Ana Sayfa Blog Sayfa 960

HDP’li vekiller maaşlarını depremzedelere bağışlayacak

HDP Milletvekilleri, maaşlarını depremzedelere bağışlama kararı aldı

HDP Milletvekilleri, maaşlarını depremzedelere bağışlama kararı aldı.

HDP Basın Bürosu’ndan yapılan bilgilendirmede, “Milletvekillerimiz partimizin oluşturduğu deprem fonuna maaşlarını bağışlayarak depremzedelerle bir nebze de olsa dayanışma kararı aldı. Böyle zamanlarda yaralarımızı hep birlikte saracağız. Vekillerimiz deprem bölgesinde de halkımızla beraber olmaya devam edecek” denildi.

HABER MERKEZİ

#HDPli #vekiller #maaşlarını #depremzedelere #bağışlayacak

OHAL Meclis’te kabul edildi

Depremin etkili olduğu 10 kentte 3 ay boyunca geçerli olacak olan OHAL, Meclis’te kabul edilerek yürürlüğe girdi

Mereş Bazarcix merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 ilde 3 ay boyunca etkili olacak olan Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etti. OHAL kararı, Meclis Genel Kurulunda görüşülmeye başlandı.

İYİ Parti: İhtiyacımız olan OHAL değil, afet yönetimidir

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavvat Dervişoğlu, yakıcı ve yıkıcı tablonun sorumlusunun devlet idaresi ve kamu noksanlığı olduğunu belirterek, “Afeti bu denli vahim ve acıklı kılan bir diğer neden deprem sonrası afet yönetimindeki beceriksizlik. Ulaşım, sağlık böylesine çökmemeliydi. Eğer burada temel meselemiz TSK’nın bölgeye sevk edilmesi ise bu yetki hali hazırda mevcuttur. OHAL sadece hak ve özgürlüklerin askıya alınmasına imkân veren bir düzenlemedir. Madem cumhurbaşkanlığı geniş yetki ile birlikte iktidara hızlı karar alma mekanizması sağlamıştır, iktidar hangi yetkiden yoksundur ki kendisine yeni yetkiler tanınmasını istemektedir. Cumhurbaşkanının kararnamelerle kişi hak ve hürriyetlerini sınırlaması söz konusudur. OHAL’in ilanı halinde belediyelere ait karar alma yetkisinin valiliklere devri söz konusudur. Bugün bize düşen vatandaşlarımızı karşı karşıya kaldığımız bu facianın yıkıcı etkilerinden kurtarmaktır. Koordinasyonsuzluk, yetersizlik eksiklerin ikmali bakımından kısa bir süre OHAL’e ihtiyaç varsa, bir aylık OHAL’e evet diyeceğimizi bildirdik. Bu önerimiz reddedildi. Mevcut durumda ihtiyacımız olan OHAL değil, afet yönetimidir” diye konuştu.

CHP: Askeri göndermek için OHAL’e gerek yok

CHP grubu adından Bülent Tezcan, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde tüm yetkilerin Cumhurbaşkanında toplandığını belirterek, “Deprem sabahı Afet bölgesi ilan etmek mümkündü ama olmadı. Salı günü bölge Afet bölgesi ilan edildi. Ardından OHAL ilan edildi. Kaybettiğimiz vatandaşların canını kurtaramayan OHAL şimdi neyi kurtaracak. Neden bu yetkiyi istiyorsunuz. Bu organizasyonluk, bu başarısız beceriksiz tutum nasıl anlatılır. Askeri göndermek için OHAL’e gerek yok. Canı kurtaramayan OHAL’in neyi kurtaracağını sormak görevimiz. Mevcut kanunlarla her şeyi yapabilirsiniz. OHAL’in size vereceği tek yetki temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak” diye konuştu.

CHP’li Muharrem Erkek, şunları söyledi: “OHAL etmek için hiçbir haklı gerekçeniz yok. Bu sistemde neyi yapmak istiyorsunuz da yapamıyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı kararıyla yapamayacağınız ne var? Her türlü yetki elinizde ama siz gelip bu meclisten OHAL talep ediyorsunuz. Bu büyük bir aciziyetin savunması” dedi.

OHAL, muhalefet partilerinin itirazına rağmen kabul edilerek, yürürlüğe girdi.

ANKARA

#OHAL #Mecliste #kabul #edildi

Sergolan’da her binanın enkazı düştüğü gibi duruyor

Depremin en çok yıkıcı etkisinin görüldüğü Sergolan’a (Gölbaşı)devlet henüz uğramadı, her binanın enkazı düştüğü gibi duruyor

Mereş’te meydana gelen 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde en fazla hasar alan Semsûr’un Sergolan (Gölbaşı) ilçesine daha devlet uğramadı. Harabeye dönen yapıları ile virane kent görüntüsü veren ilçede, düşen her binanın enkazı düştüğü gibi duruyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Akın – Ahmet Kanbal’ın aktardığına göre deprem üssü olan Bazarcix ilçesine 45 kilometre uzaklıktaki ilçede yüzlerce bina yıkılmış. Depremin üzerinden 84 saat geçmesine rağmen arama kurtarma çalışmaları, bugün sabah saatlerine kadar ilçeye gelebilen gönüllüler üzerinden yürümüş. Şu anda da yok denecek kadar az olan AFAD, Kızılay, AKUT ekiplerinin haricindeki gönüllülerin elleri haricinde enkazı kaldıracak başka bir ekipman yok.

Umutlar tükenmiş

Kentte canlı kalabilenlerin kar altındaki yaşam mücadelesi sürse de, enkazların altında kalanlardan umutları kalmamış.

Adeta nükleer facialarda terk edilip bırakılan harabe bir kenti andıran Sergolan’dakiler, hiç olmazsa cenazelerinin enkazlardan çıkarılmasını istiyor.

HABER MERKEZİ

#Sergolanda #binanın #enkazı #düştüğü #gibi #duruyor

CFWIJ: Gazeteciler tehdit elemez, engellenemez

CFWIJ, OHAL ilanı sonrası gazetecilerin alanda engellenmesi ve gözaltına alınmasına dair yayınladığı raporda, polisin alandaki gazetecile engel olduğunu beliterek ‘Yetkililer gazetecilere engellemeler yapmak yerine işlerini güvenli bir şekilde yapabilmeleri için onlara yardımcı olmalıdır’ dedi

Gazetecilikte Kadın Koalisyonu (CFWI), Bazarcix merkezli gerçekleşen deprem sonrası 10 kentte Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilmesi sonrasında gazetecilere yönelik baskı ve engellemelere dair rapor yayınladı.

Uzmanların deprem bölgesi için uyarılarda bulunduğu belirtilen raporda, meydana gelen depremin 4. gününde pek çok koordinasyon eksikliğiyle birlikte arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği ifade edildi.

Banat daraltma

Raporda sanal medyanın yardım koordinesindeki önemine vurgu yapılarak, şunlar kaydedildi: “Depremin ilk iki gününde enkaz altında kalanlar, yakınlarını bekleyenler, yardım talebinde bulunanlar Twitter üzerinden seslerini duyurmayı başarmış, bu sayede pek çok hayat kurtarılmış ve birçok yere yardımlar ulaştırılmıştı. Depremin üçüncü gününde öğle saatlerinden itibaren ise önce Twitter’a bant daraltma uygulaması yapıldı. Dezenformasyon, provakasyon ve halkı paniğe sevk etme vurgusu yapan hükümet, Twitter’a erişim kısıtlaması getirdi. Bunu takiben kullanıcılar Tiktok ve Instagram’a erişmekte de zorlandı. Deprem bölgelerinde zaten telefon hatları ve internet çekmediği için yardıma muhtaç depremzedelerin iletişimi tamamıyla kesilmiş oldu. Aynı gün gece geç saatlerde Twitter’a tekrar erişim sağlanmaya başlandı.”

OHAL’den sonra gazeteciler engellendi

Depremin ikinci gününde 10 ilde üç ay boyunca OHAL ilan edildiğinin ve bununla beraber deprem bölgesinde depremzedelerle röportaj yapan, halkın sesini duyuran gazetecilerin alandan uzaklaştırıldığı ve engellendiği bilgisinin yer aldığı raporda, “CFWIJ deprem bölgelerindeki gazetecilerle konuştu. Gazeteciler, OHAL ilan edildikten sonra alandaki polislerin kendilerine akreditasyon ve turkuaz basın kartı sorduklarını belirtti. Konuyu valiliklere bildiren gazeteciler valilikteki yetkililerden, durumdan haberi olmadıkları ve gazetecilerin akreditasyona ihtiyaçları olmadığı cevabını aldı. Uzun süre yetkili kurumlar arasında anlaşmazlık yaşandığını aktaran gazeteciler alanda uzun süre bekletildi” diye kaydedildi.

Basın kartlarına el konuldu

Deprem bölgesinde 8 Şubat’ta gazetecilerin gözaltına alındığını, ifade işlemlerinin ardından da basın kartlarına el konularak serbest bırakıldıklarının ifade edildiği raporda, “Yalnızca yetkililer değil, hükümet yanlısı yayın organlarında çalışan gazeteciler de alandaki gerçekleri haber yapan gazetecileri hedef gösterdi. Yeni Şafak gazetecisi Taha Hüseyin Karagöz, ETHA muhabiri Elif Bayburt’u ‘terör örgütü propagandası yapmakla’ suçlayıp, Twitter’da hedef gösterdi. Gazetecinin fotoğrafını ve basın kartını uzaktan çekip sosyal medyada paylaşan Karagöz, ETHA’nın geçmiş tarihli tweetlerini paylaşarak suçlamalarına devam etti” diye belirtildi.

‘Engelleme yerine yardım edin’

Gazetecilere yönelik engellemelerin kınandığı raporda, şu ifadelere yer verildi: “Yetkililer gazetecilere engellemeler yapmak yerine işlerini güvenli bir şekilde yapabilmeleri için onlara yardımcı olmalıdır. Böylesi yıkıcı bir afet sonrası yalnızca gerçekleri gösteren gazeteciler hiçbir şekilde tehdit elemez, engellenemez, cezalandırılamaz. Bütün bu basını engelleme çabalarının depremzedelere yardım etme yönünde kullanılmasını talep ediyoruz. Gazetecilik hiçbir zaman olmadığı gibi böylesi zor bir kriz döneminde de hiçbir şekilde suç değildir, olamaz da.”

HABER MERKEZİ

#CFWIJ #Gazeteciler #tehdit #elemez #engellenemez

Polisten gözaltına alınan gazeteciye: Kaynağın ‘AFAD yok’ dedi mi?

Gözaltında tutulan muhabirimiz Mehmet Güleş’e, arama kurtarma çalışmalarına katılan gönüllü cankurtaran Mehmet Nuri Güzel’in röportaj sırasında ‘Burada AFAD yok’ sözlerini kullanıp kullanmadığı soruldu.

Amed’in Rezan ilçesi Şeyh Şamil Mahallesi, Işık Apartmanı’ndaki arama kurtarma çalışmalarını dün takip ettiği sırada, enkaz alanında gönüllü çalışan Mehmet Nuri Güzel adlı kişiyle röportaj yaparken, bir polisin ihbarıyla Güzel ve Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Mehmet Güleş gözaltına alınarak, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyetteki ifade işlemleri tamamlanan Güleş, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” ile suçlandı. İfadesi alınan Güleş’e, ihbarcı polisin, Güzel’in söylediğini iddia ettiği, “Burada AFAD yok, UMKE yok. Burada halk kendi imkanları savaşıyor. Halkımız yalnız bırakıldı” sözlerinin doğru olup olmadığı soruldu. Güleş, kaynağı Güzel’in söz konusu cümleyi kurup kurmadığını hatırlamadığını ifade etti.

İfadesi alınan gazeteci Güleş ile suçlanmak istenen gönüllü cankurtaran Güzel, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildi.

AMED

#Polisten #gözaltına #alınan #gazeteciye #Kaynağın #AFAD #yok #dedi

İran’da 6 kadın tutuklu serbest bırakıldı

İran’da farklı tarihlerde tutuklanan 6 kadın, serbest bırakıldı. Evin Cezaevi’nden çıkan kadınlar toplu fotoğraf çektirdi

İran’daki Evin Cezaevi’nde bulunan 6 siyasi kadın tutuklu, aktivist ve gazeteci dün gece saatlerinde serbest bırakıldı. NûJINHA’da yer alan habere göre, hükümet tarafından farklı tarihlerde ve farklı gerekçelerle tutuklanan aktivist ve politik tutsaklar Fariba Asadi, Şahreh Hüseyini, Golareh Abbasi, Zahra Safaei, Prasto Moini ve gazeteci Aaliya Matalzadeh serbest bırakıldı. Serbest bırakılan kadınlar, cezaevi önünde de toplu fotoğraf çektirdi.

Ne kadar ceza verilmişti?

Serbest bırakılan Golareh Abbasi’nin 2 yıl 6 ay, Shahreh Hosseini’nin de 2 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi. Zahra Safaei ve kızı Prasto Moini’ye de “Ülke güvenliğine karşı hakaret etmek”, “Hükümete karşı gizli anlaşmalara katılmak” iddialarından toplamda 5 yıl hapis cezası verilmişti. Aktivist Fariba Asadi hakkında ise kesinleşmiş 1 yıl hapis cezası söz konusu. Aliya Matlabzadeh’in, “Rejim aleyhine propaganda yapmak” ve “Ülkenin güvenliğine karşı işbirliği yapmak” iddialarından kesinleşmiş 3 yıl hapis cezası bulunuyor.

IFJ’den açıklama

İranlı gazeteci Aliya Matlabzadeh de dün gece saatlerinde serbest bırakıldı. IFJ, dün akşam yaptığı açıklamada, “Ekim ayından bu yana 3 yıl hapis cezası alan foto muhabiri ve Basın Özgürlüğünü Savunma Derneği Başkan Yardımcısı Aliya Matlabzadeh, bu akşam cezaevinden tahliye edildi” dedi.

TAHRAN

#İranda #kadın #tutuklu #serbest #bırakıldı

Fırsatçı ülkücüler depremzedeyi gasp etti

Depremzedeler hayata tutunmaya çalışırken, fırsatçılar da iş başında. Bazarcıx ilçesine giden ülkü ocaklarından bir kişi, depremzede Asiye Kuşne’nin para ve altınlarını zorla alarak, kimseye anlatmaması yönünde tehdit etti

Mereş merkezli 6 Şubat’ta 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde medyana gelen iki depremin yol açtığı felaketin etkileri sürerken, fırsatçılar da iş başında. Deprem bölgesine giden ve kendisini “gönüllü” olarak tanıtan ülkü ocakları üyeleri halkın malına el koyuyor. Bazarcix ilçesi Fatih Mahallesi’nde depremden kurtulan ve daha sonra evine gidip para ve altınlarını almak isteyen Asiye Kuşne’nin para ve altınlarına ülkü ocaklarından gönüllü olarak bölgeye geldiğini belirten bir kişi tarafından zorla alındı.

Parasını ve altınlarını aldılar

Xwebûn gazetesi muhabirleri Kadri Esen ile Bilal Gezer’e konuşan Asiye Kuşne, başına gelenleri şu sözlerle anlattı: “Deprem olunca hemen binamızı terk ettik. Kendim tek yaşıyordum evde. Binada 4 aile yaşıyordu. Dışarı çıktığımızda şehirde kıyamet kopuyor gibiydi. Herkes bir yere koşmaya çalışıyordu. Bende babamları çıkarmaya geldim. Deprem günü bizim tanıdıklarımızın araçları vardı. Arabalarda bekledik” dedi.

Kuşne, parasını almak için evine geri döndüğünü belirterek şöyle devam etti:

“Evime doğru giderken, orada AFAD’tan ekipler gönüllüler çalışıyorlardı. Yolda Ülkü Ocakları Derneği’nden yelekler giymiş 4 kişilik bir grup vardı. Onlara ‘binaya girmek istiyorum acaba ne olur?’ diye sordum. Bilgi almak istediğim kişi önce ‘riskli’ dedi. Sonra param var deyince yanımda durmaya başladı. Bana destek olursanız içeriye girebilirim dedim. İlk önce ‘ben girebilirim. Ama burası çok riskli’ dedi. Binanın ön taraflarında da enkaz vardı. AFAD ekipleri çalışıyordu. Neyse içeri girdim. Kendisi de arkadan geldi. Paramın bulunduğu yere girip aldım. Ancak benimle birlikte içeri gelen kişi ‘Beni bir odaya çekerek burada parayı vereceksin’ dedi. Elimdeki para 2 bin 350 Euroy’du. Onun tamamını aldı. 16 tane tam altınım vardı. Altınlarımı da isteyince karşı çıktım. Yine altınlarımı da aldı. Paramı da altınlarımın tümünü aldı. ‘Bunu da kimse duymayacak aramızda kalacak’ diye tehdit etti. Riskli bir binanın içinde olduğumuz için korktum. Altınlarımı ve paramı verdim. Aşağı indiğimizde de en azında bir kısmını istedim. Ama bana ‘Arkana bakmadan çık git’ dedi.”

Kimse ilgilenmedi

Başından geçenleri AFAD ekiplerine anlattığını belirten Kuşne, “AFAD’dan olmadıkları için bir şey yapamayız dediler. Polise gittik. Emniyette zarar gördüğü için bizi Kaymakamlığa yönlendirdiler. Yollar kötü olduğu için Kaymakamlığa gidemedik” diye konuştu.

MEREŞ

#Fırsatçı #ülkücüler #depremzedeyi #gasp #etti

HDP’den seferberlik çağrısı: 2 bin gönüllü ile sahadayız

OHAL ilanının devletin enkaz altında kaldığının itirafı olduğunu belirten HDP Örgütlenme Komisyonu Eş Sözcüsü Güleryüz, partisinin Kriz Koordinasyon Merkezi’nin 2 bin kişilik gönüllü ve 8 farklı heyetle deprem bölgesinde olduğunu belirtti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi, Mereş Bazarcix merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin Dîlok, Meletî, Semsûr, Riha, Amed, Kilis, Osmaniye, Adana ve Hatay’da neden olduğu ağır yıkımlara ve Kriz Koordinasyon Merkezi’nin çalışmalarına ilişkin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Kriz Koordinasyon Merkezi’nde yer alan partinin Örgütlenme Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, enkazların altında kurtarılmayı bekleyen binlerce yurttaşın olduğunu belirterek, seferberlik çağrısı yaptı.

Soluksuz çalışma

HDP Kriz Koordinasyon Merkezi’nin depremin ilk anından itibaren merkez ve yerellerde çalışmaları sürdürdüğünü söyleyen Güleryüz, “Enkaz altındaki yurttaşlarımızın bir an önce sağ salim çıkarılması için herkesi seferber olmaya davet ediyoruz. Bizler, depremin olduğu ilk andan itibaren merkezi düzeyde ve yerellerde kurduğumuz koordinasyon merkezlerimiz ile birlikte 24 saat aralıksız çalışmaya devam ediyoruz. Oluşturmuş olduğumuz kriz koordinasyon birimlerimiz soluksuz bir biçimde çalışıyor. Arkadaşlarımız 24 saat telefon başında. Deprem bölgelerinde kim nerede bir yardıma ihtiyaç duyuyorsa, onlara ulaşmaya çalışıyoruz. Kurtarılma talebinde bulunan yurttaşlarımızı ve yakınlarını anında AFAD’a bildiriyoruz. Bize ulaşıp ses vermek isteyen yurttaşlarımızın sesi olmaya çalıştık ve çalışmalarımız devam ediyor” diye konuştu.

Müdahale yetersiz

Güleryüz, henüz yardımın ulaşmadığı köy, yerleşim yerleri olduğuna dikkat çekti. Kriz Koordinasyon Merkezi’ne çok sayıda telefon geldiğini aktaran Güleryüz, şunları söyledi: “Bizler HDP olarak sadece oluşturduğumuz kriz koordinasyon birimleriyle çalışmıyoruz. Aynı şekilde depremlerden hemen sonra deprem bölgelerine doğru yola çıktık. Deprem bölgelerindeki parti örgütlerimiz derhal harekete geçti, sahaya çıktı. Oluşturduğumuz heyetlerle birlikte derhal depremin yıkıp geçtiği kentlere ve köylere gittik. Eş başkanlarımız milletvekillerimiz, PM ve MYK üyelerimiz deprem bölgesinde halkımızla birlikteler. Tüm milletvekillerimiz 8 ayrı heyet halinde Hatay, Maraş, Malatya, Adıyaman, Antep, Diyarbakır, Urfa ve Adana illerinde çalışma yürütmekte, halkın sorunlarına çözüm gücü olmaya çalışmaktadır. Ancak kurtarma ekiplerinin yetersiz oluşu nedeniyle on binlerce yurttaş halen enkaz altındadır. Öfkeliyiz. Halkımızın öfkesini yüreğimizde hissediyoruz. Deprem bölgesinde yaşananlar AKP-MHP iktidarının söyledikleriyle bütünüyle terstir. Gerçek çok daha farklı, endişe verici ve korkunç düzeydedir. Henüz ulaşılamayan, en ufak bir yardımın bile gitmediği ilçeler, köyler, yerleşim birimleri var. Kriz koordinasyon birimlerimize çok ama çok sayıda telefon geliyor. Arkadaşlarımız sürekli telefon başındalar. Bize gelen bilgiler binlerce insanın enkaz altında olduğu yönündedir. Ne yazık ki kaybettiğimiz canların sayısı her geçen dakika artıyor. Maalesef müdahaleler oldukça yetersiz. Ne yazık ki insanlar yıkılmış enkazların altında kelimenin birebir anlamıyla kendi başlarına kaderlerine terk edilmiş durumdadır.”

AFAD sınıfta kaldı

AFAD’ın yetersiz kaldığını söyleyen Güleryüz, “Kriz koordinasyon birimlerimizin ve deprem bölgesine giden heyetlerimizin yanı sıra yardımlar da organize ettik. Partili arkadaşlarımız ve gençlerimiz yıkılmış binalardan insanlarımızı çıkarmak için halkımızla birlikte aktif kurtarma çalışmalarına dahil oldular. Deprem bölgesinde ihtiyaç duyulan malzemelere ilişkin acil yardım listesi oluşturduk. Bunları sosyal medya hesaplarımızdan güçlü ve yaygın bir biçimde duyurduk, duyurmaya devam ediyoruz. Bu duyurular neticesinde yurttaşlarımızla birlikte depremin yaralarını birlikte sarmak için dayanışma ağları kurduk. Hem yurt içinden hem de yurtdışından gelen desteklerle bu ağı büyütmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

2 bin kişi ile sahadalar

Güleryüz, 2 bin kişilik gönüllü ile deprem bölgesinde çalışma yürüttüklerini belirterek, “Şu ana kadar yardım merkezimizden yüzlerce TIR, kamyon ve kamyonet yardım deprem bölgesine ulaşmış ya da ulaşmak üzeredir. Sahada 2 bin kişilik bir gönüllü ordusu ile çalıştığımızı kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Gelen yüzlerce göçük ve kayıp ilanları depremin ilk anından itibaren AFAD ve yerel mercilerle paylaşılmaktadır. Sivil toplumu, siyasi partileri dahil etmeyen, her şeyi merkezi olarak yapmak isteyen ama bunu da beceremeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Açık ve net bir hakikati dile getirmek zorundayız: İktidar enkazın altında kalmıştır. Ölümleri kader olarak gören, açıklamalarıyla halkı tehdit eden bir iktidar var karşımızda. Dünya deneyimlerinin bize gösterdiği şudur; doğal afetler kader değildir. Afetler sonrası gerçekleşen ölümler, yanlış kentleşme ve rant düzeninin sonucudur. Şimdi çıkıp ‘ne yapalım kader böyleymiş’ demelerini kabul etmiyoruz. Soruyoruz; toplanan deprem vergilerini iç etmek, çarçur etmek, duble yollara yatırmak kadere dahil midir? Bilim insanlarını dinlemeyen, göz göre göre gelen bir felakete karşı hiçbir önlem almamak da kadere dahil midir? İnşaat ihalelerini yandaş müteahhitlere vermek, olmaz denilen yerlere binalar dikmek kadere dahil midir? Topa, tanka yatırım yapmak, savaşa, çatışmaya milyar dolarlar harcamak ama iş enkaz kaldırmaya gelince ortadan kaybolmak kadere dahil midir? Deprem için toplama alanı olarak seçilen yerlere AVM’ler yapmak kadere dahil midir? Sürekli ama sürekli imar barış affı ile suçluların cezalarını ertelemek kadere dahil midir? Hayır, milyon kere hayır! İşte bu yüzden diyoruz ki bu kader değil cinayet diyoruz” dedi.

Enkazda kalmanın itirafı: OHAL

Deprem bölgesinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilmesine değinen Güleryüz, “Şimdi soruyoruz: Devletin, iktidarın yapmak isteyip de yapamadığı ne var? Tüm yetkiler ellerinde. OHAL ilan edilmesinin tek nedeni gerçekleri gizlemektir. Ortaya çıkan yıkımı gizlemek, halkı bilgiden mahrum bırakmaktır. OHAL ilanı, devletin enkaz altında kaldığının açık bir itirafıdır. Depremler devletin üzerindeki tozu, örtüyü kaldırır. Fay hatları foyalarını çıkarmıştır. İnsana değer vermeyen, afetler konusunda hiçbir hazırlığı olmayan, şehirleşme ve bina yapımı konularında hukuksuzluğa sürekli göz yuman, insanî organizasyon ve koordinasyon yapmaktan aciz, refleksleri hep her ne pahasına olursa olsun kendini korumaya yönelik olan bir devlet ortaya çıkmıştır. OHAL ilan eden iktidar, toplumsal dayanışma ağlarını dağıtmak ve OHAL’den güç ve inisiyatif alarak siyasal rant devşirmek istemektedir” diye konuştu.

Şimdi dayanışma zamanı

Güleryüz, şöyle devam etti: “Bugün bize düşen görev; bu rant ekonomisine, insafsız düzene karşı toplumsal dayanışma ağlarını daha çok büyütmektir. Dün itibariyle ‘Şimdi Dayanışma Zamanı’ sloganıyla bir dayanışma kampanyası başlattık. Dayanışmak isteyen yurttaşlarımızı depremzede ailelerle buluşturmayı ve aralarında uzun süreli köprü olmayı hedefliyoruz. Depremin görünür etkileri geçtikten, enkazlar kaldırıldıktan sonra halkımızın yaşayacağı sıkıntıları biliyoruz. Bu yüzden uzun soluklu bir kampanya başlatmaya karar verdik. Dayanışma elini uzatan ailelerle, yurttaşlarla depremzedeleri buluşturmak istiyoruz. Deprem felaketi nedeniyle zor durumda olan yurttaşlarımızla dayanışmada bulunmak isteyen yurttaşlarımıza arasında köprü oluyoruz. Ve böylece bir nebzede olsa depremden zarar gören aileleri yurttaşları bir süre en azından temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek uzun soluklu bir imkana kavuşmasını istiyoruz. Şimdi Dayanışma Zamanı Kampanyası ile uzun dönemli dayanışma göstermek isteyen yurttaşlarımızın destek taleplerine çözüm geliştiriyoruz. Yaralarımızı hep birlikte saracağız.”

ANKARA

#HDPden #seferberlik #çağrısı #bin #gönüllü #ile #sahadayız

Suriye’de can kaybı 3 bin 162’ye yükseldi: Türkiye orada da yardımları engelliyor

Suriye’de depremin nedeniyle can kaybı 3 bin 162’ye yükseldi. Özerk Yönetim’in toopladığı yardımlar ise Türkiye’niin denetiminde olan Um Cilûd kapısında bekletiliyor

Mereş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremler, Suriye’nin birçok kentinde yıkımlara neden oldu. Depremin dördüncü günündü Suriye’nin İdlib, Halep, Hama, Lazkiye ve Tartus kentlerinde arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Suriye kentlerinde depremde yaşamını yitirenlerin sayısı 3 bin 162’ye, yaralananların sayısı ise 5 bin 235’e çıktı.

Yıkılan binaların enkazından çıkarılan yaralılar, sağlık merkezlerine sevk edilirken, evleri yıkılan veya zarar gören depremzedelerin, geceyi sokaklarda geçirdiği bildirildi.

Öte yandan Türkiye’de de HDP’nin yardımlarını engelleyen AKP-MHP iktidarının Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim’inin depremzedelere ulaştırmak için hazırladığı insani yardımları da engellendiği belirtildi.

ANHA’da yer alan habere göre, 30 yakıt tankeri dolusu yardımın Minbic’in kuzeybatısındaki Um Cilûd kapısına ulaştığı ancak yardım tankerlerinin bölgede bekletildiği belirtti.

Özerk Yönetimi, bölgede depremzedeler için “İnsanlık için el ele” adlı yardım kampanyası başlatmıştı.

Aynı zamanda depremlerde evleri zarar gören Şêxmeqsêd ve Eşrefiyê mahallelerinden bin 200 aile Özerk Yönetim’in denetimde olan Şehba Kantonu’na ulaştı.

Şehba Kantonu Halk Belediyesi, bölgeye gelen yurttaşların sayısının artmasıyla birlikte kamplardaki çalışmalarını artırdı.

DIŞ HABERLER

#Suriyede #kaybı #bin #162ye #yükseldi #Türkiye #orada #yardımları #engelliyor

Several Ballıkaya: Çıkış yolu İmralı

Çözüm için İmralı’nın anahtar konumda olduğunu ifade eden avukat Several Ballıkaya, halkın PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın demokratik cumhuriyet fikri etrafında buluştuğunu söyledi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 4-5 Şubat tarihlerinde İstanbul’da “Demokratik Cumhuriyet Konferansı” gerçekleştirdi. Her kesimin büyük bir ilgi gösterdiği konferansta öne çıkan mesajlar arasında, PKK Lideri’nin fikriyatının halkları bir araya getirmesi ve toplumun özgürlüğü için Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün şart olduğu yer aldı.

Konferansın izleyicilerinden avukat Several Ballıkaya, başta Kürtler olmak üzere cumhuriyetin halklara sunduğu yaşama ve buna karşı Abdullah Öcalan’ın fikriyatı olan demokratik cumhuriyete dair değerlendirmelerde bulundu.

Yüz yıllık asimilasyon

Cumhuriyetin yüz yıldır asimilasyon politikaları ile sürdürüldüğüne dikkat çeken Ballıkaya, “Cumhuriyet yüz yıllık süre içerisinde bu toprakları asimile ederek Türkleştirme ideolojisi üzerine bir sistem inşa etmeye çalıştı. Ermenilerle, Rumlarla başlayan asimilasyon ve topraktan sürme politikası tamamlandıktan sonra bu kez Kürtlerin ‘Türkleştirilerek’ asimile edilmesi yöntemini geliştirdi. Kürtler için cumhuriyet dönemi asimilasyon ve baskı ile yürütüldü. Son olarak 1938’de yapılan ağır kıyım, Kürtlerin kendi haklarını, dilini ve varlığını sürdürme mücadelesini bitiremedi” şeklinde konuştu.

Yüz yıllık politika çöktü

Kürt halkının tarihten bugüne dek mücadele yürüten tek halk olduğunu vurgulayan Ballıkaya, şunları ifade etti: “Köylerin boşaltılması, Kürt topraklarının insansızlaştırılmaya çalışılması, Kürtlerin kentlere getirilerek ucuz iş gücüne dönüştürülmesi asimilasyonun önemli bir ayağı. Bu asimilasyon süreci tamamlanamadı. Kürtler mücadelelerini büyüterek bunların içinden çıktılar. Kürt halkı ve öncüsü durumunda olan güçler, asimilasyona karşı verdikleri mücadele ile dünyaya örnek oluyorlar. Devletin yüz yıllık politikası bugün itibari ile başarılı olamamıştır.”

Halklar kazanacak

Kürtlere karşı uygulanan politikaların tutmadığını söyleyen Ballıkaya, “Bütün bunlara karşı uygulanan politikaların tutmadığını çok açık bir şekilde söyleyebiliriz. Devlet ister kabul etsin ister etmesin, bu topraklarda Türkler dışında halklar yaşıyorlar. Bugün verilen mücadeleden görüyoruz ki Kürtler ve diğer halklar kazanacaktır. Bu çok uzak değil. Artık baskı döneminin sonuna geldik. Halkların özgür yaşamı inşa edecek düzene geçeceğine yürekten inanıyorum” sözlerini kullandı.

Demokratik model yaşamı

Cumhuriyet fikrine karşı geliştirilen ve tüm halklar tarafından ihtiyaç duyulan demokratik cumhuriyet kavramını PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından ortaya koyduğunun altını çizen Ballıkaya, “Demokratik cumhuriyet köklü bir değişim demek. Abdullah Öcalan’ın ortaya attığı demokratik cumhuriyet fikri taraftar bulmuş durumda. Kürt halkı ve beraber mücadele ettiği bileşenleri, bu kavramın demokratik bir yaşam inşa edecek model olduğunu gördü” dedi.

‘İmralı kapıları açılmalı’

PKK Lideri’nin yalnızca demokratik cumhuriyet fikrini ortaya koymadığını, bu fikri yaşatacak yöntem ve mücadele yollarını da yarattığına dikkat çeken Ballıkaya, “Demokratik cumhuriyetin düşünülmesini istemediler. İmralı kapıları açılsa, tecrit ortadan kaldırılsa, bu kavramın halkların birlikte yaşamasını yöntemleri tartışılsa, Kürt sorunu dahil olmak üzere tüm sorunların çözümü için bir yol aralanacak. Mevcut iktidar çözüm perspektifinin ortaya çıkmasını istemiyor. Çünkü baskıyı kendini ayakta tutma yöntemi olarak görüyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Tecrit sonlandırılmalı’

Kürt sorununun çözümü için tecridin sonlandırılması gerektiğini dile getiren Ballıkaya, “Bunu devlet de biliyor. Önceki deneyimlerimizden de görüyoruz, bunu yaptı. Çözüm adı altında attığı her adımda İmralı kapıları açıktı, tartışma zemininin dışarı çıkmasına olanak sağlıyordu. Şimdi bunu istemediği için İmralı kapıları kapalı” diye belirtti.

Çözüm İmralı’da

“Kürt sorunu çözülmeden demokratik cumhuriyetin inşası söz konusu olamaz” diyen Ballıkaya, “Sorunun çözümü için de muhatap durumunda olan Abdullah Öcalan’ın bu zemin içerisinde yer almasının sağlanması gerekir. Kürt sorunu tüm sorunların başındadır. Çözümü için de İmralı anahtar konumundadır” sözleriyle tek çözümün PKK Lideri’nin fiziki özgürlüğünden geçtiğini vurguladı.

Kaynak: JinNews

#Ballıkaya #Çıkış #yolu #İmralı