Ana Sayfa Blog Sayfa 880

‘Şikayet ettiğimiz eski günlere dönmek istiyoruz’

Semsûr’da yaşadıkları binanın enkazından balyozla kolonları kırıp kendi imkanlarıyla çıkan Gürbüz ailesinden Zerrin Gürbüz, ‘Düşünme durumumu bile kaybetmişim. Eski günlere geri dönmek istiyoruz’ dedi

Semsûr’da depremle beraber bin 485 bina tamamen yıkılırken, 5 bine yakın bina da ağır hasarlı. 11 bin kişinin hayatını kaybettiği kentte, merkez ve ilçe köylerinde de birçok ahırın yıkılmasıyla birlikte yüzlerce hayvan da öldü. Depremin 23’üncü gününde hala su ve çadır sorununun devam ettiği kentte, köylüler yıkılan ya da ağır hasarlı evlerinin yanında kurdukları derme çatma çadırlarda kendi imkânlarıyla, yaşam mücadelesi veriyor.

6 Şubatta Mereş (Pazarcıx) merkezli gerçekleşen depremde Semsûr merkezde bulunan aile apartmanında yaşayan Serap Gürbüz (32), eşi ve çocuklarıyla birlikte enkaz altında kaldı. Gürbüz, yaklaşık 3 saat sonra eşinin balyozla üzerine düşen kolonları kırmasıyla birlikte, 3 çocuğuyla birlikte kurtuldu. Gürbüz, eşi ve çocuklarıyla kurtulurken, aynı apartmanda kaldıkları görümcesi, eşi ve 4 çocuğu ise enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi. Ailesiyle birlikte akrabalarının bulunduğu Semsûr’un Tût (Tut) ilçesine bağlı Kösen köyüne giden Gürbüz, deprem anını, enkaz altındayken yaşadıklarını ve köyde verdiklerini yaşam mücadelesini MA’dan Zerrin Sargut’a anlattı.

‘Kolan ayağıma düştü’

Deprem esnasında evlerinin şiddetli şekilde sallandığını, depremin verdiği korku ve panik haliyle uyandıklarını anlatan Gürbüz, 5 katlı olan aile apartmanının birinci katında oturduklarını söyledi. Gece saat 04.17 civarında evimiz şiddetli bir şekilde sallanırken uyandıklarını ifade eden Gürbüz, “Uyandığımız gibi koşarak odadan çocukları almaya gittik. Kapıya doğru koşarken, kapı kilitlendi. Koşarken kolonlar yavaş yavaş yıkıldı ve oğlumla birlikte enkaz altındaydık. Bir kolon ayağımın üzerindeydi. Ağırlığı çok büyüktü üzerimde ve kurtulmak için çaba gösteriyordum. Enkaz altındayken, eşimle sürekli irtibat halindeydik” dedi.

‘Eşim kurtardı’

Gürbüz, devamında şunları söyledi: “Diğer taraflara bakınca yukarıdaki evlerin hepsi evimize doğru girmeye başlamıştı. Evde bir tek banyo tarafı sağlamdı. Yatak odasında telefonu alabilecek kadar bir boşluk vardı. Eşim telefonu aldıktan sonra akrabaları arayarak onlardan balyoz istedi. Duvarı delmek için de çocukları oradan çıkardı. Merdiven çıkışımız mutfak tarafındaydı. Dış kapı çıkışını delerek, duvarı kırdı. Sonra ayağımın üzerindeki kolanları kırdı. Yaklaşık 3 saat sonra enkaz altından çıkarıldım. Kendi çabalarımızla çıktık. Devletin tek bir yetkilisi yoktu. Eşim açtığı delikten önce çocukları sonra beni çıkardı.”

‘Eskilere dönmek istiyoruz’

Merkezdeki evleri yıkıldıktan sonra, köye akrabalarının yanına gelen Gürbüz ve ailesi köydeki evlerinin de ağır hasarlı olmasından kaynaklı dışarıda derme çatma kurdukları çadırlarda kalıyor. Gürbüz çadırda yaşadıklarını da şu sözlerle özetliyor: “Şu anda köyde çadırlarda kalıyoruz. Enkaz altından çıktıktan hemen sonra, ailem gelip beni aldı ve köye getirdi. Adıyaman’da ne oldu ne bitti bilmiyorum. Sonrasında şehri gezince gördüm ki orada evler hepsi yıkılmış, yıkılmayanlar ise çatlak ve ağır hasarlı. 5- 6 evle çadırda kalıyoruz. Eskiden kaldığımız evlerden şikâyet ediyorduk. Şimdi tek bir çadırda yaşamak zorundayız. Tuvalet, banyo, mutfak vs. yok. Bu saatten sonra ne olacak hiçbir şekilde bilmiyoruz. Düşünme durumumu bile kaybetmişim. Eski günlere geri dönmek istiyoruz.”

Kaynak: MA

#Şikayet #ettiğimiz #eski #günlere #dönmek #istiyoruz

‘HDP’yi önceden bilmiyorduk, düştüğümüz anda öğrendik vicdanını’

Deprem bölgesinden bir kadın depremzede: ‘HDP’yi önceden bilmiyorduk, düştüğümüz anda bildik. İnsanlığını, merhametini, vicdanını….’ dedi

Deprem bölgelerinde geç ara kurtarma müdahalesi, yardımların koordine edilmemesi ve depremin üzerinden 23 gün geçmesine rağmen hâlâ çadır ve konteyner gibi temel sorunların çözülmemesi iktidarı eleştiri ve tepkilerin odağına taşırken halk dayanışmasını engellemesi de öfke yarattı.

HDP’nin depremin ilk gününden itibaren bölgeye gidip Kriz Koordinasyon Merkezi oluşturması ve yardımları gönüllüler ve bileşenleri aracılığı ile halka ulaştırması ise birçok kez iktidar tarafından engellenmeye çalışıldı. Ancak engellere rağmen, halk dayanışmadan vazgeçmedi ve bölgede dayanışmaya devam ediyor.

Deprem bölgesinde bir depremzenin HDP ile ilgili sözlediği sözler ise sanal medyada viral oldu. Kadın bir depremzede Net TV sitesinin yayınladığı videoda şu sözleri ifade ediyor:

“HDP’yi önceden bilmiyorduk, düştüğümüz anda bildik. İnsanlığını, merhametini, vicdanını bol elini… Teşekkür ederiz, Allah razı olsun.”

HABER MERKEZİ

#HDPyi #önceden #bilmiyorduk #düştüğümüz #anda #öğrendik #vicdanını

Kayyum el koyduğu yardımları AFAD deposuna taşıdı

Mereş’in Bazarcix ilçesinde 15 Şubat’ta Hasankoca Köy Evi’ndeki yardım merkezine el koyan kayyumun 12 gün sonra bütün yardımları kamyonlara yükleyerek köy evinden ayrıldı

Merkez üssü Bazarcix olan 7.7 şiddetindeki depremin hemen ardından ilçeye gelen Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğündeki gönüllüler, 15 Şubat’a kadar gece gündüz yardımın ulaşamadığı mahallelere ulaşarak halkın temel ihtiyaçlarını gidermeye çalıştı.

15 Şubat’ta Hasankoca Mahallesi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde oluşturulan kriz koordinasyon merkezinde, toplanan yardımlara el koymak isteyen Pazarcık Kaymakamı, çok sayıda yardımın organize edildiği dernek binasına jandarmalar eşliğinde girdi. Yardımların sadece AFAD tarafından dağıtılacağını söyleyen Pazarcık kaymakamı, merkeze kayyum atadı.

İlçe Kaymakamı’nın atadığı kayyum, 12 gün boyunca Köy Evi’nden tek bir mahalleye bile yardım ulaştırmadı.

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Rukiye Adıgüzel ve Abdurrahman Gök’ün haberine göre, kayyum ve beraberindekiler, dün (27 Şubat) bütün yardım malzemelerini kamyonlara yükleyerek köy evinden ayrıldı.

Mahallede bir çadır dışındaki tüm çadırların sökülerek götürüldüğü, battaniye, soba, bebek bezleri, çocuk mamaları, giyim, gıda malzemelerinin tamamının kamyonlara yüklenerek AFAD merkezlerine taşındığı belirtildi.

Duruma tepki gösteren yurttaşlar, “Her şeyi yağmaladılar. Burada güzel bir dayanışma vardı. O gençler büyük emek verdiler. Gece gündüz bizim için çalıştılar. İnsanlara ihtiyaç sahiplerine doğrudan yardımlar ulaştırdılar. Üstelik bunu kameralar karşısında şov yaparak yapmadılar. Ancak AFAD ve Kaymakam buraya kayyım atayarak bütün bu yardımlara el koydu. Kendileri dağıtım yapacaklarını söylüyorlardı. Ama 13 gün boyunca birkaç yandaşlarının araçlarını doldurma dışında tek bir köye bile yardım götürülmedi” dedi.

HABER MERKEZİ

#Kayyum #koyduğu #yardımları #AFAD #deposuna #taşıdı

Çadır verilmeyen mülteci kadın: Kimse beni duymuyor

Savaş nedeniyle Halep’ten İslahiye’ye göç eden ve depremde eşini kaybeden Emine Abdu, çocukları ile bir kömürlükte kalıyor. Çadır verilmeyen Abdu, ‘Kimse beni duymuyor’ diyor

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde on binlerce insan yaşamını yitirdi, yüzbinlerce insan da barınma, gıda ve sağlık gibi temel ihtiyaçlardan yoksun.

Havaların eksi dereceleri bulduğu günlerde halk kendi başının çaresine bakarken, Türkiye ve Kurdistan’da halkın örgütlenmesiyle deprem bölgelerine ilk gününden itibaren gıda, giyecek, hijyen malzemeleri yetiştirilmeye çalışıldı. Halk dayanışmasını kaldıramayan iktidar ise gelen yardımlara ya el koydu ya da AFAD’a devretti. İktidarın dayanışmaya karşı yürüttüğü politikaya karşı ise halk dayanışması tüm engellere rağmen devam ediyor. Ancak hâlâ çadırın ulaşmadığı aileler bulunuyor.

Dîlok’un İslahiye ilçesine bağlı Altınüzüm Mahallesi’nde tüm binalar ikinci depremde yıkılırken, ayakta kalan binalar ise hasarlı. Yapılan tespitlere “az hasarlı” denilen evlere ise yurttaşlar korktuğu için giremezken, mahalleye de her yerde olduğu gibi AFAD’ın 3 gün sonra girildiği belirtildi.

Suriye’nin Halep kentinden savaştan dolayı 10 yıl önce gelen Emine Abdu, kirada kaldıkları evin hasarlı olduğunu bundan kaynaklı evlerine giremediğini ifade etti. JinNews’ten Dilan Babat’a konuşan, Emine Abdu, ev sahiplerinin kömürlüğü onlara açtığını ve 6 kişi kömürlükte kaldıklarını belirti.

‘Kimse beni duymuyor’

Emine Abdu, “Nereye gidip istediysem bana çadır vermediler. Kömürlüğün içerisi de sağlam değil, hepsi çatlamış her artçı deprem olduğunda koşup zeytinlik ağaçlara sığınıyoruz, iki küçük çocuk var. Soğuktan hemen hasta oluyorlar” dedi.

Eşinin yaşamını yitirdiğini kaydeden Emine Abdu sözlerine şöyle devam etti: “Acil çadır ihtiyacım olduğunu söylediğimde kimse beni duymuyor. Sürekli çadır yok diyorlar. İlk depremden bu yana dışarıda kaldık, evin sahibi bize kömürlüğünü açtı. Birkaç gün boyunca yağmurun altında kaldık. Dışarıdan gelen yardım aracı geldiğinde gidip ihtiyacımızı alıyoruz ama çadır öncelikle ihtiyacımız var. Soba yanmıyor ve akşamları iç içe uyuyoruz ısınmak için. Bize çadır versinler burada yaşanmıyor, hastalıklar var. Savaştan dolayı Halep’te evim yıkıldı geldim şimdi başımı koyacak bir yer bulamıyorum.”

HABER MERKEZİ

#Çadır #verilmeyen #mülteci #kadın #Kimse #beni #duymuyor

Kışanak: Acıyı da umudu da paylaşma zamanı

Depremde oluşan yaraları sarmak için ortak çözüm programının oluşturulması önerisinde bulunan tutuklu Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, kadınların birbirine kenetlenerek depreme karşı seferber olması gerektiğini belirterek, ‘Şimdi acıyı da umudu da paylaşma zamanı’ dedi

Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe bölümünün 2’nci sınıf öğrencisiyken gerçekleşen 12 Eylül 1980 darbesinin ardından tutuklanıp Diyarbakır Cezaevi’ne konulan ve işkenceye karşı ortaya koyduğu direnişle örnek olan Gültan Kışanak, cezaevinden çıktıktan sonra da mücadelesini sürdürdü.

Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) Eş Genel Başkanlık görevini de üstlenen Kışanak, 2014 yerel seçimlerde ise Amed Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildi. Yaklaşık iki yıl belediye başkanlığı yürüten Kışanak, 30 Ekim 2016’da, tutuklanarak Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu. Kışanak, tutukluk sürecinin yanı sıra kadınların verdiği mücadele, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve deprem nedeniyle ortaya çıkan kadın dayanışmasına ilişkin MA’dan Mehmet Aslan’ın sorularını yanıtladı.

Nasıl yaşamalı?

Verdiği mücadeleyi anlatan Kışanak, “Benim için insan olmanın en temel kriteri; içinde bulunduğun durumu sorgulamak ve geleceğe dair iradi bir duruş sergilemektir. ‘Nasıl yaşamalı ve ne yapmalı?’ soruları hayatıma hep yön verdi. Buna ‘kaderini eline almak’ da denilebilir. Onurlu bir yaşam için, bedel ödemekten kaçınamaz insan. Kadın özgürlük mücadelemi ‘farkına varmak ve değiştirmek için çaba sarf etmek’ olarak özetleyebilirim. Bu bitmeyen bir süreç. Eşitsizliğin ve üzerindeki tahakkümün boyutlarını bilince çıkarttıkça; kadın özgürlük mücadelesine daha fazla sarılıyorsun. Bilinç düzeyi geliştikçe erkek egemen sistemin sayısız kolları olan bir ahtapot gibi hayatın her alanını sardığını görüyorsun. Bu nedenle ister ailede, ister toplumsal yapı içerisinde, isterse de erkek egemenliğinin en örgütlü hali olan devletle ilişkilerde kadınların her anı amansız bir mücadeleyle geçiyor. Sistemi çözümledikçe sorumlulukların artıyor, değiştirmek için çalıştıkça önüne ağır faturalar çıkıyor ama mücadeleyle özgürlüğe daha yaklaştığını hissederek direniyorsun” dedi.

‘Tutuklu değil rehineyiz

Amed Belediye Eşbaşkanı olarak seçildikten sonra tutuklandığını ve 6 yıl 4 aydır tutuklu bulunduğunu kaydeden Kışanak, “tutuklu” kelimesinin durumu karşılamadığını belirterek, “Bizler, toplumumuzu teslim almak isteyen egemenlerin rehineleriyiz. Asıl amaç itiraz eden, hak ve özgürlük talebinde bulunan topluma gözdağı vermek” diye belirtti.

Özgürlük bilinci

Demokrasinin vazgeçilmez üç unsurunun “ifade özgürlüğü”, “serbest propaganda ve örgütlenme hakkı” ve “sandık” olduğuna dikkat çeken Kışanak şunları dile getirdi: “Bizler şahsında bu üç temel özellik ayaklar altına alınmıştır. Basın açıklaması, miting konuşması, protesto yürüyüşüne katılmak, toplantı yapmak gibi temel siyasi faaliyetlerimiz suçlama konusudur. Sandıktan çıkan halk iradesi, gasp edilmiştir. Bu durum, Kürtlerin, solcuların, kadınların; yani bu harami düzenine muhalif olanların, yurttaşlık haklarının elinden alınmasıdır. 2016 yılında siyasi bir darbe ile demokrasi rafa kaldırılmış; muhalifler adeta yurttaşlıktan çıkartılmıştır. İnsanlık tarihine baktığımızda, bir mekana kapatmanın amacı her zaman aynı olmuştur; hapsedilenin iradesini kırmak. Bunun kökeni insanların, bazı hayvanları ‘evcilleştirme’ adı altında hapsederek iradesini kırmasına kadar dayanır. Ehlileşen hayvan artık insanların emrinde ve hizmetindedir. Yani bir ele geçirme hamlesidir, hapsetme. ‘Evcilleştirme’ hamlesini, insanın insanı köleleştirmesi pratiği izler. Erkek, kadını eve hapsederek iradesini kırar. Efendi, esir aldığı kişileri, zincire vurarak, köleleştirir. Günümüzde de hapishaneler aynı işlevi görüyor. Egemenler, iradesini kırmak istedikleri toplumsal kesimleri, dört duvar arasına hapsediyor. Biz kadınlar; ev hapishanesinden kurtulup, kamusal alana çıktığımızda bu kez de; erkek devletin hapishanelerine gönderiliyoruz. İnsan bu durumun farkında olunca, dört duvarı aşmayı ve ruhunu özgür bırakmayı biliyor. Özgürlük bilinci ve özgürlük duygusu; duvarları, tel örgüleri aşacak kadar güçlüdür. Yeter ki özgürlüğün değeri, yeterince bilince çıkartılsın. Bizler de eşitlik ve özgürlük değerlerini, her koşulda savunarak, hapishane duvarlarını aşmaya çalışıyoruz.”

İran’daki direniş

İran’daki aylardır devam eden kadın direnişine de vurgu yapan Kışanak, “Jin, jiyan, azadî” sloganı etrafında gelişen eylemlerde toplumsal muhalefetin öncüsü haline geldiğini, kimsenin cesaret edemediğini başardığını belirtti. Kadınların korku duvarlarını yıktığını dile getiren Kışanak, cezaevi koşullarından kaynaklı toplumsal dinamiklerin tamamını iyi takip edemediği için eylemlerin tam olarak neye evrileceğine dair yorum yapamadığını ancak İran’da bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ifade etti.

Rojava’nın yükü ağır

Kuzey ve Doğu Suriye’de gelişen ve dünyaya örnek olan kadın mücadelesine de değinen Kışanak, burada bir model oluşturulduğunu belirterek şöyle devam etti: “Hepimizin cinsiyet eşitliği ve özgürlüğü idealinin soyut bir hedef değil; gerçekleşebilir bir program olduğunu görmeye ihtiyacı var. Bu nedenle Kuzey ve Doğu Suriye’nin yükü çok ağır. Kadınların, farklı ülkelerdeki ve farklı toplumsal değişim süreçlerinde açığa çıkan önemli bir deneyim mirası var. Eminim ki kadın hareketi bu mirastan dersler çıkararak, inşa sürecinin harcını toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yormak için yoğun bir mücadele içerisindedir. Heyecanla, güzel gelişmelere dair haberler bekliyoruz.”

İttifak gücünün farkına varmalı

Cumhur ve Millet ittifaklarının karşısında “üçüncü yol” siyaseti olarak açığa çıkan Emek ve Özgürlük İttifakı’nın her şeyden önce gücünün farkında olması gerektiğine işaret eden Kışanak, “Bu ittifak, ana muhalefet gücüdür. Diğer muhalefet partilerine de yön ve doğrultu verebilecek bir dinamiktir. Türkiye’de siyaset kurumu, siyaset anlayışı, maalesef toplumdan epece kopmuş durumda. Tekçi otoriter iktidar anlayışının karşısına çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü bir alternatif çıkarma potansiyeli olan tek güç; Emek ve Özgürlük İttifakı’dır. Siyaset, sorunlara çözüm bulma yol ve yöntemidir. Sorunlara dokunmadan, çözüm önerisi sunmadan sadece iktidarın maliklerini değiştirmeye odaklanmak, siyaset değil, iktidar oyunudur. Emek ve Özgürlük blokunun hitap ettiği toplumsal kesimlerde çözüm odaklı siyasetin perspektifi, programı ve örgütsel gücü var. İttifakın yapması gereken bu gücü ortak bir iradeye dönüştürme becerisidir. Bunu başaracaklarına inanıyorum. Kadınlar, emek ve özgürlük mücadelesinin kesişim alanındadır; her ikisini de en güçlü şekilde temsil etme özelliğine sahiptir. Bu nedenle, Emek ve Özgürlük İttifakı, ‘kadın ittifakı’ yaklaşımını ön plana çıkarmalıdır. ‘İstanbul Sözleşmesi’nden ve toplumsal cinsiyet eşitliği’ tanımından bile uzak duran 6’lı masa gerçeği karşısında; kadın ittifakının yeri net olarak ortaya çıkmıştır. Emek ve Özgürlük İttifakı, bu konudaki farkını çok daha görünür kılmalı ve kadın çalışmalarına ağırlık vermelidir” dedi.

Deprem ve kayyum gerçeği

11 kentin hasar gördüğü 6 Şubat’ta yaşanan depremin açığa çıkarttığı gerçekliğe de değinen Kışanak, “Deprem bölgesine yakın il ve ilçelerin neredeyse tümüne kayyım atanmasının ve yerel imkanların tarumar edilmesinin ağır sonuçlarını bu felaket vesilesiyle bir kez daha gördük. Zaten felaketin bu kadar büyük olmasının en temel nedeni katı merkeziyetçi, tekçi yapı ve zihniyettir. HDP’li belediyeler görev başında olsaydı hem arama kurtarma çalışmaları hem de yardımlar konusunda herkesten önce alanda olurdu. Bunu önceki deprem felaketlerinden biliyoruz. Van depreminde, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi AFAD’dan önce arama kurtarma çalışmalarına başlamıştı ve aynı gün sıcak yemek yapacak mutfağını kurmuştu. Yapılmayanları, yapılan yanlışları ve engelleri tartışacağız. Ancak öncelikli olarak, iktidardan beklemeden, acil olarak üç ana başlıkta, ortak güçlü bir çalışmanın yürütülmesi gerekiyor. Biri depremden etkilenen yurttaşlarımızın yaralarını sarmak için seferber olmak. İkincisi, deprem bölgelerinde, aceleyle, siyasi propaganda malzemesi olacak şekilde kontrolsüz, dayanıksız, plansız yapılaşma çabalarının karşısına alternatif bir planla çıkmak. Üçüncüsü de yüksek düzeyde deprem riski olan il ve ilçelerimizle ilgili alınacak önlemleri vakit geçirmeden almak gerekiyor. Bu üç çalışma eş zamanlı olarak yürütülmeli.”

Ortak çözüm programı

Depremde oluşan yaraları sarmak için sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve halkın gösterdiği çabanın büyük olduğunu belirten Kışanak şunları belirtti: “Deprem bölgelerinin yeniden ayağa kaldırılması ve deprem riski altında olan illerde önlemlerin alınması konusunda ise acil olarak, konusunda uzman kişilerden ortak bir platform kurularak, uygulanabilir, pratik önerilerin yer aldığı bir çözüm programını ortaya çıkarmak gerekir. Bu konuda tabi ki ilgili meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin daha önce hazırladıkları önemli raporlar var. Aslında söylenmedik söz kalmamış durumda. Kastettiğim şey, bunun ortak bir çözüm programına dönüşmesi. İlgili meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin öncülüğünde kurulacak olan bu platformun etrafında tüm demokratik muhalefet kenetlenirse yeni felaketleri önleyebiliriz. Umarım bu ortak akıl oluşturulur.”

Acıyı da umudu da paylaşma zamanı

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne büyük acı ve travmalarla girildiğini söyleyen Kışanak, “Deprem felaketi ve sonrasında yaşananlar, yüreğimizde derin bir yara açtı. Bu nedenle, kadın hareketleri bu yıl 8 Mart’ı yaralarımızı sarma mücadelesine dönüştürecektir. Her yıl sokaklara, meydanlara çıkan milyonlarca kadının bu sene temel gündemi kadın dayanışması ve bir birimize kenetlenerek ayağa kalkma seferberliği olacaktır. En korunaklı yuva, bir dost elidir. ‘Kadın kadının dostudur’, ‘kadın kadının yurdudur’ söyleminin önemi böylesi zamanlarda daha iyi anlaşılıyor. Yüreğimizdeki sızıyı, ancak paylaşarak azaltabiliriz. Şimdi acıyı da umudu da paylaşma zamanı” ifadelerinde bulundu.

HABER MERKEZİ

#Kışanak #Acıyı #umudu #paylaşma #zamanı

Kayyumun deprem karnesi: Ölüm, soğuk, yüksek faturalar

Mereş merkezli iki depremin ardından halk kendi yaralarını sararken halkın iradesine atanan kayyumlar, halkın sorunlarını çözmek yerine yeni sorunlara vesile oldu

Selman Çiçek / Amed

Mereş merkezli iki deprem 10 ilde önemli yıkımlara neden olurken bu illerde arama kurtarma yetersizliği, AFAD, Kızılay gibi kurumların organize olamaması gibi eksiklikler yurttaşlarda büyük tepkiye neden oldu. Devlet ve kurumların çok geç geldiği illere halk, kendi yarasını kurdukları dayanışma ağı ile sardı. Merkeziyetçi anlayışın adeta var olan yıkımı daha da şiddetlendirirken bunun en basit örneği kayyumlar oldu. “Kayyumlar ne işe yarar” sorusunun vuku bulduğu depremde kayyumların halkın sorunlarına çözüm olmak yerine yeni sorunlar yarattığı gözlemlendi.

Aşevleri kuruldu

Deprem boyunca HDP’nin kayyum atanmayan 6 belediyesinden iki ilçe belediyesi ilk günden bu yana canla başla mücadele ediyor. Çınar Belediyesi Amed ve Semsûr’da Silopi Belediyesi ise Bazarcix ve Narlı Beldesinde günde üç öğün 15 bin kişiye yemek çıkardı. Bununla yetinmeyen HDP belediyeleri yurttaşların barınmadan gıdaya kadar birçok ihtiyacına da devletin engellemelerine rağmen çözüm olmaya çalıştı. Eğer HDP’nin diğer 59 belediyesine kayyum atanmasaydı depremin yaraların daha hızlı sarılacağına inanılıyor. Keza 23 Ekim ve 9 Kasım’da meydana gelen Van depreminde HDP’li belediyeler büyük bir dayanışma örneği göstererek depremin yaralarını kısa bir sürede sardı.

Kayyumdan emir bekledi

Peki HDP’li 6 belediye depremde canla baş ile mücadele ederken, kayyumlar ne yaptı? Örneğin HDP’nin en yüksek oy aldığı ancak hukuksuz bir şekilde el konulan Amed Büyükşehir Belediyesi kayyumu ne yaptı? Depremin etkilediği illerden biri olan Amed’de biri boş 7 bina çöktü. Çöken binalara ilk saatlerinde belediye bağlı hiçbir itfaiye eri müdahale etmedi. Depremin ilk saatlerinde birçok yurttaşı halk kendi emekleri ile enkaz altından çıkarırken ilk günden sonra ise AFAD ekipleri enkazda arama kurtarma ekipleri çalışma yaptı. Belediyenin itfaiye ekipleri 24 saat boyunca kayyumdan gelen emri bekledi.

Kayyumu dinlemediler

İtfaiyede çalışanlardan aldığımız bilgiye göre; 24 saat boyunca kayyumun olurunu beklediklerini, ancak bu olurun gecikmesi üzerine erlerin amirlerle tartıştığını söyledi. Bazı erlerin amirleri dinlemeyerek enkaza olur gelmeden müdahale ettiğini, içte yaşanan tartışmadan sonra kayyumun mecbur kaldığı için olur verdiğini aktardı. Günler süren arama kurtarma çalışmasında engellenen itfaiye erleri, gelen AFAD ekiplerinden daha deneyimli olduğu açığa çıkarken, itfaiye erlerinin çalışması sayesinde birçok kişi enkazdan sağ çıkarıldı.

Halkı unuttu

Arama kurtarma ekiplerini enkaz bölgelerine geç gönderen Amed kayyumu, enkaz başında günlerce bekleyen depremzedelere bir tas çorba bile dağıtmadı. Günlerce aşırı soğuğa rağmen enkaz başında bekleyen depremzedelere geniş imkanlarına rağmen kayyum, bir tas sıcak yemek bile dağıtmazken, günlerce halka yemeği Çınar Belediyesi dağıttı. Her enkaz başında yemek dağıtımı yapan Çınar belediyesi, yurttaşların temel sorunlarına çözüm olmaya çalıştı. Ellerinde devletin bütün imkanları olmasına rağmen, depremin diğer etkilenen 9 ilinde de hiçbir aşevi kurmayan kayyum tek bir yardım TIR’ı bile göndermedi. Yaptıkları her çalışmayı kendi sitelerinde ballandıra ballandıra yayınlarken ne aşevine ne de yardım TIR’larına dair tek bir haber yok. Halkın yaralarını sarmayı unutan, aş ve destek vermeyen kayyum, toplanma alanlarında toplanan halkın Miraç Kandilini ne hikmetse unutmadı. Depremzedelerin aş ve barınma sorunlarını bir kenara atarak dini hassasiyetleri kullanarak Miraç Kandilini bir şov malzemesi haline getirdi.

Vincin parasını halk ödedi

Bir fiyaskoya dönüşen kedi kurtarma operasyonu “kayyum ne işe yarıyor” sorusunun tam karşılığı oldu. Depremde iki bloğu yıkılan Amed’in ilk alışveriş merkezi olan Diyar Galeria İş Merkezi’nin diğer ağır hasar bulunan iki bloğunda mahsur kalan 14 kedi için günlerce sessiz kaldı. Ellerinde teknik imkanlara rağmen kılını bile kıpırdamayan kayyum, hayvan severlerin ve kamuoyunun baskısıyla oluşan duyarlılığa konmak istedi. İtfaiyede teknik donanımlı vinçleri kediler için seferber etmeyen kayyum, hayvanseverlerin Elazığ’dan getirilen vincin parasını bile ödemedi. 70 bin liraya mal olan vincin maliyetini hayvan severler oluşturdukları dayanışma ağı ile ödedi. Kurtarılan kedileri, kendileri kurtarmış gibi bir hava yaratan kayyum, hayvanları kendi hayvan barınağında bile tedavisini yapmadı. Kediler, özel bir veterinerde yine maliyetleri hayvan severler tarafından karşılanarak tedavi edildi.

Ulaşım seferlerini azalttı

Kayyumun deprem boyunca yaptığı tek olumlu iş belediye otobüslerini ücretsiz yaptığı gözükse de o da bir ulaşım sorununa dönüştü. Belediye otobüs seferlerini neredeyse yarı yarıya indiren kayyum, ücretsiz ulaşım üzerinden reklam yapsa da halk saatlerce binecek otobüs bulamadı. Belediye hatları ulaşımın yoğun olduğu güzergahalarda; örneğin Üniversite – Diclekent, Üniversite – Otogar hattında 20 dakika da bir olan otobüs seferi 1 saatte bire çıkardı. 3 otobüsten ikisini garaja çeken kayyum, halkı bu süreçte daha çok mağdur etti. Daha ikinci durakta otobüsler hınca hınç dolduğu için halk ücretli özel dolmuşlara binmek zorunda kaldı.

Yüksek su faturası

Yaklaşık 20 gündür halkın büyük bir çoğunluğu evde olmamasına rağmen, ülke genelinde bir seferberlik ilan edilmişken kayyum ise halka su faturasını kesmekten imtina etmedi. Halkın büyük çoğunluğu evlerde olmamasına rağmen su faturalarına hiçbir indirime gitmeyen kayyum, bırakın indirimi fahiş fiyatlarda su faturaları kesti. Örneğinin depremden önce iki kişilik bir ailenin su faturası 200 TL’yi geçmez ikin aynı aile 20 gün evde olmamasına rağmen fatura iki katı olarak 425 lira geldi. Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu da kayyum ve DEDAŞ’ın yüksek faturalarına tepki gösterdi.

#Kayyumun #deprem #karnesi #Ölüm #soğuk #yüksek #faturalar

TJA ve HDP Kadın Meclisi 8 Mart programını açıkladı: Deprem kentlerinde kadınlarla buluşulacak

TJA ve HDP Kadın Meclisi, bu yıl 8 Mart etkinlikleri kapsamında Mereş merkezli yaşanan depremin etkilediği 10 kentte kadınlarla buluşacak

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi’nin 8 Mart planlaması belli oldu. TJA’nın 25 Şubat’ta “Kadın Dayanışması Yaşatır” sloganı, HDP Kadın Meclisi’nin ise 26 Şubat’ta “Yalnız değil, birlikteyiz/Jin, jiyan, azadî” sloganıyla startını verdiği 8 Mart programı kapsamında Mereş merkezli yaşanan depremlerin büyük yıkıma neden olduğu 10 kentte buluşmalar gerçekleştirilecek.

TJA’lılar ve HDP’li kadınlar, Mor TIR’lara kadınlar için hazırladıkları kitleri yükleyerek yola çıkacak. Ege, Marmara, İç Anadolu, Serhat ve Amed bölgelerinden yola çıkacak olan kadınlar, Hatay, Dîlok, Mereş, Semsûr, Meletî, Riha, Adana, Amed, Kilis, Osmaniye’de kadınlarla dayanışma buluşmaları gerçekleştirecek.

TJA ve HDP Kadın Meclisi’nin 8 Mart programı şöyle:

* Serhat’ta bir araya gelecek olan TJA’lı kadınlar, HDP’li milletvekilleri Dilan Dirayet Taşdemir, Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Şevin Coşkun’un katılımıyla 1 Mart’ta Meletî’de olacak.

* Ege bölgesinden TJA’lılar ile HDP milletvekilleri Tülay Hatimoğulları ve Serpil Kemalbay’ın katılımıyla kadınlar 3 Mart’ta Hatay’da olacak.

* HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP bileşen partilerin eşbaşkan ve eşsözcüleri ile birlikte kadınlar, 4 Mart’ta Hatay’da olacak.

* İç Anadolu kentlerinden kadınlar, HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu ve Muazzez Orhan’ın katılımıyla 4 Mart’ta Dîlok’ta olacak.

* Marmara Bölgesi’nden kadınlar, HDP’li vekiller Oya Ersoy, Hüda Kaya, Züleyha Gülüm ve Dilşat Canbaz’ın katılımıyla 6 Mart’ta Mereş’te olacak.

* TJA’lı kadınlar, HDP Milletvekili Feleknas Uca’nın katımıyla 1 Mart’ta Êlih’ten, milletvekilleri Dersim Dağ ve Remziye Tosun’un katılımıyla 3 Mart’ta Amed’ten, Milletvekili Nuran İmir’in katılımıyla 5 Mart’ta Siirt’ten; HDP Sözcüsü Ebru Günay ve Milletvekili Pero Dündar’ın katılımıyla 4 Mart’ta Mêrdîn’den Semsûr’a hareket edilecek.

* Program kapsamda 7 Mart’ta HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Parlamento Kadın Grubu Toplantısı’nda konuşacak.

* TJA öncülüğünde 8 Mart’ta Wan, Êlih, Sêrt, Şirnex ve Mêrdîn’de kitlesel yürüyüşler gerçekleştirilecek. Ayrıca birçok kentte de TJA, HDP Kadın Meclisi ve kadın platformlarının katılımıyla açıklamalar yapılacak.

İSTANBUL

#TJA #HDP #Kadın #Meclisi #Mart #programını #açıkladı #Deprem #kentlerinde #kadınlarla #buluşulacak

Kızılay’dan depremzedeye: Kepçe tutun kurtarın

Enkaz altından köylüler tarafından 8 saat sonra çıkarılan Hasan Bay, yakınlarının yardım istediği Kızılay’dan ‘Kepçe tutun kurtarın’ cevabı aldığını söyledi

Merkez üssü Mereş Bazarcix (Pazarcık) ilçesi olan depremlerde büyük yıkımın yaşandığı Mereş merkezde enkaz kaldırma çalışmaları sürerken, bazı ilçelerde enkazlara henüz dokunulmamış. Kurdoxolî (Türkoğlu) ilçesinin de büyük bölümü yıkılırken, kırsal mahallelerde neredeyse girilecek ev kalmamış durumda. Kurdoxolî ilçesine bağlı Amîkan (Kumçatı) köyü de büyük yıkımın olduğu kırsal bölgelerden biri iken, depremde çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Bay ailesi tamamen yıkılan evlerinden sağ çıkarıldı. Yıkılan iki katlı evlerinin enkazında kalan ailenin 3 ferdi köylülerin yardımıyla 8 saat sonra enkazdan çıkarılırken, hayvancılık ve tarımla uğraşan ailesinin traktörleri ve diğer araç gereci de enkaz altında kaldı. Bay ailesi, tedavilerinin ardından evlerinin enkazı önünde kurdukları çadırda yaşama tutunmaya çalışıyor.

‘Sesimizi halk duydu’

Eşi ve kızıyla birlikte enkazdan sağ çıkarılan Hasan Bay, “Köylümüzün çabalarıyla bizi çıkardılar. O anı kelimelerle anlatmak mümkün olmaz. Sesimizi duyuramıyoruz. Karanlıkta, tozda, televizyon patladı, çok kötü şeyler oldu. Yine de kendimizi kaybetmedik. Kızıma, eşime sakin olmalarını söyleyerek, 8 saatlik süreci öyle atlattık. İlk başta kaçmak istedik, kaçamadık. Beton blok, olduğu gibi üstümüze çöktü. Bizi kurtaran da divan oldu. Biz üçümüz onun arasında kaldık. Önce emekleyebileceğimiz bir mesafe vardı. Ondan sonra bir deprem daha oldu, tamamen çöktü. Artçılar ola ola sıfır oldu. Bağırıyoruz ama sesimizi duyuramıyoruz dışarı. En sonunda halk duydu sesimizi” dedi.

Kızılay: kepçe tutun

Halkın çabalarıyla enkaz altından çıkarıldıklarını dile getiren Bay, enkaz altında oldukları sırada akrabalarının kurtarma ekibi istediğini ancak olumlu cevap alamadığını “Yeğenim Kızılay’a gitmiş, Utanmadan Maraş’ta Kızılay başındaki ‘vah vah. Sahi mi diyorsun. Paranız varsa, gücünüz varsa gidin kepçe tutun kurtarın’ demiş. Utanmaz. Böyle denilir mi?” tepkisinde bulundu.

Enkazdan açılan küçük bir alandan çıkarıldıklarını kaydeden Güneş Bay da, çok acı çektiklerini ve çaresizlik içinde olduklarını söyledi. 250 metrekare eve sığmazken, bugün bir çadırın içinde üst üste yaşamaya çalıştıklarını dile getirdi.

Hasarlı zihniyetten ‘az hasarlı’ rapor

Bazarcix’in Fatih Mahallesi’nde eşiyle birlikte evinin önüne kurduğu çadırda yaşayan Zöhre Çeliktaş da depreme yatakta yakalandıklarını belirterek “Nereye gideceğimizi bilemedik. Ev, duvarlar üstümüze geldi. Kendimi kapıya yasladım. Anlatması çok zor. Nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Eşim televizyonun yanına gelmişti. Eşimi çağırdım, ‘Ben iyiyim’ dedi. El ele tuttuk, merdivenlerden inip, dışarıya çıkacaktık. Merdivenin mermerleri iğne gibi olmuştu. Biz onların üstünde aşağıya indik, kendimizi dışarıya attık. Attık ama yine de sallanıyordu. Duvarlar patlamıştı. Ama Allah’a şükür bir yaralanma falan olmadı” diyerek, deprem günü yaşadıklarını aktardı.

Yardım Cemevi’nden geldi

Kendisine 3 gün boyunca hiçbir yardımın gelmediğini ve 11 gün boyunca eşiyle birlikte arabada kaldıklarını aktaran Çeliktaş, ısınabilmek için sabaha kadar arabayı açık tuttuklarını söyledi. Çadır kentte değil de evlerinin önünde oldukları için kendilerine fazla yardım gelmediğini söyleyen Çeliktaş, “Biz burada 3-4 aileyiz. ‘Direkten elektrik verin’ dedik, vermediler. ‘Sadece 2 aileye veremeyiz’ dediler. En azından bir sobamızı yakarız, önünde otururuz. Biz bunları istiyoruz. Şu anda küçücük bir güneş enerjisi var. Biz geceleri onunla idare ediyoruz. Daha bir yardım falan almadık. Aile başına on bin vereceklerini söylüyorlar ama biz iki defa başvuru yaptık daha vermediler. ‘Sizin adınıza yatırılmamış’ diyorlar. Gelen yardımları ve çadırları Cemevi’nden verdiler” şeklinde konuştu.

İtiraz da edemediler

Çeliktaş’ın eşi Ahmet Çeliktaş da hasar tespiti için evlerine gelindiğini ve e-Devlet’e “Az hasarlı” olarak geçildiğini söyledi. Eve girmeye korktukları için tekrar belediyeyi aradıklarını ve gelen ekiplerin “Gözden kaçmış” diyerek, “Ağır hasarlı” raporu verdiklerini söyleyen Çeliktaş, evlerinin e-Devlet’te hala “Az hasarlı” olarak göründüğünü kaydetti. Çeliktaş, konuya dair Çevre Bakanlığı’na itiraz dilekçesi vermeye gittiğini fakat “İtiraz günlerini bekle” denildiğini aktardı.

HABER MERKEZİ

#Kızılaydan #depremzedeye #Kepçe #tutun #kurtarın

‘Evlere temizliğe giderek 27 yılda yaptım, 27 saniyede gitti’

Depremde ailesinden 25 kişiyi ve birçok arkadaşını yitiren kanser ve astım hastası Cennet Eren, ‘27 yıl boyunca evlere temizliğe giderek aldığım ev 27 saniyede gitti’ diyerek yaşadıklarını anlattı

Mereş Bazarcix ve Elbistan merkezli depremlerde resmi verilere göre şuana kadar 44 bin 374 kişi yaşamını yitirdi. Ağır bir tablonun ortaya çıktığı merkezlerden biri de Elbistan ilçesi oldu. 924 kişinin yaşamını yitirdiği ilçede, enkaz kaldırma çalışmaları ise devam ediyor. Depremde 25 akrabasını, birçok komşu ve arkadaşını yitiren kanser ve astım hastası Cennet Eren, yaşadıkları anlara dair MA’dan Yüsra Batıhan’a konuştu.

Arkadaşlarından Yusuf Taş, eşi ve oğlunun yıkılan evlerinde yanarak yaşamını yitirdiğini belirten Eren, “Çocukları 3 gün ‘Caminin minaresini görüyorum, çıkarın bizi’ diye bağırdı ama kimse müdahale etmedi. Hiç kimse yoktu ve 4’üncü gün yanan kemiklerini topladılar. Akrabalarımın her biri ayrı binalarda hayatlarını kaybetti. Arama kurtarma çalışması yoktu. Dayım, eşimin amcası, yengesi, kızı hepsi hayatlarını kaybetti. Dayımın kızı, annemin kaynanası, kirvem, karısı, kız kardeşi… Şimdi hepsini unuttum. Psikolojim bozuldu. O şoku hala yaşıyorum. Duvarın arkasında bas bas bağırdılar ama kimse yoktu, çıkaramadık. Enkazı kaldırdıklarında kızın kafasının arkasında sadece küçük bir yara vardı yani donarak yaşamını yitirdi” dedi.

‘Ayaklarını nefesimle ısıtıyordum’

Bazarcix merkezli depremde ailesiyle dışarı çıkmayı başaran Eren, çocuklarına yiyecek bir şeyler almak için çarşıya gittiği esnada çöken binanın enkazında kaldı. Kendi imkanlarıyla enkazdan çıkmayı başaran ancak kaburgaları çatlayan Eren, o ana ilişkin şunları aktardı: “Karşıya koştum, bu tarafın binası arkadan üzerime çöktü. Enkazın altında sırtım kaldı. Ağız üstü düştüğüm için kendim çıktım. Yanımda olan komşumu da kurtardım. Korkudan şehir dışına kaçtık. Termik santralin oraya bir petrole sığındım. Kızımın ayaklarında çorap yoktu. Korkudan eve çıkamıyorduk. Eksi 26 dereceden tir tir titriyordum. Çocuğumun ayaklarını nefesimle ısıtmayla çalışıyordum ancak ağzım yüzüm hep topraktı.”

‘Donarak öldüler’

Depremin 3’üncü gününde az sayıda asker ve polisin geldiğini söyleyen Eren, “Şu anda buraya askeri polisi yığmışlar ama o zaman kimse yoktu. Depremin 2’nci gününde sadece Samsun’dan gelen 2-3 gönüllü ekip vardı. Ne elektrik, ne su, ne telefon vardı. Büyük bir felaket. Ekipler ilk gün gelseydi ölü sayısı bin ise 200’e inerdi. Çoğu kurtarılırdı. Birçok kişi kendi imkanlarıyla çıktı, çıkarıldı. Bir arkadaşım 36 saat kalorifer suyu ile idare etti. ‘Yerim rahattı’ dedi. Çoğu kişi ise donarak öldü” ifadelerini kullandı.

Her şey 27 saniyede gitti

Depremden bu yana 2 gündür uyuyabildiğini belirten Eren, 18 gün sonra ilk kez banyo yapabildiğini söyledi. 27 yıl boyunca evlere temizliğe giderek, aldığı evinden sadece bir çanta ile çıkan Eren, şöyle devam etti: “Şimdi sular geliyor, yemek geliyor ama iş işten geçti. Yaşayan bilir. Şimdi elimde bir çanta, ayağımda bir terlik kaldı. Üzerimde bir gecelikle kaçabildim. Hiçbir şeyim kalmadı. Ziynet eşyalarım içerdeydi, bir kat yatak istedim kimsenin kapısına gitmeyeyim diye ama aldırtmadılar. 27 yılda yaptım 27 saniyede gitti.”

HABER MERKEZİ

#Evlere #temizliğe #giderek #yılda #yaptım #saniyede #gitti

Sorunlar da öfkeler de politik

Depremin yıkıma yol açtığı Elbistan ilçesinde depremzedelere göre Elistan’da sorunlar da öfkeler de politik

Mereş depremlerinin yıkıma yol açtığı Elbistan’a giden Mezopotamya Ajansı muhabiri Yüsra Batıhan izlenimini yazdı. Enkaza dönüşen Mereş’te insanların ağır hasarlı yapılarda tüm risklere rağmen eşyalarını çıkardığı aktarılırken bu istek yaşanan ekonomik krizin en belirgin hali olarak yorumlanıyor.

Alevi köylere yardım gitmiyor

Birçok Kürt ve Alevi köyüne yardım götürülmediğine işaret edilen izlenimde Elbistan’da yaşayan Alevi Kürtlere depremin ardından 22 gün geçmesine rağmen çadır verilmediği, yardımın gitmediği aktarıldı. Cemevinin önünde birçok AFAD çadırı konumlandığını ancak bu çadırların kışa dayanıksız çadırlar olduğu aktarılırken mültecilerin kaldığı AFAD çadırların içinde sadece birkaç battaniye bulunduğu, hiçbir yardım gitmediği de bölgeden gelen izlenimlerde sıkça yer verilen bir konu.

Kadınlar duş alamıyor

Depremzede birçok kadının ise ihtiyaçlarını gideremediği, depremin ilk gününden bu yana çadırda veya cemevinde kalan birçok kadının duş almadığı yardımların genellikle erkekler tarafından dağıtıldığı veya erkekler tarafından alındığı için birçok kadın temel hijyen malzemelerine erişmekte sorun yaşıyor.

Yıkıma rağmen dayanışma

Elbistan’da büyük bir yıkıma rağmen dayanışmanın da öne çıktığına dikkat çekilen izlenimde dayanışma ile Alevi Kürt köylerine yardım, mülteci ailelere battaniye verildiğini Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi ve birçok sol bileşenden oluşan Afet Gönüllüleri öncüllüğündeki dayanışma ile depremzedelerin ihtiyaçları karşılandığı belirtildi.

Depremin ilk günü neredeydiler

Deprem bölgesinde dayanışma kadar sorunlar ve öfkeler de politik olduğu belirtilen izlenimde şu ifadelere yer verildi: Depremzedeler, yıkımın mimarını tanıyor, biliyor ve tepki göstermekten geri durmuyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleceği söylentisi ile hızlanan enkaz kaldırma çalışmalarına, polis ve asker sayısının artmasına tepki gösteren depremzedeler, “depremin ilk günü neredeydiler” diye sormaktan geri durmuyor. Deprem bölgesi Elbistan’da yeniden inşa edilecek konutların yüzde 40’ını ödemeye de karşı çıkan depremzedeler, “biz mi yıktık, biz ödeyeceğiz” diyerek tepkilerini dile getiriyor. Depremin ardından 23 gün geçmesine rağmen barınma, hijyen malzemelerine, gıdaya erişim hala sorun.

HABER MERKEZİ

#Sorunlar #öfkeler #politik