Ana Sayfa Blog Sayfa 933

‘Depremzede evlatlık’ soruna Diyanet’ten yanıt: Evlenme engeli yok

Diyanet, ‘Depremzede çocuklar evlat edinebilir mi?’ sorusuna verdiği yanıtta, evlatlığın mirasçı olma hakkı bulunmadığı belirtilerek, ‘Evlat edinen ile evlatlık arasında evlenme engeli doğmaz’ denildi. Gelen tepkilerin ardından cevap siteden silindi

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu, “Depremzede çocuklar evlat edinilebilir mi” sorusuna sitesinden verdiği yanıtta, konuyu evliliğe getirmesi “evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığına” dair bir İslam alimi görüşü paylaşması sanal medyada büyük tepki topladı.

Kadınlar ve çocuklarla ilgili cinsiyetçi söylemleri ve çocuklara yönelik istismarı onaylayıcı açıklamalarıyla sık sık gündeme gelen Diyanet, refakatsiz depremzede çocuklara yönelik söylemleriyle “Çocuklar tarikatlara mı veriliyor?” sorusunu bir kez daha akıllara getirdi.

Gelen tepkiler üzerine cevabı siteden kaldırdıkları görüldü.

HABER MERKEZİ

#Depremzede #evlatlık #soruna #Diyanetten #yanıt #Evlenme #engeli #yok

Kemal Kılıç: 30 yıl oldu ama unutmadık!

18 Şubat 1993 sabahı da Kemal, her sabah yaptığı gibi gazete bürosuna herkesten önce geldi… Bürodan çıkarken arkadaşını karanlık çökmeden evine gitmesi konusunda uyarmayı da ihmal etmedi. Çünkü o günlerde Urfa’da da faili belli cinayetler başlamış ve Özgür Gündem çalışanları da tehdit ediliyordu

Bayram Balcı

Şehit gazeteci arkadaşlarımızdan Kemal Kılıç, 1963 yılında Urfa’ya bağlı Külünçe köyünde dünyaya geldi. Lise öğrenimini Urfa’da tamamlayan Kemal, 1990 yılında haftalık olarak yayınlanan Yeni Ülke gazetesinin Urfa bürosunda gazeteciliğe başladı. 30 Mayıs 1992’de yayına başlayan Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa Temsilcisi olarak gazeteciliğe devam etti. Kılıç, aynı zamanda İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi yönetim kurulu üyesiydi.

Urfa merkeze 16 kilometre uzaklıktaki Külünçe köyünde oturmasına rağmen, her sabah gazete bürosuna herkesten önce gelir, çayı demler, dağıtımcılara ve muhabirlere kahvaltı hazırlardı. Gazetedeki faaliyetleri nedeniyle Kılıç da diğer Özgür Gündem muhabirleri gibi sık sık tehdit ediliyordu. Bu yüzden aynı büroda birlikte çalıştığı gazeteci arkadaşlarına sokakta yalnız dolaşmamaları ve dikkatli olmaları konusunda hep uyarıda bulunuyordu.

Özgür Gündem Gazetesi muhabirlerinin ve çalışanlarının katledilmesinden ve baskılardan dolayı 15 Ocak 1993 tarihinde yayınına kısa bir süre ara vermesine rağmen Kemal Kılıç gazetenin Urfa bürosundaki çalışmalarına devam ediyordu. 18 Şubat 1993 sabahı da Kemal, her sabah yaptığı gibi gazete bürosuna herkesten önce geldi.

Kılıç, o gün akşama kadar büroda gazeteci arkadaşı Bayram Balcı ile birlikte bürodaki genel işlerini yaptıktan sonra akşamın karanlığına kalmadan evine gitmek için gazete bürosundan ayrıldı. Bürodan çıkarken arkadaşını da karanlık çökmeden evine gitmesi konusunda uyarmayı da ihmal etmedi. Çünkü o günlerde Urfa’da da faili belli cinayetler başlamış ve Özgür Gündem çalışanları da tehdit ediliyordu.

Saat 17:00 sıralarında, gazetenin Urfa merkezindeki bürosundan ayrılan Kılıç, 17:30 civarında, Külünçe köyündeki evine gitmek için Kuyubaşı’dan Urfa Akçale arasında çalışan minibüse bindi. Görgü tanıklarının anlatımlarına göre, içinde üç kişinin bulunduğu Renault-Toros marka bir otomobil ise Urfa’dan itibaren Kemal’in bindiği minibüsü takip etmeye başladı. Akçakale minibüsü Külünçe köyü yol ayrımına gelmeden önce, otomobil minibüsü geçerek, köy yoluna saptı ve park edip farlarını söndürerek Kemal’i beklemeye başladı.

Külünçe köyü yolunun yakınlardaki bir inşaatta gece bekçisi olarak çalışan Ahmet Fidan’ın anlatımlarına göre, Kemal, minibüsten inerek köye doğru yürüdüğü sırada, park halindeki Renault-Toros marka otomobilden inen üç kişi, Kemal’in yolunu kesti. Tetikçiler önce Kemal’in ellerini ve ağzını bağlayarak kaçırmak istediler, ancak Kemal’in direnmesi üzerine bu amaçlarına ulaşamadılar.

Kemal ile tetikçiler arasındaki bağrışma seslerini duyan inşaat bekçisi Ahmet Fidan daha sonra iki el silah sesi duyduğunu ifade etti. Kemal’i kaçırma teşebbüslerinde başarısız olan katiller, Kemali’in naaşını köy yolunun ortasında elleri ve ağzı bantlı bir halde bırakarak geldikleri otomobille kaçtı.

Suikastın tek görgü tanığı Ahmet Fidan, hemen polise telefon ederek bir kişinin Külünçe köyü yolunda öldürüldüğünü haber verdi. Suikastın nasıl işlendiğini polise ve suikast mahallinden sorumlu Uğurlu Jandarma Karakolu’nda verdiği ifade ile anlatan Ahmet Fidan’dan ise bir daha haber alınamadı.

Kemal’in katledildiği haberi ise kısa sürede yakınlarına ve gazeteci arkadaşlarına ulaştı. Mehmet Faraç’ın haber sorumlusu olduğu yerel bir radyo akşam saatlerinde Külünçe köyü yolu üzerinde bir kişinin öldürüldüğünü, öldürülen kişinin gazeteci Kemal Kılıç olduğunu haberini verdi. Kemal’in katledildiğinin duyulmasının ardından akrabaları, gazeteci arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Halkın Emek Partisi yöneticileri olay yerine aktı.

Kemal’in cenazesi ise saatlerce yol ortasında bekletildi. Çünkü suikast yerinde inceleme yapması gereken Cumhuriyet Savcısı Üresin Aysan bir türlü olay yerine gelmiyordu. Kemal’in cenazesi saatler sonra Urfa Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Ancak polis cenazenin otopsi işlemlerinin ardından hemen defnedilmesi için aileye baskı yapmaya başladı.

19 Şubat sabahı ise polisler Kemal’in cenazesini adeta kaçırarak, Külünçe köyündeki Abdurrahman Dede Mezarlığı’na defnedilmesini sağladı. Polis ve jandarma cenazenin defin işlemleri sırasında adeta mezarlığın etrafına etten duvar örmüştü.

Kemal Kılıç, öldürülmeden üç hafta önce, Uğurlu Jandarma Karakolu’nda görevli “Taner” adlı astsubay ile “Oktay” adlı yardımcısı Kemal hakkında bilgi toplamaya başlamıştı. Oturduğu köydeki arkadaşlarına ve çevresine, “Kemal kimdir, ne iş yapar, nerelere gider” şeklinde sorular soran askerlere, neden bilgi topladıkları sorulunca, “Urfa Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı var” demişlerdi.

Kemal Kılıç, hakkında bilgi toplanması, takip ve tehdit edilmesi üzerine meslektaşı Bayram Balcı ile birlikte Ocak ayında Urfa Valiliği ile Urfa Emniyet Müdürlüğü’ne başvurarak koruma talebinde bulundu. O dönem Urfa Valisi olan ve daha sonra AKP’den 4 kez milletvekilliği yapılan T. Ziyaeddin Akbulut, Kılıç ve arkadaşlarının can güvenliklerinin sağlanması başvurularına yanıt vermeye bile gerek duymamıştı.

Ocak 1993’te Urfa Valisi Ziyaeddin Akbulut’a can güvenliğinin sağlanmasını için başvuruda bulunulmasının ardından 17 Şubat günü Urfa Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılan Kılıç, akşama kadar emniyet müdürlüğünde tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Kılıç, bir gün sonra da katledildi.

Kemal’in öldürülmesinin birinci yıl dönümünde ise 18 Şubat 1994 tarihinde Urfa Valisi olan Akbulut, Kemal’in katilinin yakalandığını açıkladı. Fakat ne hikmetse Akbulut’un bu açıklamasını sadece gazeteci Mehmet Faraç, yerel radyoda yaptığı bir haber programında duyurdu.

Akbulut’un açıklamasına göre, Kemal’in katledilmesinde kullanılan Czech marka tabanca, 24 Aralık 1993 günü Diyarbakır’da yapılan bir Hizbullah operasyonunda Hüseyin Güney’in üzerinde ele geçirildi. Aynı silahın 15 suikastte daha kullanıldığı ve Hizbullah yanlısı Hüseyin Güney’e ait olduğu belirlendi.

Ancak Güney, silahı başkasından aldığını söyledi ve Kılıç ve diğer 15 kişinin katledilmesiyle ilgili suçlamaları reddetti. Diyarbakır 3 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanan Güney, 23 Mart 1999’da “Hizbullah üyesi olmak”tan müebbet hapis cezası aldı.

Mahkeme, Hizbullahçı Hüseyin Güney’i Kemal Kılıç cinayeti dâhil, silahla işlenen cinayetlerden sorumlu tutmadı. Hizbullahçı Hüseyin Güney ise 2000 yılında ceza yasasında yapılan değişiklikle cezaevinden serbest bırakıldı.

Kemal’in ailesi ise, 1993’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, 28 Mart 2000’de verdiği kararında Türkiye Devleti’ni gazeteci Kemal Kılıç’ın katledilmesinde suçlu buldu.

30 yaşındayken yitirdiğimiz Kemal Kılıç’ın katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçti; ancak bizler onu hiç unutmadık ve unutmayacağız!..

#Kemal #Kılıç #yıl #oldu #ama #unutmadık

Öncelikleri insan yaşamı değil rant

HDP’li Beştaş Kurdistan’da yaşanan deprem sonrası iktidarın ilan ettiği OHAL’i değerlendirdi: İktidar insanların bir tas sıcak çorba içmelerini bile kendi bekası için bir tehlike olarak görüyor

Hüseyin Kalkan

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremde, resmi verilere göre 40 bine yakın insanın hayatını kaybettiği ifade edilirken, resmi olmayan rakamlara göre yüz binden fazla insanın yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Depremin olduğu anda adeta bir şok yaşayan iktidar uzun bir süre sessizliğini korudu. Kentlere tek bir yardım gönderilmezken insanlar adeta kaderlerine terk edildi. Depremin üzerinden 34 saat geçtikten sonra ekranların karşısına çıkan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ise arama kurtarma çalışmalarındaki aksaklıkları eleştirenlere hakaret edip tehditler savurdu. Defter tuttuğunu söyleyen Erdoğan, OHAL ilan etti.

Kayyum zihniyeti

OHAL’in arama kurtarma ve depremzedelerin yarlarını sarmak için değil, yardıma koşanları engellemek için ilan edildiği ise sonraki uygulamalarda ortaya çıktı. Aralarında HDP’nin de bulunduğu siyasi parti ve STK’ların kendi imkanları ile topladığı yardımların kentlere ulaşılması engellenirken, kimi yardımlara ise el konuldu. Öyle ki HDP’nin Mereş’te bulunan Kriz Koordinasyon Merkezi’ne kayyum atandı. Tüm engellemelere aldırış etmeyen HDP’liler her enkazın başına koşup insanların yaralarını sarmaya devam ediyor.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, partileri üzerindeki baskıları ve yaptıkları çalışmaları değerlendirdi.

AFAD şov yaptı

İktidarın deprem konusunda yeterli bir çalışma yapmadığını belirten Beştaş, gittikleri her yerde insanların ‘Eğer erken müdahale edilseydi, ekipler erken gelseydi bizim canlarımız gitmezdi, bu kadar can kaybı olmazdı” dediklerini ifade etti. Uzmanların bütün uyarılarına rağmen rantın öncelenmesi ve toplumun sağlıklı yaşam hakkının ötelenmesinin can kaybını iki katına çıkardığını aktaran Beştaş, “Böyle durumlara önceden hazırlıklı olmak çok önemli. Bu bölgenin deprem bölgesi olduğu biliniyor. Ama ne çadır var ne arama kurtarma ekipleri var ne de arama kurtarmada kullanılacak iş makinaları hazır. Bunların deprem bölgesine gelmesi iki gün kimi yerlerde üç gün sürdü. Gelenlerde yetersizdi. Bazı ekipler engellendi. AFAD adete bir piar şirketi gibi çalıştı. Kurtarmadı, kurtarılanları kendine mal etmek için kameraların önünde şov yaptı” diye belirtti.

Tek sorumlu iktidar

İktidarın bir algı saptırması peşinde olduğunu vurgulayan Beştaş, “Yıkılan yapıların kendilerinden önceki dönemde yapıldığını yaymaya çalışıyorlar. Bazı müteahhitler tutuklanıyor. Böylece sorumlu bulunduğu ve cezalandırdığı algısı yaymaya çalışıyorlar. Oysa burada bir tek sorumlu var o da iktidar. İnşaatların sağlamlığı konusunda bazı müteahhitlerin, hatası olduğunu söyleyebilirim. Tabi sorumluluğun sadece müteahhitlere yüklenmesi doğru değil. Denetçilerin bu konudaki raporları çok önemli. Denetim nasıl yapıldı, objektif ölçüler kullanıldı mı, bu konular üzerinde durulmuyor ve tartışılmıyor. Diğer bir mesele belediyeler. Belediyeler ruhsat veriyor bu inşaatlara. Bu yıkılan yapılara neden ruhsat verilmiş. Fizibilitesi yapılmış mı, zemini, toprağı, uygun malzemenin kullanılıp kullanılmadığını belediyelerin değerlendirmesi gerekir. Bunun sorgulanması gerekir” dedi.

İmar afları ve iktidar

İmar açılan araziler ve imar affına da değinen Beştaş şunları söyledi: “2018’de AKP bir imar affı yasası çıkardı. İmar affı yasasına karşı çıkan tek parti bizdik. Daha ilk bakışta bir imar yasası olmadığı bir rant yasası olduğu belliydi. Diğer bütün partiler buna onay verdiler. Destek verdiler. Biz o zamanda bu imar affının yeni enkazlara, yeni ölümlere, yüzbinlerin yaşam hakkını tehdit ettiğine dikkat çektik. Bu deprem olmasaydı iktidar imar affına dair yeni düzenlemeleri Meclis’ten geçirmeye hazırlanıyordu. Bu af da yeni ölümlere neden olacaktı. Bütün olarak deprem felaketini yaklaşmakta olduğunu belliydi. Bu fay hattının tehlike sinyalleri verdiğine dair sayısız uyarı var, bütün bunlar dikkate alınmadı, alanlar boşaltılmadı. Tedbir alınmadı. Tam tersine imar afları ile imar barışları ile iktidar yandaşı bir avuç mütteahhitin çıkarları gözetildi.”

Samimi değiller

Bu iktidarın öncelliğinin insan yaşamı ve sağlığı değil beton, rant ve para olduğunun altını çizen Beştaş, “İnşaatları hayatın her alanında çözüm gücü olarak gören bir iktidar siyaset var karşımızda. Bugünde görüldüğü üzere Erdoğan nerede konuşursa 100 bin konuttan söz ediyor, geçen gün ‘Bizim iktidarımız döneminde yapılan binalarda yıkılan yok’ dedi. Ama rakamlar yıkılan binaların yarıdan fazlasının kendi iktidarları döneminde yapıldığını gösteriyor. Büyük enkazlar, can kaybının yüksek olduğu enkazlar bu iktidar döneminde yapılan binalardır. Ya da bu iktidar döneminde çıkarılan imar affı ile ayakta kalmış binalardır. İktidar sorunu çözmek yerine suçlayacağı ve tehdit edeceği bir rakip peşinde. Sorunu kabul etmeyen çözümde bulamaz. Çözüm konusunda samimi değiller” diye ifade etti.

İktidar enkaz altında

İktidarın sorumluluktan kurtulmak ve iktidarını sürdürmek için OHAL ilan ettiğini sözlerine ekleyen Beştaş, OHAL’in ilanı ile arama kurtarma çalışmaları arasında bir bağın olmadığını, iktidarını bekası ile bir bağı olduğunu ifade etti. Beştaş devamında şunları ifade etti: “İktidar herkesin söylediği gibi enkazın altında kaldı. Enkazın altında kaldığı için de zor aygıtını devreye soktu. Yine bir algı yönetimi yapmaya çalışıyor. Şu anda yaptıkları bütün açıklamalar, attıkları bütün adımlar bunu ortaya koyuyor. Kendisi ve küçük ortağı bütün sorumluluğu muhalefette yüklemeye çalışıyor. Devlet Bahçeli grup toplantısında sanki kendileri iktidarda değilmiş gibi konuştu. Yine Cumhurbaşkanı iki güne yakın konuşmadı. Konuşunca da tehditler savurmaya başladı. Konuşur konuşmaz da OHAL ilan edeceğini söyledi. İlk verdi mesaj buydu. Yönetememeyi OHAL ile kapatmaya çalışıyor.”

OHAL’in sonuçları

OHAL’in sonuçlarının ise ortada olduğunu ifade eden Beştaş, “Depremin vurduğu kentlere yardımların girişi engelleniyor. Yardım TIR’larına el konuluyor. Sosyal medyada paylaşım yapanlar tutuklanıyor. Kendilerini protesto edenler tutuklanıyor. Kendilerine yakın müteahhit, elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Enkaz kaldırma gibi yeni ihaleler hazırlanıyorlar. Sanki yıkıma sebebiyet verenler sosyal medyada eleştirenlermiş gibi bir yaklaşım var. Eleştiri ve protesto hakkı en demokratik haktir. Bunu kısıtlıyorlar. Bu ‘biz yönetemiyoruz’ demektir. Deprem felaketinde bile, bu kadar büyük bir can kaybında toplumun yanında olmak, onların yaralarını sarmak, yetersizlikleri ifade etmek, eksiklikleri tespit etmek yerine, toplumu susturmak, acılarına saygı duymamak, bu kayıpların sorumluluğunu yine kendilerine atmak gibi bir çizgi izliyorlar. Sanki sorumlu toplummuş gibi, muhalefetmiş gibi akıl almaz bir yaklaşım içindeler” diye belirtti.

Bıçak kemiği kesti

OHAL’in başka bir amacının önümüzdeki seçimlere ve seçim sonuçlarına müdahale etmek olduğunu belirten Beştaş, son olarak şunları söyledi: “OHAL ile seçim sürecine müdahale mi etmek istiyorlar. Zaten 2018 seçimleri de OHAL koşullarında yapıldı. Bugün de OHAL’in nimetlerinden yararlanmak istiyorlar her anlamda. Hem depremin yaratığı felaketi örtbas etmek bunun sonuçlarını ve sorumlularını tartıştırmamak, hem de olası seçimde OHAL yetkilerini kullanarak muhalefeti elimine etmek, pasifize etmek, çalışamaz hale getirmek için kullanacaklar. Bunu görüyoruz. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, ister OHAL ilan etsinler, ister başka kararnameler çıkarsınlar artık her şey ayyuka çıkmış durumda. Bıçak kemiğe dayandı demeyeceğim bıçak kemiği kesti. Bu nedenle alacakları tedbirler daha önce aldıkları tedbirler bir işe yaramayacaktır. 10 günlük saha gözlemi mi söylüyorum, halkın artık bu iktidara tahammülü kalmamış. Bunların hiçbir söylediğine inanmıyor. Güvenmiyor ve her konuda yalan söylediklerini, her şeyi maniple ettiklerini anlamış durumda.”

HDP her yerde

Partilerinin deprem ile ilgili yaptığı çalışmalara ilişkin Beştaş şunları söyledi: “Biz depremin ilk saatlerinde itibaren deprem bölgelerinde görevlendirmeler yaptık. Başta vekil grubumuz, parti meclisimiz, il ve ilçe örgütlerimiz olarak hareket geçtik. Hemen aynı gün iki kriz ve koordinasyon merkezi kurduk. Bir Diyarbakır’da biri Ankara’da olmak üzere. Sabah saatlerinde bütün deprem bölgelerinde vekillerimiz ve ekiplerimiz hazır bulunuyordu. Her yeri bire bire takip ettik. Hem dayanışma hem arama kurtarma, hem gıda hem kıyafet desteği konusunda her yerde çok geniş bir katılımla bir çalışma yürüttük. Ve şu anda koordinasyon merkezlerimiz her bölgeye TIR’larla, kamyonlarla destek gönderiyor ve bu konuda toplumun hakikaten çok büyük bir ilgisi var, çok büyük bir dayanışması var. Altı tane kayyum atanmayan belediyemiz var hepsini deprem bölgelerinde aşevleri var. Örneğin Adıyaman’da depremzedeler ilk sıcak çorbayı Çınar Belediyemizin aşevinde içebilirler. Yine bütün depem bölgelerinde depolarımız var. Çalışanlarımız sahada bire bir kimin ne ihtiyacı var tespit edip karşılıyorlar.”

Depremin vurduğu tüm kentlere ulaştıklarının vurgulayan Beştaş, “Bir çok yerde HDP yardım konvoyları engellendi, yardım malzemelerine el konuldu. Ama kimsenin aklına bir an durmak gelmedi. Bu depremde şunu gördük. Biz birbirimize yetiyoruz. Bu dayanışma ile toplumsal birliktelikle düşünce, inanç , kimlik farkı gözetmeksizin insanları, halkı birleştirdi. Bu çalışmalarımız sürecek. Eş genel başkalarımızda sahada. Yaptığımız çalışmaları kriz masamız kamuoyu ile paylaştı paylaşmaya devam edecek. Sahada gençlik meclisi, öğrenci kolletifi, birleşen patilerimiz, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın partileri, demokratik dinamikler ile çok yoğun bir dayanışma var birlikte çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

#Öncelikleri #insan #yaşamı #değil #rant

Depremin anlattığı: Devlet insanın kurdudur

Mereş merkezli iki büyük deprem 10 ili derinden etkilerken, depremler bize insan insanın kurdu olmadığını, devletin insanın kurdu olduğu hakikatini bir kez daha gösterdi

Selman Çiçek 

Merkez üssü Mereş Bazarcix (Pazarcık) olan 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen ve 10 ilde hissedilen yıkıma neden olan depremin 13’üncü geride bırakırken birçok kentte arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Soğuk havaya rağmen hala birçok yurttaş enkazın altından yakınların çıkarılmasını bekliyor. Öte yandan depremin üzerinden 13 gün geçmesine rağmen enkazdan sağ çıkan depremzedelerde bulunuyor.

Dilok’tan çıktığım yoldan sırasıyla gezdiğim Nurdağı, İslahiye, Hassa, Kırıkhan, Antakya, Defne, Samandağ, İskenderun ve Dörtyol’da herkesin ortaklaştığı tek bir haykırış vardı: “Devlet nerede?” Depremin üzerinden 10 gün geçmesine rağmen devleti göremediler, İslahiyeli bir Sünni’nin de Antakyalı bir Alevi’nin de Nurdağlı bir Kürdün de, Samandağlı bir Arap’ın da ortaklaştığı tek konu devletin böylesi büyük bir felakette insanların yanında olmadığı gerçekliğiydi.

Depremin bize anlattığı ilk hakikat, devletin  bir depreme devletin hiçbir kurumunun hazır olmadığı açığa çıkmıştır. Bu gerçekliği ne kadar gizlemeye çalışsalar da bu gerçek bütün çıplaklığı ile ortadır. Yıllardır büyük depremlere tanık olan, büyük maden kazalarına neden olan, sel, heyelan gibi doğal afetlerin sık sık yaşandığı Türkiye’de devletin insana yatırım yapmadığı bir kez daha açığa çıktı.

Halklar tek yürek oldu

Devlet yoktu, ne birinci gün ne de ikinci gün. Bu kritik iki günde de insanlar kendi emekleri ile enkazlardan yakınlarını çıkardılar. Kepçeler kiralayarak, alet-edevat temin ederek kendi yakınlarını enkazın altından çıkarmaya çalıştılar. Kurtulanların büyük kısmı ise bu insanların ilk iki günlük emeğinin bir sonucuydu. Devlet yoktu, ne arama kurtarma çalışmasında, ne çadır kurmada, ne de aşevleri kurmada ve daha nice bir çok konuda geç kaldı, organize olamadı. İnsanların çığlıklarına Agirîden Edirne’ye Şırnex’ten Çanakkale’ye kadar her ilden koşan gönüller oldu. Yıllardır birbirine kırdırılan haklar, bir araya gelerek insanlığı kurtarmanın derdine düştüler. Soğuğa ve tüm imkansızlığa rağmen et ve tırnak olup tek yürek çalıştılar.

Devlet insanın kurdudur

Bu gerçek bize insan insanın kurdu olmadığını, devletin insanın kurdu olduğu hakikatini gösterdi. İlk günden bugüne kadar insanlar hiç dinlenmeden, soğuğa rağmen enkaz altında olan insanlar yaşaması için birlikte mücadele etti. Elleri parçalanırcasına, gözlerine kan sıçrayana kadar o ağır enkazlarda yaşam aradılar. İşte bu yüzden insan insanın dostu olduğu hakikati açığa çıktı. Toplumun bir arada komünal bir biçimde hareket ettiğinde ne büyük sonuçlar elde edeceğini bir kez daha tanık olduk ve tarihe not düştük. Yüzyıllardır “devleti kutsayan” anlayış, “devletimize zeval vermesin” bakış açısı yok olmuş, devletin ilgisizliğine büyük bir tepki doğmuştu.

Merkezden emir beklemek

Depremin bizlere anlattığı ikinci bir hakikat ise merkeziyetçi zihniyetin ne denli tehlikeli sonuçlara yol açtığına bir kez daha tanık olduk. Eğer depremin olduğu yerlerde merkeziyetçi bir yapı yerine yereli güçlü kılan yapılar olsaydı, enkazlara ilk müdahaleyi yerel güçler yapacak, belki de ölümler bu anlayışla yarı yarıya düşürülecekti. Ancak, bölgeye gelen AFAD ekipleri bile merkezden komut almadan çalışamaz durumdaydılar. Merkezden emir gelene kadar kim bilir kaç insan öldü, o emri beklemek, o güce itaat etmek bir çok insanın canından daha değerliymiş. Bu gerçeklik ışığında bir kez daha elimizi başımıza koyup düşünmek lazım. Merkeziyetçiliğin getirdiği yıkıcı sonuçlara görmek ve ilk elden müdahale eden yerelin, yani oranın insanın aldığı olumlu sonucu görmek gerek.

Ayrımcılığı gözlemlemek

Depremin bizlere anlattığı üçüncü bir hakikat ise devletin kökünde ayrımcılık olduğu gerçeği. Depremin ilk iki gününde olmayan ekipler, üçüncü gününde Dilok’un Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde çok hızlı bir şekilde organize olduğuna tanık olduk. Ancak bir gün sonra gittiğimiz Antakya’da bu organize olma halini göremedik. Enkazların bir çoğuna dokunulmadığını gördük. Bir çok yurttaşın “Devlet neden bize destek vermiyor” haykırışlarına tanık olduk. Yaklaşık 3 bin yapının yıkıldığı kentte, gözle görülür bir AFAD ekibi olmazken yurttaşların tepkisi daha da büyümüştü. Devletin Antakya’ya bilinçli yardım etmediğini düşünmeye başlamışlardı. Bir çok yurttaş, “Arap ve Alevi olduğumuz için bize yardım etmiyor devlet” diyordu. Bu haykırışlarında bir gerçeklik payı var mı yok mu, bilemem ama Antep ve Antakya’ya yaklaşım konusunda büyük bir fark gördüm.

Peki yarım kalan hikayeler

Depremin bize anlattığı bir diğer hakikat ise devletin insana yatırım yapmadığı gerçeğidir. Depremin ardından binlerce ev yıkılırken o evlerde yaşayan binlerce insanın hikayesi yarım kaldı. İnsana değer veren devlet, bu hikayelerin neden yarım kaldığı hesabını vermesi gerekirken yine betonu önemseyen bir anlayışla bas bas “Bir yıl içinde o evleri yeniden inşa edeceğiz” diye bağırmaya başladı. Evler inşa edilir, sonra yine yıkılır ve sonra yine yapılır. Bu kolay bir döngü ama ya annesini kaybeden bir çocuğun yarım hikayesini ya da tüm ailesini kaybeden bir babanın yarım kalan hikayesini tamamlayabilecek misiniz? Bunun vicdani sorumluluğunu hissedip hesabını verecek misiniz? İnşaat üzerinden giden söylem bile devletin insanın en büyük kurdu olduğunun göstergesiydi.

#Depremin #anlattığı #Devlet #insanın #kurdudur

Mimarlık fakültesine dekan atanan ilahiyatçı istifa etti

Karabük Üniversitesi’nde mimarlık fakültesine ilahiyatçı Kapanşahin dekan olarak atandı. Atamanın gündeme gelmesi ve tepki çekmesi üzerine Kapanşahin, görevinden istifa etti

Mereş merkezli depremler nedeniyle hemen her alandaki liyakatsiz atamalar tartışılırken, depremden sadece 1 gün sonra bir mimarlık fakültesine ilahiyat mezunu bir dekanın atandığı anlaşıldı.

Karabük Üniversitesi Başak Cengiz Mimarlık Fakültesi’nde 7 Şubat günü dekanlık makamının devir teslim töreni gerçekleştirildi. 31 Ocak’ta yapılan atama üzerine 7 Şubat’ta üniversitenin rektörü Prof. Dr. Refik Polat’ın katılımıyla gerçekleştirilen törende sanat tarihi mezunu olan önceki dekan Prof. Abdüsselam Uluçam, görevini ilahiyat mezunu Prof. Dr. Muhittin Kapanşahin’e devretti.

Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olan Kapanşahin’in, yine aynı üniversitede, “İslam Tarihi ve Sanatları” üzerine yüksek lisans ve doktora yapmış olduğu öğrenildi.

İstifa etti

Gazeteci Fatih Altaylı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Depremden ders çıkardık diyenlere gülüyorum. Ders mers çıkarmadılar. Çıkarsalardı Karabük Üniversitesi Safranbolu Mimarlık Fakültesine hem de depremden sonra İlahiyat mezunu dekan atamazlardı. İsteyen araştırsın. Adı Muhittin Kapanşahin” ifadelerini kullandı.

Altaylı, daha sonra bir tweet daha atarak, Kapanşahin’in görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Kalem oynatmadım

Kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine kendini savunan Kapanşahin, “Mimari ve şehircilik benim üzerinde kalem oynattığım, söz söylediğim, ders verdiğim bir alan ama ben mimarlık eğitimi almış ve mimar gibi bir bilgiye sahip kişi değilim” dedi.

HABER MERKEZİ

#Mimarlık #fakültesine #dekan #atanan #ilahiyatçı #istifa #etti

Kılıçdaroğlu’ndan Çelike: Hepimiz tutuklanmaya hazırız, iyice not edin bunu

Kılıçdaorğlu, Çelik’in iktidarı eleştirenlere yönelik ‘Bunları not ediyoruz’ sözlerine, ‘Not ediyorlarmış! Not etseniz ne yazar? Siz hala anlamadınız, hepimiz tutuklanmaya hazırız. İyice not edin bunu’ yanıtını verdi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından yaptığı açıklama ile, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in “Bir yıkım siyaseti gerçekleştirseler de bunların hepsine cevap vereceğimiz bir zaman var. Bunları not ediyoruz” sözlerine tepki gösterdi.

“Bu saraylılar milletçe nasıl bir ruh halinde olduğumuzu tam idrak edebilmiş değiller” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Not ediyorlarmış! Not etseniz ne yazar? Siz hala anlamadınız, hepimiz tutuklanmaya hazırız. İyice not edin bunu. Ettiniz mi? Şimdi bir daha edin! Milletimize sataşmanızı hiç önermem.”

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlundan #Çelike #Hepimiz #tutuklanmaya #hazırız #iyice #edin #bunu

Galeria İş Merkezi enkazında hala 8 kişi var

Depremlerden etkilenen Amed’de yıkılan Diyar Galeria İş Merkezi enkazında kalan 8 yurttaş için çalışmalar devam ediyor

Mereş Bazarcix (Pazarcık) merkezli 7,7 ve Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğündeki depremlerin vurduğu yerlerden biri olan Amed’de, 1’i boş 7 yapı yıkıldı. Çalışmalar sonucunda 6 yapıdan çok sayıda vatandaşın cansız bedeni çıkartılırken, binlerce kişi tedavi altına alındı.

Çalışmalar, depremin 12’nci gününde devam ederken, 6 noktada enkaz çalışmaları tamamlandı. Yenişehir ilçesinde bulunan Diyar Galeria İş Merkezi’nde ise enkaz altında arama, tarama ve kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Alınan bilgilere göre, enkaz altında 8 yurttaşın olduğu belirtiliyor. Enkaz altında kalan yurttaşların yakınları, Diyar Galeria İş Merkezi’nin önünde yakınlarının sağ veya ölü çıkarılmasını bekliyor.

HABER MERKEZİ

#Galeria #İş #Merkezi #enkazında #hala #kişi #var

İsias Otel’in AKP’li sahibine gözaltı: Gizlilik kararı verildi

Semsûr’da Kıbrıs’tan gelen öğrenci ve eğitmenlerlerin de olduğu 65 kişinin hayatını kaybettiği İsias Otel’in yöneticilerinden biri daha gözaltına alındı. Soruşturmada AKP’li Bozkurt’un da olduğu dosyaya gizlilik kararı verildi

Semsûr’da depremde yıkılan yüzlerce binanın içinde yer alan ve Kıbrıs’tan gelen öğrenci ve eğitmenlerle, velilerin de olduğu 65 kişinin hayatını kaybettiği Grand İsias Hotel ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında bir kişi daha gözaltına alındı. Otel yöneticisi olan Efe Bozkurt gözaltına alınmasının ardından işlemlerinin yapılması kapsamında Emniyet binasına götürüldü. Soruşturma kapsamında İsias Otel ile ilgili gözaltına alınan kişilerin sayısı 5’e yükseldi.

Aralarından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından yönetilen TÜGVA Adıyaman Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Ahmet Bozkurt’un da olduğu dosyaya gizlilik kararı konuldu.

5 kata göre tasarlanıp 10 kat yapıldı

İsias Otel’e dair başlatılan soruşturma kapsamında Doğu Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü de ön inceleme raporunu yayımladı. Raporda “Bina alanında bulunan molozlar yakından incelenmiş ve beton kalitesinin bariz bir şekilde düşük olduğu, dere çakılı ve kumu kullanıldığı tespit edilmiştir” denildi.

Raporda aynı zamanda “Temeli ve kolonları 5 kata göre tasarlanıp inşa edilmiş olan söz konusu binanın inşasının doğru yapılmadığı kanaati oluşmuştur. Kat artırımı yapılmasının ciddi bir hata olduğu ve binanın en düşük depremlerde dahi yıkılmasının mümkün olduğu kanaati olmuştur” denildi.

HABER MERKEZİ

#İsias #Otelin #AKPli #sahibine #gözaltı #Gizlilik #kararı #verildi

FEDA’dan yardımlara iktidarın el koymasına tepki: Doğal afet soykırıma dönüştü!

FEDA, HDP ve yöre derneklerinin Maraş’ın Pazarcık ilçesinde kurduğu Kriz Koordinasyon Merkezi’ne Pazarcık Kaymakamlığının el koymasına tepki göstererek, “Doğal afeti soykırıma dönüştüren, kendi mutlak iktidarı için fırsata dönüştürmek isteyen Yezit zihniyetine karşı mücadelede daha kararlı olacağımızı belirtiyoruz” dedi. 

Yardıma ulaşamayan çok sayıda depremzedenin bulunduğu deprem bölgesine 10 gündür gitmeyen devletin/iktidarın, HDP ve yöre derneklerinin Pazarcık Hasankoca Köyü Cemevinde kurduğu Kriz Koordinasyon Merkezi’ne el koyması tepkilere neden oldu.

Çadırın ve temel ihtiyaçların ulaştırılmadığı tek bir depremzedenin kalmaması için ilk günden bu yana çalışma yürüten yöre dernekleri, gönüllüler ve HDP’ye yönelik engellemelere tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), devletin ulaşamadığı her alana Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ulaştığını ve bu dayanışmanın devam edeceğini belirtti.

“ALEVİ KURUMLARI-CEMEVLERİ DEPREMZEDELERE XIZIR GİBİ YETİŞTİ”

Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) açıklaması şöyle:

“6 Şubat 2023 tarihinde, Maraş- Pazarcık ve Elbistan’ da 7.7 ve 7.6 şiddetinde peş peşe meydana gelen 11 ili, onlarca ilçe ve binlerce köy ve mahallede büyük yıkıma neden olan depremlerde, onbinlerce insanımız yaşamını yitirmiş, yüzbinlercesi yaralanmış ve hala enkaz altında onbinlerce insanımızın olduğu söyleniyor. Milyonlarca insanımızın evi yıkılmış, ağır kış koşullarında barınma, ısınma, yiyecek, içecek sorunu ile baş başa kalmışlardır.

Yaşanan bu kaos ortamı, depremin üzerinden 12 gün geçmesine rağmen hala büyük ölçüde devam etmektedir. Bir taraftan devam eden artçı depremler diğer taraftan da ağır kış şartlarında yaşam mücadelesi veren canlarımızı kurtarmayan ve yardım ulaştırmayan devlet, Avrupa ve Türkiye’ de Alevi kurumları başta olmak üzere, Kürt toplumu, HDP, Sol- Sosyalist ve demokrasi güçleri ile siyasi parti ve sivil toplum örgütleri ile Türkiye’deki vicdanlı toplum kesimleri enkaz altında kalan halkın imdadına yetişmiş, ilk günden itibaren tüm yaşam malzemelerini yetiştirmiş, gece- gündüz demeden, enkazdan ve kışın dondurucu soğuğundan halkı kurtarma mücadelesini vermişlerdir.

Cemevleri, yardımların toplandığı ve topluma dağıtıldığı, sıcak çay, çorba ve yiyeceklerin sunulduğu afet yardım merkezi gibi çalışmış, devletin ulaşamadığı bölge, köy ve mahallelerden gelen imdat çağrılarına her türlü yardımları ulaştırıp, bu zor zamanda darda kalan tüm depremzedelere Xizir gibi yetişmişlerdir.

“LANETLİYOR, ŞİDDETLE KINIYORUZ!”

Devlet güçleri bu kurum ve gönüllü çalışanlara teşekkür edeceğine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacağına, yaşanan büyük felaketin sebebi olmuş, yine bildik ceberut saldırganlığı ile canlarımızın büyük fedakarlıkla sürdürdükleri yardım ve dayanışmayı engellemenin her tür yoluna başvurmaktan geri durmamıştır. Depremzedeleri ayrıştıran, onların yoksunluklarını ve çaresizliklerini fırsata dönüştürmek isteyen devlet, en son olarak toplum nezdinde büyük bir sempati, sığınma ve güven adresi haline gelen demokratik toplum yardım merkezlerini basmış, yardımlara zorla el koymuş, yardım çalışmalarını engellemiş ve kayyum atamıştır. Bu Yezit zihniyetini ve uygulamalarını lanetliyor, şiddetle reddediyoruz.

FEDA olarak bu ırkçı, inkârcı zihniyete karşı halklarımızın ve canlarımızın yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Avrupa’da ve Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da bundan sonrada canlarımızla her koşulda dayanışmaya devam edeceğiz. Doğal afeti soykırıma dönüştüren, kendi mutlak iktidarı için fırsata dönüştürmek isteyen Yezit zihniyetine karşı mücadelede daha kararlı olacağımızı belirtiyoruz.”

(HABER MERKEZİ)

Yunanistan’dan gönüllü olarak gelen arama kurtarma ekibi gözaltına alındı

Depremin ardından Yunanistan’dan Hatay’a gönüllü olarak gelen arama kurtarma ekibi, Terörle Mücadele polisleri tarafından gözaltına alındı.

Yaşanan yıkıcı depremlerin ardından Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinden gönüllü yardıma geldi.

Depremin üçüncü günü Yunanistan’dan Hatay’a gönüllü olarak arama kurtarma çalışmaları yapmak için gelen Panagiotis Masouras, Alexandros Bazoras ve Mihalis Panagiotopoulos isimli 3 kişi Terörle Mücadele (TEM) polisleri tarafından gözaltına alındı.

Gözaltı gerekçesi belirtilmeyen kişiler, Antakya’da bulunan Yabancılar Şubesine götürüldü.

(HABER MERKEZİ)