Ana Sayfa Blog Sayfa 945

Abdullah Öcalan: Kırılış reaksiyonu başlamıştır

PKK Lideri Abdullah Öcalan, ekolojik krizin modernite döneminde patlak vermesinin tesadüf olmadığına dikkat çekerek, ‘Kırılış reaksiyonu başlamıştır. Nasıl durdurulacağı kestirilememektedir. Elbette bu gidişata doğanın vereceği yanıtlar da olacaktır’ diye belirtiyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan ve 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesiyle devam eden uluslararası komplo 24’üncü yılını geride bıraktı. Abdullah Öcalan, Türkiye’ye getirildiği günden bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutuluyor.

Abdullah Öcalan, cezaevi sürecinde yazmış olduğu savunmalarında aşırı kar hırsının ve tekelciliğin toplum karşıtlığına dönüştüğüne dikkat çekerek, ekolojik dengenin bozulmasının felaketler zincirine yol açacağına işaret ederek adeta günümüzde yaşanan ve binlerce insanın ölümüne yola açan depremlerin nedenlerine ışık tutuyor.

Tekelcilik ve toplum karşıtlığı

Abdullah Öcalan, savunmalarında ekolojiye dair yaptığı değerlendirmesinde tekelciliğin ve toplum karşıtlığının tüm canlıları ve çevreyi nasıl tehlike altına koyduğuna dikkat çekerek şunları ifade ediyor: “Belki de hiçbir sorun ekolojik olanlar kadar kâr-sermaye düzenlerinin (örgütlü şebekeler) gerçek yüzünü bütün insanlığın gündemine oturtacak önem ve ağırlıkta olmamıştır” diyerek. Kâr ve sermayenin (tarih boyunca tüm askeri, ekonomik, ticari ve dinsel tekellerin toplamı olarak) uygarlık sisteminin bilânçosu sadece toplumun her yönden çözülüşü (ahlâksızlık, politikasızlık, işsizlik, enflasyon, fuhuş vb.) değil, tüm canlıların yaşamıyla birlikte çevrenin de tehlike altına girmesi olmuştur. Tekelciliğin toplum karşıtlığını bu gerçeklerden daha çarpıcı olarak neyle kanıtlayabiliriz ki?

Ekolojik denge zinciri

“Toplumun üstünde kâr-sermaye tekeliyle örgütlenen bazı grupların marifetiyle çevre halkalarından ciddi kopuşlar olursa, evrimsel felaketler zincirlemesine tüm çevreyi, bu arada toplumu da kıyametle karşı karşıya bırakabilir” diyen Abdullah Öcalan, ekolojik dengenin bozulmasının felaketler zincirine yol açacağına işaret ederek, “Zekâ ve esneklik payı diğer tüm canlılara göre en yüksek bir doğa olarak tanınsa da, insan toplumu da son tahlilde canlı bir varlıktır. Dünyalıdır, çok hassas düzenlenmiş bir iklimsel ortamın, bitkiler ve hayvanlar dünyasının evriminin ürünüdür. Dünyamızın atmosfer ve iklimi ile bitkiler ve hayvanlar âleminin bağlı olduğu düzenlilikler, hepsinin toplamı olması itibariyle insan toplumu için de geçerlidir. Bu düzenlilikler çok hassastır. Birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Âdeta bir zincir oluştururlar. Bir halkası koptuğunda zincir nasıl işlevsiz hale gelirse, evrim zincirinin ciddi bir halkası koptuğunda da tüm evrimin etkilenmesi kaçınılmaz olur” Abdullah Öcalan, toplumsal gerçekliğin insan eliyle inşa edildiği için bozulduğunda düzeltilebileceğini vurgulayarak, “Ekoloji bu gelişmelerin bilimidir. Bu nedenlerle de çok önemlidir. Toplumun iç düzenliliğinin herhangi bir nedenle kırılması insan eliyle yeniden düzenlenebilir. Nihayetinde toplumsal gerçeklik insan eliyle inşa edilen gerçekliktir. Fakat çevre böyle değildir” diye belirtiyor.

Doğa canlı ve zekâlıdır

“Bitkiler ve hayvanlar dünyasında yaşanan yıkımların sonuçları belki de tam anlamıyla ortaya çıkmış değildir” diyen Abdullah Öcalan, “Unutmamak gerekir ki, çevre halkaları milyonlarca yıllık evrimle oluşmuştur. Genelde son beş bin yıllık, özelde son iki yüz yıllık tahribatlar, milyonlarca yılın evrim halkalarından binlercesini koparmayı daha kısa sayılabilecek bu zaman diliminde gerçekleştirmişlerdir. Kırılış reaksiyonu başlamıştır. Nasıl durdurulacağı kestirilememektedir. Atmosferde başta karbondioksit (CO2) oranı ve diğer gazların yarattığı kirlenmenin, mevcut haliyle yüzlerce, hatta binlerce yıl temizlenemeyeceği öngörülmektedir. Bitkiler ve hayvanlar dünyasında yaşanan yıkımların sonuçları belki de tam anlamıyla ortaya çıkmış değildir” diyen Abdullah Öcalan, Ekolojinin de canlı ve zekâsının olduğunu işaret ederek, “Ama her iki dünyanın da en az atmosfer kadar S.O.S işareti verdiği açıktır. Denizler ve ırmakların kirlenmesi ve çölleşme daha şimdiden felaket sınırlarına dayanmıştır. Tüm belirtiler kıyametin doğal dengenin bozulması sonucunda değil, bir kısım şebekeler halinde örgütlenmiş gruplar eliyle topluma yaşatılacağını göstermektedir. Elbette bu gidişata doğanın vereceği yanıtlar da olacaktır. Çünkü o da canlı ve zekâlıdır. Onun da tahammül gücünün sınırları vardır. Direnmesini yerinde ve zamanında gösterecek, bu yer ve zaman geldiğinde insanların gözyaşlarına bakmayacaktır. Çünkü kendilerinin yeteneklerine, bahşedilen değerlere ihanet etmekten hepsi sorumlu tutulacaktır. Kıyamet de böyle öngörülmüş değil miydi?” diye soruyor.

Plazalardaki Firavun ve Nemrutlar

Nemrutlar ve Firavunları şimdiki tekellere benzeten Abdullah Öcalan, devamına şunları ifade ediyor: “İnsanlık tarihinde kendi kaleleri ve piramitlerine çekilen Nemrutlar ve Firavunların akıbetine ilişkin çok şey anlatılır. Nedeni açıktır. Ne de olsa Nemrutlar ve Firavunlar da gerek kişi gerek düzen olarak, tanrısal idealar taşıyan birer TEKEL idiler. Evet, hep kâr peşinde koşan sermaye tekellerinin ilkçağda en görkemli örnekleriydiler. Şimdiki kentlerde PLAZA’lara çekilen tekellere nasıl da benziyorlar! Tabii ki aralarında özde olmasa da biçimde farklar vardır. Kale ve piramitler tüm görkemliliklerine rağmen günümüzün plazalarıyla yarışamazlar. Kaldı ki, sayı olarak hiç yarışamazlar. Toplasanız tüm firavunlar ve nemrutların sayısı birkaç yüzü geçmez. Ama çağdaş firavunlar ve nemrutların sayısı şimdiden herhalde yüz binleri geçmiştir. İnsanlık eski çağlarda birkaç nemrut ve firavunun ağırlığını çekemedi. Bu kadar inleyip durdu. Peki, tüm çevre ve toplumu çözülüşe uğratan yüz binlercesinin ağırlığını daha ne kadar çekecek? Yol açtıkları bunca savaşın, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun neden olduğu acıları ve ahları nasıl dindirecek?”

Kaynak: ANF

#Abdullah #Öcalan #Kırılış #reaksiyonu #başlamıştır

‘Torunlarım donarak can verdi, buna razı olmayacağız’

Elbistan’da Terzi ailesinden 3 kişi enkaz altında yaşamını yitirdi. Kızını ve iki torununu kaybeden Hacı Terzi, enkaza zamanında müdahale edilmediği için ‘donarak öldüklerini’ söyledi ve ‘Buna hiç razı olmayacağız’ dedi

Mereş merkezli yaşanan yıkıcı depremde binlerce insan ihmal ve geç müdahale sonucu donarak hayatını kaybetti.

Elbistan’daki Terzi ailesinden 3 kişi, depremde yıkılan İsmailağa Apartmanı’nda 11 kişiyle birlikte enkaz altında hayatını kaybetti. Perihan Terzi ve çocukları Doğan ile Duran, enkazın altında kalırken, bir çocukları bulduğu bir boşluktan çıkarak kurtuldu.

Depremin üzerinden 4 gün geçtikten sonra apartmanın yıkılmasıyla arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Aynı gün aile üyelerinin donmuş cenazelerine ulaşıldı.

Depremin üzerinden 5 gün geçtikten sonra aile üyeleri hastane morgundan alınarak, Nergele/Gözpınar Mahallesi’nde toprağa verildi. Cenaze töreninde iki torunu ve kızlarını kaybeden Ayşe Terzi’nin ağıtları ise hiç dinmedi.

İki torunu ve kızını kaybeden Hacı Terzi, o gün enkaza gidemediği için iç geçiriyor. “Donarak öldüler, donarak can verdiler. ‘Beni enkaza götürün, ben onları kurtarayım’ dedim ama yollar izin vermedi” diyen Terzi, yaşadıklarını anlattı.

‘Acımızın ilacı yok’

Hacı Terzi

Terzi, “Biz, köy evinde otururken deprem oldu. Çocuklarımın altında kaldığı enkaza gitmek istedik ama kar yolları kapattığı için gidemedik. Deprem günü ben bastonumu bile alamadan evden çıktım ve evimiz yandı. Keşke iki torunum ve kızımdan kara haber gelmesiydi de ben orada yanıp ölseydim. Bu acıyı duymasaydım da ölseydim. Ben, 8 gündür onların sesini duyamadım, boyunlarından öpemedim. Nerde kaldılar, neden gelmediler? Onlar donarak can verdiler. Deprem olduktan 6 gün sonra cenazelerini getirdiler ve hepsi donmuştu. Cenaze yıkanırken gözleri açıktı. Belli ki kurtaracak bir kişi bekliyorlardı ama gözleri yolda ve açık gittiler; kurtaramadılar onları. Buna hiç razı olmayacağız. Bu derdimizin artık ilacı yoktur” dedi.

‘İsyanımı sizin aracılığınızla dile getiriyorum’

Sürekli “Donarak öldüler, donarak can verdiler” diyerek isyan eden Terzi, “Siz olmasanız ben derdimi kime anlatayım. Ben birini bekliyordum derdimi anlatacak, siz geldiniz. Erken müdahale edilseydi, onlar ölmezlerdi. Keşke diyorum, ben orda olsaydım da o enkazı tırnaklarımla kazıyıp onları çıkarsaydım. İsyanımı sizin aracılığınızla haykırmak istiyorum”

‘Annemin bana vedası olduğunu anlamalıydım’

Halil Terzi

Annesini ve iki kardeşini kaybeden Halil Terzi de isyanını şu sözlerle dile getiriyor: “Ben yurtdışından geldim. Üç gün boyunca onlara müdahale edilmedi. Müdahale edilseydi, mutlaka kurtulurlardı. Depremin olduğu dakikada annemle konuşuyordum, annem ağlayarak telefonu kapattı. Onun bana bir vedası olduğunu anlamalıydım. Depremin üçüncü günü kepçeler girdi ve annem ile iki kardeşimin cenazesini çıkardık. Kardeşimin Doğan koltukta otururken hayatını kaybetmişti, diğer kardeşim ellerini kafasının altına koymuş ve buz tutmuştu. Annem de merdivenlerde hayatını kaybetmiş. İnsanlar nasıl ölüme terk ediliyor? Bir enkaza 3 gün sonra nasıl müdahale edilir? Biz, soğuktan dışarıya çıkamazken, onlar enkazın altında 3 gün beklediler ve donarak çıkarıldılar.”

Haber: Adnan Bilen / MA

#Torunlarım #donarak #verdi #buna #razı #olmayacağız

Irak Başkanlık ofisinden açıklama: Türkiye’nin kimyasal silah kullanımı araştırılacak

Irak Başbakanlık Ofisi, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde kimyasal silah kullanımının araştırılması için talimat verdi

Irak Parlamenteri Soran Ömer, Başbakanlık Ofisi imzalı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde kimyasal silah kullanımının araştırılması talimatı yer alıyor.

Irak Başbakanlık Ofisi imzalı açıklamada, Irak Hükümetine bağlı komisyonların ve Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi topraklarına yönelik saldırılarında fosfor vb. kimyasal silah kullanımını incelemeleri istendi.

Kaynak: RojNews

#Irak #Başkanlık #ofisinden #açıklama #Türkiyenin #kimyasal #silah #kullanımı #araştırılacak

Meğer devlet korucusunu koruyormuş!

Depremde en fazla etkilenen yerlerin başında gelen Semsûr’un köylerindeki durum şehir merkezinden farksız değil. Birçok köyün yerle bir olduğ bölgede devlet korucu olan köye yardım götürürken diğer köyler ise 9 gündür kaderine terk edilmiş durumda

Reyhan Hacıoğlu – Semsûr

Enkazlardan yolda yürümenin bile zor olduğu Semsûr’da depremin üzerinden 9 gün geçti. Su yok, elektrik yok… İlk günler gıda ağırlıklı gelen yardımların arasında artık top top kefen geliyor kente… Deprem bölgesinde duyduklarımız ise daha korkunç. Örneğin bir doktor, ikinci depremde çıkarılamadıkları için sadece bir hastanede 35 bebeğin öldüğünü duymak gibi.

Depremde görmezden gelen yerlerin başında gelen köyler, şehir merkezi ve ilçelerden farksız değil. Bölgede HDP’li bir ekip köy köy dolaşıp ihtiyaçları belirliyor. İmkan bulmuşken bende ekiple Çelikhan köylerine gittim.

İlk göze çarpan AFAD

İlk durağımız Palanlı köyü oluyor. Köye girer girmez dikkatimi çeken ilk şey AFAD çadırları oluyor. Bunu görenler bu duruma şaşırmıyor değil. Merkezde halka yetişmeyen AFAD dağ köyüne kadar geldiyse demek çalışıyorlar(!) diyesi geliyor insanın. 2 kişinin hayatını kaybettiği köyde yardım depremin 3’ncü günü gelmiş. Köydeki birçok aile soğuk havadan korunmak için ilk 3 gün inekleriyle aynı yerde kalmış. Köyden ayrılmadan önce köyün korucu köyü daha doğrusu çadır sahiplerinin korucu olduğunu öğreniyoruz. Devlet korucusunu korumuş meğerse… Birçok yere yetişmeyen çadırların hikmeti buradan geliyormuş meğer.

Devlet değil halk yetişti

Ardından çıkıp Aksu köyüne doğru yol alıyoruz. 11 kişinin hayatını kaybettiği köye henüz bir yardım ulaşmış değil. Yıkılan evlerin enkazı yerde. Devletin görmediği köye bölgeden gelen gönüllüler tek uğramış ve yardımda bulunmuş. Onlar da sadece gıda bırakabilmişler. Evler yerle bir olmuş. Çadır ise bir elin parmaklarını geçemeyecek kadar. Onu da karakoldan edinebilmişler. Köydekiler de “Bize devlet değil halk yetişti” diyor haliyle. Kızgınlar, öfekliler bu kadar yaşananlar karşısında.

Devletli ve devletsiz iki hal

Ardından çıkıp Recep Köyüne gidiyoruz. Köyün girişinde yaşlı bir teyze bizi yardıma gelen bir ekip olarak düşünmüş ola ki başladı “Devlet elinden geleni yapıyor. Bize bakıyor” diyerek devleti övmeye koyuluyor. Yanımızda bulunan bir arkadaş “Teyze biz devlet değiliz” deyince bir rahatlayıp yaşadıklarını anlatıyor. 32 kişinin yaşadığı köyde 3 ev yerle bir olmuş durumda. Köyün dört yaralısı var ve onlara da ilk yetişen gönüllüler olmuş.

Çok şükür kurtulduk

Köylüler el birliğiyle bir çadır kurmuş ve herkes orada ısınmaya çalışıyor. Kemaramızı çadıra çevirdiğimizde köylüler, “Çek, çek Erdoğan’a, Soylu’ya gösterin” diyerek yaşadıkları trajediyi anlatıyor.

Buradan ayrıldıktan sonra ise üç köye daha uğruyoruz. Oralarda fazla bir hasar yok. İhtiyaçlarını öğrenip geçiyoruz. Konuştuğum hemen herkesin derdi ortak. “Çok şükür kurtulduk” diyorlar. Cenazelerini bulanlar ise kendilerini şanslı sayıyor.

Peki ya şimdi?

Dağ köylerinde hava daha soğuk ve elektirik hala yok. Enkaz için bile 9 gündür uğramayan “devletin” kendilerini ne zaman hatırlayacağını kestirmek zor. Köylüler ölülerini kendileri gömmüş, çadırlarını kendileri kurmuş. “Peki ya şimdi?” sorusu ise akıllarındaki en büyük soru işareti.

#Meğer #devlet #korucusunu #koruyormuş

Kılıçdaroğlu: Anayasa çok açık, seçim ertelenemez

Bülent Arınç’ın seçim ertelenmeli çıkışını değerlendiren Kemal Kılıçdaroğlu ‘Anayasa çok açık, seçim ertelenemez’ dedi

Mereş’in Bazarcix ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen depremlerin ardından seçimlerin ertelenebileceği tartışmaları gündemde yerini almaya başladı.

AKP’nin eski yöneticilerinden ve partinin kurucuları arasında yer alan Bülent Arınç’ın ‘seçim ertelensin’ çıkışı sonrası gözler muhalefet partilerine çevrildi.

Konuya ilişkin Murat Yetkin‘e konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Anayasa çok açık. Ancak savaş halinde seçim ertelenebiliyor. Savaş olmadığına göre seçim ertelenemez” dedi.

Arınç’ın çıkışı

Kılıçdaroğlu, Bülent Arınç’ın seçimlerin bir defaya mahsus ivedilikle ertelenmesi gerektiğine yönelik açıklaması için, “Ne demek bir defaya mahsus? Bu ifade ‘bir kişiye bir sefere özgü bir hukuk normu oluşturalım’ demektir. Demokrasilerde böyle bir anlayış yoktur. Kabile devletlerinde bile bu olmaz. Kaldı ki Anayasa hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar gayet açıktır. Yine Anayasada, hiç kimseye, sınıfa, zümreye imtiyaz tanınamaz diye bir madde de var” dedi.

Seçim tarihi belirlensin

Kılıçdaroğlu, “Seçimin ertelenmesi taleplerinin altında seçimden kaçma iradesi var. Ancak bu iradeyi YSK üzerinden hayata geçirmek yani kendi çıkarlarına göre bir defaya mahsus özel kararlar aldırmak istiyorlar. Sayın Arınç’ın açıklaması bunu gösteriyor. Tekrar ediyorum; kimseye özgü hukuk normu oluşturulamaz. Yapılması gereken, ister erken seçim olarak 14 Mayıs, ister zamanında 18 Haziran olsun, ivedilikle seçim tarihinin belirlenmesidir. Seçimden kaçmanın hiç kimseye bir yararı yoktur. Ancak zararını tüm ülke çekecektir” diye konuştu.

ANKARA

#Kılıçdaroğlu #Anayasa #çok #açık #seçim #ertelenemez

Binler enkaz altındayken AKP seçim zarfı göndermiş

Yurttaşlar deprem sonrası dayanışmayla yaralarını sararken AKP seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan gençlere seçim için zarf gönderdi

Mereş merkezli depremlerde 30 bini aşkın yurttaş hayatını kaybetmiş yurttaşlar ise deprem sonrası oluşan zararı gidermek için dayanışmayla yaralarını sararken AKP seçim kampanyasına devam etti.

MA’dan Zeynep Durgut’un haberine göre AKP Gençlik Kolları Başkanlığı tarafından Türkiye’nin birçok noktasına ilk kez oy kullancak gençlerin adına zarflar gönderildi. Zarflarda AKP gençlerden oy talebinde bulundu.

PTT üzerinden

Silopiya Belediyesi’nin HDP’li Meclis Üyesi Fehime Saruhan, bu zarflardan depremin 3’üncü günü yeğenlerine de geldiğini belirtti. AKP iktidarının depremzedeler için seferber olması gerekirken, oy peşinde olduğunu belirten Saruhan, “Depremin 3’üncü günü PTT tarafından bizlere bu zarf getirildi. Zarfı açtığımızda ise içinden kağıtlar çıktı. ‘İlk oyum AKP’ye’ yazılıyordu.  Gençler adına kendileri karar veriyor. Burada ‘kime oy vereceğinize biz karar veriyoruz’ sonucu ortaya çıkıyor. Gençlerin ne düşündüğü, kime oy vereceklerini esas almıyorlar. Zarfta ‘sinemaya ilk gidişin, ilk aldığın telefon, ilk uzun yürüyüşün, ilk tatilin’ gibi 8 madde var. Bunlarla gençleri kandıramayacaklar. Hem ahlaki olarak hem de kültürel olarak bir asimilasyona yol açıyorlar. 18 yaşında ki bir bireyin yapmaması gereken şeyleri yapmalarını öğütlüyorlar” diye belirtti

Zarfa harcayacaklarına depremzedelere harcasınlar

AKP’nin ülkenin durumunu fırsata çevirme derdinde olduğunu söyleyen Saruhan, “Bir değil bin zarfta gönderseler bizim oyumuz bellidir. Depremin üzerinden günler geçti ama hala devletin gitmediği yerler var. Gençlerimiz AKP’ye oy vermeyecek kadar bilinçliler. Böyle bir süreçte bunun peşine düşmüşler. Bu zarflara harcayacakları masrafı depremzedelere harcasınlar” ifadelerini kullandı.

ŞIRNEX

#Binler #enkaz #altındayken #AKP #seçim #zarfı #göndermiş

Depremin üstünden 9 gün geçti: Halk seferberlik halinde yararlarını sarıyor

Binlerce yurttaşın hayatını kaybettiği depremin üstünden 9 gün geçti ancak bölgede yaşanan eksiklikler giderilemedi. İktidar krizin içinden çıkabilmek için yurttaşlardan para talebinde bulunurken depremzedeler enkazların başında bir umut bekelemeye devam ediyor

Mereş’ın Elbistan ile Bazarcix (Pazarcık) ilçelerinde 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen, 10 ilde de yıkıma neden depremin üstünden 9 gün geçti.

Resmi rakamlara göre 31 bin 643 yurttaşın hayatını kaybettiği depremde uzmanalr can kaybının görünenden daha fazla olduğunu söylüyor.

Bölgeye giden meslek örgütleri ise deprem sonrası yürütülen faaliyetlerin eksikliklerini yaşanan sorunları kamuoyu ile paylaşmaya başladı. AFAD’ın müdahalede gecikmesi, kamu kurumlarının depremde yıkılması ve koordinasyonsuzluk bu sorunların başında geliyor.

TMMOB binaların yapı denetimine tabi tutulmadığını ifade ederken TTB iktidarı salgın hastalıklar konusunda uyardı. Ayrıca çadır kentleri de inceleyen TTB heyeti AFAD’ın çadır kentlerde sağlıklı yaşam için bir önlem almadığını açıkladı.

Gezi tutuklusu mimar Mücella Yapıcı ise geçtiğimiz senelerde Hatay konusunda bir rapor hazırladıklarını ancak iktidarın bunu dikkate almadığını açıkladı.

Öte yandan Halkalrın Demokratik Partisi başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından deprem bölgesine gelen sosyalistler ise kurdukları dayanışma ağları ile halkın yaralarını sarmasına yardımcı oluyor. Dayanışmayı büyüten toplumsal muhalefet temsilcileri çadır kentler ile barınma sorununa çözüm ararken, aş evleri ve sağlık hizmetleri ile halkla dayanışma içinde.

09:21: Depremin ilk iki günü yolu açılmayan ve enkazın altında 150 kişinin kaldığı Mereş’in Nurhak ilçesine bağlı Kullar Mahallesi, neredeyse haritadan silindi. Mahallelilerin verdiği bilgiye göre; en az 120 kişi hayatını kaybetti, enkaz altından ise 60’a yakın kişi sağ olarak çıkarıldı. Yine mahallede yüzlerce hayvan da enkaz altında kalarak can verdi.

Mahallede yaşayan Ali Şahin, “Şu an köyde elektrik yok, su yok. Bizim için en büyük sıkıntı şuan bu. Hayvanlarımı besleyemiyorum. Hayvanlarımıza su bile veremez durumdayız. Tüccarlar buraya akın ediyor. Çünkü 30 bin TL olan bir hayvana, 15 bin TL veriyorlar. Biz de mecburen satmak zorunda kalıyoruz. Depremde gelinimi kaybettim, malım gitse ne olur? Bir kamyonum var ve oraya battaniye koyarak yaşamaya çalışıyorum. Şuan sadece yaşamaya ve ölmemeye çalışıyoruz” diye anlattı.

08:40: Mereş’in Elbistan ilçesi deprem sornası büyük bir yıkımla karşılaştı. Devlet kurumları ise yardım getirmekte gecikti. Burada yaşayan Terzi ailesinden 3 kişi, depremde yıkılan İsmailağa Apartmanı’nda 11 kişiyle birlikte enkaz altında hayatını kaybetti. Perihan Terzi ve çocukları Doğan ile Duran, enkazın altında kalırken, bir çocukları bulduğu bir boşluktan çıkarak kurtuldu. Depremin üzerinden 4 gün geçtikten sonra apartmanın yıkılmasıyla arama kurtarma çalışmaları başlatıldı. Aynı gün aile üyelerinin donmuş cenazelerine ulaşıldı.

Ayrıntılar geliyor..

#Depremin #üstünden #gün #geçti #Halk #seferberlik #halinde #yararlarını #sarıyor

Kadın Koalisyonu Afet Koordinasyon Ağı Kuruldu

Mereş merkezli depremlerin ardından kadınlar ve LGBTİ+’lar için Kadın Koalisyonu Afet Koordinasyon Ağı kuruldu

Kadın Koalisyonu, Mereş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından yaşanan yıkımın onarımına katkı sunmak amacıyla bir Afet Koordinasyon Ağı kurdu.

Yapılan açıklama ile yaşanan olumsuzluklardan en fazla etkilenen kesimin kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar ve toplumda diğer dışlanan gruplar olduğu, bu süreçte kaynaklarla ihtiyaç sahipleri arasında köprü kurmak, hak ihlalleri ile mücadele etmek ve kadın örgütlenmelerinin afet yönetiminin her aşamasında etkin olarak yer almasını sağlamak amacıyla Afet Koordinasyon Ağı kurulduğu belirtildi.

Kamu ve sivil tüm imkanların seferber edilmesi gerekirken OHAL ilanı ile sürecin sorgulamaya ve katılıma kaplı biçimde tek elden yürütülmek istenmesi eleştirilen açıklamada, “Bugüne kadar kadınları, LGBTİ+’ları korumayan patriyarkal anlayışın afet bölgesinde tüm grupların ihtiyaçlarını karşılayacak hizmetleri sunmadı. Patriyarkaya, onun dayattığı hayata ve politikalarına karşı Türkiye’nin dört bir yanından feminist, kadın ve LGBTİ+ örgütleri olarak Kadın Koalisyonu’nda bir aradayız. Her koşulda buradayız! Türkiye’nin dört bir yanında örgütlenmelerimiz ve her türlü olanağımızla, onlarca yıllık mücadelemizden edindiğimiz deneyimi, birikimi paylaşmak için yurttaş dayanışmasında yerimizi alıyoruz” denildi.

HABER MERKEZİ

#Kadın #Koalisyonu #Afet #Koordinasyon #Ağı #Kuruldu

Devlet ve deprem

Deveyi havuduyla yutan Erdoğan yönetimi, Türkiye ve Kürdistan’ın aktif bir deprem kuşağında olduğunu bilmesine rağmen hiçbir önlem almadı. Zira onların gözünde güçsüzlerin veya ‘çulsuzların’ kanı ucuzdur

Dr. İsmet Konak

“Devlet, mülk sahibi sınıfın mülksüzlere karşı kurguladığı bir komplodur” diyordu ilk Rus sosyalisti Aleksandr Herzen. Mülk sahibi sınıf çulsuzlaştırır, bireyi paryalaştırır. Onun can ve mal güvenliğini dikkate almaz. Sadece sadık bir “ücretli köle” olarak yaşamasına izin verir. Bu yüzden özgürlük, bireyin kendi emeğinin efendisi olmasıdır. Anarşist ideolog Pyotr Kropotkin bu bağlamda der ki emeğinin ücretlendirilmesine izin veren kişi, zamanla sermayenin kölesi olmayı kabul eder.

Türkiye ve Kürdistan toplumu hiçbir ahlakî değer ve hukuksal ilke tanımayan, halkı “yılkı atı” olarak gören bir yönetici kliğin demir ökçesi altında yaşamaktadır. O yönetici kliğin tek bir meşguliyeti var, o da halkın müştereklerini “kaparozlamaktır.” Bu klik Teselya Kralı Erysichthon gibi doymak bilmez. Deveyi havuduyla yutan Erdoğan yönetimi, Türkiye ve Kürdistan’ın aktif bir deprem kuşağında olduğunu bilmesine rağmen hiçbir önlem almadı. Zira onların gözünde güçsüzlerin veya “çulsuzların” kanı ucuzdur. Yaklaşık 84 milyar liralık deprem vergisinin akıbeti belli değil. Bu paraya 800 bin konut yapılabilirdi. Mereş depreminde nerdeyse 10 bin konut yerle bir oldu. Eğer afet bakanlığı kurulmuş olsaydı ve depremlere hazırlık yapılmış olsaydı bugünkü acılar yaşanmayacaktı. Binlerce insan, devlet ricalinin keyfi sunağına kurban gitti. Ortada volksstaat (halkçı devlet) adına hiçbir kırıntı yok. Tam aksine kurbanına karşı netameli labirentler kazan son derece sinsi bir porsuk var. Maksim Gorki’nin deyimiyle devlet, sermaye gruplarının kör solucanlar gibi birbirine sokuldukları karanlık bir kuyuya dönmüş vaziyette. Toplumun “yazgısı” maalesef bu kör solucanların elinde.

AKP döneminde büsbütün bir raiyyeleştirme siyaseti yürütüldü. İtaat, beraberinde “reis kültü” yarattı. Erdoğan merkezli bir otoritarizm tecessüm etti. Toplumun bir kısmı Erdoğan’ı huşu içinde eğilmesi gereken bir “put” olarak görmeye başladı. Lakin tabulaştırma ve putlaştırmanın bedeli ağır oldu. Bireyin yazgısını aslına yaptığı siyasi seçimler ve ideolojik tercihler belirler. Eğer bir hükümet “muhtekir” ise, ilk seçimde cezası kesilmelidir. Ona şans tanımak, yolsuzluklarını görmezden gelmek veya rant pastasına ortak olmanın bedelleri her zaman ağır olur. Tüm otokrasiler, halkı ahlaksızlaştırarak suçlarına ortak ederler. Suç ortaklığı üzerinden bir meşruiyet zemini yaratmaya çalışırlar. Hatay’daki Rönesans Rezidans, tam da bu suç ortaklığına iyi bir örnektir. “Cennetten bir kare” diye reklamı yapılan bina yaklaşık 1000 kişiye “cehennem” oldu. Müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun tüm bu yıkımdan sonra yakalandı. Tıpkı o Hıristiyan özdeyişte olduğu gibi Erdoğan rejimi “kişiyi tedavi etmek için önce yaralamaktadır.” Halbuki bu tedbir zamanında alınmalıydı. Ne diyordu Can Yücel, “bisikletin gidonunu zamanında çevireceksin, düşmemek için.”

Hasıl-ı kelam deprem “mutat” bir vakıadır. En basit tanımıyla yer kabuğunda biriken enerji veya stres sismik bir dalga yaratır. Bu dalga yeryüzünde sarsıntılara sebep olur. Rasyonel bir kentleşme, yapı denetim sistemi, mühendislik ve zemin etüdü ile hazırlık yapılabilirdi. Ancak tek kişinin imam, yargıç, polis, asker, rektör, kapıcı, yönetici, cankurtaran olduğu bir nizamda “depreme hazırlık” hayalcilik olur. Merkeziyetçi rejimler sadece kendi bekasını düşünür. Elinde bıçkı ile gezen bir tirandan “huzur-u âlâ” beklemek tek kelime ile maceracılıktır.

#Devlet #deprem

Tecrit, Türkiye’ye zarar veriyor

Noam Chomsky, Michael M. Gunter ve Raúl Zibechi, Abdullah Öcalan’a yönelik tecridi gazetemize değerlendirdi

Hüseyin Kalkan

Türk hükümeti uzun yıllardır PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde tecrit politikaları uyguluyor. Abdullah Öcalan, 22 aydır ailesi ve avukatları ile görüştürülmüyor. Tennessee Teknoloji Üniversitesi’nde Profesör Dr. Michael M. Gunter, Amerikalı dilbilimci, filozof Noam Chomsky, gazeteci ve yazar Raúl Zibechi, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit politikasını, Kürt halkına yönelik savaş politikalarını ve Paris Katliamı’nı gazetemize değerlendirdi.

Tecrit utanç vericidir

Tennessee Teknoloji Üniversitesi’nden Profesör Dr. Michael M. Gunter, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uzun süredir tecrit altında tutulduğuna dikkati çekerek bunun bir hak ihlali olduğunu söyledi. Tecridin hatalı bir politika olduğunun altını çizen Gunter, “1978-79 akademik yılında Ankara’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Kıdemli Fulbright öğretim üyesiydim. Türkiye ve Kürt meselesi ile ilk tanışmam burada oldu. O günden beri birçok kez Türkiye’ye gelip gittim fakat pandemiden beri gidip gelemiyorum. Cumhurbaşkanınız Erdoğan’a hayrandım ama tabii ki yıllardır Kürtlerin aleyhine aşırı milliyetçi bir Türk çizgisini izliyor. Büyük ölçüde Türk hükümetinin hatası olan ateşkesin Temmuz 2015’te bozulmasından bu yana Abdullah Öcalan ile iletişim kurulmasına izin vermemesi bence bir utanç. Hatırlayacağınız gibi o dönemde barış için büyük bir umut vardı ve Öcalan burada çok önemli bir rol oynadı ki bu Türk hükümeti ve dolayısıyla Erdoğan tarafından kabul edildi ve hatta takdir de edildi. Öcalan’ın tecrit edilmesiyle ilgili elbette daha iyi bir tarih var. Ancak bugün Türk hükümetinin Öcalan’ı tecrit ederek hatalı bir politika izlediğini düşünüyorum. Türkiye’ye zarar veriyor. Erdoğan sadece yakın siyasi geleceğini düşünüyor ve bu nedenle Kürt meselesinde taviz vermiyormuş gibi görünmek istiyor. Bununla birlikte, Türkiye Cumhurbaşkanı daha ileri bir görüşe sahip olsaydı, Türkiye’ye bırakabileceği çok daha önemli ve olumlu bir mirasın, tüm Kürt nüfusuyla barış olacağını anlamaya başlayabilirdi. Ancak bu, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması başta olmak üzere pek çok yeni girişimi gerektirmektedir” dedi.

Kimyasal araştırılmalıdır

Türk hükümetinin Federe Kürdistan’da Zap, Avaşîn, Metîna’da kimyasal silah kullandığı bilgisinin araştırılması gerektiğini ve duyurulması gerektiğini söyleyen Gunter, “Bence Türkiye’nin Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığı iddiaları daha fazla duyurulmayı ve araştırılmayı hak ediyor fakat, bildiğiniz gibi, uluslararası gündemde başta Ukrayna olmak üzere çok önemli başka birçok konu daha var. Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarına gelince, bence bu bir rezalet. 13 Kasım’da İstiklal Caddesi’ni ilk olarak kim bombaladı? Bu, Türkiye’nin Rojava’yı bombalamasını haklı çıkarmak için yaptığı bir sahte bayrak operasyonuysa asıl sorumluluk kaynağını gizleme ve suçu başka bir tarafa yıkma niyetiyle işlenen bir eylemdir. O zaman Türkiye kendi kendini bombalamalı!” dedi.

Kürtler muazzam adımlar attı

Fransa’nın başkenti Paris’te Strasbourg Saint Denis Mahallesi’nde bulunan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nde Kürt sanatçı Mîr Perwer (Mehmet Şirin Aydın), KCK Yürütme Konseyi üyesi ve Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nden (TJK-E) aktivist Emine Kara (Evîn Goyî) ve Abdurrahman Kızıl, Aralık ayında katledildi. Bu katliamı değerlendiren Gunter, “Aralık 2022’de Paris’te üç Kürt aktivistin öldürülmesi ise Ocak 2013’te Paris’te işlenen üç cinayetin tekrarıydı. Türk istihbaratının her iki operasyonun da arkasında olduğuna dair pek çok ikinci dereceden kanıt var. Her iki olaya karşı da güçlü protestolar oldu. Bununla birlikte, Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olmaya devam etmesi ve Kürtlerin çok daha küçük bir varlık olması nedeniyle yapabileceklerinin bir sınırı var. Ek olarak, çok önemli başka birçok uluslararası sorun var. Tüm bu olumsuz sorunlara rağmen, Kürtlerin son on yıldır kendi kaderini tayin etme yolunda muazzam adımlar attığı ve gelecekte de atmaya devam edeceği net olmalıdır” diye konuştu.

Tecrit Kürt halkına şantajdır

Gazeteci ve Yazar Raúl Zibechi, tecrit politikalarına karşı PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ve Kürt halkının mücadelesinin ve direnişinin sürdüğünü belirtti. Zibechi, “Öcalan’ın hapsedilmesi ve tecrit altında tutulması tamamen haksızdır. Üzerindeki bu tecridi, direnişi devam ettiği için Kürt halkına yapılan bir şantaj olarak yorumluyorum. Aslında bu, Öcalan’ın rehin muamelesi gördüğü, üstü kapalı iki mesajla bir adam kaçırma olayıdır. Bir, eğer Kürt halkı mücadeleye devam ederse, Türk devleti onlara her şeyi yapabilir, hatta hakları tanınmadığı için onları öldürebilir. İkincisi, bir tür mafya uyarısıdır: Öcalan’a yaptığımızı her Kürt’e, her Kürt kadınına yaparız, onları kaçırırız ve hiçbir savunma yapma inkanları yoktur. Bu bir tür uyarıdır. Dikkat çekici olan şey, bunun işe yaramaması çünkü mücadele devam ediyor” dedi.

‘Erdoğan çaresiz hissediyor’

Zibechi, Paris Katliamı’nın Türk devleti tarafından gerçekleştirildiğini belirterek, “Sözde uluslararası toplumdan pek bir şey beklemiyorum çünkü dünyanın her yerindeki suçlara ortak oluyor. Türk rejimi kendisini güçlü hissediyor çünkü haklı olarak ABD, Avrupa ve Rusya’nın kendisine ihtiyacı olduğuna inanıyor ve uluslararası arenada vazgeçilmez bir aktör olarak oynayabileceğini düşünüyor. İnandığım şey şu ki, Türkiye büyük Avrupa şehirlerinde saldırılar düzenlemeye cüret ediyorsa, bunun nedeni çaresiz hissetmesidir, çünkü Erdoğan zorluklar yaşıyor, özellikle de kendi ülkesinde” diye belirtti.

Halk örgütlenmesi gerekiyor

Dilbilimci, filozof Noam Chomsky, Türk devletinin savaş politikalarına bir an önce son verilmesi için uluslararası toplumun adım atması gerektiğinin altını çizdi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin bitirilmesi ve özgürlüğünün sağlanması için daha çok çabaya ihtiyaç olduğunu belirten Chomsky, “Türkiye, Kürtlere yönelik şu ya da bu biçimde sürdürmekte olduğu kanlı saldırıları bir kez daha tırmandırıyor. Şimdi Suriye’de korkunç bir düzeye ulaşan genişletilmiş saldırıyı, Türkiye içindeki Kürtlere yönelik artan baskıyı, Irak Kurdistanı’ndaki yoğun bombalamayı da aynı anda içeriyor. Uluslararası toplum bu vahşeti sona erdirmek için güçlü adımlar atabilir, ancak bunun için ciddi bir halk örgütlenmesi ve aktivizm gerekecek” dedi.

#Tecrit #Türkiyeye #zarar #veriyor