Ana Sayfa Blog Sayfa 929

Önce oğlunu sonra eşini kaybetti: Yaşayan ölüyüm

Meletî’de Ali Karakuş isimli depremzede oğlunu enkaz altında kalarak kaybediyor, oğlunu defnettikten üç gün sonra ise oğlunun acısına dayanamayan eşini kaybetti. Karakuş şimdi ‘yaşayan ölüyüm’ diyor

Mereş’ta (Maraş) 6 Şubat’te peş peşe yaşanan iki büyük depremin ardından birçok kentte enkazlar olduğu gibi yerde. Meletî’de (Malatya) de, şehir merkezindeki enkazlar olduğu gibi yerinde duruyor. Yaklaşık bin 500 kişinin hayatını kaybettiği Meletî merkez, ilçeler ve kırsal mahallelerde binaların çoğu ikinci depremde yakılırken, kar yağışının etkili olduğu kentte şehir merkezi adeta terk edilmiş bir kent gibi.

Enkaz başlarında farklı kentlerden getirilen jandarmalar bekletilirken, her enkazdan ayrı bir hikaye çıkıyor. Onlardan biri de Wêranşar’dan (Doğanşehir) Ali Karakuş’un hikayesi. Karakuş, ilk depremde oğlunu kaybettikten sonra eşinin kaybını yaşadı.

Yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ahmet Kanbal’a anlatan Karakuş, oğlu Mahmut’un cenazesini defnettikten sonra depremden kurtulan eşi Güllü’yü kaybediyor. Karakuş, “Ben yaşayan ölü oldum” diyerek şöyle devam etti: “Oğlumun ölüsünü çıkardık 3 gün sonra. Annesi de oğluna dayanamadı öldü. Ben de yaşayan ölü oldum. Ortada dolanıyorum işte. 3 çocuğu var, hanımı var. Hepsi ortada. Ne yapacağımızı şaşırdık. Bir gece yattı, ‘oğlum, oğlum, Mahmut, Mahmut’ diyerek öldü Güllü. Bir gece dayandı” diyor.

Karakuş, şimdi Fındık köyünde kaldığını ancak talep etmesine rağmen henüz kendisine çadır verilmediğini aktardı.

MELETÎ

#Önce #oğlunu #sonra #eşini #kaybetti #Yaşayan #ölüyüm

Açlık grevi 19’uncu güne girdi: Demokratik çevreler tecrit için sorumluluk almalı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride dikkat çekmek ve fiziki özgürlüğünü sağlamak amacıyla Maxmur’da başlatılan açlık grevi 19’uncu güne girdi

İmralı Cezaevi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için Maxmûr Kampı’nda 1 Şubat’ta başlatılan açlık grevi 10’uncu grubun eylemi devralmasıyla 19’uncu güne girdi.

Mücadele evrenselleşiyor

Bugün eylemi devralan grup adına açıklama yapan Güneş Tang, “Demokratik çözüm ve onurlu bir barışın tesis edilmesi ancak Önder Öcalan ile mümkündür. İmralı, Medya Savunma Alanları, Rojava, Şengal ve Mexmur’da verilen mücadelenin hakikati her yönüyle ortadadır. Önder Öcalan’ın etrafında gelişen mücadele evrenselleşiyor ve tüm mazlum halklar için bir umut haline geliyor. Bizler de bu çerçevede tüm yurtsever Kürt halkını ve demokratik çevreleri görev ve sorumluluklarına göre hareket etmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

Yapılan konuşmanın ardından yeni grup açlık grevine başladı.

MAXMUR

#Açlık #grevi #19uncu #güne #girdi #Demokratik #çevreler #tecrit #için #sorumluluk #almalı

BM: Suriye’de depremden 8,8 milyon insan etkilendi

BM tarafından yapılan açıklamada Mereş merkezli depremlerden Suriye’de 8,8 milyon kişinin etkilendiği belirtildi

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan açıklama ile 6 Şubat’ta Mereş (Maraş) merkezli meydana gelen depremlerin Suriye’de 8,8 milyon kişiyi etkilediği belirtildi. BM Suriye Temsilci Yardımcısı Nejat Rochdi, sanal medya hesabı Twitter’dan yaptığı paylaşımda, bu insanların çoğunun insani yardıma ihtiyacı olduğunu vurguladı.

BM’den yardım itirafı

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Türkiye ve bağlı paramiliter gurupların hakimiyetinde olan Suriye’nin kuzeybatısında aktivistler ve yardım görevlileri depremi takip eden günlerde BM yardımının eksikliğinden şikâyetçi olurken, BM Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths de BM’nin mağdurlara yardım edemediğini itiraf etmişti.

Almanya’dan destek sözü

Şu ana kadar BM yardımı taşıyan 140’tan fazla kamyonun Türkiye üzerinden, 9 binden fazla binanın tamamen ya da kısmen yıkıldığı bölgelere gönderildiği bildirildi. Almanya, Suriye’deki deprem mağdurlarına milyonlarca dolarlık ek yardım sözü verirken, Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Devlet Başkanı Beşar Esad rejimi yardım kuruluşlarının önüne engel üstüne engel çıkarıyor olsa da oradaki insanları yalnız bırakmayacağız. Artık başlarını sokacak bir çatı, temiz içme suyu, yiyecek ve ilaç gibi en temel ihtiyaçlardan bile yoksunlar. İşte bu nedenle bölgeye yönelik yardımlarımızı bir kez daha 22 milyon euro arttırıyoruz” dedi.

HABER MERKEZİ

 

#Suriyede #depremden #milyon #insan #etkilendi

Kobanê’de depremzedeler için 15 çadır kuruldu

Kuzey ve Doğu Suriye’de depremin ardından yardım çalışmaları sürüyor. Kobanê’de 15 çadır kuruldu

Mereş (Maraş) merkezli yaşanan Kurdistan ve Türkiye’nin yanı sıra Suriye’de de yıkıma yol açan deprem için Özerk Yönetim çalışmalarını sürdürüyor.

Fırat Bölgesi Özerk Yönetimi, depremzedeler için başlattığı “İnsanlık için el ele” kampanyası çerçevesinde Kobanê’de 15 yardım çadırı açtı. Çadırların 2’si merkezde, belde ve ilçelerinde ise 13 çadır açıldı.

Okullar yeniden açıldı

Öte yandan Kuzey ve Doğu Suriye Eğitim ve Öğretim Kurulu, depremin ardından öğrencilerin güvenliği için Fırat Bölgesi’ndeki okullarda eğitime iki hafta ara vermişti. Uzman komitelerin çalışmalarının ardından bu okullardaki hasarların öğrencilerin hayatı üzerine tehdit oluşturmadığını belirterek, okullar bugün yeniden açıldı.

HABER MERKEZİ

#Kobanêde #depremzedeler #için #çadır #kuruldu

Dilbilimci Alpay’dan asimilasyona karşı ‘Kürtçenin Kütüphanesi’ önerisi

‘Dünya anadil günü’ dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan dilbilimci Necmiye Alpay, Türkiye’de özellikle Kürtçe üzerinde baskılar olduğuna değinerek buna karşı Kürtçenin ısrarla yaşatıldığına vurgu yaptı

Dünya üzerinde binlerce dil kullanılmadığı için yok olma tehlikesi altında iken binlerce dil de devletlerin asimilasyon politikaları ile yok edilmeye çalışılıyor. Buna karşı Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 2000’de 21 Şubat “Dünya Anadil Günü” olarak ilan edildi.

Yine UNESCO’nun Mart 2013’te yayımladığı Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası’na göre, dünyada konuşulan 7 binin üzerindeki dilin yüzde 40’ı, yani 2 bin 500’ü kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılırken, tehdit altındaki bu dillerden her iki haftada biri yok oluyor.

Türkiye’de 18 dil yok oldu

Yine dillere yönelik saldırıların yoğun yaşandığı ülkelerden biri de Türkiye. UNESCO’nun Diller Atlası’na göre, Türkiye’de Kürtçenin Kirmançkî (Zazaca) lehçesi dâhil olmak üzere 18 dil yok oldu veya yok olma tehlikesi ile yüz yüze bırakıldı. Bunlardan Ubik, Mlahso ve Kapadokya Yunancası tamamen yok olmuş durumda. Hertevin ve Mlahso dilleri, Süryani dilleri ailesinden Turoyo, Ladino ve Gagavuzca, Romanca, Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Abazaca, Suret dilleri “ciddi tehdit” altında gösterilirken, Adigece, Abhazca, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaca ise “kırılgan” diller kategorisi içerisinde.

Kürtçeye baskılar hep sürdü

Türkiye’de kaç dilin konuşulduğuna dair resmi ve uluslararası veri yok.  Ancak dil çalışmaları yürüten Ethnologue adlı internet sitesine göre, ülkede hali hazırda 39 dil konuşulmakta. Sanal ortamlarda yer alan verilere göre, Türkiye’de 20 milyon civarı nüfus ile ülkenin en büyük ikinci etnik grubu olan Kürtlerin anadili olan Kürtçe, Cumhuriyet tarihi boyunca sürekli baskı, yasak ve engellemelerin hedefi oldu. Yüzyıllık geçmişi bulunan Kürt sorunu ile “ulusal güvenliğe tehdit” olarak görülen Kürtçenin, devlet dairelerinin yanı sıra gündelik hayatta kullanımının önüne geçmek için “fiili yasaklama” politikaları geliştirildi.

Dili yok etmek kültürü yok etmek olur

Necmiye Alpay

Anadilin öneminin yanı sıra özellikle Kürtçenin üzerindeki baskılar ve buna karşı Kürtlerin verdiği mücadeleye dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Mehmet Aslan’a değerlendirmelerde bulunan dilbilimci Necmiye Alpay,  dilin toplumların hayatında en az ekmek, su ve hava kadar etkileyici toplumsal bir öğe olduğuna işaret ederek, “Bir topluluğun veya toplumun dilini yok sayar ve yok etmeye çalışırsanız, tüm bir kültürü yok ediyorsunuz anlamına gelir” dedi.

Kürtler dillerine sahip çıktılar

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Kürtçeyi yok etmek için elinden gelen her şeyi yaptığına vurgu yapan Alpay süreci ise şöyle anlattı:

“Sadece Türkçeye indirgemek Türkçeyi tek dil haline getirmek bir politikadır. Fakat politika iki yoldan da yürütülebilirdi. Bu yollardan biri rızaya dayalı olabilirdi. Örneğin bu gün herkes İngilizce öğreniyor. Çünkü buradan akan bir kültür var. Bu gönüllü asimilasyon olarak görülebilir. Bir de zorunlu asimilasyon var. Bu da insanlık dışıdır. Devletler bunu sürekli reddediyor. Kürtçe bunun tipik bir örneğidir. Kürtçeyi yasaklıyor, konuşanları cezaya çarptırıyor. Yayın, müzik yapmasını engelliyor. Bu bir dönem cesaret işiydi. Şu anda bile Kürtçe konuştuğunuz için biri size ters bakabilir. Ama Kürtler iradelerini kaybetmediler. Dillerine sahip çıktılar. Adım adım yaşattılar. Bana kalırsa Kürtçe yaşatılan bir dil.”

‘Kürtler sürekli yazmalı’

Kürtlerin Kürtçeyi yaşatma çabasına değinen Alpay, 90’lı yıllardan beri beli bir ölçüde durumu takip ettiğini söyledi. Kürtçe yayın evlerinin kurulduğunu, Kürtçe kitapların ve çevirilerin yapıldığını belirten Alpay, devlet tarafından üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin de kurulduğunu ancak yeterli imkân ve özgürlük tanınmadığını ve birer birer kapatıldığını anımsattı.

Buna karşı Kürtlerin Kürtçe için mücadele ettiğini vurgulayan Alpay, “Kürtçeye dair kitaplar, gazeteler, dergi, anı ve benzeri birçok şeyin kütüphanesi kurulmalı. Ben buna ‘Kürtçenin Kütüphanesi’ diyorum. Kürtler sürekli yazmalı. Seyretmek pasifliktir. Geliştirmez. Son dönemde görsel üretim ön planda bu konuda da çok şey yapılmalı. Düşündüklerini, gördüklerini yazar ve söylerlerse Kürtçeye hizmet etmiş olurlar. Bu şekilde sosyal, siyasal tarihlerini yaşatmış olurlar” diye kaydetti.

İSTANBUL

 

 

#Dilbilimci #Alpaydan #asimilasyona #karşı #Kürtçenin #Kütüphanesi #önerisi

Partizan okuruna sokak ortasında işkence

Cuma gecesi, yolu polisler tarafından kesilen Partizan okurunun kaşı patlatılırken, şikâyet için gittiği karakolda da şikâyeti alınmadı

Sık sık polis işkencesin maruz kalan Partizan okurları yine polis saldırısının hedefinde oldu. 17 Şubat Cuma gecesi 23.30 saatlerinde motosikletle evine giden bir Partizan okurunun önü zırhlı polis aracıyla kesildi. Araçtan inen 5 polis Partizan okurunu motosikletten düşürülerek, hiçbir söz söylemeden dakikalarca işkenceye maruz bıraktı.

Kaşı patladı

İşkencenin ardından polis Partizan okurunu tehdit ederek zırhlı araç ile uzaklaşırken, işkencenin ardından hastaneye giderek darp raporu alan Partizan okuru kaşının patladığını, dişinin kırıldığını ve yüzünün birçok bölgesinde ciddi zedelenmeler olduğunu belirtti.

Karakolda sözlü şiddet

Darp raporunun ardından ailesi ile karakola şikâyet için giden Partizan okuru bu kez karakolda sözlü şiddete maruz aldı. Karakol polisinin “Başlatmayın darp raporunuza. Polis kimseye sebepsiz saldırmaz” diyerek şikâyeti kabul etmediği öğrenildi.

İSTANBUL

#Partizan #okuruna #sokak #ortasında #işkence

HDP Amed Kriz Koordinasyon Merkezi: Devlet halkımızı göçe zorluyor

Depremin ilk gününden beri yaptıkları çalışmalara dair basın açıklaması yapan HDP Amed Kriz Koordinasyon Merkezi adına konuşan Yeşil Sol Parti İl Eş Sözcüsü Abbas Şahin, devletin bilinçli olarak halkı göçe zorlandığını ancak buna karşı güçlü halk dayanışması ördüklerini belirtti

Mereş (Maraş) merkezli depremin hemen ardından bütün deprem kentlerinde çalışmaları koordine eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) çalışmalarına dair Amed’de açıklama yaptı.

Çalışmalara dair HDP Amed Kriz Koordinasyon Merkezi Peyas (Kayapınar) ilçe binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklama öncesi konuşan HDP İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, depremin 14’üncü gününe dikkati çekerek, iktidarın tekçi ve merkeziyetçi anlayışından kaynaklı ilk günden beri birçok eksiklik yaşandığını ancak buna karşı kolektif dayanışmanın temel ihtiyaç olduğunun anlaşıldığına vurgu yaptı.

Gerçeği yaşayarak gördük

HDP Kriz Koordinasyonu olarak ilk andan itibaren kayyumlara rağmen tüm kurumlarla çalışma yürütüldüğüne vurgu yapan Atasoy, sadece Amed değil diğer kentlerde de çalışma yürüttüklerini vurguladı. Amed Kriz Koordinasyon Merkezi adına açıklama yapan Yeşil Sol Parti İl Eş Sözcüsü Abbas Şahin de, iktidarın algı yaratmak istediğine vurgu yaparak, “Siyasal iktidar olayı asrın felaketi olarak tanımlayarak her zamanki politikası olan algı yönetimiyle sorumluluğunu atmaya çalışsa da halk her şeyi bütün gerçekliğiyle yaşayarak gördü. Günü birlik politikalarla miadını uzatmaya çalışan iktidar, on binlerce insanın katili oldu” diye konuştu.

İlk andan beri sahadayız

Yaptıkları çalışmalara dair bilgi veren Şahin, “Depremin hemen akabinde tespit ettiğimiz 180 toplanma alanının 120’sine arkadaşlarımız görevlendirilmiştir. Toplanma alanlarına acil olarak sıcak yemek, battaniye gibi ihtiyaçlar ulaştırılıp sonraki süreçte ihtiyaçların tespiti ve ivedilikle tedariki sağlanmıştır. İlk andan itibaren bu güne kadar on binlerce kap sıcak yemek, toplanma alanlarına ulaştırıldı ve ihtiyaç dâhilinde bu çalışmalar devam etmektedir” diye konuştu.

 100 TIR malzeme gönderildi

Amed halkı kendi yaralarını sararken aynı zamanda depremden etkilenen diğer 9 ile de eş zamanlı yardımlar ve gönüllü desteğinde bulunduğunu vurgulayan Şahin, “İlk günden itibaren yüzlerce gönüllü arkadaşımız, bu illere giderek organizasyonlar yapmış ve en ücra köylere kadar yardımları ulaştırmış ve ulaştırmaya devam etmektedir. Sadece Amed’te bu güne kadar temel ihtiyaçlar, giyecek, gıda ısınma ve barınma ihtiyaçları temelinde dış illere 100 TIR temel yaşam malzemesi gönderilmiştir” dedi.

Halkımız çadırlara mahkûm ediliyor

Dün itibariyle şehrin yüzde 40’ında yapılan taramada 38 bin 226 binanın hasar tespiti yapıldığını belirten Şahin şunları dile getirdi:  “Hasarlı olan 655 bina, 838 orta hasarlı bina, 8 bin 831 az hasarlı ve 27 bin 902 hasarsız bina kaydı sunulmuştur. Acil yıkılması gereken bina sayısı ise 50 olarak hesaplanmıştır. Bu veriler on binlerce nüfusa tekabül eden yurttaşın acil barınma sorunu ile karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir. Bu durum karşısında iktidarın tavrı Amed için Antalya’yı adres göstermek olmuştur. Barınma sorununu Antalya’ya taşımak gibi göç politikasıyla çözmeye çalışmaları aslında cumhuriyetin kuruluşundan beri uygulanmak istenen iskân politikalarıyla ilintili olduğunu aklımıza getirmektedir. Devlet kalıcı çözümler yerine halkımızı çadırlara mahkûm ederek bilinçli bir şekilde bıktırıp göç ettirme politikalarının bir parçası haline getirmeye çalışmaktadır.”

Mücadeleyi büyütmek zorundayız

Depremzedelerin kent dışında kurulacak 20 bin kişilik çadır kente yerleştirilmesinin de beraberinde sorunlar getireceğine vurgu yapan Şahin, “Kentin dışında izole bir şekilde toplumsal yaşamdan kopararak olası risklere açık hale getirmek depremden canını zor kurtaran insanların hangi derdine derman olacaktır diye soruyoruz” dedi. “Yerelin güçlendirilip inisiyatif alması elzem bir ihtiyaçtır” diye devam eden Şahin sözlerine başlattıkları kampanyayla devam etti: “Gelinen aşamada; bir yandan yaralarımızı sarmaya çalışırken bir yandan da bizi mecbur kılmaya çalıştıkları tekçi ve rantçı sisteme karşı mücadeleyi büyütmek durumundayız. Afetten ve mağduriyetten fayda sağlamaya çalışan fırsatçılara karşı halkımızı ‘evimiz evimizdir’ (mala me, mala te ye) demeye davet ediyoruz. Fahiş fiyat artışlarına karşı ev sahiplerini duyarlı olmaya, taşıma ve nakliyecileri de gönüllülük esasıyla halkımızla dayanışmaya çağırıyoruz. BİZ’ler dayanışmaya.”

İnsanımız göçe zorlanıyor

HDP İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan ise, “ İnsanlarımızı göçe zorluyorlar. ‘Amed’ten Muğla’ya gidin’ diyorlar. Ne alakası var. Çağrımız vardır, coğrafyanın demografik yapısıyla oynamayın. Ne olursa olsun kendi topraklarımızda yaşamımızı sürdürmeliyiz. Önceden tespiti yapılmadığı için bu kadar mağduriyet yaşandı. Halkı savunmasız bıraktılar. Her zaman yerinde yaşamı savunacağız. Kayyumlar olmasaydı bu kadar eksiklikler olmazdı. Kayyumların elinde olan belediyeler yardımları ulaştıramadı. Halkın hepsi biliyor ki devlet rol ve misyonunu yerine getirmedi. Amed 50 yıllık mücadelenin getirdiğiyle bu dayanışmayı ördü. Dermanımız halkımızdır, halkımızın organize olmasıdır. Halen yüzlerce insanımız enkaz altında, dışarıda, evsizler, birbirimize sahip çıkalım. Dayanışma elimizi halkımıza uzatalım.”

AMED

 

 

 

 

 

 

#HDP #Amed #Kriz #Koordinasyon #Merkezi #Devlet #halkımızı #göçe #zorluyor

İran’da gözaltına alınan kadına tecavüz

İran’da devam eden eylemlerde gözaltına alınan 4 kadına tecavüz edildiği belirtildi

Geçtiğimiz yıl Kürt kadın Jîna Emînî’nin Eylül ayında katledilmesiyle başlayan halk ayaklanması İran ve Rojhilat’ta 6’ıncı ayına girdi. Rejim güçlerinin saldırılarına karşı halk sokakları terk etmezken, kadınların öncülük ettiği eylemlerde kadınlara yönelik saldırılar da artıyor.

Üniversitede gözaltına alındılar

Eylemlere katılan en az 4 kadının da Zahidan Devrim Muhafızları İstihbarat Gözaltı Merkezi’nde tecavüze uğradığı öğrenildi. Kadınlardan üçünün Kanlı Cuma eylemlerine katıldıktan sonra Zahidan Üniversitesi Caddesi’nde gözaltına alındığı öğrenildi.

Psikolojik yıkım yaşanıyor

Nujinha’da yer alan habere göre, gözaltında tecavüz saldırılarına ilişkin konuşan Hale Vash, “Belucistan’ın toplumsal yapısı nedeniyle tecavüze maruz kalan kadınlar, diğer bölgelere göre daha çok psikolojik yıkım yaşıyorlar. Zahidan istihbaratının tecavüze maruz bıraktığı kadınların, intihara sürüklenmemesi için iyi bir psikolojik destek almaları gerekiyor” sözleriyle yetkililere çağrıda bulundu.

HABER MERKEZİ

 

#İranda #gözaltına #alınan #kadına #tecavüz

Amed’de fotoğraflarla deprem ve yaşam

Depremde 19 binanın yıkıldığı, 409 kişinin yaşamını yitirdiği, 900 kişinin yaralandığı ve şu ana kadar 500’ün üzerinde ağır hasarlı evin tespit edildiği Amed’te, Mezopotamya Ajansı (MA) depremzedelerin kent içindeki göç halini fotoğrafladı

Mereş’in Pazarcix ilçesinde 7,7 ve Elbistan ilçesinde 7,6 şiddetinde meydana gelen depremlerde resmi verilere göre, şu ana kadar yaşamını yitirenlerin sayısı 40 bini aştı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre; depremin etkili olduğu Mereş’te 8 bin 633, Semsûr’da 5 bin, Hatay’da 8 bin 268, Meletî’de 5 bin 578, Dilok’ta 10 bin 777, Kilis’te 447, Riha’da 338, Amed’te 434, Adana’da 30, Osmaniye’de bin 88 bina acil yıkılacak, yıkık ve ağır hasarlı olarak tespit edildi.

Deprem bölgelerinde arama kurtarma çalışmaları sürerken, binaların enkazında halen 200 bin kişinin olduğu tahmin ediliyor. Amed’te yıkılan binaların 7’sinde şimdiye kadar 409 kişinin cansız bedeni çıkartıldı.

Depremin ardından diğer kentlerde olduğu gibi Amed’te de AFAD arama kurtarma çalışmalarına gecikmeli olarak katılırken, enkaz altında kalanlara ilk müdahaleler depremzedeler tarafından yapıldı. Depremde sivil dayanışmanın en hızlı organize olduğu illerin başında Amed gelirken, bu organizasyonda, Kent Koruma ve Dayanışma Platformunun kurduğu Deprem Kriz Merkezi etkili oldu.

Kriz Merkezi, depremin ardından 250 bin depremzedeye barınma, gıda ve diğer yaşam malzemesi desteğinde bulunurken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün hasar tespit çalışmalarında ağır hareket etmesi barınma sorununu arttırıyor.

Hasar tespit çalışmasındaki aksamalar nedeniyle depremzedeler, sürekli bir iç göç halinde.

İç göçün yaşandığı yerlerin başında ise depremden en çok etkilenen ve savaş göçüyle büyüyen Rezan (Bağlar) ilçesi geliyor.

Binalardaki hasarlardan kaynaklı geceyi dışarıda geçiren halk, kendi imkanlarıyla barınabilecekleri güvenli alanlar yaratmaya çalışıyor.

Birkaç adım aralıkla ev nakil araçlarının göze çarptığı ilçede, yatak, yastık, yorgan gibi eşyalarla telaşlı hareket halinde olan depremzedelere rastlamak mümkün.

Gidecek bir yeri olmayanların dar sokak aralarında ya da binalarının altında bir araya gelerek, belirsizlik ve çaresizlik içinde bekleyişlerini sürdürüyor.

Çaresizlik, belirsizlik ve devletin ilgisizliğine yükselen tepkinin yanı sıra ilçede normale dönme çabaları da göze çarpıyor.

14 günlük kriz halinin ardından esnaflar da küçük küçük kepenklerini açmaya başladı.

İlçenin semt pazarları da parça parça kurulmaya başlandı. Pazarcı esnafı deprem nedeniyle yaşanan durgunluğun normalleşmeyle sona ereceğini umut ediyor.

“Kentsel dönüşüm” adı altında yıktırılan ancak projenin imara aykırılığı nedeniyle iptal edildiği mahallelerdeki yıkımlara deprem enkazları eklendi. Hasarlı, müstakil evlerin önünde, hala umudun yansıdığı kaçamak gülüşler varlığını koruyor.

Sokak aralarında, kapı önlerinde ayaküstü sohbetlere dalanlar ile kendi yalnızlığına gömülenlerin yan yana yaşadığı ilçede, asıl endişe kaynağı ise hayatlarındaki belirsizlik.

#Amedde #fotoğraflarla #deprem #yaşam

Semsûr’da iki Alman gönüllü: Kürt nüfusun olduğu yerlerde çok fazla adaletsizlik var

Depremin yerle bir ettiği kentlerden biri olan Semsûr’da yaralar dayanışma ile sarılıyor. Yas ve dayanışmanın bir arada olduğu kentte Erasmus öğrencileri Flora ve Sebastian da kente gelen binlerce gönüllüden sadece ikisi

Reyhan Hacıoğlu / Semsûr

Depremin yerle bir ettiği kentlerden olan Semsûr’da (Adıyaman) dayanışmacıların el birliği ile yaralar sarılmaya çalışılıyor. Depremin üzerinden 14 gün geçmesine rağmen kentte hala enkazlar yerde iken, ölü sayısı binleri aşmış durumda.

Depremin ilk üç günü herhangi bir çalışmanın başlatılmadığı kentte ilk günden beri sahada olanlar ise sadece gönüllüler. Kurdistan’ın neredeyse her kentinden gelen gönüllülerin yanı sıra Türkiye ve uluslararası alanda da sahada çok sayıda dayanışmacı var. Onlardan ikisi de Erasmus öğrencileri Flora ve Sebastian.

Ateş başında tanışıyoruz

Semsur’da Yenimahalle Cemevi bahçesinde ısınmaya çalışırken tanıştığım iki gönüllü, günlerdir sahada olan insanlardan. Depoda kıyafet ayıklayan ve kolilere yerleştiren iki gönüllü, güler yüzleri ve Kürtçe kurdukları tek tük cümleleri ile ilgi çekmeyi başarıyor.

Ateş başında denk geldiğin gençlerden Sebastian Almanya Dortmundlu. İstanbul’da erasmus öğrencisi. Önce Amed oradan Mardin ve oradan ise KESK’in ekibi ile Semsûr’a gelmişler. Ben kentten ayrıldığımda da henüz ordaydılar.

Kent yerle bir

Semsûr’da arkadaşları olduğu ve kente dair korkunç haberler aldıkları için buraya gelmeye karar verdiklerini söylüyor Sebastian, şehri nasıl buldun diyorum, tek kelime ile özetliyor; “Yerle bir…” Sonrasını kendi anlatıyor, “Yıkıcı bir şey. Depremin insanlara yaptıklarının çok acımasızca olduğunu düşünüyorum. Burada yardıma ihtiyaç var ve bence hükümet yeterince bir şey yapmıyor ve bence bu yüzden gönüllülere ve buradaki insanlara yardım eden gönüllü kuruluşlara ihtiyacımız var” diyor Sebastian.

Yas da var dayanışma da

Uzun süredir kentte olduğu için duygularını soruyorum, “Karışık duygular içindeyim” diyor ve ekliyor; “Üzgünüm, hayatını kaybeden tüm insanlar için yas tutuyorum. Arkadaşım ve ev arkadaşım büyükannesini kaybetti, başka bir arkadaşım çevresindeki yaklaşık on kişiyi kaybetti. Bir taraftan yas tutuyoruz, diğer taraftan burada hoş karşılandığımızı hissediyoruz. Hemen çay ve çorba gibi ikramlarla karşılandık ve hala böyle bir durumda insanlar pes etmiyor. Biz daha iyi bir zaman için mücadele eden insanlarız.”

Kürtçe spas ve spasxweş’i öğrenmiş bir de benim sık sık Adıyaman dememi düzleterek, Semsûr diyor onu öğrenmiş Sebastian.

Her yer ölüm ve soğuk…

Bir diğer gönüllü ise Flora, o da Alman. Şehre gelişlerini anlatıyor, “Şehre vardığımızda yıkılmış evleri gördük, hala ayakta olsalar bile yıkılmışlardı ve insanlar artık içinde yaşayamıyordu. Bu soğuk havada insanların çadırlarda ya da sokaklarda uyumak zorunda kaldığını görmek gerçekten çok zor” diyor. O da duygularını “karışık” olarak tarifliyor ve ekliyor, “Elbette burada olmak ve neler olduğunu ve şimdi nasıl yaşamak zorunda olduklarını görmek üzücü ama Sebastian’ın da dediği gibi insanların bizi çok iyi karşıladığını görmek de güzel. Ama onlar daha fazlasını yapıyor. İşin çoğunu onlar yapıyor, biz sadece biraz yardım etmeye çalışıyoruz” diyor.

Devlet yok burada

Şehirde herhangi bir resmi çalışmaya şahit olup olmadığını soruyorum, Flora ise, “Hükümet şimdiye kadar yapılan tüm işlerin sadece çok küçük bir kısmını yaptı. Çalışmaların neredeyse tamamı burada yaşayan ya da yardıma gelen insanlar tarafından yapıldı. Ve bu gerçekten çok zor… Hükümetin burada hiçbir yerde olmaması ve tüm yardımı burada yaşayan insanların ve onların yoldaşlarının yapmak zorunda kalması gerçekten üzücü” diye cevaplıyor

İnsanlar eşit olmalı

“Evlerini tekrar terk etmek zorunda kalan insanların, özellikle de Suriyeli mültecilerin hikâyelerini de duyduk. Bunun ne kadar adaletsiz olduğunu görüyorsunuz çünkü bu ülkedeki herkes aynı haklara sahip olmalı ve eşit insani ihtiyaçlar karşılanmalı. Özellikle Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu şehirlerde ve Arap nüfusun çoğunlukta olduğu şehirlerde çok fazla adaletsizlik görüyorsunuz” diyor Flora.

Para savaşa harcanıyor

Sebastian araya girerek sözü savaş politikalarına getiriyor ve “99’daki depremden sonra bir vergi ihdas edildiğini de duydum. O zamandan beri insanlar bu gibi durumlar, depremler için bu vergileri ödemek zorundaymış. Ve şimdi hükümet bu parayı burada kullanmıyor ve Suriye’deki savaşta askerlik hizmeti gibi başka şeyler için kullanıyor. Bence bu da buradaki insanların çok üzüldüğü bir şey” diyor haliyle.

#Semsûrda #iki #Alman #gönüllü #Kürt #nüfusun #olduğu #yerlerde #çok #fazla #adaletsizlik #var