Ana Sayfa Blog Sayfa 935

3 ay sonra iddianame hazırlandı: Ma sanık, haber suç, mikrofon delil

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında 3 buçuk ay sonra hazırlanan iddianamenin neredeyse tamamı haberlerden oluştu ve mikrofondan muhabirlik kartına kadar her şey ‘delil’ sayıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Zafer Ergün tarafından tutuklu Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznür Değer, tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ve bir süre MA’nın Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

Yürütülen soruşturma kapsamında 25 Ekim 2022’de gözaltına alınan gazetecilerden 9’u çıkarıldıkları mahkemece 29 Ekim’de tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi. Ağgöz hakkında “ev hapsi” kararı verilirken, Günhan ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Daha sonra yapılan itiraz üzerine Ağgöz hakkındaki “ev hapsi” kararı kaldırılarak adli kontrol şartına hükmedildi.

MA sanık olarak gösterildi

Gazeteciler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 3 buçuk ay sonra tamamlanan iddianamenin büyük bir bölümü, Mezopotamya Ajansı’nda yayınlanan 149 haberden oluştu. Savcı, haberlerin yanı sıra delil olarak gazetecilerin alınan ifadeleri, el konulan dijital materyallerin inceleme sonuçlarını ve HTS kayıtlarını gösterdi.

Savcı, tüzel kişiliği olmasına rağmen Mezopotamya Ajansı’nı “sanık” olarak gösterdi ve 210 sayfalık iddianamenin büyük bir bölümünü, ajansta yayınlanan haberlere ayırdı.

Delil olarak haber

İddianamenin 12 sayfasında PKK ve KCK’nin kuruluş tarihine yer verilirken, Mezopotamya Ajansı’nda 2018 yılının Mart ayında PKK Lideri Abdullah Öcalan ile ilgili gelişmelere dair KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, PKK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan ve KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun açıklamalarının yer aldığı haberler iddianamede, “örgüt üyeliğine” delil olarak değerlendirildi.

İddianamenin devamında, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in İmralı tecridine karşı 8 Kasım 2018’de başlattığı açlık grevine dair siyasi parti ve tutukluların yaptığı açıklamalarla ilgili MA’da yayınlanan haberlere yer verildi. Yine PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarının İmralı F Tipi Cezaevi’nde 27 Temmuz 2011 yılından bu yana süren avukat görüş yasağına dair değerlendirmelerinin yer aldığı haber de iddianameye eklendi.

‘Tanıkların’ tek bir beyanı yok

İddianamede, 28 Şubat 2020’de Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde ifadesi alınan Hüseyin Durudeniz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ifadesi alınan Kerem Gökalp, “Ulaş” kod adlı gizli tanık, 22 Nisan 2020’de Mardin Nusaybin Terörle Mücadele Büro Amirliği’nde ifadesi alınan Müjde Dal, 14 Nisan 2019’da Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde ifadesi alınan Özgür Baran’ın Mezopotamya Ajansı ve JINNEWS ile ilgili beyanlarına yer verildi.

Arayışa girmesine rağmen delil bulamayan savcının yoruma dayalı iddianamesinde, açık ve gizli tanıkların gazetecilerle ilgili tek bir beyanı yer almadı.

Gazeteciler hakkında tek tek beyanda bulunan “k8ç4b3l1t5” kod adlı gizli tanık ise, sadece gazetecilerin MA ve JINNEWS’te çalıştıklarını ve hangi kentte çalıştığını anlattı.

İddianameye haberler kopyalandı

Savcılığın Mezopotamya Ajansı ile ilgili araştırmasında, ajansın PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride dair avukatları ve siyasetçilerle yaptığı haberler, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik kimyasal silah saldırılarını protesto etmek amacıyla yapılan açıklamalara dair haberler olduğu gibi kopyalanarak, iddianameye yapıştırıldı. Ayrıca Türkiye’nin Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarda kimyasal silaha maruz kalan 2 HPG’linin görüntülerinin yer aldığı haber de iddianameye eklendi.

Irkçılığı teşhir eden haberler de suç!

Konya’nın Meram ilçesinde ırkçı saldırı sonucu katledilen Dedeoğulları ailesiyle ilgili haberler de suçlama konusu yapıldı.

Yine 2 Ağustos 2021’de Antalya’nın Elmalı ilçesinde ırkçı saldırıya maruz kalan Kurğa ailesinin köyü terk etmesiyle ilgili haber de iddianameye konu edildi.

Irkçı saldırılarla ilgili haberleri tek tek iddianameye ekleyen savcı, Antalya’nın Manavgat ilçesinde 1 Ağustos 2021’de orman yangınları sonrası kimi noktalarda yol kesmeye başlayan ırkçı grupların Kürtlere yönelik gerçekleştirilen saldırıya dair haberi de suç saydı.

‘Sözde haber’

İddianamede dikkat çeken bir diğer haber ise, MA’da 18 Ocak 2021’de yayınlanan “Serhat’ta 349 yerleşim yerinin yolu kapandı” başlıklı kar yağısı nedeniyle yolların kapanmasıyla ilgili haber oldu. İddianamede, söz konusu habere “sözde haber olarak müzahir kitleye yönelik servis edildiği tespit edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

İddianame; 92’si PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit, 21’i kimyasal silah saldırıları, 19’u Dedeoğulları katliamı ve ırkçı saldırılar, 16’sı Kürt sorununa dair siyasetçilerin, insan hakları savunucularının görüş ve değerlendirmeleri ile yapılan basın açıklamalarından ve toplantılarından, biri kar yağışı nedeniyle yolların kapanması haberlerinden oluştu.

Yakınları ile görüşmeleri bile suç sayıldı

Gazetecilerin legal/illegal eylemlere katıldığını iddia eden savcılık, söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir delil sunmadı. Gazetecilerin ailelerinden bireyler hakkında açılan dava ya da var olan arama kararlarının yanı sıra hala iletişim halinde olmaları da suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Zemo Ağgöz’un hakkında bir dosyadan dolayı yakalama kararı bulunan ve Fransa’da iltica eden ablasıyla irtibatlı olması da iddianameye konu edildi.

Gazeteciler dinlenmiş

Gazeteci Selman Güzelyüz’ün katıldığı bir piknik etkinliğinde şarkı söyleyip halay çekmesi de suç olarak gösterildi. Ancak söz konusu suçlamaya dair herhangi bir belge ve görüntü sunulmadı.

MA’nın Ankara Bürosu’nun da illegalize edildiği iddianamede, gazetecilerin yaşadığı evler de “görüşme ve barınma amaçlı” kullandığı ileri sürüldü. Gazetecilerin MERNİS sisteminde adres kaydının bulunduğu belirtilen iddianamede, herhangi bir bilgi ve belge gösterilmeden, “…ülke genelinde farklı illerde adres değişikliği yaptıkları ve bu adreslere deşifre olmamak adına kayıt yaptırmadıkları” yorumu yapıldı.

İddianamede, gazeteciler hakkında 17 Şubat 2021 ile 8 Eylül 2021 tarihleri arasında iletişim dinlenmesinin yapıldığı ortaya çıktı.

İşsizlik fonundan para almak da suç

Gazeteci Berivan Altan ve Selman Güzelyüz’ün aile üyelerinin hesap kartını kullanması da suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Habibe Eren’in çalıştığı JINNEWS ve akrabaları ile arasındaki para transferinin olduğu belirtilen iddianamede, İşsizlik Sigorta Fonu’ndan yararlandığı belirtildi. İddianamenin bu kısmında, “Jın News ajansında SGK kaydının olmasına rağmen işsizlik sigorta fonundan para aldığı…” ifadesi dikkat çekti.

Ma mikrofonu delil oldu

Tüm gazetecilere yöneltilen suçlamalardan biri de sanal medya hesaplarından çalıştıkları MA’nın haberlerini paylaşmak. Gazeteci Emrullah Acar’ın sanal medya hesabından Youtube paylaşımları ve bir tutukluya mektup yazması suç sayıldı. İddianamede, gazetecilerin çalıştığı ajansa ait kartlarının olması da yapılan suçlamalar arasında yer alması dikkat çekti.

Suçlamalara ilişkin hiçbir delil sunmayan savcılık, MA’nın mikrofonunu taşıyan milletvekillerinin attığı sloganlardan bile suç üretmeye çalıştı.

Gazetecilerin çalıştığı JINNEWS’in “Jen News” olarak yazıldığı iddianamede, gazeteci Öznur Değer’in çok fazla uçak seyahati yapması dahi suçlama konusu yapıldı. Değer’in Ankara’nın Altındağ ilçesinde saldırıya uğrayan Suriyeli mültecilerle haber yapmak için evlerine gitmesine ise, savcı “Suriyelileri provoke etmek amacıyla bir ailenin evinde bulunduğunun anlaşıldığı” yorumunda bulundu.

Muhabirlik kartı da delil oldu

İddianamede, ayrıca gazeteci Deniz Nazlım’ın MA’nın Wan bürosuna yönelik polis baskınına ilişkin yaptığı sanal medya paylaşımları suçlama konusu yapıldı. Nazlım’ın evine yapılan baskında elde edilen tek delil ise çalıştığı MA’nın muhabirlik kartı oldu.

Gazeteci Diren Yurtsever’in gazetecilik faaliyetleri kapsamında takip ettiği açıklamaların da dikkat çektiği iddianamede, çekilen görüntülerde Yurtsever’in elinde MA mikrofonu olması da delil olarak sunuldu. İddianamede, Yurtsever’in haber kaynaklarıyla telefon görüşmelerine ise “subliminal mesaj içerikli konuşmalar yaptığı” yorumu yapıldı.

15 yıla kadar hapis istendi

Delil arayışını sürdüren savcı, iddianameye gazeteci Zemo Ağgöz’ün öğrenci olduğu dönemde SGK’lı olarak çalıştığı işyerlerinin kayıtlarına da verdi. Yine Ağgöz’ün evine yapılan baskın sırasında tutuklu yazar Bager Sayak’ın kaleme aldığı ancak henüz yayınlanmayan kitabı, iddianamede PKK Lideri Abdullah Öcalan’a ait olduğu iddia edildi.

Delillerden yoksun iddianamede, PKK/KCK tarihine üç kez, gizli ve açık tanıkların gazetecilerle ilgili olmayan beyanlarına 2 kez yer veren savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi” olduğunu iddia etti. Savcı, 11 gazeteci hakkında ayrı ayrı 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti.

İddianame, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Haber: Özgür Paksoy / MA

#sonra #iddianame #hazırlandı #sanık #haber #suç #mikrofon #delil

Halep’te 15 Şubat forumu: Çağın suçu

Suriye’nin Halep kentinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen uluslararası komplo ile ilgili forum düzenlendi. Forumun katılımcıları komployu ‘çağın suçu’ olarak tanımladı

PKK Lideri Abdullah Öcalan uluslararası komplo ile 15 Şubat 1999’da Kenya’nın Başkenti Nairobi’den Türkiye’ye getirildi. İmralı adasında F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır tek kişilik hücrede ağır tecrit altında tutuklu bulunuyor. Tecritte ilişkin aile ve avukatların tüm başvurusu ve kesintisiz olarak Kürt halkının ve dostlarının yaptıkları eylem, etkinliklere rağmen iktidar, çözümsüzlük politikasında diretiyor.

Halep’te 15 Şubat Uluslararası Komplo’suna ilişkin Suriye Forumu gerçekleştirildi. Foruma, Suriye’nin Halep, Şam, Ceble, Lazkiye ve Humus kentlerinden 150 delege, siyasi ve hukuki şahsiyetler, Arap aşiretlerinin önde gelenleri ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki siyasi partilerin eşbaşkanları katıldı.

Çağın suçu

Forumla ilgili ANHA’ya konuşan Ceble bölgesinden kadın gazeteci ve aktivist Însaf Silêtîn, “15 Şubat Uluslararası Komplo’ya ilişkin yapılan Suriye Forumu çok önemliydi. Suriye’nin birçok bölgesinde yaşanan felakete rağmen foruma katılabildik” dedi.

Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir devrimci ve uluslararası insani bir davaya sahip olduğunu belirten Silêtîn, komplonun çağın suçlarından biri olduğunu ve insanlığın anlında kara bir leke olduğunu belirtti. Silêtîn, “Foruma katılan Kuzey ve Doğu Suriyeli tüm bileşenler, Önder Öcalan’a karşı bir suç işlendiğini dünyaya hatırlatmak ve fiziki özgürlüğünü talep etmektedir” diye kaydetti.

‘İlham verici bir Önder’

Abdullah Öcalan’ın etkili ve ilham verici bir lider olduğunu vurgulayan Silêtîn, “Sadece Kürt halkı için değil tüm halklar için etkili ve ilham vericidir. 24 yıldır rehin alınmasına rağmen davası, felsefesi ve amaçlarının adil olduğunu herkes görüyor” dedi. Silêtîn, devamında şunları dile getirdi: “Önder Öcalan 24 yıldır haklı tutumu için mücadele ediyor ve biz fiziksel özgürlüğünü talep eden her çağrıya katılmalıyız. Tutumlarından taviz vermeyen ve büyük bir bedel veren ilke sahibi ve ilham verici şahsiyetler, Önder Öcalan’ı hatırlamalı ve fiziki özgürlüğü çağrısında bulunmalı.”

İnsanlığa hizmet ediyor

Forum’da söz alan Suriye Değişim ve Rönesans Partisi Genel Sekreteri Mistefa Qelacî ise, “1999’da Önder Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen komplo halka yönelik komplodur ve bununla bölgenin tüm bileşenlerine çözüm üreten insani fikirleri saldırıldı. Ayrıca bölgenin nimetlerinden faydalanmak ve Türk devletinin Misak-ı Milli projesini gerçekleştirmektir” dedi.

Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin tüm Suriyelilere hizmet ettiğini belirten Qelacî, Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve kaçırılarak rehin alınması eyleminin ‘uluslararası bir terör’ olduğunu söyledi.

Qelacî konuşmasının sonunda şunları dile getirdi: “Uluslararası toplumun davalarımıza karşı adil olmadığını kabul etmek gerekir. Davalarımızı savunmalı, sokakları harekete geçirmeliyiz, örgütler ve partiler güç birliği yapmalıdır.”

HESEKÊ

#Halepte #Şubat #forumu #Çağın #suçu

Birdal: Tecrit Kürt halkının sorunu olmaktan çıktı, uluslararası bir sorun

İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin artık uluslararası bir sorun olduğunu ve ‘Kürt sorununda eşit ve demokratik bir çözüm için tecridin kaldırılması gerektiğini’ söyledi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 25 Mart 2021 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı kesintili telefon görüşmesinden bu yana haber alınamıyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının, 22 aydır haber alamadıkları müvekkilleri Abdullah için haftada 2 kez yaptığı başvurulara olumlu ya da olumsuz bir yanıt verilmiyor. Abdullah Öcalan’a 3 ayda bir sistematik bir şekilde verilen aile görüş yasağına ise “disiplin cezaları” gerekçe gösteriliyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Esra Solin Dal’a konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, tecride karşı uluslararası kurumları sorumluluk almaya çağırdı.

Demokrasi için tecrit kalkmalı

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit politikasının Kürt sorunuyla bağlantılı olduğunun altını çizen Birdal, “Anayasal güvenceye alınmadığı takdirde insan hakları ve özgürlükleri tecrit edilmeye devam eder” diye belirtti. İmralı’da yıllardır sürdürülen tecrit politikasına değinen Birdal, Türkiye’nin demokratikleşmesi için tecrit politikasının ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

‘Tecrit sadece Kürt halkının sorunu olmaktan çıktı’

Birdal, şöyle dedi: “Bugün Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kalkarsa, Kürt sorunun çözümüne dair eşit, özgür bir yaşama ilişkin bir diyalog kanalı açılabilir ve konuşulabilir. Tecride karşı başta hukuk örgütleri olmak üzere demokratik kitlelerin ve barış savunucularının sesine kulak verilmeli. Bilindiği gibi bu sorun sadece Kürt halkı ve Türkiye’nin sorunu olmaktan çıktı, artık uluslararası bir boyuta ulaştı. Bunun en önemli göstergesi geçtiğimiz günlerde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen ‘Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon’ grubunun birçok resimle bir araya gelmesi ve bir forum gerçekleştirmesiydi. Bu forumda aslında tecrit politikalarına karşı kalıcı bir barışa vurgu yapıldı. Artık tecrit politikalarını derinleştirmek yerine barış isteyenlerin sesine kulak verilsin.”

İkiyüzlü politika

Birleşmiş Milletler (BM) ve birçok sözleşmeye imza atan Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT, Venedik Komisyonu’nun tecrit politikasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye çağıran Birdal, “Uluslararası güçler, bu düşman politikalarından derhal vazgeçilmeli ve bir irade oraya koymalıdır. Bu durumu, onların bu konudaki sessizliği ve ikiyüzlülüğüne bağlıyorum. Uluslararası kurumlar bence iktidarların, devletlerin etki alanına girmiştir. CPT, İmralı ile görüştü mü, görüşmedi mi? Görüştüyse raporu neden açıklanmıyor? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de durum öyle. Bu nedenle kapitalist batı dünyası insan hakları ve özgürlükler üzerindeki yükümlülüklerinden uzaklaşıyorlar” dedi.

‘Abdullah Öcalan serbest bırakılmalı’

Uluslararası güçlerin gerçekleştiği komplonun 25’inci yılına girildiğini, buna rağmen Abdullah Öcalan’ın düşüncelerinin halklar tarafından benimsendiğini vurgulayan Birdal, şöyle devam etti:

“Abdullah Öcalan bir halkın uyanışına öncülük etti. Her şeyden önce Abdullah Öcalan, kadın özgürlük mücadelesi içerisinden kadına bir kimlik veren ve bu gün ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesinin halklarda sloganlarla buluşarak, bütün alanlara dalga dalga yayıldı. Bu felsefe PKK Lideri’nin attığı o ilk meşaledir ve o meşale bu gün bütün kadın özgürlük mücadelesinde yanıyor ve sönmeyecek. Umarız ki bu yeni yüzyılda uluslararası komplo sona erdirilerek, güçlü bir irade gösterilip, PKK Lideri Abdullah Öcalan serbest bırakılır.”

İSTANBUL

#Birdal #Tecrit #Kürt #halkının #sorunu #olmaktan #çıktı #uluslararası #bir #sorun

Kılıçdaroğlu: Seçim 18 Haziran’da, aksi hukuka darbe olur

Depremin ardından seçim tarihi tartışmalarına ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, ‘Seçim zamanında, 18 Haziran’da yapılacak, YSK aksini yaparsa hukuka darbe yapar’ dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan depremden önce 18 Haziran 2023 seçimlerinin, 14 Mayıs’ta yapılmasının planlandığını duyurmuştu. Mereş merkezli depremin ardından seçim tarihi tartışması siyasetin gündeminde girdi.

Meclis Eski Başkanı AKP’li Bülent Arınç’ın, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bu şartlarda hukuken ve fiilen mümkün değil, seçim ertelenmeli” çıkışı tartışma yarattı. Arınç’ın açıklamalarına muhalefetten itirazlar yükselirken, hukukçular da Anayasa’ya göre seçim ertelenmesinin ancak ‘savaş durumunda’ olabileceğini vurguladı.

Konuya dair Habertürk’te konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Seçim zamanında, 18 Haziran’da yapılacak. Önümüzde bunun için 4 ay var. Eğer daha önce seçim yapmak istiyorsa yetkisini kullanıp Meclis’i feshetmesi gerekir” dedi.

Seçimin ertelenmesi hukuka vurulmuş darbedir

YSK’nin de seçimi erteleme gibi bir karar almasının dahilinde demokrasiye darbe olacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “YSK, ‘bu şartlarda sağlıklı seçim yapamayız’ derse kapısına kilit vurmak lazım. Bu teknolojik imkânlarla nasıl seçim yapamıyoruz dersin? Bugünün şartlarında telefonunuzdaki GPS sinyalinden anında yeriniz dahi belirleniyor. YSK böyle bir karar alırsa bu hukukun üstünlüğüne vurulmuş bir darbedir. Hiçbir hakim böyle bir kararın altına imza atmaz” diye ifade etti.

CHP’li il başkanlarından da açıklama

Öte yandan CHP’li il başkanları da 81 ilde eş zamanlı açıklama yaptı. İl başkanlarının yaptığı açıklamada, yetkililerin depreme müdahalede geç kaldığı ve bu nedenle binlerce insanın yaşamını yitirdiği ifade edildi. Deprem nedeniyle seçimlerin ertelenmesinin söz konusu olamayacağı belirtilen açıklamalarda, “Savaş durumunda bile kararı Meclis alır. Kaldı ki; Meclis’in de, YSK’nın da afet halinde seçimi erteleme gibi bir yetkisi yoktur” denildi.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #Seçim #Haziranda #aksi #hukuka #darbe #olur

Oyuncu Caner Cindoruk’tan AKP’li Çelik’e: Beni de not edin

Deprem sonrası iktidarın tehditkâr açıklamalarına oyuncu Caner Cindoruk da isyan etti. Cindoruk AKP’li Ömer Çelik’i alıntılayarak ‘Yazıklar olsun size, beni de not edin’ dedi

Mereş merkezli depremlerden sonra iktidar cephesinden gelen ilk açıklamalar halkı ve yürütülen dayanışmayı tehdit eder biçimde gelişti. AFAD’ın deprem anında yeterli yardım sağlamaması halkın tepkisini çekmiş ve enkaz başında bekleyen yurttaşlar ‘ses var devlet yok’ demişti.

Devlet kurumlarının yetersizliğini eleştiren halkı iktidar yaptığı her açıklamada tehdit etti. Depremden sonra konuşan Erdoğan ‘Zamanı gelince adım atacağız diyerek’ eleştirileri hedef almıştı.

Erdoğan’dan sonra AKP kurmayları da halkı tehdit eden açıklamalara imza attı.

Son olarak konuşan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Ömer Çelik’in “Biz afet bölgemizde vatandaşlarımızla birlikte olduğumuz için siyasi tartışmaları parçası olmadık. Bunları not ediyoruz” sözleri kamuoyunun tepkisini çekti.

Çelik’in, “sözlerine tepki gösteren Cindoruk ‘Neyi not ediyorsunuz hemşehrim ‘ diyerek şu ifadeleri kullandı:

“Neyi not ediyorsunuz hemşehrim? İnsanların acısını görmezden geliyorsunuz, öfkelerine öfkeyle, parmak sallayarak, hakaretler ederek karşılık veriyorsunuz? Yazıklar olsun size hemşehrim… Beni de not edin…”

HABER MERKEZİ

#Oyuncu #Caner #Cindoruktan #AKPli #Çelike #Beni #edin

45 kurum ‘cenazelere saygıyla yaklaşılsın’ çağrısı yaptı

45 kurum ve kuruluş, deprem bölgesinde cenazelere yönelik uygulamalar ile ilgili ortak bir açıklama yaptı ve ‘saygıyla yaklaşılmalı’ çağrısında bulundu

Aralarında insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin de bulunduğu 45 sivil toplum örgütü, depremde yaşamını yitirenlerin yıkanmadan, kefenlenmeden, toplu olarak gömülmelerine dair basına yansıyan görüntülere ilişkin açıklama yaptı.

Depremde yaşamını yitiren ve enkaz altından çıkarılan ölülere eziyet edildiğinin vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yaşamını kaybedenlerin yakınları, cenazelerini kendi imkânlarıyla savcılığa götürerek onay almak zorunda kalabilmektedir. İnsan haysiyetini zedeleyecek şekilde usulüne uygun teslim prosedürleri gözetilmeden cenazeler yerde kalabilmektedir. Alelacele enkazın kaldırılmaya başlanması cenazelerin vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olabilmektedir. Enkazdan çıkarılan, yaşamını yitirmiş depremzedeler, kimi zaman doğrudan battaniyelere sarılarak, kimi zaman toplu biçimde defin edilebilmektedir. Yaşamını yitirenlerin cenazelerine saygıyla yaklaşmak gerekir. Bu felakette oldukça çetin kış şartlarında enkaz başında yakınlarının cansız bedenlerini bekleyen herkese, cenazeleri usulüne uygun bir şekilde teslim edilmelidir. Herkesi bu en insani talebimize destek olmaya; hükümeti de bu konuda sorumlu davranarak gereğini yapmaya çağırıyoruz.”

Açıklamada ismi bulunan 45 kurum:

Açıklama metninde imzası bulunan kurum ve kuruluşlar ise şu şekilde: “Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi (ÖSAİ), İnsan Hakları Derneği (İHD), Diyarbakır Tabip Odası, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) , Hafıza ve Adalet Merkezi, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEBYA-DER), Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER), Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP), Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Adil Yargılama Haklarına Erişim Derneği (AYHED), Basın ve Hukukta Hakikatleri Araştırma Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Dernekler Federasyonu ( ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSA), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Federasyona DemokratikaElewi (FEDA), Almanya Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Almanya Tilkililer Sosyal Dayanışma Derneği (Maraş), Maraş Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi,, Kadının İnsan Hakları (KİH) – Yeni Çözümler Derneği, Kadın Zamanı Derneği, Kaos-GL, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER), Diyarbakır Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu, Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği, Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Suriye Evi Derneği, Suriye Toplum Derneği, Halkların Köprüsü, Demokrasi İçin Birlik (DİB), İnsan Hakları ve Sosyal Güvenlik Forumu, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD), 78’liler Girişimi, 17 Mayıs Derneği, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER), Bingöl, Yayladere, Güneşlik Köyü Yardımlaşma Derneği, Însiyatîfa Derûnnasên Mezopotamyayê (Der–Mez), Güngören Eğitim Kültür ve Sosyal Dayanışma Derneği (Gün-Der).”

HABER MERKEZİ

#kurum #cenazelere #saygıyla #yaklaşılsın #çağrısı #yaptı

Alparslan Arslan intihar etti, babası ‘oğlum öldürüldü’ dedi

Danıştay baskını tetikçisi Alparslan Arslan, Maltepe Cezaevi’nde intihar etti. Arslan’ın babası oğlunun öldürüldüğünü iddia etti

Danıştay baskını tetikçisi Alparslan Arslan hükümlü bulunduğu Maltepe Cezaevi’nde intihar etti.

Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre, kaldırıldığı Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybeden Arslan’ın bir süredir öz bakımını dahi yapmadığını belirtildi.

Arslan’ın babası İdris Arslan ise oğlunun öldürüldüğünü iddia ediyor.

Avukatlık yapan Alparslan Arslan,17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay 2. Dairesi’ne silahlı saldırı düzenledi. Arslan’ın saldırısında dört Danıştay üyesi yaralandı ve hakim Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti..

72 yıl hapis cezası verildi

Danıştay 2. Dairesi üyelerine yönelik silahlı saldırıyla ilgili davanın görülmesine, 11 Ağustos 2006’da başlandı. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan’a, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’e yönelik eylemine ilişkin “kamu görevlisini yerine getirdiği görev nedeniyle tasarlayarak öldürmek” suçundan “ağırlaştırılmış müebbet”, silahla yaraladığı dönemin Danıştay 2. Daire Başkanı Mustafa Birden, üyeler Ayla Gönenç ve Ayfer Özdemir ile tetkik hakimi Ahmet Çobanoğlu’na yönelik eylemlerine ilişkin “kamu görevlisini tasarlayarak öldürmeye teşebbüs” suçundan 72 yıl hapis cezası verdi.

HABER MERKEZİ

#Alparslan #Arslan #intihar #etti #babası #oğlum #öldürüldü #dedi

Krizdeki bir dünya kadınlar için daha tehlikelidir – Arşiv

Kadınlara bir kriz sırasında nasıl araba sürecekleri asla öğretilmemiş olabilir. Ya da Hindistan’da 2000 yılında meydana gelen tsunamide erkekler ağaçlara tırmanıp hayatlarını kurtarırken, kadınlara bu da hiç öğretilmedi

Lauren Wolfe*

Yoksul ülkelerde kitlesel bir kriz olduğunda hükümet çöker, alt yapı bozulur ve insanlara yardım için kurulan sistemler çalışmaz. Birleşmiş Milletler Kalkınma Planı (UNDP) kriz dönemlerinde yoksul ülkelerde yaşayan insanların çok daha fazla zarar gördüğünü açıklarken, 2000-2004 yılları arasında yayımlanan bir rapora göre bu zarar, gelişmiş ülkelerdeki insanlara göre 79 kat daha fazlaydı.

Yoksulluk da dünya üzerinde cinsiyetçi bir yapıya sahip

Basit bir matematikle, yoksul bir kadın olmak savunmasız olmakla eşittir. Bu yüzden de kadınlar iklim krizinin yol açtığı felaketlerden kaçmayı başaramazlar. Kadınlara bir kriz sırasında nasıl araba sürecekleri asla öğretilmemiş olabilir. Ya da Hindistan’da 2000 yılında meydana gelen tsunami de erkekler ağaçlara tırmanıp hayatlarını kurtarırken, kadınlara bu da hiç öğretilmedi.

Winston Kasırgası 2016 yılından saatte 185 mil hızla yaklaştığı Fiji Adası’nı yerle bir ettiğinde binlerce kişiyi yerinden etti, bazı insanların ölümüne neden oldu. Ve birçok doğa felaketinde olduğu gibi, yıkılan binalar ve iş kayıpları insanları evsiz bıraktı, kaynak eksikliğine neden oldu. Bunlara ek olarak kasırga kadına ve farklı cinsiyetteki insanlara dönük şiddetin artmasına da neden oldu.

İsviçre merkezli Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik’de (IUCN) cinsiyet programı alanın uzman olan Cate Orwen, Sahraaltı Afrikası’ndan Pasifik’e, ABD’ye kadar iklim değişiminin özellikle kadınlar için daha tehlikeli olduğunu söyleyerek, “İmtiyaz sahibi olmayan, hazır kaynakları bulunmayan ya da kendini koruyacak bir güvenlik ağı bulunmayan herkes için tehlikeli. Kıt kaynaklar üzerindeki baskı arttığında çocuk evlilikleri, seks işçiliği ve aile içi şiddette de artış olur” yorumunda bulundu.

Foto: Choo Youn Kong – Endonezya /AFP

Bu kabuslar sadece yoksul ülkelerde olmuyor. Örneğin, bütün bir yaz boyunca Avustralya’daki yangınlar sırasında aile içi şiddette ciddi bir artış yaşanırken, ABD’deki Katrina Kasırgası da cinsiyetçi şiddetin arttığı başka bir zamandı.

Kadınlara ek olarak, yerliler ve LGBTİ’ler de iklim değişikliği nedeniyle artış gösteren şiddetle karşı karşıyalar. Ekonomik olarak düşüşte ve stres arttığından, insanlar öfkelerini en savunmasızlardan çıkarmaya meyillidirler. Ve küresel olarak çoğu yerli ve LGBTİ en savunmasız kategorisinde yer alır. Çoğu durumda olduğu gibi bu insanların zaten kötü olan sosyal ve ekonomik koşulları felaketler sırasından daha da kötüleşir.

İşte iklim krizlerinin savunmasız gruplara felaket getirdiği bazı örnekler:

Kadınların ölüm oranı erkeklerin 3 katıydı

2004 yılında Hint Okyanusu’nda yaşanan depremin ardından oluşan tsunami 14 ülkeden yaklaşık 230 bin kişinin ölümüne neden oldu. Bu kriz sırasından erkeklerin çoğu hayatta kalırken can kayıplarının 4’te 3’ünü kadınlar oluşturuyordu. (Oxfam)

Sayılardaki bu farklılığın nedenleri arasında erkeklerin yüzme oranının kadınlardan daha yüksek olması, kadınların çocuklarını bulabilmek için geride kalması ve sular yükselirken erkeklerin ağaçlara tırmanabilmesi sayılabilir.

Oxfam’ın bu tsunamiyle ilgili olarak hazırladığı rapora göre, yüksek dalgalar Endonezya’nın Açe bölgesini Pazar sabahı vurdu ve kadınların çoğu evdeyken erkekler dışarıdaydı.

Gorky Kasırgası’nda ölenlerin yüzde 90’ı kadındı

Bangladeş’te 1991 yılında meydana gelen ve 10 milyon kişiyi evsiz bırakan Gorky Kasırgası’nda yaklaşık 140 bin kişi hayatını kaybederken bunların yüzde 91’i kadındı.

Dünya Bankası’nın raporuna göre Gorky Kasırgası ülkeyi vurduğunda, kadınlar geleneksel ve sosyal olarak evde izole şekilde çocuklara ve yaşlılara bakıyorlardı. Toplumdan izole edilmiş kadınlar yapılan uyarıları duymazken, on binlercesi kasırga nedeniyle hayatını kaybetti.

Katrina Kasırgası kadınları cinsiyetçi saldırılara karşı daha savunmasız yaptı. Kasırga sonrası gerçekleştirilen araştırmalarda uygunsuz koşullarda kalan onlarca kadın tecavüze uğramıştı. Kadınların birçoğu gerekli hijyen malzemelerine de ulaşamazken, neredeyse her konuda yardım kuruluşlarına bağımlı durumdaydılar. Ayrıca felaket sırasında en büyük sıkıntıyı çeken beyazlara göre daha yoksul olan siyah kadınlardı.

Katran kumu çıkarımı tecavüz ve yerli kadın cinayetlerini arttırdı

Petrol endüstrisi büyüdüğünde, petrol çıkarım alanları ‘erkek kampları’ tarafından sarılır. Bu geçici yerleşim yerleri dünyanın birçok noktasından yerli toplumlarla ilişkisi bulunmayan erkekleri kendine çeker. Ve bu erkekler de gittikleri bölgedeki şiddet, tecavüz ve cinayetlerdeki -özellikle Aborjin ve yerli kadınlara dönük- artıştan sorumludurlar.

Kanada Kuzey Alberta’da bulunan katran kumu tesisi bunlara bir örnektir. Bu bölgede Cree ve Chipewyan gibi yerli kabileler yaşarken, burada meydana gelen kadın cinayetlerinin ardından hükümet yaşananları ‘soykırım’ olarak nitelendirmişti.

Kanada’da çoğu erkeklerin çalışma alanlarıyla ilişkili olmak üzere son 30 yılda 4 bin yerli kadın ya kayboldu ya da katledildi. Ayrıca petrol arama tesislerinin ardından, bu bölgelerde tecavüz, taciz, seks işçiliğine zorlama oranlarında da ciddi bir artış yaşandı.

ABD için de durum farksız. 2006 ve 2012 yılları arasından Montana ve Kuzey Dakota sınırında bulunan bir petrol alanında erkekler, kadınlara yönelik şiddetin sorumlularıydı. Genel olarak ABD’de her yıl yerli kadınların 3’te biri tecavüze uğruyor, taciz ediliyor ya da şiddete maruz kalıyor. Bu oran Amerikalı diğer etnik gruplara göre 2 kat daha fazla.

Haiti depremi sonrası artan tecavüz

12 Haziran 2010 yılından meydana gelen 7.0 şiddetindeki Haiti depremi on binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Birleşmiş Milletler (BM) 750 bin kadının depremden etkilendiğini açıklarken, Uluslararası Af Örgütü (AI) çadır kentlerde binlerce kadının tecavüze uğradığını söyleyerek, bunun bir insanlık krizi olduğunu belirtmişti.

Daha sonraki yıllarda IA’ya konuşan Suzie isimli bir kadın gece yarısı kaldıkları çadır kentte çocuklarının gözü önünde tecavüze uğradığını açıklayacaktı.

Deprem sonrası ülkede ciddi bir güvenlik boşluğu doğarken, Los Angeles Times yardım dağıtan erkeklerin çadır, yiyecek ve diğer malzemeler karşılığında kadınları cinsel ilişkiye zorladığını yazdı.

Kasırgalar en çok kadınlara zarar verdi

Mozambik, Zimbabwe ve Malawi’yi vuran 2019 yılındaki Idai ve Kenneth Kasırgaları yine kadınları ve LGBTİ’leri vurdu. Kadınlar ve LGBTİ’ler kasırgaların ardından kendilerine dönük artan şiddetle mücadele etmeye çalışırken, gerekli sağlık materyallerine ulaşmakta güçlük yaşadılar. Küresel Kadın Fonu’na göre sadece Idai Kasırgası’ndan bile yarım milyon kadın etkilendi. Kadın fonuna göre bu kadınlardan 75 bini hamileyken, yaklaşık 7 hamile kadın hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

2019 Nisan ayındaki Kenneth Kasırgası kadınlar için çok daha ağır koşullar yaratmıştı.

Kenya’daki kuraklık çocuk evliliklerini arttırdı

2013 yılında Kenya hükümeti, 2020 yılına kadar çocuk evliliklerini bitireceği sözünü vermişti. Fakat ülkede iklim değişimi nedeniyle başlayan kuraklık hükümetin hedefine engel oldu. Kenya’da aileler kız çocuklarını okuldan alarak, çeyiz karşılığında onları evlendirmeye başladı.

Kasırga sonrası kadın kaçakçılığında büyük artış

2013 Kasım’ında Filipinleri vuran Haiyan Kasırgası 6 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. BM’ye göre hayatını kaybedenlerin yüzde 64’ü kadındı.

Kasırga sonrası ülkede 4 milyon kişi yerini terk etmek zorunda kalırken, binlerce kadın şiddete maruz kaldı ya da seks işçiliğine zorlandı. Ayrıca kasırganın ardından kadın kaçakçılığında büyük bir artış yaşandı.

Çeviri: Mehmet İnanç

Kaynak: https://womensmediacenter.com/climate/in-climate-disasters-women-and-girls-tend-to-die-more-than-men-and-boys

*Bu yazı 1 Ocak 2021’de Yeni Yaşam Kadın Eki’nde yayınlanmıştır.

#Krizdeki #bir #dünya #kadınlar #için #daha #tehlikelidir #Arşiv

İsviçre sınır dışı etti, Hırvatistan işkence yaptı

İsviçre, parmak izlerinin Hırvatistan’da bulunduğu gerekçesiyle Maxmurlu Kürt bir aileyi sınır dışı etti

İsviçre’de yaşayan Kürt göçmenlerin RojNews’e verdiği bilgilere göre, İsviçre polisi dün parmak izleri Hırvatistan’da bulunduğu gerekçesiyle sabah 05.00 sularında Kilim ailesinin evini bastı.

Dijital medyada yayınlanan görüntülerde, eve çok sayıda polisin baskın yaptığı ve çocukları üstündeki kıyafetleri çıkartarak gözaltına aldıkları görülüyor.

Kilim ailesinin sınır dışı edilerek Hırvatistan’a teslim edildiği ve Hırvatistan polisleri tarafından da işkence gördüğü kaydedildi.

Elde edilen bilgilere göre, aile bireylerinin isimleri şöyle: Anne Viyan Kilim, baba Mehmet Nuri Kilim, çocukları Avesta, Dünya ve Adem Kilim.

Maxmur Kampı KDP tarafından ambargoya maruz bırakılıyor. Ayrıca IŞİD’in saldırı tehdidiyle karşı karşıya. Türkie ise Maxmur Mülteci Kampı’na yönelik saldırılarını sürdürüyor. Bu nedenle kampta yaşayan bazı aileler Avrupa’ya göç etmek zorunda kalıyor.

DIŞ HABERLER

#İsviçre #sınır #dışı #etti #Hırvatistan #işkence #yaptı

Şahkulu Sultan Vakfı’na saldırıda bir kişi tutuklandı

Şahkulu Sultan Vakfı’nın Pendik Şubesi’nde depremzedeler için yardım toplandığı esnada silahlı saldırıda bulunan Ömer A. çıkarıldığı mahkemece tutuklandı

Pendik Esenyalı’da bulunan Şahkulu Sultan Vakfı’nda 15 Şubat’ta depremzedeler için yardım malzemelerinin toplandığı esnada silahlı saldırı düzenleyerek bir kişi yaralayan Ömer A. polisler tarafından aynı gün gözaltına alındı. Dün emniyet işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Ömer A, “silahla kasten yaralama” suçundan tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderildi.

Hakimlikte ifadesi alınan Ömer A., aynı gerekçeyle tutuklandı.

İSTANBUL

#Şahkulu #Sultan #Vakfına #saldırıda #bir #kişi #tutuklandı