fidan Güngör liderliğinde Menzil Grubu ise devletle işbirliğini reddediyordu. Kısa sürede tasfiye edilen Menzil’in lideri Fidan Güngör 11 Eylül 1994’te Hizb-i Kontra elemanları tarafından kaçırıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Güçlenen Hizb-i Kontra kendi kurallarına uymayan kişilere yönelik satırlı, asitli ve silahlı saldırılara başladı. 90’lı yılların ortalarına kadar 700 Kürt insanı Hizb-i Kontra’nın saldırıları sonucu yaşamını yitirdi.

Yeni Ülke ve Hizbul-Kontra

Şırnaklı Kürt gazeteci Halit Güngen, 16 Şubat 1992’de, ‘2000’e Doğru’ dergisinin kapağında  “Hizbullah, Çevik Kuvvet merkezinde eğitiliyor” başlığı ile devlet-Hizbullah ilişkisini deşifre ediyordu. Haber yayınlandıktan sonra Güngen bir faili meçhul cinayete kurban gitti. Daha sonra devlet bombardımanında yaşamını yitiren gazeteci Mehmet Şenol, Hizb-i Kontra’nın Hüseyin Velioğlu tarafından yönetildiğini ortaya çıkaran bir haber yaptı. Halit Güngen’den sonra Yeni Ülke muhabiri Cengiz Altun, Batman’da saldırıya uğradı. 24 Şubat 1992 günü Yeni Ülke bürosuna giderken saldırıya uğrayan Altun olay yerinde yaşamını yitirdi. Altun, o dönemde özellikle kırsal bölgelerde halk önderlerine yönelik cinayetleri ortaya çıkarmış ve bunların iç ve dış kamuoyunda duyulmasını sağlayan haberlere imza atmıştı. Altun’u öldüren tetikçi İsmail Emsen silahıyla birlikte yakalandı. Altun’un bu tabancayla öldürüldüğü belirlendi. Katil, “ruhsatsız silah bulundurmak”tan tutuklandı. Kısa süre sonra da serbest bırakıldı. Türkiye’deki yargı yollarının tüketilmesinden sonra AİHM’e götürülen davada mahkeme Türk Devleti’ni kusurlu buldu. Cengiz Altun’un katledilmesi ile ilgili Yeni Ülke’nin haber başlığı “Cengiz’i Hizb-i Kontra katletti’ idi. Hizb-i Kontra nitelemesi o güne kadar bir İslamcı grup olarak lanse edilmeye çalışılan grubun devlet tarafından Kürt hareketine karşı kullanılan bir çete olduğunu vurguluyordu. Devletle ilişki daha sonra devlet belgelerine girdi ve raporlaştırıldı.

Cengiz Altun vurulduğunda Hafız Akdemir ‘Gülüşün Özgürlüğümüzdür’ başlıklı bir yazı yazdı. Hafız, bu gibi saldırıların özgür basını yıldıramayacağın belirtiyor ve kitlesel cenaze törenini anlatıyordu. Ceniz’den sonra Hafız hedef alındı, 8 Haziran 1992’de Amed’de katledildi. Yine Yeni Ülke ve Özgür Gündem muhabiri Burhan Karadeniz saldırı sonucu ağır yaralandı. Hizb-i Kontra saldırısında yaşamını yitiren bir gazeteci de Gerçek Dergisinin Diyarbakır Temsilcisi Namık Tarancı oldu. Tarancı, 20 Kasım 1992’de işyerine giderken Hizb-i Kontra’nın saldırısı sonucu yaşamını yitirdi.

Devlet ve Hizb-i Kontra

JİTEM kurucusu Albay Arif Doğan, 17 Ocak 2011’de Ergenekon davaları kapsamında mahkemede ifade verirken; Hizbullah’ın cami manipülasyonlarına karşı fikirsel olarak savaşması için, Hizb-i Kontra isimli bir oluşum kurduğunu söyledi. Aynı isim bir televizyon programında Mehmet Ali Biran’a Hizb-i Kontra’nın kendisi tarafından kurulduğunu söyledi. İtirafçı Murat Demir 11 Şubat 1997’de Radikal gazetesine çıkan söyleşisinde, Hizb-i Kontra-JİTEM ilişkisine dair şunları anlatıyordu: “İlk başlarda Hizbullah diye bir örgüt yoktu. Hizbullah adını 1992 yılı sonuna kadar biz kullanıyorduk. Ardından iki örgüt arasında çatışma başladı. İki örgüt arasında provokasyon yaratmıştık. Fikir, Yeşil kod adlı (ve JİTEM) elemanı Mahmut Yıldırım’dan çıkmıştı. Hizbullah adıyla çok sayıda eylem yaptık.” Eski Bakan Fikri Sağlar, Siyah-Beyaz gazetesiyle yaptığı bir röportajda, ordunun Hizbullah’ı sadece kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda bu örgütü kurup sponsorluğunu da yaptığını söylemiştir. Bu kararın 1985 yılında alındığından da söz eder. Yine Meclis Faili Meçhul Cinayetleri araştırma Komisyonu raporunda bu örgütlenmenin asker ve polis tarafından desteklendiğine ve eğitildiğine yer verilmiştir.

Susurluk ve Hizb-i Kontra

Bütün saldırılara rağmen hem JİTEM cinayetleri hem Hizb-i Kontra deşifre olmaktan kurtulamadı. Bunun sonucu olarak çeşitli kanatlar birbiri ile rekabet etmeye başladı. Tam bu dönemde Susurluk kazası meydana geldi. Bu kazanını oluşumu ve ortaya çıkan birleşim çözülmeyi hızlandırdı. Hizb-i Kontra’nın ipini elinde tutanlar hem zayıfladı hem birbirleri ile mücadele etmeye başladılar. Artık bu çete bir yük olmaya başlamıştı. Tam bu dönemde kendi hesabına cinayetler işlemeye başladı. 1998’de İslamcı feminist yazar Konca Kuriş ve 29 Aralık 1999’da Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ı öldürerek yeniden sahneye çıktı. Örgüt, 2000 yılında devlet içi çekişmeler sonucu polis operasyonlarının hedefi oldu. 17 Ocak 2000’de İstanbul’da düzenlenen operasyonda lideri Hüseyin Velioğlu öldürüldü, örgütün arşivi polisin eline geçti. Operasyonlarda örgütün lider kadrosu tutuklandı, bazı üyeleri polisle girdiği çatışmalarda öldürüldü. Türkiye, domuz bağı cinayetleri ve mezar evlerle bu dönemde tanıştı. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 24 Ocak 2001’de uğradığı suikast sonucunda 5 koruması ile birlikte hayatını kaybetti. Bu suikasttan sonra, Hizb-i Kontra’ya karşı operasyonlar başladı. Hüseyin Velioğlu İstanbul’da bir hücre evinde öldürüldü.

2000 yılından itibaren yakalanan Hizb-i Kontra yöneticileri, 2009 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 2011’de tutukluluk sürelerinin 10 yıldan fazla olmayacağına dair yasal değişiklik, yönetim kadrosuna cezaevinden çıkma yolunu açtı. 4 Ocak 2011 günü üst düzey yöneticiler Edip Gümüş, Cemal Tutar ve Hacı İnan’ın da aralarında bulunduğu 34 mahkûm, cezaları kesinleşmediği için serbest bırakıldı. Edip Gümüş, İran’a kaçarak, örgütün liderliğini üstlendi. Anayasa Mahkemesi 2018 yılındaki bir kararında, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde askeri hâkim bulunmasını yeniden yargılanma nedeni saymış, Hizb-i Kontra tutukluları da bu kararı emsal gösterip, yargılamalarının yenilenmesi talebinde bulunmuştu. AYM kararından sonra Türkiye’nin değişik mahkemeleri, Hizb-i Kontra’nın ağır suçlardan hükümlü üyelerini serbest bıraktı. Her ne kadar Hizb-i Kontra üyelerinin bırakılması bir yargı kararı gibi gözükse de bunun arkasında AKP iktidarının olduğu sır değil.

Dernekten partiye

Bundan sonraki dönemde bu hareketin imaj değiştirmeye çalıştığı dönem oldu. Zaten 2004 yılında Mustazaflarla Dayanışma Derneği’ni (Mustazaf-Der) kurarak sivil bir görünüm edinmeye çalıştı. Dernek, Kurdistan’da düzenlediği “kutlu doğum” etkinlikleri ile kendine bir kitle tabanı yaratmaya çalıştı. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 2008 yılında dernek hakkında “Hizbullah’ın devamı olduğu” gerekçesiyle kapatma davası açtı. Dernek, 2010 yılında mahkeme tarafından kanuna aykırı faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle feshedildi. Hizbullah, Mustazaf-Der’in kapatılmasının ardından HÜDA PAR’ı kuruldu. Kobanê protestoları sırasında MHP’lilerle birlikte devlet güçleri yanında yer alan HÜDA PAR’lılar Türkiye çapında 46 kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Olayların bu gelişimine bakılırsa bu örgütün bu kritik aşamada AKP’nin yanında yer alması şaşırtıcı değil. Hizbullah olarak ortaya çıkan bu grup, Erdoğan’ın taşeronuna dönüştü.

Sincar cinayeti Hizbi-Kontra belgelerinde

Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, 4 Eylül 1993’te 6 milletvekili ile beraber faili meçhul cinayetleri araştırmak üzere Batman’a gitmiş, sık sık faili meçhul cinayetlerin işlendiği ve kaos ortamının hakim olduğu kentte inceleme yapan milletvekillerine sokak ortasında silahlı saldırı düzenlenmişti. Mehmet Sincar ile DEP yöneticisi Metin Özdemir bu saldırıda hayatını kaybetti. Mehmet Sincar cinayeti devlet-JİTEM ve Hizb-i Kontra’nın nasıl bir ilişki yumağı içinde bulunduğunu gösteren bir cinayettir. İlk önce cinayeti faşist Türk İntikam Tugayı üstlendi. 1996 yılında hazırlanan Susurluk Raporu’na göre, Sincar’in katillerinin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve üç itirafçı olduğu belirlendi. Ancak raporda isimleri geçen kişilerle ilgili herhangi bir adım atılmadı. Dosya yeniden adliyenin tozlu raflarına kaldırıldı. Susurluk kazasından bir yıl sonra, yani 18 Kasım 1997’de Amed’de yapılan operasyonlarda Hizb-i Kontra’nın arşivi ele geçirildi ve lideri Hüseyin Velioğlu’nun İstanbul’da saklandığı yer tespit edildi. 17 Ocak 2000’de düzenlenen operasyonda Velioğlu öldürüldü ve binlerce sayfa evrak ele geçirildi. O evraklar Sincar cinayetini Hizb-i Kontra’nın işlediğine işaret ediyordu. Hizb-i Kontra belgelerinde ismi tespit edilen Hüseyin kod adlı Cihan Yıldız 2008’de Avusturya’da yakalanıp Türkiye’ye iade edildi. Yıldız iade edilince 15 yıldan sonra Sincar dosyası davaya dönüşebildi. Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi 2013’te Yıldız’ı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı, Yargıtay da bu kararı 2014 yılında onadı. Bu süreçte AİHM’in bir Hizbullah hükümlüsü hakkında ihlal kararı vermesi üzerine Türkiye dostane çözüm yoluna gitti ve yeniden yargılama yolu açıldı. Serbest bırakılanlar arasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve 11 yıldır cezaevinde bulunan Cihan Yıldız da vardı. Altı cinayet ve iki yaralama suçundan 11 yıl cezaevinde kalan ve 2018’de serbest bırakılan Yıldız’ın davası ise 2019’da yeniden görülmeye başlandı. Yıldız, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen celselere sadece SEGBİS ile bağlanarak katılıyor. Üç yıldır devam eden yargılama sırasında Sincar Ailesi ve avukatlarının sanığın tutuklanması, “Yeşil” ve ekibi ile Mehmet Ağar hakkındaki suç duyurusu gibi birçok talebi ise reddedildi. Dava 2023 yılında sonuçlanmasa zamanaşımına uğrama riski bulunuyor. Mahkeme 4 Eylül 2023’e kadar karar vermezse zamanaşımı süresi dolacak.

#Hizbi #Kontra #Hizbi #AKPye #dönüştü

ABD’de ilkokula saldırı: 3’ü çocuk 6 kişi öldürüldü

ABD’nin Tennessee eyaletinde bir ilkokula düzenlenen silahlı saldırıda 3’ü çocuk 6 kişi hayatını kaybetti

Nashville şehrinde bulunan The Covenant adlı özel Hristiyan okulunda silahlı saldırı gerçekleşti.

Anaokulu ile 6. sınıf arasında yaklaşık 200 öğrencinin bulunduğu okula sabah saatlerinde giren saldırgan 3’ü çocuk 3’ü okul görevlisi 6 kişiyi öldürdü.

Polis yaptığı açıklamada, üzerinde 2 uzun namlulu silah ve bir tabanca bulunan saldırganın olay yerinde öldürüldüğünü bildirdi.

DIŞ HABERLER

#ABDde #ilkokula #saldırı #3ü #çocuk #kişi #öldürüldü

Macaristan Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini onayladı

Macaristan Parlamentosu, Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini onayladı

Macaristan Parlamentosu’nda yapılan oylamada Finlandiya’nın NATO’ya katılımı 6’ya karşı 182 oyla kabul edildi.Finlandiya’nın NATO’ya katılması için Macaristan ve Türkiye’nin onayı gerekiyordu.

Finlandiya’nın NATO üyeliği Türkiye’de Meclis Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi ancak düzenleme henüz Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmedi.

DIŞ HABERLER

#Macaristan #Finlandiyanın #NATOya #üyeliğini #onayladı

KCK eylemsizlik kararını uzattı

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, deprem nedeniyle aldıkları eylemsizlik kararını seçime kadar sürdürme kararı aldıklarını açıkladı

Medya Haber TV’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, deprem nedeniyle ilan edilen ‘eylemsizlik kararını’ seçimlere kadar sürdürme kararı aldıklarını söyledi. Hozat açıklamasında “Askeri eylemleri seçim sonuçlanana kadar durdurma kararı aldık” ifadelerini kullandı.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 0 Şubat’ta yaptığı bir basın açıklamasıyla deprem nedeniyle ‘askeri eylemleri’ durdurma çağrısı yapmıştı. Ancak ‘eylemsizlik’ kararına rağmen Türkiye Federe Kürdistan Bölgesi’ne yönelik birçok kez saldırı düzenledi.

KCK’den ‘askeri eylemleri durdurun’ ve ‘seferberlik’ çağrısı

HABER MERKEZİ

#KCK #eylemsizlik #kararını #uzattı

Şenyaşar ailesi iftarı KESK’liler ile açtı

Adalet talebini sürdürdükleri Riha Adliyesi önünde iftarlarını açan Şenyaşar ailesine, KESK üyeleri de dayanışma göstererek eşlik etti

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti, 735’inci gününde devam ediyor. Riha’nın Pirsûs ilçesindeki evlerinden Riha Adliyesi önüne gelerek, “Şenyaşar ailesi için Adalet” pankartı önünde nöbetlerini sürdüren Şenyaşar ailesi iftarlarını da burada açtı. Aileye, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı sendikalar da ziyaret gerçekleştirerek iftarlarına eşlik etti.

‘Adaletsizliğin üstündenbirlikte geleceğiz’

Eğitim Sen Urfa Şube Eşbaşkanı Mahmut Binici, Adalet Nöbeti’nin 735’inci gününde olduğunu söyleyerek, ülkede hukuksuzlukların bir gün son bulacağını kaydetti. Şenyaşar Ailesi’nin başlattığı mücadelenin kazanımla sonuçlanacağını vurgulayan Binici, “Dayanışma ile acıyı olabildiğince hafifletmeye çalışıyoruz. Daha önce olduğu gibi bu adalet mücadelesinin paydaşı olmaya devam edeceğiz. Hep birlikte adaletsizliğin üstesinden geleceğiz” dedi.

Ferit Şenyaşar da sofralarını paylaştıkları için KESK üyelerine teşekkür ederek, “Talebimiz adalettir. Adalet bir gün herkese lazım olacaktır. Her gün bir adım daha adalete yaklaşıyoruz. Biz mevcut iktidardan yanlışını kabul edip adaletin sağlanmasını bekledik. Mevcut iktidar bunu yapmadı. Seçimle gelecek hükümet adalete olan inancımız arttırıyor” diye konuştu.

RIHA

#Şenyaşar #ailesi #iftarı #KESKliler #ile #açtı

Irak’ta koalisyon güçlerine saldırı

Irak’ta Uluslararası Koalisyon’a ait konvoyun geçişi sırasında mayın patlaması meydana geldi

Irak’ın Uluslararası Koalisyon güçlerine yönelik saldırı düzenlendiği bildirildi. Rojnews’in Iraklı bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, “İran ile ABD arasında Irak ve Suriye sınırındaki çatışmaların yeniden alevlendiği bir dönemde Uluslararası Koalisyon’a ait bir konvoyun geçişi sırasında bir mayın patlamasının meydana geldi” ifadelerine yer verildi.

Patlamanın gerçekleştiği anda konvoyun Babil’den Bağdat’ın güneyine doğru seyir halinde olduğu aktarılan haberde, saldırının henüz herhangi bir kişi ya da grup tarafından üstlenmediği ve Uluslararası Koalisyonu’n patlamaya ilişkin henüz bir resmi açıklama yapmadığı belirtildi.

Dêrazor kentinde bulunan Amerikan askeri üssüne 24 Mart’ta SİHA’larla gerçekleştirilen saldırı sonucu bir Amerikan askeri yaşamını yitirmişti, 5 asker de yaralanmıştı. Amerika saldırıdan İran’ı sorumlu tutmuştu. ABD ile İran arasındaki gerginlik, saldırılarla iyice artmış durumda. Siyasi gözlemciler her iki ülkenin farklı tepkiler gösterebileceğini belirtiyor.

DIŞ HABERLER

#Irakta #koalisyon #güçlerine #saldırı

Kabil’de saldırı

Afganistan’ın başkenti Kabil’de düzenlenen intihar saldırısında 6 sivil hayatını kaybetti

Afganistan’ın başkenti Kabil’de Dışişleri Bakanlığı yakınlarında intihar saldırısı düzenlendi. Kabil Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Halid Zedran, yaptığı açıklamada, saldırganın bakanlığın bulunduğu sokağın girişindeki kontrol noktasına yaklaştığı sırada güvenlik güçlerince etkisiz hale getirildiğini ve bu esnada üzerindeki bombanın infilak ettiğini aktardı.

Saldırıda 6 sivilin yaşamını yitirdiğini ifade eden Zedran, 3’ü Taliban mensubu birkaç kişinin de yaralandığını kaydetti.

Kabil’in en büyük sağlık merkezlerinden Acil Durum Hastanesi’nin sanal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanlığı yakınında düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 2 kişinin cansız bedenleri hastaneye kaldırıldı.

Saldırıda aralarında biri çocuk 12 kişi yaralandı.

Son aylarda Kabil ve diğer kentlerde DAİŞ çok sayıda saldırı düzenledi. Ocak ayında Dışişleri Bakanlığı yakınlarında gerçekleştirilen saldırıda 5 kişi yaşamını yitirmiş, saldırıyı DAİŞ üstlenmişti.

DIŞ HABERLER

#Kabilde #saldırı

Engelsiz Bileşenler Federasyonu’ndan seçim açıklaması: Engelli temsili hala sembolik

Engelsiz Bileşenler Federasyonu, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin taleplerini belirterek, ‘Engelliler adına siyasetin engelliler olmadan yapılmasına artık tahammülümüz kalmamıştır’ açıklaması yaptı

Engelsiz Bileşenler Federasyonu, 14 Mayıs tarihinde yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde engellilerin taleplerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Engelliler açısından siyasal katılma ve temsil süreçlerinin birçok engelle iç içe olduğuna dikkati çeken açıklamada, “Bizler de bu ülkenin yurttaşları olan milyonlar olarak bu süreci engeller olmadan geçirmek istiyoruz. Hem bu süreçte hem de seçim günü tüm engellileri, siyasal iradelerine sahip çıkmaya, engellilerin sorunlarına çözüm arayan siyasi parti ve adayları desteklemeye çağırıyoruz” denildi.

‘Engelli temsili hala sembolik’

Engellilerin birçok haklarının yok sayıldığının belirtildiği açıklamada, “Büyük çoğunluğu yoksul olan engellilerin deprem ve ekonomik kriz koşullarında aday adaylık, adaylık ve seçilme hakları birçok kesim ve siyasi parti tarafından yok sayılmaktadır. Engellilerin eğitim, sağlık, istihdam, ulaşım, erişilebilirlik ve diğer sorunlarının çözümsüz kalması, engellilerin siyasal katılım ve temsil haklarının tanınmamasının en temel sonucudur. Erişilebilirlik mevzuatının uygulanmadan 2005 yılından bu yana ertelenmesinin en temel nedeni, engellilik farkındalığı olmayan karar alıcıların egemen olmasıdır. Engelliler adına yürütülen siyasal mücadelede engelliler özne olmadıkça, engelliler karar alma süreçlerine dahil edilmedikçe, engelli siyasal temsili arttırılmadıkça sorunlar ötelenecektir veya ertelenecektir.Cumhuriyetin ikinci yüzyılında engelli yurttaşların yok sayıldığı bu duruma son verilmelidir. 10 milyon yurttaş üzerinde olduğu bilinen engellilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsili maalesef hala sembolik düzeydedir. Siyasi partilerin karar alma mekanizmalarında yer alanların sağlamcı bir bakış açısına sahip olduğu, engelli aday adaylıklarına ve adaylıklarına alan açmadığı, seçilecek yerden engellileri aday göstermediği bir süreci yeniden yaşamak istemiyoruz” ifadelerine yer verildi.

‘Sağlamcılık ve ayrımcılığa karşı mücadele’

Tüm siyasi partileri Türkiye’de yaşayan engellilerin sesini ve sözünü Meclis gündemine taşıması talebinin yer aldığı açıklamanın devamında, “Sağlamcılık ve ayrımcılığa karşı mücadele edecek, engellilerin sorunlarına çözüm arayacak milletvekillerini seçilecek yerden aday yapmasını talep ediyoruz. Bu talep on milyon engellinin ve milyonlarca engelli ailesi mensubunun talebidir. Bu talebi dikkate almayan siyasi partileri genel ve yerel seçimlerde tespit edecek rapor çalışmalarımızı yerel seçimlerden önce engelli kamuoyuna duyuracağımızı şimdiden söylüyoruz. Engelliler adına siyasetin engelliler olmadan yapılmasına artık tahammülümüz kalmamıştır. Tüm karar alıcıların, siyasi partilerin engelli nüfusa uyumlu bir oranda engelli milletvekilini seçilebilecek şekilde aday yapması hem demokrasinin gereğidir hem de yıllardır ertelenen sorunların çözümü için gereklidir” diye belirtildi.

ANKARA

#Engelsiz #Bileşenler #Federasyonundan #seçim #açıklaması #Engelli #temsili #hala #sembolik

Avukat Karakaş’ı ezmeye çalışan polis korunuyor: Deliller karartıldı

Avukat Serkan Karakaş’ı aracıyla ezen polis amiri Sırrı Erdoğan’ın görülen duruşmasında konuşan Karakaş’ın avukatı, dosyadaki bütün delillerin karartıldığını belirtti

Şirnex Barosu’na kayıtlı olan Avukat Serkan Karakaş’a karşı polis amiri Sırrı Erdoğan tarafından gerçekleştirilen “kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan açılan davanın 2’nci duruşması Şırnak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Duruşmaya Türkiye Barolar Birliği (TTB) Avukat Hakları Merkezi, Amed, Sêrt, Êlih, Mêrdîn ve Şirnex Barosu Başkanları ile çok sayıda avukat katıldı. Duruşma salonunda sanık polis amiri Sırrı Erdoğan da hazır bulundu.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada sanık beyanları dinlenildi. Sanık psikolojik rahatsızlıklarının olduğundan dolayı olayı gerçekleştirdiğini iddia etti. Erdoğan, polis kimliğiyle kendisini korumaya çalışırken, “20-30 yıllık görev sürecimde Siirt, Elazığ, Adıyaman, Antep ve Şırnak’ta görev yaptım. Ben 2016 yılında görev yaptığım kentte yaşanan patlamada enkazın altında kaldım. Bu olaydan sonra tayinimi istedim. Geldiğim Şırnak’ta ve Diyarbakır’da tedavi gördüm. Bu olayın o olay ile ilgisi var. 10 Nisan’da Diyarbakır’a tedaviye gitmek için yola çıktım. Araba ile çıktığımda kavşağa geldim. Yolu çift görmeye başladım. Yukarıya çıkacağım esnada araç bir anda durup ters istikamete gitti. Yolun sağ tarafında duran bir araç vardı. Bir ses bana araca çarp dedi. Daha sonrasını hatırlamıyorum” savunmasında bulundu.

Sanık avukatı müvekkilinin ilaçlarını kullanmadığı için olayın gerçekleştirdiğini ileri sürdü.

Emniyet kamerayı nasıl alamaz?

Ardından mağdur olan avukat Serkan Karakaş dinlendi. Karakaş, dosyadaki bütün delillerinin karartıldığını ifade ederek, “Olay günü ben ve yanımda bulunan meslektaşım Şırnak’tan Cizre’ye doğru gidiyorduk. Bu olay bende travma yaşattığı için her detayını her an hatırlıyorum. Yola çıkarken mezbahane kavşağına varmadan bana bir koku geldi ve durmak zorunda kaldım. Aracı açıp kontrol ederken arkamdan şiddetli bir aracın bana çarptığını hissettim. Çarptı ve sürükledi. Yerde 2 metre sürüklendim. Çarpmanın etkisiyle çığlık atmaya başladım. Çok canice ve sinsice çarptı. Benim öfkemi kimse bilemez. Bir insanı ezmek nasıl bir caniliktir? Eğer etkin bir soruşturma yapılsaydı şimdi bu kadar öfkeli olmazdım. Koskocaman emniyet kamerayı alamıyor. Emniyet bu kamerayı alma kudretine sahip değil midir? İki araç arasında sinsice bedenimi ezdi. Daha sonra araçtan inip bana doğru geldi. Savunmasız halde iken bile üstüme yürüyordu. Arkadaşımın bağırmasıyla birlikte durdu. Eli silah şeklindeydi. Akıl sağlığı yerindedir. Mevcut rapor geçerlidir ve çelişki olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca gerekli olan delilleri mahkemeye sunmayan kolluk güçleri ve savcılar hakkında davacı ve şikayetçiyim. Bu şahıs bunu niçin yaptı bilmiyorum ama bizler bu coğrafyanın avukatları olarak onurlu mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

Eksik delillerle iddianame hazırlandı

Ardından konuşan Şırnak Barosu başkanı Rojhat Dilsiz de, olaydaki delillerin bir şekilde karartılmaya çalışıldığını beyan ederek, “Olay anını gören kamera bozuk. Çok ilginçtir ki diğer kameralar çalışıyor. Ama olay anını kaydeden kamera bozuk. Gerekli bilgilendirmede bulunmamıza rağmen deliller toplatılmadı. Eksik delillerle iddianame hazırlandı. Kamera görüntülerinin getirilmesi için talepte bulunduk ancak bu talebimiz kabul edilmedi. Faili kolluk olan dosyalar cezasız kalıyor. Faili kolluk olan her dosyada bizler bir bariyerle karşılaşıyoruz” diye belirtti.

Dosya kapatılmaya çalışıldı

Ardından konuşan Karakaş’ın avukatı Samet Ataman, “Biz Şırnak Barosu avukatları olarak öfkeliyiz. Maalesef ki bu dosya Şırnak Cumhuriyet Başsavcısı ve kolluk birimleri tarafından kapatılmak istendi. Şüphelerimiz vardı ve bu şüphelerimiz doğru çıktı. Sanık çarpma esnasında kendisine bir telefon geldiğini beyan etmiştir. Bu çarpmanın gelen aramadan bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Şüpheli olay esnasında da gayet rahat bir şekilde kollukla sohbet ediyor ve elinde ki telefonuyla mesajlaşıyor. Olay esnasında rütbeli bir amir geliyor, talimat veriyor. Kolluk güçleri hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. O anda müvekkilimin kan kaybı var ama hastane polisi tutanak tutmuyor. Şüpheli kolluk güçleri tarafından bizden saklanıyordu. Dosya kapatılmaya çalışıldı ve kolluk gereken delilleri toplamayarak bu talimata uymuştur. Savcı ve kolluk güçleri hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz. 3’üncü kamera olay anını net görüyor ancak savcı hanım sabit 1 ve sabit 2 kameralarını istemiş. Daha sonra bizlerin talep etmesi üzerine kameranın bozuk olduğu söyleniliyor. Şırnak Devlet Hastanesi raporunda sanığın Elazığ Ruh ve Sinir hastanesine yatırılması gerektiğini belirtiyor raporunda ve bu rapor kabul ediliyor ama savcılık bunun aksine sanığı Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi yatırıyor. Cumhuriyet savcısının eliyle dosya bizzat kapatılmaya çalışıldı” ifadelerini kullandı.

Tutuklama talebi reddedildi

Ardından söz alan diğer baro başkanları, dosyada sanığın devletin bütün mekanizmalarını kullanarak delilleri kararttığını ifade ederek, sağlıklı bir yargılama için failin tutuklanması gerektiğini beyan etti.

TBB Avukat Hakları merkezinden avukat Deniz Özbilgin, mesleğin icra edilmemesine yönelik bir saldırı olduğunu ifade ederek, sanığın derhal tutuklanması gerektiğini söyledi.

Yapılan savunmalar ardından duruşmaya 5 dakika ara verildi.

Verilen aranın ardından mahkeme heyeti bir sonraki duruşmada sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair raporun yeniden tahkim edilmesini, HTS kayıtlarının getirilmesini, adli kontrol tedbirinin devam etmesine, tanık avukatın dinlenmesine, tutuklama talebinin ise reddine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 3 Temmuz’a erteledi.

Kaynak: MA

#Avukat #Karakaşı #ezmeye #çalışan #polis #korunuyor #Deliller #karartıldı

32 örgütten BM’ye Efrîn mektubu

Kuzey ve Doğu Suriye’deki 32 siyasi parti ve hareket, Türkiye’nin Cindirêsê’deki katliamdan sorumlu olduğunun altını çizdi

Kuzey ve Doğu Suriye’deki 32 siyasi parti ve hareket, Qamişlo’daki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği önünde açıklama yaptı. Eyleme, bölgedeki siyasi parti temsilcileri ve Kongra Star üyeleri katıldı. Eylemde, Cindirêsê katliamında yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının yanı sıra Efrîn’in sembollerinden biri olan zeytin ağacı dalları taşındı.

Kürdistan Demokratik Barış Partisi Eşbaşkanı Telal Mihemed, Kürt Demokratik Partisi sekreteri Nesredîn Îbrahîm ve Süryani Birlik Partisi üyesi Calînos Îsa açıklamayı okudu.

Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesinin talep edildiği açıklamada Türkiye’nin Cindirêsê katliamının sorumlusu olduğunun altı çizildi. Kürtlere birlik çağrısı yapılan eylem ardından taleplerin içeren mektup BM bürosuna teslim etti.

Kaynak: ANHA

#örgütten #BMye #Efrîn #mektubu