Ana Sayfa Blog Sayfa 958

Cenazeler kokuyor yardımlar yetersiz

Depremin en çok etkilediği Dîlok’un Nurdağı ve Îslahiye ilçelerinde yıkılan binaların enkazı başında bekleyen aileler, arama kurtarma çalışmalarının yetersizliğinden dert yakınarak, ‘Cenazeler artık kokmaya başladı’ diyerek yardım çağrısında bulundu

Selman Çiçek – Dîlok

Mereş’in Bazarcıx (Pazarcık) ve Elbistan ilçeleri merkezli üst üste yaşanan 2 depremin en fazla etkilediği Dîlok’un Nurdağı ve Îslahiye ilçesi, yolları, köprüleri ve binaları ile büyük bir yıkıma uğradı. Büyük çoğunluğu yıkılan Nurdağı ilçesinin Aslanlı, Yeni ve Fatih mahallelerinde neredeyse hiç sağlam bina yok. Benzer bir durum ise Îslahiye ilçesi içinde geçerli. Binlerce kişinin halen enkaz yığınları arasında çıkarılmayı beklerken çıkarılan cenazeler ise kamyon dorseleri ile hastanelere götürülüyor. Her enkaz başında bekleyen onlarca kişi ise yakınlarından gelecek iyi haberi bekliyor.

Ses geliyordu kimse gelmedi

Yıkılan bir binanın enkazı başında ailesiyle birlikte duran Mehmet Soylu, amcası ve ailesinin enkaz altında olduğunu duyduktan sonra Denizli’den Nurdağı’na geldiğini ifade ediyor. Tüm çabalarına rağmen AFAD ekiplerinin iki gün sonra bölgeye geldiğini belirten Soylu, amca ve ailesini ulaşmak için kendi tırnakları ile betonu kazıyarak onlara ulaşmaya çalıştığını belirtiyor. Enkazın başında halen umutla beklediklerini ifade eden Soylu, “Denizli’den buraya 40 saatte geldik. Biz geldiğimizde sadece bir tane kepçe vardı. O da ‘açım, yorgunum, üşüdüm’ diye çalışmayı bırakıp gitti” dedi.

Kendi imkanlarıyla bir kepçe bulup getirdiklerini ifade eden Soylu, “Benim amcamın eşi 20 saate kadar enkaz altında canlı kaldı. Bağırdığında bize sesi geliyordu ama yapacak hiçbir şeyimiz yoktu. Kocaman tavan üzerine düşmüştü. Çıkarmadılar ve orada öldü. Cenazesi gece çıktı” dedi.

‘Cenazeler kokmaya başladı’

Enkaz altında artık cenazelerin kokmaya başladığını belirten Soylu, “Cenazelerin sayısını söyleyemeyeceğimiz kadar fazla. Cenazelerin çoğu daha enkaz altında. Burası 3 bin hane ama daha bir tane devlet yetkilisi buraya adım atmadı. Daha bir tane dozer, kepçe veya herhangi bir ekip buraya gelmedi. Halimizi, derdimizi soran yok. Gelen bir yardım yok. Sadece akşam halk arasında yardım geldi. Sabaha kadar burada ateş başında kaldık. Ne su, ne elektrik var. Bizler de kendi imkanımızla cenazelerimizi defin ettik. 11 tane cenaze defnettik” dedi.

‘İçilecek su dahi yok’

Yetkililerden halen kendilerine bir yardım gitmediğini belirten Keferdiz Mahallesi’nden Sedat Yıldız ise, “Batman’dan buraya geliyordum. Antep’e yakın bir tesiste durdum. Arama kurtarma ekipleri orada duruyordu. Ağrı’dan geliyorlardı ve Çorlu’ya gideceklerini söylediler. Şu anda devlet isteseydi o ekipleri buraya getirirdi ve bu kadar can kaybı olmazdı. Halk her şeyi kendi imkânlarıyla yapmaya çalışıyor. 3 gündür buradayım daha herhangi bir yardımın geldiğini görmedim. Sadece bir arkadaş bize ekmek getirdi. Burada içilecek su dahi yok” diye konuştu.

Kollarımda can verdiler

İslahiye’de akrabalarını kaybeden başka bir yurttaş da kendilerine hiçbir yardımın gitmediğine dikkati çekti. İnsanların hala enkaz altında olduğunu hatırlatan yurttaş, “Deprem esnasında çocuğumu, çoluğumu dışarı attım. Akrabalarıma ulaşmaya çalıştım. Ama onlara ulaşamadım. Eniştem ve kız kardeşimden haber alamayınca köye gittim. İkisinin de cenazelerini molozların altındaydı. Biri 7 yaşında diğeri 27 yaşındaydı. Onları kendi imkanlarımla oradan çıkardım. Kız kardeşimin kolu kırıktı. Yeğenim kollarımda can verdi. Eniştem kollarımda can verdi” dedi.

Köyler yerle bir oldu

Başında durduğu enkazı gösteren yurttaş, “Bir teyze hala bu molozların altında. Canlı olup olmadığından haberim yok. 17 veya 18 kişiyi evin altından çıkardık. Yetkililerden yardım bekliyoruz. İslahiye bitti. Tüm yetkililerden yardım bekliyoruz. Çevre köyler yerle bir oldu. Köylerdeki durumlar çok kötü. Köyler felaket. Köylere hiç yardım gitmiyor. Kimse onlara yardım etmiyor. Bir an önce cenazelerimizi almak istiyoruz. Doktorlardan yardım istiyoruz” şeklinde konuştu.

#Cenazeler #kokuyor #yardımlar #yetersiz

‘Makinalar gelmedi, kardeşim donarak öldü’

Sergolan’da en fazla yıkım Cumhuriyet Mahallesi’nde. Enkazlardan kendi imkanlarıyla çıkan ve yakınlarını çıkaran yurttaşlar, enkazlardan çıkardıkları kişilerin donarak yaşamını yitirdiğini belirtti

Merkez üssü Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen şiddetli depremlerin büyük yıkıma neden olduğu ilçelerden birisi de Semsûr’un (Adıyaman) Sergolan (Gölbaşı) ilçesi oldu.

İlk iki gün neredeyse hiçbir arama kurtarma ekibinin ulaşmadığı Pazarcix’a yaklaşık 50 kilometre mesafedeki ilçede, Perşembe günü itibariyle birçok noktada iş makinaları ve arama kurtarma ekipleri enkazlarda çalışmalara başladı. Cumhuriyet Mahallesi’nde büyük bir yıkıma neden olan deprem, Hürriyet Mahallesi’nde de Pazarcix yolu üzerinde bulunan binaların bir bölümünü tamamen yıktı. İlçenin Mimar Sinan Mahallesi’nde ise evlerin büyük bir bölümü ayakta kalmayı başarmış.

Cumhuriyet Mahallesi’nde evi yıkılan ve hafif yaralarla depremden kurtulan bir kadın, 6 katlı binalarının 3 ve 4’üncü katlarının tamamen çöktüğünü, üst ve alt katların ise ayakta kaldığı için kurtulduklarını söyledi. Depremzede kadın, “Başımızı sokacağımız hiçbir şey yok. Belediye Başkanı’ndan da istedim ama dört gün olmasına rağmen hala çadır vermediler” dedi.

‘Komşularımız bizi çıkardı’

Gölbaşı Anadolu Lisesi’nin karşısındaki 4 katlı binanın enkazı ile ilgili bilgi veren Adem Boncuklu isimli genç de, “Ben bu binadaydım. Biz en üst katta oturuyorduk. Büyük bir gürültüyle bina çöktü ve enkazın altında kaldık. Akrabalarımız, komşularımız bizi çıkardı. Annem Reyhan Boncuklu yaşıyordu hatırladığım kadarıyla. Benden önce onu kurtardılar, enkazın altından çıkardılar. Bir saat sonra filan yaşamını yitirdi. Babam Osman Boncuklu cansız bir şekilde çıkarıldı. Kardeşim de buradaydı, donarak öldü. Makinalar gelmediğinden dolayı kendimizin gücü de onu çıkarmaya yetmediği için vefat etti. Ona ulaştık ama çıkaramadık. Asker de, AFAD ekibi de geldi ama sonra gittiler. Daha sonra 7 kişinin cansız bedenini buradan çıkardılar. Burnunda bile kan yoktu. Üzeri ıslaktı biraz donmuştu zaten. Bizim alt katta iki kişi vardı. Yaşar Emiröz ile Ayfer Emiröz’ün oğlu ve kızı vefat etti. Onların aşağısında Ali Beyazbal ile Selvi Beyazbal vardı. Ali evde değildi ama eşi Selvi vefat etti. Çocukları kurtuldu. En alt kattakilerin isimlerini bilmiyorum Yunus bey yoktu ama eşi ve çocukları kurtuldu sanırım.”

Köylere giden yok

Bazı yurttaşlar ailelerini alıp köye götürdüklerini ifade ederken, Köylerin durumunu ile ilgili de şu bilgiyi verdi: “Burada ne görüyorsanız köylerde de aynısı var. Ama maalesef şu ana kadar köylere kimse gitmiş değil. İnsanlar en çok çadıra muhtaç ve bir an önce köylere de çadır ulaştırılması gerekiyor.”

Haber: Abrurrahman Gök – Azad Altay / MA

#Makinalar #gelmedi #kardeşim #donarak #öldü

Irkçılığı değil dayanışmayı örgütleyelim

HDK ve HDP, yoksulluk, kaos ve depremin sorumlusunun mültecilerin olmadığını belirterek ırkçılığa karşı dayanışma çağrısı yaptı

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Göç ve Mülteciler Meclisi ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, deprem bölgelerindeki mültecilere ilişkin ırkçı paylaşımlara karşı yazılı bir açıklama yayımladı.

“Afetler halklar arasında ayrımcılık yapmaz, gün dayanışma günüdür” başlığı ile yapılan açıklamada, doğal afetlerden dil, din, ırk ayırmadan ezilen tüm halkların etkilendiği vurgulandı.

Geri Gönderme Merkezi’ndeki mültecilerin durumu açıklansın

Deprem bölgesinin aynı zamanda göçmen ve mültecilerin yoğun yaşadığı bölge olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Göçmen ve mülteciler bir yandan ağır yoksulluk koşullarında yaşarken, diğer yandan da nefret politikalarından kaynaklanan ırkçılıkla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Yıllardır AKP-MHP bloku, mülteci sorununu doğru bir şekilde yönetmediği ve zaman zaman hem iç hem dış politikada araçsallaştırdığı için milyonlarca insan temel haklarına ulaşamamış, sömürülmüş ve şiddete uğramıştır. Bu vesileyle göçmenlerin tutulduğu Geri Gönderme Merkezleri’nin ve Geçici Barınma Merkezleri’nin durumlarının ve buralardaki ihtiyaçların karşılanıp karşılanmadığına dair bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini hatırlatmak isteriz” denildi.

‘Türkiye’nin işgalindeki bölgelerde arama kurtarma yapılmıyor’

Yoksulluk, kaos ve depremin sorumlusunun mültecilerin olmadığı ifade edilen açıklamada, şöyle denildi: “Tersine bu süreçlerin sonucunda insanlar mülteci olur. Deprem sadece Türkiye’yi değil, bilindiği gibi Suriye’yi de vurdu. Ancak savaş politikalarının sonucunda ağır bir yıkımla baş başa kalan Suriye önce işgal sonra depremle yeniden sarsılırken, Suriye’ye uygulanan ambargo yardımların zamanında ulaşmamasına neden olmuştur. Türkiye’nin işgali altında olan yerlerde durumun kötü olduğu ve gerçek anlamda arama kurtarma çalışmalarının yapılmadığı belirtiliyor. Buradaki duruma dair uluslararası kamuoyunun daha çok sorumluluk alması ve yardımların hızlıca ulaştırılması gerekmektedir.

Dayanışmayı örgütleyelim

Devletin de enkaz altında kaldığı bu 10 ilde, dayanışmayla insanları hayata döndürmek, enkazlardan sağ çıkanların ihtiyaçlarını karşılamak yine deprem bölgesi dışında bulunan halkların sorumluğuna kalmıştır. Bu sorumluluk duygusuyla, hayatını kaybeden ve yaralanan herkesin sadece insan olduğu gerçeğiyle büyük bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Bu süreçte ırkçılığı körükleyen kişi ve kurumlar bu yaklaşımlarına derhal son vermelidir. Ağır bir insanlık dramı yaşadığımız bir dönemde, bir yandan da göçmen ve mültecilere karşı örgütlenmeye çalışılan nefret atmosferine karşı da mücadele ediyoruz. Bu tür çabaların linçlere zemin yaratabileceğinin farkındalığıyla, herkesin gerekli sorumluluğu alması yönünde çağrı yapıyoruz.”

HABER MERKEZİ

#Irkçılığı #değil #dayanışmayı #örgütleyelim

Komplonun amacı Ortadoğu’ya müdahale

Sorxwîn Kobanê, “İmralı’da gösterilen direniş hiçbir yerde gösterilmiş değil” diyerek PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın direnişinin halklara örnek olduğuna dikkat çekti

PKK Lideri Abdullah Öcalan uluslararası güçlerin bizzat içerisinde yer aldıkları komplo ile 15 Şubat 1999 günü Nairobi’den Türkiye’ye getirildi. 24 yıldır derinleştirilmiş ve genelleştirilmiş mutlak tecrit altında tutulan Abdullah Öcalan’la yaklaşık iki yıldır ailesi ve avukatları hiçbir şekilde haber yok. Avukat ve ailesinin her hafta düzenli olarak, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvuru yapmalarına rağmen bugüne kadar bir sonuç alınmış değil. 15 Şubat komplosuna günler kala Kürtler ve dostlarının tecrit ve komploya ilişkin tepkileri ise devam ediyor. Çeyrek asırdan bu yana devam eden tecrit ve uluslararası komploya ilişkin Savaşta Yaralananlar Derneği’nin yönetiminde yer alan Sorxîn Kobanê değerlendirmelerde bulundu.

Amaç Ortadoğu’ya müdahale

“Komplonun amacı Önder Apo’yu esir alıp onun şahsında Ortadoğu’ya müdahale etmekti” diyen Kobanê, gerçekleştirdikleri komplo ile bu güçlerin Ortadoğu’ya hakim olmak istediklerini ifade eden Kobanê, “Yıl yıl bu komplo Ortadoğu’da farklı saldırı ve renklerle kendisini açığa vurdu. Komplocular Önder Apo’nun esareti ile halkın iradesini kırıp kendi egemen sistemlerine göre Ortadoğu toplumu içerisinde bir yaşam inşa etmek istedi. Komplo başladığında Kürt halkı yaşadığı her ülkede ayağa kalktı ve eylemleri ile komployu boşa çıkardı” sözleri ile komplonun amacına değindi.

‘Bizler yetersiz kaldık’

Ortadoğu halkalarının Abdullah Öcalan’a sahip çıktığını ifade eden Kobanê şunları belirtti: “Ortadoğu halkları kar kış dinlemeden eylemler yaparak Önder Apo’yu sahiplendi. Komplo yıl yıl devam etti. Önder Apo’yu zehirlemek istediler, saçlarını kestiler zorla, yine Ada’da yangın çıkardılar, avukatların gitmesine izin vermediler, disiplin cezası adı altında ağırlaştırılmış bir tecridi sürdürüyorlar. Önderlik Ortadoğu ve dünyada çözüm gücü olduğu için bu komployu gerçekleştirdiler. Ancak Ortadoğu halkları bu komployu boşa çıkardı. Ancak bizler cevap olmak için yetersiz kaldık.”

‘Güneşimizi karartamazsınız’

Mustafa Malçok’un ‘Bedenimdeki ateşle 15 Şubat karanlığını aydınlatacağım’ dediğini hatırlatan Kobanê, Kürt halkının Abdullah Öcalan etrafında ateşten bir çember oluşturduğuna dikkat çeken Kobanê, “Gençler ve halk önderlik etrafından ateşten bir çember oldu. Mustafa Malçok arkadaş ‘Bedenimdeki ateşle 15 Şubat karanlığını aydınlatacağım’ demişti. Bu arkadaşların amacı canlarını yakmak değil, önderliğe yönelik bir saldırıya karşı siper olmak, sistemi yerle bir etmek. Bu felsefe ile 15 Şubat yaklaşırken Kuzey Kurdistan’da bir kez daha ‘Güneşimizi karartamazsınız’ diyerek Türk devletine ve dünyaya mesaj verildi” ifadelerini kullandı.

Halklar kenetlendi

Tüm dünyada ‘Önder Apo’nun varlığı varlığımızdır’ diyen çok örgütlü bir kesimin olduğunu söyleyen Kobanê, “Hiç kimsenin halk ve önderlik arasına giremeyeceğini unutuyorlar. Çünkü önderlik felsefe ve ideolojisi ile halk içerisinde yer edinmiş. Halkı ve önderliği fiziki olarak birbirlerinden koparabilirler ancak hiçbir güç halkı ve özgürlük savaşçılarını önderlikten koparamaz. Önderlik, Ortadoğu halklarını kucaklamış durumda ve tüm halklar önderlik etrafında kenetlenmiş durumda. Bugün tüm dünya ‘Önder Apo’nun varlığı varlığımızdır’ diyor. Bu slogan Ortadoğu gerçekliğini gösteriyor” değerlendirmesi yaptı.

İmralı direnişi

Halkların Abdullah Öcalan’ın direnişinden feyz aldığını belirten Kobanê, “İmralı’da gösterilen direniş hiçbir yerde gösterilmiş değil. Bugün İmralı’daki direniş Ortadoğu halklarını da etkiliyor. Medya Savunma Alanları’nda özgürlük savaşçıları kimyasal silahlara karşı direniyor. Kuzey ve Doğu Suriye halkları her türlü saldırıya karşı direniyor. Kuzey Kurdistan’da cezaevlerinde direniş var. Rojhilat’ta ‘jin jiyan azadî’ sloganı ile bir direniş yürütülüyor. Bu direnişler egemen güçlerin ve Türk devlet sisteminin çöktüğünü gösteriyor. 15 Şubat bir kara gün olarak belirlendi.”

Haber: Newal Botan / Qamışlo-JINNEWS

#Komplonun #amacı #Ortadoğuya #müdahale

Ölmesini mi bekliyorsunuz?

Günden güne durumu ağırlaşan Kanser hastası Fatma Özbay, cezaevinde tutulmaya devam edilirken, Adalet Bakanlığı ve Meclis’e gönderilen dilekçelere yanıt verilmiyor

Cezaevlerindeki hasta tutsakların durumu günden güne ağırlaşırken ne tedavi ediliyorlar ne de serbest bırakılıyorlar. Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde de 15 hasta kadın tutsak bulunuyor. Bunların içinde en riskli durumda olan ise 1997 yılında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla müebbet hapis cezası verilen 59 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Özbay. 28 yıldır cezaevinde olan hasta tutuklu Özbay’ın bir memesi alındı ve kanserin karaciğerine, kemiklerine veya rahmine metastaz yapma riski var. Devlet hastanelerinin verdiği raporlar ortada olmasına rağmen kendisinin ve avukatlarının Adalet Bakanlığı, İl Sağlık Müdürlükleri ve Meclis’e gönderdiği mektup ve dilekçeler yanıtsız bırakıldı. 2020 yılında salgın gerekçesiyle 90 bine yakın adli tutuklunun tahliyesini öngören 3’üncü Yargı Paketi de hasta siyasi tutsakları kapsamadı.

Hasta tutsağa işkence

Özbay’a 2018’de Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kanser teşhisi konuldu. Üçüncü evre kanser hastası olduğu ortaya çıkan Özbay, burada 8 seans kemoterapi ardından 25 seans radyoterapi aldı, koltuk altlarından 4 nodül alındı. Yine sol memesi de burada alındı. Kanserin rahime, kemiklere veya karaciğere sıçrama riskine rağmen birkaç ayda bir film çekilmesinin dışında herhangi bir tedavi uygulanmadı. Memede 3 santimetre çapındaki kitle nedeniyle uzun süre sol kolu işlevsiz kaldı. Kendine bakamayacak durumdaki Özbay’ın refakatçisi olan ablası Gülser Özbay ise İzmir Şakran Cezaevi’ne gönderildi. Özbay bu nedenle sevkini Şakran’a istedi ancak uzun süre gönderilmedi. Özbay’ın defalarca talepte bulunması, kamuoyunda da duyulmasının sonrasında ancak 5 Ocak 2020’de Özbay Şakran’a ablasının yanına gönderildi.

13 gün hücre cezası

Özbay, hastalığı nedeniyle gerekli sağlıklı gıdaya erişimi elzemken verilen yemeklerin besin değeri düşük ve çok yağlı. Bu süreçte Özbay’ın vücudunda kızamığa benzer sivilceler çıktı ve yaralara dönüştü. Bu şüpheli yaralar cezaevi ortamında kendiliğinden geçti, sağ memesindeki durum devam ederken karaciğeri ile ilgili de şikayetleri de ortaya çıktı. Ancak tam da bu süreçte tedavi hakkını talep eden Özbay’a Erzurum Cezaevi’ndeyken koğuşta ‘tığ bulundurmak’ gerekçesiyle daha önce verilen bir disiplin cezası gerekçe gösterilerek 13 gün hücre cezası infaz edildi.

Kaynak: JINNEWS

#Ölmesini #bekliyorsunuz

Dîlok’ta depremin beşinci günü: Doğalgaz ve su yok

Depremin etkilediği Dilok’un İslahiye ilçesinde hassas arama artık yapılmıyor. Nurdağı’n da ise enkaz altında kalan yurttaşlara ulaşma çalışmaları beşinci günde devam ediyor

Selman Çiçek

Muhaberimiz Selman Çiçek’in aktardığına göre depremin 5’inci gününe girerken Dîlok’ta (Antep) artık kurtarma çalışmaları yerine enkaz kaldırmaya bıraktı. Yıkımın çok yoğun olduğu İslahiye’de kepçelerle moloz kaldırmaya başladı. İlçelerde hassas arama yapılmıyor.

Nurdağı ilçesinde Aslanlı, Yavuz Selim ve Bahçelievler mahallelerinde arama kurtarma çalışması sürerken Yeni ve Fatih mahallesindeki çalışmalar ise sonlandırıldı.

Öte yandan bölgede çadırlar her mahalleye belirli sayıda verildi. Hal böyle olduğu için yurttaşlar çadır sıkıntısı yaşıyor

Ayrıca nüfusü iki milyondan fazla olan büyük bir sanayi ilçesi olan Dîlok’ta beş gündür su ve doğalgaz yok. Bu durumun ne zaman düzeleceği de belirsiz.

Kentte olumsuzlukların giderilmesi için gönüllüler HDP öncülüğünde depremzedelere temel gıda ve ihtiyaç malzemelerini dağıtmaya devam ediyor.

 

#Dîlokta #depremin #beşinci #günü #Doğalgaz #yok

Depremin üstünden 5 gün geçti: Can kaybı 17 bin 674’e yükseldi

Depremin üstünden 5 gün geçti. Açıklanan resmi rakamlara göre Mereş depreminin can kayıpları 1999 Gölcük depreminin kayıplarını aşmış durumda

Mereş Bazarcix’ta ve Elbistan’da meydana gelen depremin ardından resmi rakamlara göre can kayıpları 1999 yılında Gölcük’te meydana gelen deprem kayıplarını aştı.

Resmi rakamlara göre can kayıpları 17 bin 674’e, yaralı sayısı ise 72 bin 879’a yükseldi. 1999 Gölcük depreminde resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetmişti.

Enkaz bölgelerinde arama kurtarma çalışmaları devam ederken depremin üstünden saatler geçmesine rağmen bazı yurttaşlar enkazın altından kurtuluyor.

Özellikle Mereş, Hatay ve Semsûr’da yıkımın boyutları daha önce görülmemiş biçimde büyük. Devlet kurumları deprem karşısında çökmüş durumda.

Telekominasyon alt yapısının çöktüğü deprem böğlerinde yurttaşlar operatörlere ve AFAD yetkililerine tepki.

Cenazelerini kendileri çıkaran yurttaşlar kefen bulmadan ve cenazelerini yıkayamadan toprağa gömdüklerini aktarıyor.

Saat saat yaşanalar:

08:00: Mereş’te Arama kurtarma faaliyetleri sonuvu Fatma Karuş 96 saat sonra enkazdan sağ çıkarıldı.

 

#Depremin #üstünden #gün #geçti #kaybı #bin #674e #yükseldi

Kılıçdaroğlu AFAD’ın raporu paylaştı: Bürokratlar gerekenleri söylemiş ama kimse dinlememiş

AFAD’ın depreme dair hazırladığı raporu paylaşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: AFAD’ın onurlu bürokratları gerekenleri söylemiş ama kimse dinlememiş. Ben şimdi buna kader planı mı diyeyim?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımla “Saat 22:00’de burada buluşalım” dedikten sonra saati geldiğinde açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, “AFAD’ın onurlu bürokratları gerekenleri söylemiş ama kimse dinlememiş. Ben şimdi buna kader planı mı diyeyim? Deprem büyüktü, depremden çok daha büyük olan plansızlıktı. Göz göre göre bu riskleri aldılar” ifadelerini kullandı.

Düzce depremine dair rapor

Başsağlığı dileyen Kılıçdaroğlu, “Saray siyasetinin bizi nereye getirdiğini resmi bir rapor üzerinden anlatacağım. Ben artık kolayı yapamam. Kırık cam parçaları üzerinden çıplak ayaklarımla yürümek zorundayım. Ben halkımın kavgasıyım. AFAD raporunun giriş cümlesinde ‘Afet risklerinin çok yüksek olduğu ülkemizde meydana gelen benzer durumlarda afet yönetimine katkı sunmak amacıyla hazırlanmıştır’ deniyor” dedi. 2 buçuk ay önce Düzce’ni Gölyaka ilçesinde meydana gelen depreme dair AFAD tarafında bir rapor hazırlandığını aktaran Kılıçdaroğlu, raporda yer alan ifadeleri şöyle açıkladı: “Raporda koordinasyon hazırlanmadı, toplanma alanı yanlış seçildi, yardımlar geç geldi, çadır takibi yapamadık, görevli personelin takibi yapılmadı, koordinasyon oluşturulamadı, yemek dağıtımında sorun yaşandı, afet nakliye personeli 2 gün sonra geldi, düzgün bir zarar tespit raporu oluşturulmadı, öğretmen ve imamlardan ekip kuruldu’diyor.”

‘AFAD kendi röntgenini çekmiş’

AFAD’ın söz konusu raporları hakkında “kendi röntgenini çekmiş” diyen Kılıçdaroğlu, “Onurlu bürokratları bunları yazmış. Ben nasıl susayım. Siyaset üstü mü diyeyim, kader planı mı diyeyim? Deprem çok büyüktü ama depremden çok büyük olan koordinasyonsuzluktu. Oluşan can kaybımızın büyüklüğü yetersizliktendir. Erdoğan seninle sonuna kadar mücadele edeceğiz bizim de kader planımızda bu varmış” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#Kılıçdaroğlu #AFADın #raporu #paylaştı #Bürokratlar #gerekenleri #söylemiş #ama #kimse #dinlememiş

Yas!

Yasla birlikte yaşamayı öğreneceğiz mutlaka. Aramızdan aniden ayrılanlar, çocuklarımız, torunlarımız, kardeşlerimiz, yakınlarımız, akrabalarımız, yoldaşlarımız, yol arkadaşlarımız. Onlar bizler de olabilirdik

M. Şehmus Güzel

Yasla birlikte yaşamayı öğreneceğiz mutlaka. Aramızdan aniden ayrılanlar, çocuklarımız, torunlarımız, kardeşlerimiz, yakınlarımız, akrabalarımız, yoldaşlarımız, yol arkadaşlarımız. Onlar bizler de olabilirdik. Ölüm çünkü artık serseri mayın gibi dolaşıyor aramızda. Bugün kim canlı kalacak? Kim ölecek? Kim? Meçhul.

Yas tutuyor ve ağlıyoruz:

Hem onlara hem onlar olabilecek kendi kendi(leri)mize.

Yas ve ağlamak dayatınca Adnan Yücel’in şiirlerine sarılırım. Onlar da bana. “Ağlarız birlikte” o zaman. Şiirler ağlamaz diye bir kural yok henüz. Varsa bile, olsa bile hükmü kalmadı artık.

Şimdi tam sırasıdır sizlere de canlarım, kardeşlerim, Adnan Yücel’den birkaç satır okumalıyım. Emin olabilirsiniz, benim cenaze törenimde de Adnan Yücel okunmasını isterim. İşte buraya aynen yazıyorum: Vasiyetimdir.

Adnan Elezizlidir ve “Acıya kurşun işlemez”de aynen şunları söylüyor:

“Aç ve kavruk bir memeden

Direnmeyi yudum yudum

emen

Bir çocuk gibi öğrendik

Ve direndik

Acıya kurşun işlemez artık

Biz yaşamayı zulümsüz sevdik”

Çocuklarımızın, torunlarımızın, gençlerimizin, kadın ve erkek ve çocuk ve kızlarımızın en hakiki, en çarpıcı, en belirleyici özelliği içten ve yapmacıksız olmaları, söylediklerine ve yaptıklarına harbiden inanmalarıdır.

İşte görüntüleri: Sakin, genç, coşkulu ve umut dolu yüzleri, kimi şark çıbanlı, kimi bir aile anısı gibi taşıdığı kınalı elleriyle, benli şafak yüzlü, kimi Maraşlı/Kahramanmaraşlı, kimi Pazarcıklı, kimi Narlılı, kimi Çağlayanceritli, kimi Ekinözlü, kimi Gölbaşı’ndan, kimi Adanalı, kimi Adıyamanlı, kimi Nurhaklı, kimi Osmaniyeli, kimi Malatyalı, kimi Hataylı, kimi Samandağlı, kimi Yayladağı’ndan, kimi Reyhanlı, kimi Mersinli, kimi Urfalı/Şanlıurfalı, kimi Diyarbakırlı, kimi Siverekli, kimi Erganili, kimi Çermikli, kimi Madenli, kimi Elazığlı, kimi Kilisli, kimi İslahiyeli, kimi Nizipli, kimi Antepli/Gaziantepli, kimi İskenderunlu… sınırı geç arama taramasız… kimi Azazlı, kimi Halepli, kimi İdlibli, kimi Zaranalı, kimi Afrin’den, Azmarin’den Al-Dana’dan, kimi Topboğazı’ndan, Tartus’tan, Hama’dan kimi, tek ağızdan çıkan güvenilir sözleri, şirin ve gülümseyen gözleri, pırıl pırıl zihniyeti ve topraklarımızı baştan sona, kuzeyden güneye, doğudan batıya yürümeye yeminli ayakları, birlikte, hep birlikte halaya duruyor.

Halaylarını ve türkülerini ezberliyoruz. Evet, ezberliyoruz. Birlikte türkü söylüyor, birlikte slogan atıyor, birlikte gülüyoruz. Birlikte dans ediyor, birlikte hoplayıp zıplıyoruz. Yaşam aşkı ve gençlik onlarda ve onlardan bize miras. Ve nicesi: Gençlik, özen, bakım, sevgi ve aşk dolu yürüyüşleri, dansları, duruşları, işleri, yarattıkları ve hayatları artık bize emanet.

Onlar ki 1 Mayıslarda, Newrozlarda, Gezi Direnişlerinde, barış ve kardeşlik gösterilerinde, Mayıs 68’lerde, haziranlarda omuz omuza yürümüş; bu sokak senin, bu meydan benim, bu caddeler, bu kentler, kasabalar, köyler hepimizin diyerek.

Ah o akıp giden gösterilerimiz, yürüyüşlerimiz, alın teri ve göz nuru yüklü dükkanlarda, iş yerlerinde, atölyelerde, fabrikalarda ortaklaşa, kimi kez imece usulü ürettiklerimiz, tahta okul sıralarımız, devrim yüklü amfilerimiz, bilim ve gelecek dolu fakülte kütüphanelerimiz, spor salonlarımız, futbol tutkumuz, çaputtan top oynadığımız taşlı tarla sahalarımız, yediğimiz ve attığımız tekmelerimiz, faullü gollerimiz, basket aşkımız ve dost işi yarışlarımız… Tazelenecek:

“Bir kez yazıldı bu acının şiiri

Yazılıp geçti suların tarihini

Gücünüz yetmez artık

Nehirleri durduramazsınız”

Bizimle, bizlerle yaşayacaksınız. Bu çok açık. Yeniden hayata ve paylaşmaya hoş geldiniz. Yapmacıksız, gerçek sevgi, dostluk, mutluluk, barış ve kardeşlik duygularıyla yüklü, tertemiz giyimli, bayramlıklarına bürünmüş kadın ve erkek ve çocuk, yanaklarınızdan, gözlerinizden, alınlarınızdan öpmek, ayaklarımı sizinkilerle ahenge getirmek ve sizlerle halaya durmak. Arzumdur. Sizlerle bir arada olmakla içimdeki güneşin ışığı ve gülüşü yayılır, güller açar. Coşkuma coşku katarsınız. Eminim.

Birlikte ve yeniden yaşam sürer.

Sözüne ve özüne sadık, sakin ve nazik, anlamaya çalışarak dayanışma içinde ortakça üretmek, ortaklaşa yaratmak.

Hep birlikte tüketmek, eşit eşite.

Yürüyerek tartışmak da mümkün.

Yürüyerek tartışmak ta mümkün evet. Bilhassa yürümek. Yol uzun olabilir, yeter ki güneş sözünde dursun, bir gün varacağımız yere varacağız. Bunun ötesi yok:

“Dışarıda konuşmak yasak

Oysa çok boyutlu bir dergahta

Alabildiğine bağırmaktı susmak

Ve betonu toprak gibi

Avuçlayıp

Tohum tohum patlamaktır

Yaşamak”

Gidenlerin sureti şimdi Eyfel Kulesi’ndedir. İstanbul’da Boğaz Köprülerinde. İzmir’de Kordon’dadır. Ankara Gençlik Parkı’ndadır. Malatya’nın kayısı ağaçlarındadır. Muş, Bitlis, Varto, Erzincan, Erzurum, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Manisa bağlarındadır. Tunceli, Siirt, Hakkari, Şırnak dağlarındadır. İskenderun plajlarındadır. İstanbul’da Taksim Meydanı’ndadır. Paris’te Republique Meydanı’ndadır. Tarsus’tadır. Grenoble’dadır. Diyarbakır Surlarındadır. Aix-en-Provence bulvarlarındadır. Sesleri oralarda duyulur.

Evet evet ölülerimiz yeniden halaya kalkarlar. Yeniden ve yeniden. Asla yenilmeden.

Gidenlerimiz yaşayanların anılarında canlanır. Yasaksız toprakların çocuklarıdır onlar. Yasaksız topraklara yüz sürmüş, suyunu katıksız ve helal ana sütü gibi içmişlerdir. Malum.

Günü ve saati gelir, Eyfel Kulesi’nden, Galata’dan, Antalya’dan ve Surlardan kimi zaman taklacı beyaz bir güvercin kanatlanır güneye doğru, ezilenlerin kurtuluşunu simgeleyen özgürlük kıvılcımları içinde.

Telgraf direklerinde serçeler sıralanır, kuzeye duyurmak için:

“Nar Ülkesinde Mor Günler”de gebe analar yeni doğacak çocuklarına gidenlerin isimlerini koymak için sözleştiler. Duyduk duymadık demeyin. Deri kaplı Kitab’a, kitabımıza, yazılıdır: İşte ispatı:

Bu canlar bizim canlarımızdır. Bu isimler bizim isimlerimizdir. Sicilimize yazılı. Sizler gittiniz. Bizler kaldık. Nöbet sürüyor. Biz nöbetteyiz. Anılarınızla, türkülerinizle, halaylarınızla:

“Bizi bu deprem günlerinde

İnan ki bir şiirsiz yaşamak

Bir de sensiz (sizsiz) savaşmak

Öldürür”

Gerisini Tarih yazar. Bize susmak düşer. Sizlerle her zaman.

#Yas

Halkın öz gücü ve işlevsiz devlet

Toplum kendi kamusal hassasiyeti ile depremzedelerle dayanışma ağları inşa ederek devletin örgütlü toplum karşında ne kadar da işlevsiz ve gereksiz bir organ olduğunu ispat etmiştir

Cem Şahin

Merkez üssü Maraş olan depremlerde yerle bir olan kentler devletin organize etmesi gereken operasyonların ivedilikle yapılmaması sonucunda tarifsiz bir acı, soğuk, açlık ve susuzlukla kaderine teslim edilmiş durumdadır. Asgari düzeyde yapılan müdahaleler dahi halkın inisiyatifi sayesinde gerçekleşmiş, normal şartlarda varlığını hissettirmekte pek cevval olan devlet şürekası deprem bölgelerine aynı atiklikle dahil olmamıştır. Haklı olarak depremzedeler de malum soru ile kendilerini yönetenleri arar olmuştur: “Devlet nerede?”

Erdoğan bölgede olanların aktardıklarının aksine devletin tüm kurumlarıyla harekete geçtiğini, kurtarma faaliyetlerinin kesintisiz sürdüğünü açıklamıştı. Lakin gözlerinde problem, kulaklarında da işitme engeli bulunmayan herkes depremin yaşandığı bölgelerden gelen haberlerde bir tane bile arama kurtarma çalışmasına rastlanılmadığını, halkın kendi çabaları ile yakınlarını kurtarmaya ve ölülerini enkazdan çıkartmaya çalıştıklarına şahit olmuştur. En büyük icraatları olarak pazarladıkları duble yollar yarılmış, yolcu garantili havalimanları kullanılmaz hale gelmiş, rant uğruna uyguladıkları kent politikaları bir kez daha yoksullara cehennem olarak geri dönmüştür.

Bu tür durumları devlet kendi kurumları ve olanakları ile örgütleyip müdahalede bulunması gerekirken halk kendi öz gücüyle devleti ve kurumlarını organize eder hale gelmiştir. Bu da devlet denilen şebekenin halklar nezdinde ne tür tanıma denk düştüğünün en açık göstergesi olarak okunmalıdır. Toplum kendi kamusal hassasiyeti ile depremzedelerle dayanışma ağları inşa ederek devletin örgütlü toplum karşında ne kadar da işlevsiz ve gereksiz bir organ olduğunu ispat etmiştir.

Her felaket ve afette öfke ve yas içinde aynı sonuçları yaşamamızı sağlayan bir çete iktidarının insafına kalmış olmak kahredici olsa da umudu ve dayanışmayı yaşatan bir ortaklık örgütlemiş olmanın onurunu da unutmamak lazım. Normal şartlarda da ülke yönetme kapasitesini kaybetmiş bir tek adam diktasının beceriksiz ve vurdumduymaz pratikleri ülkemizin en feci sürecini yaşadığımız şu günlerde de iş bilmezliğinin bedelini bütün topluma ödetmeye çalışıyor. Sürekli kurumları ve devlet yönetme becerisi ile övünen Erdoğan’ın 7 büyükşehirde gerçekleşen deprem sonrası valilik başta olmak üzere kaymakamlıkları ve diğer afet kuruluşlarıyla halkı mobilize edemiyor olması 21. yüzyılın imkanları düşünüldüğünde ne tür izaha denk düşer bilinmiyor.

Yıllardır deprem olan bölgeler için yapılan uyarılar olmasına karşın ve önlem alınması halinde olası hasarın az olacağı bilinmesine rağmen hiçbir bilimsel tedbirin alınmamış olması siyaset bilmezliğin dışında ölüme apaçık davet değil de nedir? Devlet bildiğimiz tanımı dışında özellikle AKP iktidarında servet yığmanın aracı ve zenginliğin biricik kaynağı haline dönüştüğü için pandemide dahil olmak üzere artık aleni bir şekilde soygunun ve talanın dışında bir fonksiyonun kalmadığını bu depremle daha da ikna edici bir şekilde göstermiş bulunmaktadır.

Çağımızın devletleri sadık oldukları neoliberal iktisadi normların bekçiliğini yaptığından beri yurttaş devlet için yurttaş değil, izaha sokulması gereken, itiraz ettiğinde yıldırılması olmuyorsa hapse tıkılması gereken, hiçbir kamu hizmetine reva görülmeyen ama sopası da kafasından eksik edilmemesi gerekilen bir şeye dönüşmüştür. Kamu değil; daha çok sermaye, daha çok rant ve yoksullar aleyhine daha fazla zenginlik AKP ve Erdoğan’ın en öncelikli kaygısı haline gelmiştir. AKP ve liderinin böylesi bir felaket yaşanırken kurumlarını seferber etmek yerine paçayı nasıl kurtarırım derdine düşmesinin arka planı nettir. AKP ve lideri için mühim olan detaylar, halk uğruna yapılacaklar olmaktan çok kendi bekasını kurtaracak planları sorunsuzca işletmekten öte bir hakikate karşılık gelmemektedir çünkü. Çünkü AKP utanma duygusunu kaybetmiş, vicdanını paraya tahvil etmiş, sermayenin önceliğini insan yaşamı dahil doğadaki tüm canlıların yok olmasına bağlamış bir kötülük organizasyonudur. Bu kötülüğün karşında bize kalan ise haysiyetimizle kurduğumuz ortaklık duygularımızı devlete rağmen yaşatıyor olmanın büyüklüğünü inşa ediyor olmamızdır.

#Halkın #öz #gücü #işlevsiz #devlet