Ana Sayfa Blog Sayfa 955

‘Eylemleri durdurma çağrısının gereklerini yerine getireceğiz’

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın çağrısı üzerine HSM, çağrıya katıldıklarını ve gereklerini pratikte yerine getireceklerini belirtti.

Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın deprem dolaysıyla yaptığı “eylemlerin durdurulması” çağrısına ilişkin olarak açıklama yaptı. Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) geçtiği habere göre HSM, çağrıya katıldıklarını ve gereklerini pratikte yerine getireceklerini belirtti. HSM’nin yaptığı açıklama şöyle:

“6 Şubat’ta Bazarcix (Pazarcık) merkezli yaşanan deprem büyük bir felakete dönüşmüştür. Bu depremden halkımız büyük bir zarar görmüş ve çok kayıp vermiştir. Kürt, Türk ve Arap halklarından on binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve hala on binlercesinin enkaz altında kurtarılmayı beklediği bu acılı günlerde halklarımız büyük bir ıstırap içerisindedir. Halklarımızın yaşadığı acıyı derinden hissediyor ve paylaşıyoruz. Yaşamını yitiren tüm insanlarımıza Allah’tan rahmet, aile ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Tüm yaralılara acil şifalar temenni ediyoruz.

Halklarımızın acısını dindirmek, yaralarını sarmak büyük bir insani, vicdani ve ahlaki görev durumundadır. Bu günlerin zorluklarını kenetlenerek ve dayanışmayı geliştirerek hafifletmek ve atlatmak, en doğru yaklaşım olacaktır. Bizler de buna destek olmak istiyoruz. Bütün öz savunma güçlerimiz ve yurtsever kurumlar halka destek sunmalı ve yardımda seferber olmalıdır. Özellikle hala hiç kimsenin girmediği ve ihmal edilen kırsal alanlara ve köylere ivedilikle yardım edilmesi bir gerekliliktir. Bu dönemde en önemli insani ve yurtseverlik görevi budur. Bu temelde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı adına Cemil Bayık yoldaşın yaptığı çağrıya olduğu gibi katılıyor ve gereklerinin pratikte yerine getirileceğini belirtiyoruz.”

Kaynak: MA

#Eylemleri #durdurma #çağrısının #gereklerini #yerine #getireceğiz

Erzin’de ne enkaz, ne can kaybı, ne de yaralı var

Hatay’ı enkaz yığınına çeviren depremlerde Erzin ilçesinde ne bir bina yıkıldı ne de bir can kaybı yaşandı. Belediye Başkanı Elmasoğlu, ‘Kaçak yapıya izin vermedik, vicdanım çok rahat’ dedi

Mereş (Maraş) merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler, 10 ilde büyük bir yıkıma sebep oldu. Depremlerin neredeyse tamamen yıktığı, binlerce binanın enkaz yığını haline getirdiği Hatay’ın Erzin ilçesinde ise tek bina bile yıkılmadı.

Depremden ciddi şekilde etkilenen Osmaniye’ye 20, Hatay’a 110 kilometre uzaklıktaki 42 bin nüfuslu Erzin’de can kaybı da yok.

Kaçak yapıya izin vermedik

7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde tek binanın yıkılmadığı, can kaybının olmadığı Hatay Erzin’in Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu, TV5 televizyonunun yayınına katılarak bu süreçte yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Erzinimiz Osmaniye’nin 15-20, Hatay’ın da 110 kilometre uzağında. Buna rağmen çok şükür Erzin’imizde depremin kendisinden kaynaklanan bir can kaybımız olmadı, yaralımız da olmadı, bir enkazımız da olmadı.

İlçemiz adına seviniyoruz. Ancak tabii ki sevincimiz yarım kaldı bütün bu ölümler nedeniyle, biz gerçekten biz de bazen şaşırdık o gün bu kadar sarsıntı yaşadık yani anlatılmaz yaşanır. Ben de tek katlı müstakil bir evde oturuyorum. Çok şiddetli sarsıldık ve hemen çocuklarımızla birlikte kapıya koştuk, zor hareket ediyorduk. Bitmesini bekledik ama bitmek bilmedi. Bir dakikanın üzerinde bir sarsıntıyla biraz hafifleyince apar topar hemen alabileceğimiz eşyaları alır almaz çıktık evden.

Birincisi kendi adıma, benim dönemimle ilgili söyleyeyim; Herhangi bir şekilde kaçak yapıya müsaade etmedim. Bazen de kızdılar bir belediye başkanı olarak bana ‘Senden başka memlekette doğru adam yok mu’ dediler. Hatta biri, üç ay geçmişti seçildikten sonra, uzaktan da bir akrabamız gelir dedi ‘Bize ceza yazılmış, kaçak inşaattan…’ Ben de ‘Yapabileceğim bir şey yok’ dediğim zaman ‘Türkiye’nin tek doğrusu sen misin?’ dediler. Bu kelimeleri kulağımla duydum.

Kendi adıma çok vicdanım rahat, hiçbir şekilde kaçak inşaata izin vermedik. Tabii buna izin vermezseniz de bir yolunu bulup bir şekilde kaçak inşaatı yapan var. Kaçak inşaattan ceza yazdığımız kesimler var. Kaçak yapılaşmanın önünü yüzde yüz kesemezseniz de belli bir aşamada kesebiliyorsunuz. En azından kendi adıma bir sorumluluk duymuyorum.

Benim buna müsamaha göstermem mümkün değil. Eğer böyle bir şey de olursa ben bunun gereğini yapar diye çok açık yüreklilikle söylüyor ve siyaseti buna karıştırmamaya çalışıyorum. İnsanlar da birçok kişiyle de kötü olduk bu nedenle.

Depremden üç beş gün önce bir vatandaşımız selam verdi. Biliyorum biraz sıkıntılı olduğunu. ‘Hayırdır, bir şey mi var?’ dedim. ‘Sen biliyorsun, benim binayı yaptırmadın’ dedi. Başka yerlerde yapıldı şudur budur… ‘Ben kimseye izin vermedim’ dedim bu konuda. Varsa da biz cezasını yazdık, gerekeni yaptık diye insanlar bu şekilde alışmışlardı, yani ben onlara da bir şey diyemiyorum.”

HABER MERKEZİ

#Erzinde #enkaz #kaybı #yaralı #var

Depremin 6’ncı günü: Hayatını kaybedenlerin sayısı 20 bin 665’e yükseldi

Mereş Bazarcix’ta ve Elbistan’da meydana gelen depremin ardından resmi rakamlara göre can kayıpları 1999 yılında Gölcük’te meydana gelen deprem kayıplarını aştı.

Açıklanan son resmi rakamlara göre hayatını kaybedenlerin sayısı 20 bin 665’e yükseldi.

Saat saat yaşananlar

08:30: Depremin en çok etkilediği illerden biri Hatay adeta felaketi yaşıyor. Antakya, Defne, Samandağ ve Kırıkhan’da büyük bir yıkım var. Halen enkaz altında binlerce insan var. Antakya’da arama kurtarma çalışmasından daha çok enkaz kaldırma çalışması var.Bölgede çok yoğun askeri hareketlilik var. OHAL’in ilanından sonra bölgede polis yok asker var. AFAD bölgeye çok geç intikal ettiği için Antakya’da bir gönüllü ordusu oluşmuş.

Türkiye’nin her şehrinden gönüllü Hatay’a gelmiş durumda. Gönüllüler depremzedelere yemek, barınma, sağlık hizmetlerinin yanında arama kurtarma çalışmasına da destek veriyor.

#Depremin #6ncı #günü #Hayatını #kaybedenlerin #sayısı #bin #665e #yükseldi

Deniz Baykal hayatını kaybetti

CHP eksi Genel Başkanı Deniz Baykal hayatını kaybetti

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ölüm haberini, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu duyurdu:

“Genel Başkanımız, Türkiye ve Cumhuriyet Halk Partimizin sevdalısı, Antalya milletvekilimiz, kıymetli büyüğümüz Sayın Deniz Baykal’ın vefatını büyük bir üzüntü ile öğrendim. Bize mücadelelerle dolu bir hayat öyküsünü miras bıraktı. Milletimizin başı sağ olsun.”

HABER MERKEZİ

#Deniz #Baykal #hayatını #kaybetti

Demirtaş: Ne yazık ki deprem rakamları da pandemi rakamları gibi yalan

Depreme ilişkin paylaşım yapan Demirtaş, Covid-19 pandemisini hatırlatarak ‘Ne yazık ki deprem rakamları da pandemi rakamları gibi yalan’ dedi

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sanal medya hesabından, Mereş’te yaşanan depremlere ilişkin paylaşım yaptı.

Demirtaş paylaşımında depremde ‘ölü sayısının gizlendiğini’ ifade etti. Covid-19 pandemisini hatırlatan Demirtaş mesajında, “Ne yazık ki deprem rakamları da pandemi rakamları gibi yalan. Maalesef 100 binden fazla insan halen enkaz altında. Şu anda bile kaybettiğimiz insan sayısı 30 bini geçmiş olabilir” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın depremden etkilenenler için açıkladığı 10 bin liralık destek hakkında ise, “Enkaz altında canından, cananından bir ses bekleyenlere 10 bin TL vermeyi vaat edecek kadar akıllarını, ahlaklarını yitirdiler” dedi.

Demirtaş’ın paylaşımı şöyle:

“Ne yazık ki deprem rakamları da pandemi rakamları gibi yalan. Maalesef 100 binden fazla insan halen enkaz altında. Şu anda bile kaybettiğimiz insan sayısı 30 bini geçmiş olabilir.

İlk andan itibaren, felaketin büyüklüğünü saklayarak infiali önlemeye çalıştılar. Sonuç olarak halkın yardım için harekete geçmesini geciktirdiler. Yatacak yeriniz yok!

Enkaz altında canından, cananından bir ses bekleyenlere 10 bin TL vermeyi vaat edecek kadar akıllarını, ahlaklarını yitirdiler. Bu yaptıklarının, acılı insanlara hakaret olduğunun farkında bile değiller.

Sevgili kardeşlerim, artık bir gerçeği 85 milyonun görüp kabul etmesinin zamanıdır. Bu iktidarın dönemi kapandı, bitti artık. Yaralarımızı, el ele vererek kendimiz sarmaya çalışacağız.

Sonrasında büyük bir değişim hamlesiyle yıkımın altından kalkacak ve küllerimizden yeniden doğacağız. Şimdi, dayanışmayı daha da büyütelim. El uzatılmamış, yaraları sarılmamış tek bir kardeşimiz bile kalmamalı. Çok zor oluyor, çok zor olacak ama beraber başaracağız.”

HABER MERKEZİ

#Demirtaş #yazık #deprem #rakamları #pandemi #rakamları #gibi #yalan

Duruşuyla komployu yendi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesi 1990 yılında devreye konulan bir sürecin ürünüydü. Tüm dünya Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkına karşı adım adım örülen komploya alet oldu

Selman Çiçek

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komployla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilerek, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altına alınmasının üzerinden 24 yıl geçti. Kürt halkı için tarihsel bir kara gün olan bugünün gelişimi uzun bir tarihsel gelişime dayanıyor.

Çiller’in İsrail temasları

1994 yılı kasım ayında dönemin başbakanı Tansu Çillerin İsrail ziyareti, uluslararası komplonun ilk ayağı olarak yorumlandı. Çiller burada İsrailli yetkililer ile ani-terör antlaşması imzaladı. Çiller, dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile yeni süreci başlattı. 1995 Mayıs ayında bu sürecin bir parçası olarak Tansu Çiller, aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’a ateşkes çağrısının bulunduğu bir mesaj yolladı. Ateşkes çağrısına aracılık eden ise YNK lideri Celal Talabani idi.

Öcalan’ın mesajı

Bu öneriyi olumlu karşılayan ve 1995 yılında tek taraflı ateşkes ilan eden Abdullah Öcalan devlete şu mesajı yollamıştı: “Kan dökmekten yana olmadığımızı çeşitli vesilelerle defalarca dile getirdim. Yüzyıllardan beri bir arada yaşayan haklarımızın demokratik bir ortamda ve eşit haklara sahip olarak kardeşçe beraberliği, çabalarımın esasını oluşturmaktadır.”

Suikast ile cevap verdiler

Ateşkesi çözüm için fırsat bilme yerine uluslararası güçlerle planlanan komplonun bir aracı haline getiren Çiller, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’a “Sizden Apo’nun kellesini istiyorum” şeklinde talimat verir. Bu talimatın ardından 6 Mayıs’ta Abdullah Öcalan’a Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ında içerisinde yer aldığı bir ekiple suikast girişimi olur. C-4 patlayıcı ile yapılan saldırıda Öcalan hiçbir zarar görmez. Abdullah Öcalan bu saldırı da Türk-İsrail işbirliğine dikkat çeker.

Kürdistan’da son savaş

Suikasttan bir sonuç almayan Türkiye 14 Mayıs 1997 yılında Federe Kürdistan’a Çekiç Harekatı düzenler. ARGK’nin karşı hamlesi olan “Çeliğe Su Verildi Harekatı”yla Türkiye büyük bir yenilgi alır. Abdullah Öcalan bu savaşa dair yaptığı açıklamada ise savaşın Kurdistan’da yapılan son savaş olduğunu, saldırıların bundan sonra konsept değiştireceğini söylemişti. Bu konsepti ise Abdullah Öcalan’ın daha sonra işaret ettiği uluslararası komplo süreci idi.

Yeni hedef Suriye

Bu savaştan sonra Türkiye’nin hedefi Federe Kürdistan’dan Suriye’ye kaydı. 6 Eylül 1998 yılında Türkiye Abdullah Öcalan’ın ikamet ettiği Suriye’yi hedefleyen ilk şiddetli açıklamayı yaptı. Ne tesadüftür ki 6 Eylül’de dönemin başbakanı Mesut Yılmaz ile İsrail Başbakan’ı Benyamin Netanyahu, Tel Aviv’de bir araya geldi. Görüşme ardından Suriye düşman devlet ilan edildi. Mesut Yılmaz, İsrail dönüşü MGK’yi toplayarak PKK ve dış politikayı tartıştı. MGK’nin ardından Hatay sınırından Cizre’ye kadar 618 km’lik alanda ordu birlikleri konuşlandırdı.

KDP planın içinde

PKK ve Kürtlere yapılan her savaşta Türkiye yanında saf tutan özellikle KDP ve YNK komplo sürecine de ABD’nin planlaması ile dahil oldu. Federe Kurdistan’da bulunan Zap, Avaşîn ve Metina bölgelerine yapılan saldırıya destek veren KDP lideri Mesut Barzani, o dönemde komplo öncesi Ankara’yı ziyaret etti. Başbakan yardımcısı Bülent Ecevit ile yapılan görüşmenin ardından Barzani, PKK ile savaşma sözü verdi. Ankara ziyaretinden oluru alan Barzani, YNK lideri Celal Talabani ile buluşmak üzere Washington’a gitti. ABD, Barzani ve Talabani arasındaki anlaşmazlığa son verildiğini duyurdu. Öcalan daha sonra yaptığı açıklamasında bu anlaşmayı, komplo sürecinin bir parçası olarak yorumladı.

Hafız Esad’ın duruşu

Komplonun Kürt ihanet ayağı oluşturulduktan sonra Suriye’ye baskılar iyice arttı. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ordusuna hitaben yaptığı konuşmasında her türlü saldırıya karşı cevap verebileceklerini söyledi. Esad’ın bu açıklamasına Türkiye’den çok, komplonun asıl yürütücüleri olan uluslararası güçler tepki gösterdi.

Şam’dan ayrılış

Suriye baskılar giderek artarken Türkiye’nin bugüne kadar bütün büyük operasyonlar öncesi olduğu gibi özgür basını hedef aldı. Abdullah Öcalan’ın uydu aracılığı ile bağlanacağı MED TV yayını kesildi. Abdullah Öcalan, daha sonra geliştirilen alternatif bir yöntem ile yayına bağlanarak, 9 Ekim Komplosu’nun kendisine karşı geliştirilen saldırının en büyüğü olduğunu ve komplonun uluslar arası güçlerin organize ettiğini söyledi. Konuşmanın ardından Abdullah Öcalan 9 Ekimde Şam’dan ayrılarak Atina’ya hareket etti.

Yunanistan’a gitti

Abdullah Öcalan 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrıldı ve yönünü Yunanistan’a verdi. Yunanistan’dan sığınma hakkı alınmadığı için girişine izin verilmedi. Siyasetçi Vladimir Jirinovski girişimleri ile Moskova’ya uçma izni alabildi. Ancak orada da sığınma hakkı verilmedi ve Rus yetkililer Abdullah Öcalan’ın ülkede olduğunu inkar ederken ona da ülkeyi terk etmesi gerektiğini söylediler.

Gladio rolü

Suriye’den çıkışında önünde iki yol olduğunu, Yunanlı heyet ile yapılan görüşmeler üzerine rotanın Atina’ya çevrildiğini belirten Abdullah Öcalan, “Suriyeli yetkililerin sorunu çok acil çıkış yapmamdı. Fakat Avrupa’ya çıkışımdan pek de rahat görünmüyorlardı. Bu konuda alternatif yaratmamaları kendilerinin ciddi kusurudur. Atina’ya çıkış aslında hesapta yoktu. Bir fırsattı ve oradaki dostların ciddiyetine inanarak bu fırsatı değerlendirmekten kaçınmadım. Eğer karşılaştığım tablodaki gibi olduklarını bilseydim, kesinlikle çıkış yapmazdım. Burada sorulması gereken soru şudur: Yunanistan’da da çok güçlü olduğu bilinen Gladio bölümü mü acaba bu çıkış senaryosunda rol oynadı? Bu konunun araştırılması gerekiyor. Türkiye’ye teslim edilmemde ABD’nin Türk yönetimiyle sağladığı uzlaşmada, Yunanlılarla olan sorunların çözümünde ilke anlaşmasına varılmış, en azından bu doğrultuda söz alınmış olması ihtimal dahilindedir. Özellikle Ege ve Kıbrıs sorununun çözümünde bu yönde niyet belirtmeleri kuvvetli bir ihtimaldir. Türkiye’nin bu konuda sınırsız tavizkâr tutum içinde olduğu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır” diye konuştu.

Roma’ya iniş

Ardından Abdullah Öcalan 12 Kasım’da Roma’ya indi ve sığınma talebinde bulundu. Türkiye’nin ısrarına rağmen İtalya Abdullah Öcalan’ı iade etmeye yanaşmadı. Gerekçe İtalyan yasalarının idam cezası bulunan bir ülkeye iadeye izin vermemesiydi. Bir sonraki rotanın Roma olduğunu aktaran Abdullah Öcalan, şunları söyledi: “Bu sefer İtalyan istihbaratının senaryosuyla bir bölümü hastanede geçen, 66 gün sürecek Roma günlerimiz başladı. Dönemin Başbakanı Massimo D’Alema’nın tavrı dürüst ama yetersizdi. Siyasi güvenceyi tam verememişti. Durumumuzu yargıya terk etti. Buna öfkelenmiştim. İlk fırsatta İtalya’dan çıkma kararlılığındaydım. D’Alema son demecinde, İtalya’da dilediğim kadar kalabileceğimi belirtmişti. Ama bu bana zoraki bir tavır gibi geldi. Bu arada yanılmıyorsam ortak bir Arap girişimi oldu. Açıklamadıkları bir yere götürmek istediklerini söylediler. Resmiyeti ve güvencesi olmadığından kabul etmedim.”

Rusya’nın tavrı

Kendisine uygulanan komplonun farkında olan Abdullah Öcalan, bir yandan da komployu boşa çıkarmanın arayışında idi. Bu nedenle Abdullah Öcalan, Ocak 1999’da Rusya’ya uçtu. Orada kalabileceğini düşünüyordu ama Rus yetkililer onu Suriye’ye dönmeye zorladılar. Bir hafta boyunca Tacikistan’da tutulduktan sonra 29 Ocak’ta St. Petersburg’a götürüldü. Buradan tekrar Yunanistan’a götürüldü.

Abdullah Öcalan, Rusya’ya ikinci gidişi kabul etmediğini belirterek, “Rusya’ya ikinci sefer gidişim hataydı. Ama bu hatada Numan Uçar’ın laçka tavrının rolü vardı. Bu kişinin içyüzünü halen tam bilemediğim tavrına güvenerek yola çıktım. İçyüzünü bilseydim, kesinlikle Roma’dan çıkış yapmazdım. Yanıltılmıştım. Bu sefer Rus İç İstihbaratı beni gidişin Ermenistan’a olacağına ikna ettikten sonra havaalanına götürdü. Sanırım hazırlanan senaryo gereği havaalanında Ermenistan işinin yattığını, istersem bir haftalığına Tacikistan’a gidebileceğimi, bu bir hafta içinde alternatif yaratabileceklerini söylediler. Beni bir nevi aldatarak, bir kargo uçağıyla Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye indirdiler. Bir hafta hiç çıkmadan bir odada bekledik. Moskova’ya tekrar döndük. Mecburen tekrar Yunanlı dostlara başvurduk. İki gün içinde hayli maceralı, karlı soğuk bir Moskova gününden sonra yönümüzü tekrar Atina’ya çevirdik” diye anlattı.

ABD devrede

Abdullaj Öcalan Minsk’e uçtu ama beklenen olmayınca 1 Şubat’ta Atina’ya geri döndü. Yunan yetkililer girişine izin vermeyip Korfu Adası’na gönderdiler. Kenya’ya gidip bir Afrika ülkesinden sığınma hakkı almayı denemesini söylediler. İzin alana kadar da Yunan büyükelçisinin villasında kalacaktı. 2 Şubat’ta bir Yunan uçağı Abdullah Öcalan’ı Kenya’ya götürüldü. Büyükelçinin villasına yerleşti. Bu sırada Amerikan ve Türk istihbarat birimleri de yerini tespit etmişti. 12 Şubat’ta Kenya, Yunanistan’a Abdullah Öcalan’ın ülkeyi terk etmesini istediklerini bildirdi. Hollanda’nın kendini kabul edeceği Abdullah Öcalan’a söylendi.

Önüme üç yol konuldu

Abdullah Öcalan Kenya’daki süreci şu sözlerle anlatmıştı: “Nairobi’de, ‘Uzun süre emre itaatsizlikten çatışma süsü verilmiş bir ölüm’, ‘CIA’nin bir dediğini iki etmeden emrine girmem ve teslim olmam’ ve ‘Çoktan hazırlanmış Türk özel savaş timlerine teslim edilmem’ şeklinde önüme üç yol konuldu. Nairobi’deyken yanımda bulunan kişilerden Dilan tedirgin bir ruh hali içindeydi. Düşüncelerini tam açıklasaydı ve sivil toplum örgütlerini harekete geçirebilseydi, belki de komplo kısmen bozulabilir veya boşa çıkarılabilirdi. Kendisinin bir tabancayla kendimizi savunmayı önermesini yadırgamıştım. Bu bizim ve benim için intihar demekti. İntihara niyetim yoktu. Israrla silahı üzerimde taşımam için son ana kadar etrafımda fır dönüyordu. Silah üzerimde olsaydı ve çekmeye çalışsaydım, bu tavır kesinlikle ölüm demek olacaktı. Daha sonra sorgulama sırasında, silah kullanmam halinde vur emri olduğu söylenmişti. Elçilikten çıkmamın da ölüm demek olduğunu söylediler. En akıllı tavrı aldığımı belirttiler. Ne kadar doğruyu söylediler, bilemeyiz.

15 günlük Nairobi sürecinde Yunan Büyükelçisi George Kostoulas’ın tavrı anlaşılmaya değer. Acaba kullanılmış mıydı? Yoksa çok önceden planın bir parçası olarak mı hazırlanmıştı? Kendim bunu çözemedim. Teslim edilmemden önce kendi ikametgâhı olan eve hiç gelmedi. Elçilikten bir nevi zorla çıkarılmak istenmem yüzünden, Nairobi zebanisine biraz sert çıkıştı. Ama bu tavrı sahtekârca da olabilir. Bu sefer de güya Hollanda’ya gidiş için Pangalos (Yunanistan eski Başbakanı Teodoros Pangalos) izin çıkarmıştı. Buna pek inanmamıştım. Çünkü Yunan özel timleri evden çıkmamam halinde zorla saldırıp çıkarmak için pusuda bekliyorlardı. Kenya polisi de aynı şeyi yapmaya hazırlanmıştı. Tabii Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gidiş çoktan bir aldatılış öyküsü olarak kalmıştı. Kiliseye, BM’ye sığınma gibi öneriler hep kuşkuluydu. Çıkmamakta diretmiştim.”

15 Şubat’ta bir araçla havaalanına götürülmek üzere yola çıktı. Orada bir Türk iş adamının uçağına bindirildi ve Türkiye’ye getirildi.

#Duruşuyla #komployu #yendi

AFAD’dan yabancı kurtarma ekiğlerine engel

Semsûr’da 2 yaralıyı enkazdan çıkarmaya çalışan yabancı ekipler, AFAD tarafından engellenerek alandan uzaklaştırıldı

Merkez üssü Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ilçesi olan depremde, gecikmeli başlayan arama kurtarma ekipleri, bu kez AFAD engeline takılıyor. AFAD ekipleri, Semsûr’da Fransız, Hatay’da ise Kosovalı ekipleri enkaz çalışmaları yaparken sahadan uzaklaştırıldığı belirtildi. AFAD ekipleri, yabancı profesyonel ekipleri Hatay’da 2 yaralıyı enkazdan çıkartmaya çalıştığı sırada engelledi. Kosovalı ekip, daha sonra polisler tarafından alandan uzaklaştırdı.

MA / Berivan Kutlu

#AFADdan #yabancı #kurtarma #ekiğlerine #engel

Alman Bakanlar, siyasiler taziye için Düsseldorf Cemevinde

0

Alman yetkililerin Türkiyedeki depremle ilgili dayanışmaları sürüyor. Dün Türkiye’ye 55 ton gıda malzemesi ve ekipman, 3 gün öncede farklı Eyaletlerden arama-kurtarma ekipleri olan THW ‘ yi ( Technische Hilfswerk) ve 70 arama-kurtarma köpeği yollayan Almanya bugünde devlet dairelerinde bayrakları yarıya indirecek keza dün Alman Cumhurbaşkanı Walter Steinmeier bir Video yayınıyla TV dan ve Sosyal Medyadan Türkiye’ deki depremde zarar görenlere geçmiş olsun ve başsağlığı diledi” acınız acımızdır, acılarınızı  paylaşıyoruz” mesajı verdi.

Dünde Alman Politikacılar, Eyalet yöneticileri tarafından Almanya’nın en büyük eyaleti olan Kuzey Ren Vestfalya’nın başkenti Düsseldorf’taki Cemevi ziyaret edildi.

Konuyla ilgili olarak Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat sosyal medyadan şu açıklamayı yaptı; “ Düsseldorf Cemevimizi dün Avrupa İşleri Bakanı Liminski, Uyum Bakanı Paul ve Meclis Başkanvekili Berivan Aymaz ziyaret ettiler.

Alman ziyaretçilerimiz Yaşanılan deprem felaketinden dolayı her boyutuyla dayanışma içerisinde olduklarını ifade ettiler. Yeryüzünü çatlatan deprem dayanışmamızın gücüyle birleşecek, karakışın buz gibi soğuklarını kalbimizin sıcaklığı ısıtacak sözleriyle bakanlar destek mesajlarını bize sundular.”

Depremin hemen sonrasında edindiğimiz bilgilerden, sürdürdüğümüz çalışmalardan kurum temsilcilerimiz bahsettikten sonra, Genel Sekreterimiz Ufuk Çakır federal ve eyalet parlamentolarının yapabileceği desteklere odaklanarak başta şu talepleri ifade etti:

Alevi Çatı örgütününün Alman yetkililerden talepleri

  1. Başta göçük altında masur kalan canların kurtarılmasına odaklanılması için daha fazla araç gereç ve uzman elamanın deprem bölgesine gönderilmesinin önemli olduğunun altını çizdi. (THW, Malteser, Rotes Kreuz).
  2. Yüzlerce çocuğun bölgede yetim kalması çok vahim hümaniter sorununu beraberinde getirmekte. Bu nedenle yetim kalan, çocukların ve yaşlıların Almanya’ya hızlıca göç etme olanakları sağlanmalıdır. Özelikle çocukların birinci derecede olan akrabalarına teslim edilmeleri sağlanmalıdır.
  3. Şimdiden en temel ihtiyaçları gören binaların (Hastane, bakım evleri, konaklama evleri, barınaklar gibi…) güçlendirilmesi için maddi destek sunulmasının önemine değindi.

“ Bu ve benzeri talepleri Cemevi üyelerimiz genişletirken hükümet yetkilileri ise bu çalışmalara destek olacaklarını ifade ettiler. Yardımlarımızın tam yerine ulaşıması konusunda destek sunacaklarını ve sürecin titizlikle takipçi olacaklarının sözü verdiler.” dedi.

Selamlar

10.02.2023

Can kaybı 19 bin 875’e yükseldi

PİRHA – Ülke tarihinin en büyük depreminde can kaybı gün geçtikçe artıyor. AFAD’ın açıkladığı verilere göre 10 ilde toplam can kaybı 19 bin 875 oldu.

Maraş merkezli depremlerde arama-kurtarma çalışmalarında 5 gün geride kaldı. AFAD’ın açıkladığı verilere göre 10 ilde toplam can kaybı 19 bin 875’e yükseldi. Yaralı sayısı ise 79 bin 717 oldu.

(HABER MERKEZİ)

Buldan’dan Erdoğan’a tepki: Kader değil ülkeyi nasıl yönettiğinin fotoğrafıdır

Pervin Buldan, yaşanan büyük felaketi yine ‘kader planı’ şeklinde değerlendiren Erdoğan’a tepki göstererek ‘İlk iki günde müdahale yapılmaması kader değildir, imar affı çıkarmak kader değildir’ dedi

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 7.7 büyüklüğündeki depremin merkez üssü Mereş Bazarcix’ta yurttaşları ziyaret ederken, Erdoğan’ın yaşanan felaketleri ‘kader’ diyerek açıklamasına tepki gösterdi. Buldan, “İlk iki günde hiçbir şekilde müdahalenin yapılmaması da kader değildir. Bütün bunlar, iktidarın bu ülkeyi nasıl yönettiğinin bir fotoğrafıdır” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, bugün 7,7 büyüklüğündeki depremin merkez üssü Bazarcix’taydı. Buldan ve beraberindeki HDP Heyeti, Bazarcix’ta yurttaşları ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti.

İlçede incelemeler yapan Buldan, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Buldan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Öncelikle hepimize geçmiş olsun. Pazarcık halkı başta olmak üzere depremden zarar gören bütün halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz Pazarcık’tan. Büyük bir felaket yaşandı. Bu felaketin tablosunu, ağır yaralarını, bize yaşattıklarını 5’inci günde çok daha net olarak görüyoruz. Çok ağır bir tablo var. Çok ağır hasar var. İnsanlar yakınlarını kaybetti, hepimiz yakınlarımızı kaybettik.

Bizleri ayakta tutan dayanışmadır, insanlıktır

Bu zor zamanda bizleri ayakta tutan dayanışmadır, insanlıktır. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. İnsanların 5’inci günde yeniden hayata tutunmaları için en kısa zamanda enkaz altından çıkarılmalarını temenni ediyorum. Çok zor bir zamandan geçiyoruz, ancak bu zor zamanda bizleri ayakta tutan dayanışmadır. Bizleri ayakta tutan insanlıktır. Bizleri ayakta tutan birbirimizin ellerini tutmak, vicdanlarına dokunmaktır. 5’inci günde sadece bir şeyin çok önemli olduğunu gördük. Evet, yıkım var, afet var ancak insanlık da var.

Her yerde aynı manzara

Her yerde aynı manzara ile karşılaştığımızı belirtmek istiyorum. Felaketin yaşandığı ilk günden beri deprem bölgesinin her yerine gitmeye çalıştık. İnsanlarımızın yanında olmaya, yaraları birlikte sarmaya çalıştık. İlk gün Diyarbakır’daydık, ikinci gün Adıyaman’a gittim. Adıyaman da tıpkı burası gibi çok büyük hasar görmüştü. Adıyaman’da da çok büyük bir yıkım yaşanmıştı. Kaderine terk edilen insanların acılarıyla baş başa kaldığı bir kentti, tıpkı burası gibi. Adıyaman, Maraş ve Hatay’da, deprem felaketi olan her yerde aynı manzara ile karşılaştığımızı özellikle belirtmek istiyorum.

İmar affı çıkarmak kader değildir

Bu fotoğraf Türkiye tarihine geçti. Bu fotoğraf, AKP iktidarının yönettiği ülkede kötü bir fotoğraf olarak insanların beyinlerinde yerini aldı. AKP hükümeti ve ortağı bu felaketin yaşandığı günden beri insanları kaderleriyle baş başa bıraktılar. Depremlerin, doğal afetlerin bir kader olduğunu iddia eden Cumhurbaşkanı, insanları kendi kaderleriyle baş başa bıraktı. İmar affı çıkarmak kader değildir. Enkazın altında insanların çocuklarının seslerinin gelmesi kader değildir. İlk iki günde hiçbir şekilde müdahalenin yapılmaması da kader değildir. Bütün bunlar, iktidarın bu ülkeyi nasıl yönettiğinin bir fotoğrafıdır.

O vergiler depremlerde, doğal afetlerde kullanılmak için toplandı

20 yıl boyunca deprem vergilerinin nereye harcandığını sorduğumuz zaman ‘Gerekli yerlere harcama yapılıyor’ diyenler, bu harcamanın nereye yapıldığının hesabını bu ülkenin halklarına vermek zorundadır. O vergiler depremlerde, doğal afetlerde kullanılmak için toplandı. Ancak bugün nereye harcandığını açıklamayan bir iktidar var. Kendi yandaşlarına ve çetelerine para akıtırken, bu ülkenin doğal afetlere hazırlıksız bırakıldığını gördük. Bu, paraların keyfi olarak kullanıldığının bir göstergesiydi. Parlamentoda bunları sorduğumuzda hiçbir cevap vermediklerini de gördük. Çünkü verecek cevapları yoktur. Onların tek derdi kendileridir, koltuklarıdır, iktidarlarıdır. Halkı düşünen, halkın geleceğini düşünen bir zihniyete sahip değiller.

Dayanışmaya devam edeceğiz

Biz HDP olarak, depremin yaşandığı andan itibaren bütün kurullarımızla ve milletvekillerimizle beraber her yerde olmaya çalıştık. Yaraları sarmaya çalıştık. Hala bunu devam ettiriyoruz. Elimizde kalan 6 belediyemizle, 2 ilçe ve 4 belde belediyemizle bütün depremzedelerin yanında olmaya çalıştık. Arkadaşlarımız bu yardımları kısıtlı olanaklara rağmen yapmaya çalışıyor. Çünkü bütün belediyelerimiz hırsız talancı kayyımlara emanet edildi. Belediye başkanlarımız görevden alındı, onların yerine talancı ve hırsız kayyımlar göreve getirildi. Belediyelerimiz elimizde olsaydı, bugün bu yaşanan tabloyla karşı karşıya kalmayacaktık. Buna inanabilirsiniz. Ancak yine de bütün kurumlarımızla, kalan 6 belediyemizle, milletvekillerimizle ve gönüllü yoldaşlarımızla hep birlikte bu yaraları sarmaya devam edeceğiz. Acımızın çok büyük olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum. Bir kez daha yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, hastanelerde tedavi altında olanlara acil şifalar diliyorum. Dayanışma hepimizi yaşatır, dayanışmaya devam edeceğiz.”

HABER MERKEZİ

#Buldandan #Erdoğana #tepki #Kader #değil #ülkeyi #nasıl #yönettiğinin #fotoğrafıdır