Ana Sayfa Blog Sayfa 936

Toplumsal yeniden inşa için Amed deneyimi*

Amed’de, bir güvenlik ve zor aygıtına bürünmüş, sivil alanı baskılamış, hapsetmiş, kamusal tüm hizmetleri tasfiye etmiş ve sahada ‘devlet yok’ sözüyle özetlenen yitik merkezi iktidara karşı dev bir komün yaratıldı

Bu yazıyı, 7,7’lik depreme uykuda yakalanan ve sadece 10 dakika sonra tüm çalışma arkadaşlarımla birlikte haber merkezine ulaşan biri olarak yazıyorum. Hızlıca yaptığımız görev dağılımının ardından Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Amed, Riha, Wan ve Mêrdîn’deki arkadaşlarımızı deprem bölgelerine göndererek, bugüne kadar akan haberlerin içinde boğuşan biri olarak, bir deprem kriz deneyimini özetlemeye çalışacağım.

Yerli ve milli devlet yoktu

Depremlerin ilk anından itibaren bugüne kadar yıkımın olduğu tüm kentlerde ortaya çıkan “Ses var, devlet yok” sözü kamusal hiçbir hizmetin zamanında mağdurlara, kurbanlara ulaştırılmadığının tanığıyım. AFAD, itfaiye, arama kurtarma, ambulans, polis, jandarma ve akla gelebilecek tüm mekanizmalar bir koordinasyonsuzluk, şaşkınlık ve dağınıklık içinde oldukları ayyuka çıktı. Yolları çökmüş, kara, hava ve deniz ulaşımı işlevsiz hale gelmiş, telefon, elektrik, internet, su gibi altyapı şebekeleri dağılmış, iş makinalarını dahi organize edemeyen ve inisiyatif almaktan korkan merkezi ve yerel bürokrasinin dışında (adliyelerde gazeteci takibine çıkan savcılar hariç) elde tek bir şey yoktu. On binlerce insan enkaz altında sesini duyurmaya çalıştığı bu “koca, büyük, uzay yolcusu, yerli ve milli” devletten ses yoktu. Ses olmadığı gibi, su, ekmek, ilaç, temizlik ve kişisel hijyen malzemesi gibi acil ihtiyaçların hiçbiri de yoktu. Kısacası kamusal tüm hizmetler bertaraf olmuş durumdaydı.

Yönetimin çöküşünü izledik

11 kentte 15 milyon insanın etkilendiği bu yıkımın altında tabii ki yüz yıllık tekçi ulus devletin mührü vardı. Sadece devletin değil, başını beş vakit secdeden kaldırmayıp, her sözün başında sonunda “Allah’tan korkun” diyen Türk-İslamcı müteahhit anlayışın da imzası var. Aslında yargı, yasama, yürütme, basın gibi tüm güçler ayrılığı tek elde toplanmış, hastane başhekiminden cami imamına kadar atama yapan ve tüm kamusal hizmetlerin tek binada toplanmış bir katı merkeziyetçi yönetimin çöküşünü izledik. Buraya kadar sahada olan herkesin ortak gözlem ve kanısı.

Çıkış nasıl olacak?

Şimdi esas soru, buradan çıkışın nasıl olacağına dairdir. Bu yazıyı da sahadaki tanıklığımdan yola çıkarak, Amed’te devlet dışı dinamiklerin yaptığı, ortaya koyduğu, hayata geçirdiği muazzam deneyimi bir örnek olarak paylaşmaya çalışacağım.

84 örgüt harekete geçti

Depremden yarım saat (30 dakika) sonra kentte faaliyet yürüten ve kısa bir süre önce kurulan Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu bünyesinde 84 sivil toplum örgütü, oluşturduğu kriz masasıyla barınma, gıda, temizlik, iş makinaları gibi acil ihtiyaçlar için kolları sıvadı. TMMOB’un tüm odaları, KESK’e bağlı sendikalar, ekoloji derneği, gazeteci örgütleri, tabip ve ticaret odaları gibi çok farklı kulvarlarda ve sınıfsal yapılarda faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri, enkazı kaldıracak bir devlet mekanizmasının olmadığını geçmiş deneyimlerinden öngörerek, önce ihtiyaçları tespit etti, ardından enkazda çalışacak uzman ekiplerle iş makinalarını yıkım bölgelerine sevk etti. Bununla yetinmeyip çaresizlik ve şaşkınlık içinde olan valilikle irtibata geçilerek hazırlıklarını paylaşıp, koordinasyon çalışmalarında kolaylık sağladı.

Bileşenler içinde yer alan sendikalar, odalar ve üst yapıları olan dernekler, kendi genel merkezlerini arayarak, diğer kentler için acil koordinasyon kurulmasını önerdi.

5 milyon 136 bin kap yemek

Barınma ve gıda ihtiyacı 3 saat içerisinde 8 ayrı yerde kurulan noktalarda ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı. Kent genelinde sadece 6 günde üçer öğün olmak üzere toplam 5 milyon 136 bin kap yemek dağıtımı yapıldı. Birinci gün 76 yerde, ikinci gün 117 yerde, dördüncü gün 140 yerde, en son 196 yerde acil barınma mekanları oluşturuldu.

Amedspor taraftarı

Düğün salonu sahiplerinden küçük orta ölçekli fabrikalara kadar kapısını depremzedelere açan bir halk hareketine dönüşen koordinasyonda Amedspor taraftarlarının olağanüstü çabasını da ayrıca not etmek gerekiyor.

Eş güdüm halinde çalışma

Kendi yaralarını, ihtiyaçlarını hızla sarıp sarmalayan kentin devlet dışı bileşenleri, depremin ikinci gününde Bazarcix (Pazarcık), Elbistan, Hatay, Semsûr (Adıyaman) ve Meletî’de (Malatya) 150 mimar, mühendis ve doktorların olduğu uzman ekip yola çıkarıldı. Üçüncü gün bu bölgelere temel gıda maddeleri, temizlik ve ısınma malzemeleri ile 40’a yakın iş makinesi gönderildi. Hekimler, sağlık personeli, mimarlar, mühendisler, gazeteciler, sanatçılar, şairler, yazarlar, kültür sanat kurumları, seçilmiş ve yerlerine kayyım atanmış belediye eşbaşkanları ve meclis üyeleri, iş insanları, gençler ve tabii ki kadınlar, bir ordu şeklinde kamu adına tasfiye edilmiş ne varsa, kıt imkanlar dahilinde, büyük bir sorumlulukla ve vicdanla eş güdüm halinde çalıştı, çalışıyor.

Dev bir komün yaratıldı

Kentte, bir güvenlik ve zor aygıtına bürünmüş, sivil alanı baskılamış, hapsetmiş, kamusal tüm hizmetleri tasfiye etmiş ve sahada “devlet yok” sözüyle özetlenen yitik merkezi iktidara karşı dev bir komün yaratıldı.

Amed deneyimi

“Amed deneyimi” diyebileceğimiz bu komün, seçilmiş tüm belediye eşbaşkanları, meclis üyeleri görevden alınmış, tutuklanmış ve yerlerine kayyım atanmış olmasına rağmen ortaya çıkmıştır. Bu komün yerel yönetimler dahil ulus devletin tek bir çöpünü dahi almadan kendi ayakları üzerine, halkın sesi, duygusu ve hissi olarak büyüdü.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun “Tüm Türkiye’ye yayılması gereken bir örnek” sözleriyle bahsettiği bu toplumsal seferberliğin gıdası, ruhu ve fikriyatı “demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü” paradigmanın kendisiydi.

Abdulkadir Selvi’nin, Hürriyet gazetesinde 17 Ekim’de yayımlanan “Derin devlet, Mitras ve Diyarbakır’da Erdoğan’dan beklentiler” başlıklı köşe yazısında dert edindiği “kültürel hakimiyet” meselesi bundan ibarettir. Bu yazının amacı, ulus devletin “güvenlik, baskı, şiddet” ile ördüğü tekçi, ağır, hantal merkezi yönetim anlayışı ile çoğulcu, renkli, eşitlikçi, demokratik fikriyatın farkını otaya koymaktı. Elimizdeki sonuç bir kez daha devletsiz nelerin yapabileceğinin nadide örneğidir. Toplumsal yeniden inşa için çıkışın yolunu bu esas üzerinden yeniden tartışma yürütmenin zamanı…

*Sedat Yılmaz tarafından kaleme alınan bu analiz Mezopotamya Ajansı’ndan alınmıştır.

#Toplumsal #yeniden #inşa #için #Amed #deneyimi

Rüşvetle kaçak kata izin verdiler, depremden önce de taziye evi inşa ettiler

Nurdağı, depremde en çok hasar alan ilçelerden. Yıkılan yapıların çoğu CCK Grup’a ait. CCK Grup’un sahibi Kaya, aynı zamanda AKP’li belediye meclis üyesi. Bir yurttaşın ‘Belediye bir kat ver, istediğin kadar kat çık’ sözleri ihmal ve rantı özetler nitelikte

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hasar tespit çalışmalarına göre; Dîlok’un (Antep) Nurdağı ilçesi depremin en çok yıkıma uğradığı yerleşim yerleri arasında.

İlçede 10 bin 579 binada hasar tespit incelemesi yapıldı. İncelemeler sonucunda 4 bin 787 bina acil yıkılacak, ağır hasarlı, yıkık olduğu tespit edildi. Söz konusu binaların çoğunun CCK Grup tarafından inşa edildiği belirlendi. Grup sahibinin ise AKP’li Nurdağı Belediyesi Meclis Üyesi Yunus Kaya olduğu ortaya çıktı.

Son 24 yıldır MHP ve AKP yönetiminde olan kentte, 1999-2004 yılları arasında MHP’den Mustafa Kemal Tuna, 2004-2014 yılları arasında AKP’den Orhan Yılmaz, 2014-2019 yıllara arasında yine AKP’den Mehmet Yıldırır belediye başkanlığı yaptı. Son seçimde ise yine AKP’den Ökkeş Kavak Nurdağı Belediye Başkanı seçildi.

Yıldırır’ın başkan olmasıyla birlikte ilçede yüksek katlı binalar inşa edilmeyen başlarken, başkanlığa Kavak’ın gelmesiyle süreç hızlandı. Nitekim kentte bu yapıların inşasından nemalanan da yine AKP’li isimler oldu. Bu isimlerden biri de CCK Grup’un sahibi Yunus Kaya oldu. Kaya, aynı zamanda AKP’li Nurdağı İlçe Belediyesi’nin Meclis Üyesi görevini yürütüyor.

Depremde tamamen yıkılan ve enkazında çok sayıda yurttaşın yaşamını yitirdiği Yunus Kaya Apartmanı, CCK Apartmanı ve Yaşam konutlarının müteahhidi de CCK Grup. Yunus Kaya Apartmanı satışa 2016’da, CCK Yaşam Konutları’nda ise Ocak 2020’de başladı.

Yerel basında 2021 Temmuz ayında yayınlanan haberde, Yunus Kaya’nın ihale karşılığında Musa Yıldırım’a daire hediye ettiği iddia edildi. İlçede görevli bir memur tarafından gazetelerine ihbar mektubu geldiğini aktaran Gaziantep Sabah, söz konusu ihbar mektubunda yer alan Nurdağı İlçe Milli Eğitim Müdürü Musa Yıldırım’ın göreve başladığı 6 yıldan beri bütün taşıma ihalelerini CCK ve Yunus Kaya’ya verdiği, bunun karşılığı olarak CCK Grup’un Yıldırım’a ev hediye ettiği ve halen o evde oturduğu iddialarını gündeme taşımıştı.

CCK Grup’a da Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Türkiye Petrolleri referans oldu.

Kentte yeni yapılan ve yıkılan binaların yüzde 70’inin CCK Grup’a ait olduğu ortaya çıktı. Yine yurttaşların aktardıklarına göre; CCK Grup 2020 yılının sonunda kentte bulunan çadır fabrikasını alarak bir süre üretim yaptı ve daha sonra hayvancılık yapmak için çadır fabrikasını ahıra çevirdi.

‘Her nefis bir gün ölümü tadacaktır’

Grubun internet sitesinde yer alan bilgiye göre; CCK şirketi bir Taziye Evi de inşa etti. Henüz yapım aşamasında olan taziye evinin projesine göre, taziye evinin girişine “Her nefis bir gün ölümü tadacaktır” ifadeleri yazılacak.

Depremden sonra birçok binanın müteahhidi kaçmaya çalışırken tutuklandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 12 Şubat’ta soruşturmalar kapsamında 134 şüpheli hakkında işlem yapıldığını açıkladı. Basına yansıyan bilgilere göre; kentte şimdiye kadar 14 kişi tutuklandı. Ancak 16 Şubat itibariyle Yunus Kaya’nın gözaltına alındığı ya da tutuklandığına dair kamuoyuna bir bilgi yansımadı.

Aslanlı Mahallesi’nde Mereş Yolu üzerinde bulunan binası yıkılan bir yurttaş, “İmar planına göre bu kadar kat çıkamazsın, nasıl inşa ettiniz” şeklindeki soruya “Belediye başkanına bir kat veya bir daire hediye edince, istediğin kadar kat çıkıyorsun. Kimse de görmüyor” yanıtı verdi. İddialara ilişkin aranan Belediye Meclisi üyeleri ise telefonlara çıkmadı.

İddialar yanıtını beklerken, salt bir gerçek ise kentin yüzde 80’nin yıkıldığı, geri kalanın ise kullanılmaz halde olduğu ve binlerce ölüm.

Haber: Berivan Kutlu / MA

#Rüşvetle #kaçak #kata #izin #verdiler #depremden #önce #taziye #evi #inşa #ettiler

38 bin 44 yurttaş hayatını kaybetti: İstifa sıfır

Yaşanan yıkımın ardından 12 gün geçti depremin etkilediği illerde halk kentleri terk etmeye başladı. Gidecek yeri olmayanlar ise yaralarını kendi kendine sarıyor. Mereş, Hatay ve Semsûr’da halk dayanışmayla sorunlarını aşıyor

Mereş’ın Elbistan ile Bazarcix (Pazarcık) ilçelerinde gerçekleşen ve 10 ilde yıkıma neden depremin üstünden 12 gün geçti. Son açıklanan resmi verilere göre depremde 38 bin 44 yurttaş hayatını kaybetti.

Deprem bölgelerinde artık enkaz kaldırma çalışmaları başlamış durumda. Kentlerden ise yoğun bir göç yaşanıyor. Halk zarar görmüş evlerinden çevre kentlere göç ediyor.

Mereş, Hatay ve Semsûr’da kent hemen hemen boşalmış durumda. Bu illerde kalmaya devam edenler ise enkaz altında yakınları bulunanlar ve yoksullar.

Öte yandan kayyum atanma tehlikesi ile karşı karşıya kalsa da halk yaralarını kendi kendine sarıyor. Yıkımın çok büyük olduğu bu 3 kentte halk koordinasyon merkezlerinde büyük bir dayanışma örneği gösteriyor.

Saat saat yaşananlar:

09:00: Dîlok’un Nurdağı ilçesinde depremden etkilenip Konya’ya göçen Suriyeli aile buradaki evlerinde çıkan yangında hayatını kaybetti. Karatay ilçesi Yediler Mahallesi Sırrıağa Sokak’ta, biri misafir iki Suriyeli ailenin kaldığı müstakil evde yangın çıktı. İtfaiye ekiplerinin yangına müdahalesi sırasında, evin çatı katı çöktü. Söndürme çalışmalarının ardından, olay yerine gelen iş makineleriyle evin enkazı kaldırıldı. Nurdağı’nda depreme yakalanan ve buraya göçen aileden 7 kişinin cansız bedenine ulaştı.

#bin #yurttaş #hayatını #kaybetti #İstifa #sıfır

Kapitalizm öldürür, dayanışma yaşatır

Hatay’da açığa çıkan örgütlü mücadele ile oluşturulan dayanışma ağları, devletin on gündür çözemediği her sorunu çözmeye çalışıyor. Bu ağlarda yer alan insanlar, kapitalizmin insanları öldürdüğünü ancak halkın örgütlü dayanışmasını yaşattığını söylüyor

Selman Çiçek/Hatay

Merkez üssü Mereş Bazarcix (Pazarcık) olan 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen ve 10 ilde hissedilen yıkıma neden olan deprem onbirinci gününü geride bırakırken, arama kurtarma çalışması yerini enkaz kaldırmaya bıraktı. Soğuk havaya rağmen hala birçok yurttaş enkazın altından yakınların çıkarılmasını bekliyor. Depremin ilk gününde bu yana yapılan yetersiz arama kurtarma çalışmalarından dolayı halk yer fırsatta ‘burada devlet yok’ diyerek tepkilerini dile getiriyor. Devletin hiçbir kurumunun yeterli derecede olmadığı kentte arama kurtarma çalışmasından yemek dağıtımına kadar, yardım tırlarını organize etmekten barınma sorunlarını çözmeye kadar tüm sorunları gönüllüler ve devrimci, demokrat sol güçler yapıyor.

Örgüt dayanışma ile kurulan yaşam ağları

Devrimci ve sol güçler açtıkları dayanışma merkezleri ile depremzedelere birinci elden müdahale ediyor. Hatta AFAD bile depremzedeleri bu dayanışma merkezlerine gönderiyor. Halkların Demokratik Partisi, Birleşik Mücadele Güçleri İskenderun ve Hatay’da. Türkiye İşçi Partisi ve Halkevleri Antakya’da, Toplumsal Özgürlük Partisi Defne’de, Sol Parti İskenderun’da ve Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi ise Samandağ’da gönüllüler ile birlikte kurdukları ağ ile halkın sorunlarıyla ilgileniyor. Örgütlü mücadele sayesinde çalışmalar daha sonuç alıcı olurken bu örgütlerin emekleri ile kurulan dayanışma ağları adeta yaşamın yeniden örüldüğü yerler oluyor. Gelen destek TIR’ları, bu merkezlerde toplandıktan sonra koordineli şekilde dağıtılıyor. Yine bu merkezlerde küçük bir ecza çadırı yapılırken telefon, bilgisayarlar için de şarj doldurma istasyonları kuruldu.

İş bölümü ve komünal paylaşım

Dayanışma ruhu o kadar büyük ki Kocaeli, Amed, Agirî, Manisa, Giresun başta olmak üzere neredeyse her ilden gönüllü kente akın etmiş. Gönüllüler burada iş alanlarına göre kollara ayrılmış. Sağlık alanında olan ilk yardım kolunda iken arama kurtarma konusunda yetkin olanlar da kurtarma ekiplerinde yer alıyor. Aşçılık yeteneği olanlar da depremzedelere üç öğün yemek çıkarıyor. Çalışmalar tamamen komünal şekilde yapılırken, gelen destek TIR’ları da yarım saate boşaltılıyor.

HDP: Halklara hizmet edeceğiz

Halkların Demokratik Partisi Meclis üyesi Zeki Koç, Hatay ve ilçelerinde büyük yıkımın olduğunu ve yeniden yapılanmanın ancak tamamen baştan olması ile mümkün olacağını söyledi. İnsanların kendi emekleri ile kimi yerlerde tırnakları ile kazıyarak sevdiklerini enkaz altından kurtarmaya çalıştıklarına tanık olduğunu aktaran Koç, devletin üçüncü gün Hatay’a geldiğini, geldiğinde ise enkaza müdahale etmek yerine burada yaşayan insanları yağma yapmak ile suçladığını söyledi. Devletin halka el uzatmadığını söyleyen Koç, “Burada insanlar çadırsızdı. Aç ve susuzdu. Soğuğa karşı korunaksızdı. 250 bin insan Hatay’ı terk etmek zorunda kaldı. Halkın gerçekliği şu an sahada. Her türlü zorluğa rağmen halkın dayanışması yaraları sarıyor. HDP olarak ilk günden beri halkın içinde idik. Bütün olanaklarımızı seferber ettik. Amacımız, burada kim yaşıyorsa bu insanlara hizmet götürmekti. Bunu da zor şartlara rağmen başarmaya çalışıyoruz. Halkların kardeşliğine hizmet sunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

SYKP: Dayanışma ağı oluşturuyoruz

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nden Canan Yüce, Samandağ’da büyük yıkım olduğunu ancak arama kurtarma ekibinin bölgeye günler sonra geldiğini söyledi. Bölgeye gönüllülerin ilk önce geldiğini belirten Yüce, ardından örgütlü güçlerle birlikte gönüllülerle bir dayanışma ağı kurduğunu söyledi. Samadağı Dayanışması adı altında bir ağ oluşturmaya çalıştıklarını belirten Yüce, “Hem Samandağlıların hem de dışarıdan gelen gönüllülerin ortak hareket ettiği bir ağ oluşturuyoruz. Bu ağ ile birlikte köylere de gitmek istiyoruz. Genelde yardımlar geliyor, ancak ilçe merkezinde dağıtılıyor. Bizler bu ağ ile birlikte köylere, ucra köşelere de gitmek istiyoruz” dedi.

Amaçlarından birinin de enkazda olan insanları kurtarmak olduğunu belirten Yüce, bir yandan ise insanları enkaz altına bırakan sorumluları açığa çıkarmak istediklerini söyledi. Yüce, bu ağ ile birlikte uzun vadede Samandağ’ı yeniden inşa etmek istediklerini, bu inşayı Alevi örgütleri ile, diğer devrimci-demokrat güçlerle tamamlamak istediklerini söyledi.

TÖP: Dayanışma yaşatır

Hatay’a depremden sonra Mersin’den geldiğini söyleyen Toplumsal Özgürlük Partisi üyesi Efecan Özcan, Hatay’a ilk gün geldiğini ve burada devlet adına hiçbir ize rastlamadıklarını söyledi. Hatay’da bir masa ayarlayarak gönüllüler ile insanlara nasıl yardım edebilecekleri üzerine tartışma yürüttüklerini söyleyen Özcan, Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanlarla geniş bir alana yayılarak depremzedelerin sorunlarıyla ilgilenmeyi başardıklarını belirtti. Hatay’da halkın dayanışması ile enkazların kaldırıldığının altını çizen Özcan, “Bizler de diğer illerden gelerek buranın halkı ile birleştik. Dayanışma yaşatır sloganı ile yola çıktık. Ve bu slogan ile dayanışmayı büyütüyoruz. Kapitalizm öldürüyor insanları da halkın dayanışması yaşatıyor” dedi.

Sol Parti: Yemek, sağlık, barınma

Sol Parti üyesi Aysun Gezen ise, depremin doğal bir afet olduğunu ancak alınmayan önlemlerin, dağıtılan ruhsatların, rant amaçlı yapımına izin verilen inşaatların felakete neden olduğuna tanık olduklarını söyledi. Sol Parti Dayanışma Kooperatifleri olarak bir ağ oluşturduklarını belirten Gezen, “İnsanların temel ihtiyaçlarını önce belirledik. Daha sonra bu ihtiyaçları temin etmeye başladık. Kuru gıda ve sıcak yemek ihtiyacı vardı. Biz de burada endüstriyel bir mutfak inşa ettik. Bu mutfak günde yaklaşık iki bin kişiye sıcak yemek çıkarıyor. Sıcak yemeği buraya gelmeyenlere de ulaştırıyoruz. Aynı zamanda burada bir revir oluşturduk. Sağlık koşulları giderek güçleşiyor. Salgın tehlikesi var. Bu yüzden sağlığa erişimi için bir revir oluşturduk. Önümüzdeki günlerde barınma sorununu çözen bir çalışmamız da olacak” diye belirtti.

ESP: Herkes seferber olsun

Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eşbaşkan Yardımcı Beycan Taşkıran da, dayanışmanın son derece önemli olduğunu belirterek, herkesi deprem bölgesinde görev almaya davet etti. Enternasyonalist bir mücadele gerektiğini vurgulayan Taşkıran, “Ciddi bir gönüllü dayanışma var. ESP olarak, çok büyük gönüllü çalışması yürütüyoruz. İlk günden itibaren sahadaydık. Seferberlik çalışması yürütüyoruz. Avrupa’dan gelmek isteyen arkadaşlarımız var. Bunu organize ediyoruz. Halkların kardeşliğine, Enternasyonalist dayanışmaya ihtiyaç var. Birleşik güçler etkin bir çalışma yapıyor. İnsanlar deprem için seferber olmuş durumdalar. Bütün olanakları seferber etmeliyiz. OHAL kararını tanımayarak insanların yaralarını sarmalıyız. Halkımızın emeğini, ekmeğini paylaşması ve buraya gelebilen herkesin gelmesi gerekiyor. Depremin acılarını birlikte sarmalıyız” dedi.

#Kapitalizm #öldürür #dayanışma #yaşatır

Mereş depremlerini barajlar mı tetikledi?

Fay hatlarına yakın olan barajların depremleri tetiklediği ve büyük yıkımlara neden olduğunu gösteren birçok bilimsel araştırma var. Türkiyeli iki bilim insanının barajlar ve depremlerle ilgili yaptığı araştırmalar gerçeğe işaret ediyor

Yusuf Gürsucu / İstanbul

On binlerce insanımızın ölümüne neden olan Mereş merkezli iki depremin büyüklüğü, sığlığı ve 3 metreyi aşan kaymayı ortaya çıkaran olguların başlıca nedenlerinden biri olan bölgedeki büyük barajlara, bilim insanlarınca yapılan değerlendirmelerde hiç değinilmemesi dikkat çekiyor. Oysa barajların depremleri tetiklediğini gösteren birçok bilimsel çalışma mevcut. Bu çalışmaları yapan bilim insanları içinde Türkiye’den Prof. Dr. Haluk Eyidoğan ve Prof. Dr. Hasan Tosun’un araştırmaları var. Tektonik depremler yerin 0-60 km. derinliğinde olan depremlerdir ve sığ deprem olarak nitelenir. Tektonik bir deprem olan Mereş depreminin 7.7 şiddetindeki Bazarcix (Pazarcık) merkezli deprem, 7 bin metre derinlikte yaşandı. 7.5 şiddetindeki Elbistan depreminin ise 10 bin metre derinlikte gerçekleşmesi incelenmesini gerektiriyor.

Deprem bölgesinde 203 baraj!

Barajların depremleri tetikleyeceği ve gerçekleşme zamanını öne çekip büyüteceğini belirten bilim insanlarının saptadıkları 100’den fazla tanımlanmış deprem vakası var. En ciddi vaka, Mayıs 2008’de yaklaşık 80 bin kişinin ölümüne neden olan Zipingpu Barajı’nın inşasıyla bağlantılı 7.9 büyüklüğünde Çin’deki Sichuan depremidir. Bazarcix’ta gerçekleşen depremin kırılma noktasının Kartalkaya Baraj havzasında olması, Elbistan depreminin ise Kandil Barajı havzasında bulunması dikkat çekici bir diğer durum. Bunun yanı sıra depremin etkilediği 10 il coğrafyasında 203 adet irili ufaklı baraj ve HES’ler var. Atatürk Barajı gibi devasa büyüklükteki barajların varlığı ise bölgede yaşanan depremin şiddetini arttırdığı ve kırılmanın büyüklüğüne neden olduğuna dair araştırmalar yapılmasını gerektiriyor.

İki deprem noktasındaki barajlar

Depremin yaşandığı fay hatları üzerinde olan barajların kayaçları yağlamış olma olasılığı çok yüksek. Mereş’te Ceyhan Nehri üzerinde Sabancı Holding’e bağlı Enerji-SA’nın 4 adet barajının olması dikkat çekici. Bunlardan biri olan Kandil Barajı, Elbistan Ekinözü’nde gerçekleşen 7.5 şiddetindeki deprem noktasında bulunuyor. Kandil Barajı, ön yüzü beton kaplı kaya dolgu ve 98 metre yükseklikte. 440 milyon m³ su hacmine sahip. 7.7 şiddetinde yaşanan ilk deprem olan Bazarcix’ta deprem noktasında ise Kartalkaya Barajı bulunuyor. Aksu Nehri üzerinde sulama, içme-kullanma ve sanayi suyu temini amacıyla inşa edilmiş bu baraj kaya gövde dolgu tipi ve akarsu yatağından yüksekliği 56.00 m. Barajın normal su kotunda göl hacmi 195.00 hm³.

6 üzeri 3 deprem yaşandı

1970’ten bu yana bu depremin merkez üssünün 250 km çapı içinde 6 veya daha büyük olan yalnızca üç deprem meydana geldi. Bunların en büyüğü 24 Ocak 2020’de 6.8 ile Elezîz’de yaşandı. Doğu Anadolu Fayı’nda, Arap Levhası yılda yaklaşık 15 milimetre hızla kuzeybatıya hareket ederken, Anadolu Levhası yılda 22 milimetre batı-güneybatı yönünde ilerliyor. Ayrıca iki levha birbirine göre yılda yaklaşık 15 milimetre hızla hareket ediyor. ABD Yer Bilimi Araştırma Kurumu’na göre (USGS), 7.7 büyüklüğündeki deprem sırasında iki kara kütlesi birbirinin üzerinden kabaca 3 ila 3.5 metre kadar kaydığı bildirildi. Bu kaymayı gösteren fotoğraflar da ortaya çıktı.

Barajlar kayaçları yağlıyor

Dünya Barajlar Komisyonu için hazırlanan bir makalede, rezervuarın altında ve yakınında mikro çatlak ve yarıklarda oluşan su basıncı arttığında, tektonik zorlamanın etkisiyle birlikte sürtünme altındaki kaya yüzeylerini yağladığına dikkat çekiliyor. Dünya Barajlar Komisyonu, 100 metreden daha derin rezervuarlar için ‘Rezervuarla Tetiklenen Depremsellik’in (RIS) dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. İnternationalrivers.org sitesinde bilim insanı Harsh K. Gupta, 2002’de dünya çapında Rezervuarla Tetiklenen Depremsellik (RIS) hakkındaki bulgularını şöyle özetliyor: “Rezervuarın derinliği en önemli faktördür, ancak su hacmi de depremlerin tetiklenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. RIS, rezervuarların dolum dönemlerinde hemen fark edilebilir. Himalayalar, Güneybatı Çin, İran, Türkiye ve Şili dahil olmak üzere sismik olarak aktif bölgelerde birçok baraj inşa ediliyor.”

Çin’de 7.9 büyüklükte deprem

5 Şubat 2009’da The New York Times’ta yayınlanan, Çin’in Sichuan Eyaleti’nde 80 bin kişinin yaşamını yitirdiği 7.9 şiddetindeki yıkıcı depremle ilgili haber İnternationalrivers.org sitesinde yer alıyor. Yıkıcı depremden yaklaşık dokuz ay sonra, giderek artan sayıda depremler yaşandığını belirten Amerikalı ve Çinli bilim insanları, depremin fay hattına yakın inşa edilen dört yıllık bir rezervuar tarafından tetiklendiğini gördüler. Depremi inceleyen Columbia Üniversitesi’nden bir bilim insanı, depremin bilinen büyük bir fayın bir milden daha az mesafede olduğunu belirterek, depremin Zipingpu Rezervuarı’ndaki 320 milyon tonluk suyun ağırlığıyla tetiklenmiş olabileceğini söylüyor.

298 km yırtılma

Amerikan Jeofizik Birliği’ne sunulan sonuçlarla, Çinli jeofizikçilerin barajın depremden önce önemli sismik değişikliklere neden olduğu yönündeki bulguların örtüştüğü belirtiliyor. Minjiang Nehri üzerindeki Zipingpu Barajı, Türkiye’de GAP projesi kapsamında inşa edilen barajlarda olduğu gibi Çin’in en büyük su kontrol projelerinden biri olarak lanse edildi. Çin Diyaloğu’nda 2008’de yayınlanan bir makaleye göre, 2001’de inşaat başlar başlamaz, bir uzman olan Li Youcai, yetkililerin bölgede büyük bir deprem riskini hafife aldığı yönündeki korkularını dile getirdi, ancak hükümet yetkilileri bu iddiayı reddetti. Sichuan Jeoloji ve Maden Bürosu’nda başmühendis olan Fan Xiao ise 2004 sonundan 2005 sonuna kadar sürede ortaya çıkan verilerde büyüklüğü 3 veya daha az olan 730 küçük deprem gösterdiğini söyledi. Yerkabuğundaki yırtılmanın ise 298 km boyunca uzandığı belirtildi.

Hindistan, Zimbabwe, Yunanistan

İnşa edilmiş olan bir rezervuarın tetiklediği en büyük ve en zarar verici deprem vakalarından biri de 1967’de Hindistan’ın Koyna kentinde meydana geldi. Çin’de Hsingfengkiang Barajı, Zimbabwe’de Kariba Barajı ve Yunanistan’da Kremasta Barajı’nda da önemli etkiler gözlendi. Saha çalışmaları, rezervuar sismisitesini etkileyen ana faktörlerin, gerilme koşulları, kırık ve fayların mevcudiyeti, bölgesel alanın jeolojisi, rezervuarın boyutları olduğu belirtiliyor. 1990’dan bu yana bu bağlamda birçok çalıştay ve sempozyum düzenlendi ve çok sayıda makale yayınlandı. Bu yayınlardan birisi de Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’a ait.

Atatürk Barajı ve deprem

Sismalog ve jeofizikçi olan Prof. Dr. Haluk Eyidoğan’ın Bilim ve Gelecek Dergisi’nin 1 Ağustos 2021 tarihli sayısında ‘Atatürk Barajı depremleri tetikliyor’ başlığındaki araştırması yayınlandı. Eyidoğan yine aynı dergide bir başka yazısında buna değinmekte. Eyidoğan yazısında, “3 Eylül 2008 günü, Atatürk Barajı’na yakın bir noktada, Türkiye saatiyle 05:22’de Samsat ilçesinin (Adıyaman) güneybatısında, barajın su toplama havzası kenarında 5.0 büyüklüğünde kuvvetli ve sığ derinlikte bir deprem oldu. 2008’de bu depremi incelemeye karar verdim. Dünyadaki büyük barajların deprem tetikleyebildiğini ve bu depremin de öyle bir özelliğinin olup olmadığını merak ediyordum. Nitekim Berke Barajı inşası öncesi ve sonrası yaptığım deprem çalışmasında baraj dolarken depremselliğinin arttığını gözlemiştim” sözleri dikkat çekiyor.

DSİ verileri vermedi

Atatürk Barajı çevresinde olmuş depremlerle ilgili ulusal ve uluslararası deprem arşivlerini taradığını belirten Eyidoğan, “Baraj havzasında 1900-2007 yılları arasında büyüklüğü 4.0 ve daha fazla olan deprem yoktu, ancak 1991 sonrası küçük deprem etkinliği dikkat çekiciydi. Araştırmam için barajın su seviye değerleri gerekliydi. Bu değerleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nden istedim. 2007-2009 yılları arasındaki değerleri birkaç yazışma sonrası verdiler. Ancak 1990-2006 yılları arasındaki su seviye değerlerini vermediler. 2 Mart 2017’de Samsat ilçesi merkezli 5.5 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Bu deprem Samsat’a daha yakındı ve ilçede ağır hasar yaptı. Bu deprem sonrası barajın su seviye değerlerini 1990-2017 yılları için yeniden istedim. İki kez istememe rağmen vermediler. Ocak 2018’de iki popüler bilim dergisinde 2 Mart 2017 depreminin de Atatürk Barajı tarafından tetiklendiği tezini savunan yayınlar yaptım” diye belirtiyordu.

DSİ’den absürt gerekçe

24 Nisan 2018’de aynı yerde 5.1 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Ben yeniden ilgili bakanlık aracılığı ile DSİ’den su seviye değerlerini istedim. Değerleri göndermediler. Sanırım DSİ hâlâ benim araştırma yapmama çok kızıyordu. 14 Kasım 2018’de CİMER’e durumu anlatan bir açıklama ile verilerin “hangi kanunun, hangi yönetmeliğin, hangi maddesine ve hangi bilimsel anlayışa dayanılarak” verilmediğini sordum. DSİ’den cevaben gelen 6 Aralık 2018 tarihli açıklamada ‘Su seviye değerlerinin ulusal güvenlik ve terör politikası gereği, Atatürk Barajı ve HES sınır aşan sular kapsamında değerlendirildiği için verilmesi uygun görülmemektedir’ şeklinde oldukça aydınlatıcı (!) bir yanıt aldım” dedi. Burada DSİ’nin 2007-2009 verilerini verirken daha önceki verileri vermeyiş gerekçesinin gerçek anlamda absürt bir tutum olduğunu not edelim.

Rezervuarlar depremi tetikler

Londra merkezli IntechOpen’de Prof. Dr. Hasan Tosun tarafından hazırlanan bir araştırma ise 2015 yılında yayınlandı. Tosun araştırmasında, büyük rezervuarların depremi tetikleyebileceğini hatırlatarak, “Bu fenomen, rezervuarın altındaki ve yakınındaki temel birimlerindeki mikro çatlaklarda ve yarıklarda oluşan aşırı su basıncına bağlı olan Rezervuar Kaynaklı Depremsellik (RIS) olarak tanımlanmaktadır. Büyük hidrostatik basınç altındaki kaya kütlelerinin içindeki su, zaten tektonik baskı altında olan ancak kaya düzlemlerinin sürtünmesiyle kayması önlenen fayları yağlamak için hareket eder. Temel olarak yapısal jeolojinin doğasına ve çevre kayaçların litolojisine (Taş Bilimi) bağlı olduğu açıkça bilinmektedir. Rezervuar derinliği kadar rezervuar kapasitesi de depremleri tetikleyen önemli bir faktördür” vurgusu yapıyor.

Atatürk Barajı büyük risk

Türkiye’nin, dünyanın sismik olarak en aktif bölgelerinden birisi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tosun, “Türkiye’de kaynağa (fay hattına) yakın bölgelerin etkisinde olan çok sayıda baraj bulunmaktadır. Türkiye’de Fırat Nehri üzerinde 169 m yüksekliğinde, 84 000 hm 3 su rezervuarına sahip, zonlu kaya dolgu barajı olan Atatürk Barajı, rezervuar kaynaklı olay tetikleme açısından yüksek risk taşımaktadır. Kret uzunluğu 1 670 m, taban genişliği yaklaşık 900 m’dir. Rezervuar seviyesi bugüne kadar maksimum 537 m’ye ulaşmıştır. Merkezi çekirdekli kaya dolgu barajdır. Karot ve kaya dolgu malzemeleri arasında kum, çakıl ve küçük boyutlu kırmataştan oluşan bir geçiş kesiti bulunmaktadır. Ayrıca nehir birikintilerinden elde edilen kaba taneli bir toprak bölgesi ve lamine kireçtaşından oluşan rastgele bir bölgeye sahiptir” diye belirtiyor.

Barajlar gerçeği tartışılmalı

Prof. Dr. Tosun araştırma yazısının devamında, “Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi’nde geliştirilen bir yazılım aracılığıyla Türkiye’nin yeni sismik bölgeleme haritasına dayalı olarak olası tüm sismik kaynaklar belirlenmiştir. Ayrıntılı değerlendirme sonucunda baraj yeri ve çevresi dört deprem bölgesine ayrılmıştır. Sismik tehlike analizi için sadece Doğu Anadolu Fay Sistemi (DAF) dikkate alınmıştır” sözleriyle DAF’a dikkat çekmektedir. Mereş depreminin dikkat çekilen fay üzerinde yaşanmış olması Atatürk Barajı ve depremin etkilendiği bölgede bulunan 203 barajın varlığı değerlendirilmeden “günü geldi” oldu yaklaşımı doğru olamaz. Ayrıca ortaya çıkan deprem ve hemen ardından yaşanan ikinci depremin büyüklüğünün şaşkınlık yarattığı izlenirken, barajlar gerçeğinin mutlaka tartışılması gerekmektedir.

#Mereş #depremlerini #barajlar #mı #tetikledi

Belediye Başkanı korumaları soru soran Fox TV muhabirini itekledi

Depremlerin merkez üssü Mereş’ta Belediye Başkanı Güngör’ün korumaları, Ebrar Sitesi hakkında soru sormak isteyen Fox TV muhabirini ve ‘Dört enkazım var” diyen depremzedeyi itekledi

7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki 11 ili vuran depremlerin merkez üssü Maraş’ta Maraş belediye Başkanı Hayrettin Güngör’ün korumaları, Güngör’e “Ebrar Sitesi” hakkında soru sormak isteyen Fox TV muhabiri ve depremzede vatandaşı itekledi. Korumalardan biri, muhabire, ” Bir dakika bırakın da acımızı paylaşalım” dedi.

Fox TV muhabiri, Maraş’ta 12 bloğundan sekizi yıkılan ve 250’i aşan kişinin ölümüne neden olan Ebrar Sitesi hakkında Maraş Balediye Başkanı Hayrettin Güngör’e soru sormak istedi. Güngör, hızla alandan uzaklaşırken, korumları Fox TV muhabirinin elini tutarak engellemeye çalıştı ve “Dört enkazım var” diyen depremzedeyi itekledi.

HABER MERKEZİ

#Belediye #Başkanı #korumaları #soru #soran #Fox #muhabirini #itekledi

TBB: Yıkılan binalara ilişkin suç duyurusunda bulunacağız

TBB Başkanı Erinç Sağkan, barolarla birlikte depremde yıkılan binalarda sorumluluğu olanlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, Amed Barosu’nu ziyaret etti. Baro Başkanı Nahit Eren ve yönetim kurulu üyeleriyle bir araya gelen Sağkan, burada yaptığı açıklamada, 3’ü Amed’te olmak üzere 100 meslektaşlarının depremde hayatını kaybettiğini belirtti.

Barolarla birlikte, depremin yaşandığı ilk andan itibaren arama kurtarma çalışmaları ve yardım faaliyetlerinde etkin görev aldıklarını kaydeden Sağkan, “Aynı zamanda sorgulamak, yanlışları ortaya koymak ve hukuki sürecin etkin şekilde işleyerek tüm sorumluların tespit edilip cezalandırılması için de çalışma yürütmek biz hukuk örgütlerinin en önemli görevleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı. TTB ve barolar olarak, binaların yıkılmasına ilişkin müteahhit, yapı denetim firmaları ve imara ilişkin yapılan yanlışlara imza atan sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıklayan Sakan, “Soruşturma ve kovuşturma süreçlerini de etkin şekilde takip edeceğiz” dedi.

‘Açılmış bir dava yok’

Ardından konuşan Eren de, merkez Yenişehir ilçesinde yıkılan Galeria İş Merkezi’nin üstündeki sitenin enkazında hayatını kaybeden avukat Serhan Özdemir’in binanın altındaki iş yerlerine kolon kestikleri gerekçesiyle dava açtığına yönelik iddialara ilişkin ise, “Özdemir’in bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu bir suç duyurusu ya da bu konuda görülen bir dava yok” dedi.

HABER MERKEZİ

#TBB #Yıkılan #binalara #ilişkin #suç #duyurusunda #bulunacağız

Depremde kaybolan çocuklar için suç duyurusu

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, depremde kaçırıldığı iddia edilen refakatsiz çocuklar için suç duyurusunda bulunacak

Mereş’te büyük yıkıma yol açan depremler sonrası çalışmalar halen sürüyor.

Deprem nedeniyle birçok çocuğun ailesini kaybettiği veya çocukların kaybolduğu iddia ediliyor. Depremin ilk günlerinden bu yana bazı depremzede çocuklara devlet tarafından sahip çıkılmadığı ileri sürülüyor.

Bu iddialara ilişkin daha önce açıklama yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, “Deprem bölgesinde şu ana kadar ailelerine ulaşılamayan refakatsiz çocuklar konusunda tek yetkili kurum bakanlığımızdır” ifadelerini kullandı.

‘Tarikat ve organ mafyalarına teslim edildiler’

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, deprem bölgesindeki refakatsiz çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığı, kendilerini aileleri olarak tanıtan kişilere veya organ mafyalarına teslim edildiğine dair iddialar üzerine suç duyusunda bulunulacağını açıkladı.

Dernek tarafından yapılan açıklamada, “Sahadan iletilenlere göre, enkazdan sağ kurtarılan çocuklarımızın resmi kurumlara bildirimlerinin yapılmadığı ve kayıtlara geçmesinin sağlanamadığı örnekler bildirilmektedir” dendi. Açıklamada, “Bunların yanı sıra, derneğimize ve başka kurumlara yapılan ihbarlara göre, refakatsiz çocuklarımızın yetkili devlet kurumlara değil, çocukların akrabaları olduğunu söyleyen kimselere, tarikatlara veya organ mafyalarına da teslim edildikleri bildirilmektedir” ifadeleri de kullanıldı.

‘Sağ kalan çocuklar resmi kurumlara bildirilmedi’

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin 7 Şubat Cuma (yarın) saat 12.00’de Antalya Adliyesi’nde yapacağı suç duyurusuna çağrı için hazırladığı basın açıklaması şöyle:

“Sahada bulunan ve çalışmaları takip eden uzmanlar, arama kurtarma çalışmaları devam ederken bölgede depremden etkilenmiş ve refakatsiz çocuklar bulunduğunu belirtmektedir. Birçok kayıp ihbarı neticesinde enkazdan çıkartıldığı bilinen çocukların çeşitli nedenlerle ailelerine teslim edilemediği ortaya çıkmıştır.

Çocukların enkazdan çıkarıldığı ya da kayıp olarak bulunduğu günün, saatin, yerin, ve mümkünse yaşadığı apartmanın bilgisi tespit edilmeksizin, kendilerini aileleri olarak tanıtan kişilere teslim edilmelerinin söz konusu olduğu görülmektedir. Sahadan iletilenlere göre, enkazdan sağ kurtarılan çocuklarımızın resmi kurumlara bildirimlerinin yapılmadığı ve kayıtlara geçmesinin sağlanamadığı örnekler bildirilmektedir.

Bunların yanısıra, derneğimize ve başka kurumlara yapılan ihbarlara göre, refakatsiz çocuklarımızın yetkili devlet kurumlarına değil, çocukların akrabaları olduğunu söyleyen kimselere, tarikatlara veya organ mafyalarına da teslim edildikleri bildirilmektedir.

Deprem bölgesinde enkazlardan çıkarılan refakatsiz çocuklarımızın kaçırılması veya hürriyetlerinden yoksun bırakılmasına istinaden, derneğimizin 17 Şubat 2023 Cuma günü (Yarın) saat 12:00’de Antalya Adliyesi’nde yapacağı suç duyurusuna ve basın açıklamasına siz değerli basın emekçilerini ve dostlarımızı bekliyoruz

“Konuya dair Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan derhal açıklama bekliyoruz. Ne küçüklerimizin yaşadığı trajedinin tarikatlar tarafından istismarına, ne de küçüklerimizin istismarına izin vermeyeceğiz. Tarikat ve cemaatler çocuklarımız için deprem kadar büyük bir afettir. Çocuklarımız sahipsiz değildir.”

HABER MERKEZİ

 

#Depremde #kaybolan #çocuklar #için #suç #duyurusu

Sancar: İktidar basını susturma hazırlığı içinde

Depremi felakete dönüştürenin AKP-MHP iktidarının talan politikaları olduğunu belirten Sancar, iktidarın ‘yandaşı’ olmayan basın kuruluşlarını, RTÜK eliyle susturma hazırlığı içerisinde olduğunu söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, sanal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Depremi felakete dönüştürenin AKP-MHP iktidarının talan politikaları ve yıkıcı zihniyete sahip olduğunu vurgulayan Sancar, “Bunca acı ve yıkım karşısında geri durmadıkları tek icraat, halkın dayanışmasını engellemek, yasakçılık ve gerçekleri dile getirenleri tehdit etmek olmuştur” dedi.

‘Basını susturma hazırlığı içindeler’

Halkın iradesini gasp eden kayyum uygulamasının bu sefer halkın yardımlarını gasp etmek için devreye sokulduğuna dikkati çeken Sancar, şunları söyledi: “İktidarın şimdiki hedefinin de halkın gerçekleri öğrenme hakkını tümden yok etmek olduğu anlaşılıyor. Kendi yandaşı olmayan basın kuruluşlarını, RTÜK eliyle susturma hazırlığı içerisinde olduğuna dair ciddi bilgiler var. Bu tertiplerden ve planlardan derhal vazgeçin. Şunu iyi bilin ki ne yaparsanız yapın, gerçekleri gizleyemezsiniz, hakikati susturamazsınız, halka yaşattıklarınızı unutturamazsınız, suçlarınızın hesabını vermekten kurtulamazsınız. Halkın yanında ve gerçeklerin peşinde olan basın kuruluşları ve emekçileri, sizler de iyi biliniz ki asla yalnız değilsiniz. Milyonların vicdanı ve hakikatin gücü sizinledir. Gün her alanda dayanışmayı büyütme günüdür.”

HABER MERKEZİ

#Sancar #İktidar #basını #susturma #hazırlığı #içinde

SOHR: Türkiye’den Suriye’ye bin 702 cenaze gönderildi

SOHR, Türkiye’de depremlerde hayatını kaybeden bin 702 kişinin cenazesinin Suriye’ye gönderildiğini bildirdi

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) Türkiye’de depremde hayatını kaybeden bin 702 mültecinin cenazelerinin sınır kapıları üzerinden Suriye’ye teslim edildiğini duyurdu. Buna göre Bab el-Hava (Cilvegözü) sınırından bin 479, Bab el-Salam (Öncüpınar) sınırından 166, El Rai (Çobaney) sınırından 22, Cerablus’tan 20 cenaze, Cindirês’te ise 15 cenaze nakledildi.

Deprem bölgesindeki mülteciler Suriye’ye dönüyor

Şarku’l Avsat’ta yer alan haberde ise, depremlerin ardından özellikle yakınlarını kaybeden yüzlerce mültecinin Suriye’ye döndüğü belirtildi. Gazeteye konuşan Ahmed adlı Suriyeli genç önce depremde kaybettiği yakınlarının cenazesinin gönderdiğini, şimdi ise kendisinin Suriye’ye döndüğünü söyledi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, Türkiye’de depremler nedeniyle 3 bin 841 Suriyelinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Suriyeli aktivist Taha el Gazi ise, Mereş merkezli depremlerde şimdiye kadar Suriyeli 6 bin 100 mültecinin yaşamını yitirdiğini belirtti.

HABER MERKEZİ

#SOHR #Türkiyeden #Suriyeye #bin #cenaze #gönderildi