Serhat kentlerinde süren kar yağışı nedeniyle en az bin 385 yerleşim yerine ulaşım sağlanamıyor
Kar yağışının etkili olduğu Serhat kentlerinde, birçok köy, mezra ve ilçe yolları kapandı. Kayyum yönetimindeki Wan Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, kent genelinde 272 mahalle ve mezraya ulaşım sağlanamazken, ayrıca Mîks (Bahçesaray) ilçe yolunun çığ tehlikesine karşı geçişlere kapatıldığı kaydedildi.
Birçok yere ulaşım yok
Colemerg’te (Hakkari), Yol ve Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü’nün verdiği bilgilerine göre de, kentte 59 köy ve 181 mezra yolu, kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapandı. Mûş’ta da etkisini sürdüren kar yağışı nedeniyle 298 köy yolunun kapanırken, kar yağışının devam ettiği Bedlîs’te (Bitlis) ise, 302 köy yolunun kapandığı belirtildi. Kar yağışının tipi şeklinde sürdüğü Erzirom’da, 83, Qers’te (kars) 16, Agirî’de de 174 yerleşim yerine ulaşım sağlanamıyor.
İran askerlerinin açtığı ateş sonucu 2 kolber ağır yaralandı
İran askerlerinin kolberlere ateş açtığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre, açılan ateşte Kavan ve Sivan adlı iki kolber, ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan kolberlerin hayati tehlikesinin devam ettiği ifade edildi.
Yağma hedefindeki Validebağ Korusu için verilen mücadeleyi kazanan Validebağ Savunması, ‘Nerede bir ormana, doğaya saldırı varsa orada olacağız. Ta ki düzen değişene kadar’ dediler
AKP-MHP iktidarının savaş politikalarından doğa da büyük yıkıma uğradı. İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bulunan ve 1999 yılından bu yana “1. Derece Sit Alanı” olarak koruma altında tutulan Validebağ Korusu yıllardır iktidarın hedefinde. İmara ve yapılaşmaya açılmak istenen koru için Validebağ Gönüllüleri yaklaşık iki yıldır direniş gösteriyor. 2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçim vaadi olarak sunulan “Millet Bahçesi” projesi Validebağ Korusu’nda da uygulanmak istenmesine karşı açılan ve 6. İdare Mahkemesi’nde görülen iki farklı davanın sonucunda Millet Bahçesi projesi ve projenin imar planları iptal edildi.
‘Direniş aralıksız büyüdü’
Ekolojist aktivist ve Validebağ Savunması’ndan Aysel Okan Hoşgit, uzun yıllardır koru üzerinde yapılmak istenen rantsal projelere karşı mücadele eden isimlerden biri. Aysel Okan Hoşgit, 1998 yılında korunun bir bölümünün Marmara Üniversitesi’ne tahsis edildiğini bundan sonra koruya dört koldan rantsal projelerin aktığını ifade etti. 1999 yılında sivil toplum örgütleri, ekoloji aktivistleri ve Validebağ Havza Gönüllüleri’yle birlikte yoğun uğraşlar sonucu korunun birinci derece sit alanı olmasına katkı sunan Aysel Okan Hoşgit, koruya günümüze kadar sık sık “yenilenme, bakım” adı altında saldırıların da olduğunu, buna karşı da direnişin aralıksız büyüdüğünü vurguladı.
‘Birleşik mücadele yürütülmeli’
Aysel Okan Hoşgit
Koruda 150’nin üstünde kuş türü, kaplumbağa, kirpi, sürüngen gibi hayvanlar olduğunu söyleyen Aysel Okan Hoşgit, Kurdistan’da ağaçların “terör” bahanesi ile çok önceden kesildiğinde batıdan çok sesin çıkmadığını, birleşik bir ekolojik mücadelenin yürütülmediğini belirtti. İnsanlar artık her yerde ekolojisiz bir değişimin olmayacağını, onu korumadan bir değişimin dönüşümün hatta bir devrimin olmayacağının bilincine vardığını söyleyen Aysel Okan Hoşgit, “Kadın mücadelesi böyle, kadınsız devrim, ekolojisiz de devrimin anlamı olmaz. Bütün bunları koruyarak düzeni değiştireceğiz” şeklinde konuştu.
‘Ekosistem Tabanlı Yönetim Planı’
Millet Bahçesi Projesi’ne karşı da bir buçuk yıldır direnişin devam ettiğini aktaran Aysel Okan Hoşgit, “25 yıldır ‘yapmayın, dokunmayın’ dediğimizde insanlar da bize ‘bakım yapılmasını da mı istemiyorsunuz’? diye karşılık verince biz de Ekosistem Tabanlı Yönetim Planı ile yapılmasını talep ettik. Ekosistem Tabanlı Yönetim Planı, ‘buranın nasıl korunacağını, nerelerin insansızlaştırılacağını, nerelere girilmeyeceğini, ağaçların bakımını, bitki örtüsünün nasıl korunacağının’ anlatıldığı bir proje olacak” dedi. Bizim ülkemizde mücadele asla bitmez diyen Aysel Okan Hoşgit, “Nerede bir ormana, doğaya saldırı varsa orada olacağız. Ta ki düzen değişene, ağaçlarımıza, kuşlarımıza ve yeşilimize hiçbir zarar gelemeyene kadar mücadele sürecek. Şırnak’tan Kazdağları’na doğayı koruma mücadelemiz sürecek” dedi.
Doğaya para gözüyle bakıyorlar!
Validebağ Savunması’ndan Naziye Ünal ise İstanbul’da yeşil alanların büyük bir bölümünün kaybedildiğini belirterek, “Tamamı neredeyse AVM, iş merkezi, konuta dönüştürüldü. Deprem riski olan İstanbul, son 10 yılda toplanma alanlarının büyük bir bölümünü, yeşil alanlarını, parklarını kaybetti. Ülke açısından ve İstanbul açısından ekolojik olarak büyük bir yıkım var” şeklinde konuştu. Doğanın bir dengesinin olduğunu, gerçekleşen yıkımların doğanın dengesini bozduğunu vurgulayan Naziye Ünal, “Doğaya saygısız davranıldığı zaman insanın yaşam alanları da yok ediliyor anlamına geliyor” dedi. Mahkemenin kazanıldığını hatırlatan Naziye Ünal, ancak mahkemenin üst aşamalarından kaynaklı nöbetlerin hafta sonlarında devam edeceğini belirtti.
‘Doğa herkes için’
Naziye Ünal
Validebağ Korusu’nun “sıradan” bir alan olmadığını, birinci derece sit alanı olduğunu ifade eden Naziye Ünal, “Burası yalnız insanlar için değil, burada yaşayan hayvanlar var. İstanbul’un ortasında bir vaha burası, bunu için bunun kıymetini bilmemiz gerekiyor. Millet Bahçesi gibi rant projesi olacak bir yer değil burası” ifadelerine yer verdi. İktidara, “Doğa herkes için” diye seslenen Naziye Ünal, “Doğanın intikamı acı olur. Sizin doğadan aldığınızı doğa geri alır. Şehir içindeki yeşil alanları, ağaçları yok ediyorsunuz, buralara rant projeleri dikiyorsunuz ama kenti rüzgarsız ve oksijensiz bırakıyorsunuz. Ülkeyi yönetenlerin de doğayı koruması lazım” dedi.
Ev hapsinde olan İran Yeşil Hareketi sorumlusu Mir Hüseyin Musewi, cezaevinden gönderdiği mektupta ‘Jin, Jiyan, Azadi’nin bir geleceğin tohumları olduğunu ve İran’daki değişimin temeli olacağını’ belirtti
Tutuklu bulunan İran Yeşil Hareketi sorumlusu Mir Hüseyin Musewi, Kelime ajansında yayınladığı bir mektupta İran ve Rojhilat’taki halk isyanına ve ve ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganına değindi.
Musewi mektubunda İran iktidarının reformlarına karşı umutsuzluğunu dile getirerek şunları söyledi: “İran’ın tek kurtuluş yolu temel bir anayasa hazırlamaktır. Bu yeni anayasa ise kurucu konsey tarafından onaylanmalı ve özgür ve temiz bir seçimle oylamaya sunulmalıdır.”
Mir Hüseyin Musewi, mektubunun diğer bölümünde: “İran ve halkının köklü bir değişime ihtiyacı var. ‘Jin, Jiyan, Azadî’ üç kelimesi İran’daki köklü bir değişimin tohumlarıdır” diye ifade etti.
O dönem İran Cumhurbaşkanı adayı olan Mir Hüseyin Musewi ve Mehdi Kerubi, 2009’da Mehmud Ehmedi Nejad’ın çıkarları için seçimde yapılan hileleri protesto ederek Yeşil Hareketine öncülük etmişlerdi. İki isim de bu nedenle o günden bu yana ev hapsinde tutuluyor.
DBP Silopiya ilçesi kongresini gerçekleştirdi. Kongrede yapılan konuşmalarda Kürt halkının mücadelesine ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecride dikkat çekildi
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesinde kongreye gitti. “Örgütlü toplumla özgür yaşama” şiarıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) ilçe örgütü binasında yapılan kongreye, milletvekilleri Hasan Özgüneş ve Nuran İmir’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Kongrede konuşan İmir, Kürt halkının mücadelesine dikkat çekerek, “Kürt halkı tarihe damgasını vuruyor. Halkımız AKP ve MHP faşizmine karşı direniyor. Nerede zulüm varsa orada özgürlüğü inşa edeceğiz. Bugün Öcalan üzerindeki tecrit tüm cezaevlerine yayıldı. Bu tecrit, komplonun devamıdır. Halkımızın saldırılara karşı mücadeleyi yoğunlaştırarak karşılık vereceğine inancımız tamdır” şeklinde konuştu.
Özgüneş ise, İmralı’da ağırlaştırılmış tecride dikkat çekti. Özgüneş, “Kürt halkının mücadelesini her yerde boğmak istediler. Ama başaramadılar. Bu 2 yıldır Öcalan’ın etrafında bir abluka var. Bu abluka bütün cezaevlerini cehenneme çevirdi. Ülkede istismar, kriz ve ölümler en üst düzeye ulaştı. AKP’de ahlak yok, ekonomi battı. Neresinden baksan Türkiye sıkışmış durumda. Türkiye’nin umudu bizleriz, umut Emek ve Özgürlük İttifakı’dır” ifadelerini kullandı.
Konuşmalar ardından yapılan seçimde Emine Özek ve Reşit Azma eşbaşkanlığa seçildi.
Sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine hastane kaldırılan hasta tutuklu Eyüp Kodin’in ceza infazı 3 ay ertelendi
Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ilçesinde 2019 yılında “KCK” soruşturması kapsamında tutuklanan Eyüp Kodin (49), tahliye edildi.
Kodin, tutuklu bulunduğu Siverek T 1 Nolu Kapalı Cezaevi’nde sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine 16 Ocak’ta Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Kodin, burada bypas ameliyatı oldu.
Doktorların “durumu kritik” uyarısı üzerine tutukluluk durumu incelenen Kodin, cezasının infazı 3 ay ertelenerek tahliye edildi.
Kodin’in 16 ay cezasının kaldığı ve 3 ay sonra yeniden sağlık heyetinin karşısına çıkacağı öğrenildi.
Şimoni Diril’in öldürülmesine dair açılan davanın 5’inci duruşmasında tahliye edilen Apro Diril, itiraz üzerine yeniden tutuklandı
Şirnex’in Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Mehrî köyünde 11 Ocak 20220’de Hürmüz Diril (71) ve Şimoni Diril (65) çifti kaybolmuş, kaybolmalarından 70 gün sonra Şimoni Diril’in cansız bedenine ulaşılmıştı. Cinayetlere dair Apro Diril, Behçet Öztunç ve İsmail Yıldız hakkında “Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” ve “Tasarlayarak öldürme” suçundan dava açılmıştı.
Davanın 3 Şubat’ta Şırnak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5’inci duruşmasında tek tutuklu sanık Apro Diril, ev hapsiyle tahliye edildi. Bunun üzerine Şimoni Diril’in avukatları itirazda bulundu.
Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Apro Diril hakkında yakalama kararı çıkarttı. Diril’in dün yeniden tutuklanarak, Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldüğü öğrenildi.
Apro Diril ile birlikte aynı koğuşta kalan Emin Aslan tanık olarak dinlenmiş ve Apro Diril’in cinayeti nasıl işlediğini kendisine itiraf ettiğini söylemişti. Hürmüz Diril’in cenazesi ise hâlâ kayıp.
Adalet Nöbet’leri devam eden Şenyaşar ailesi sanal medya hesaplarından ‘Milletvekilliği bir meslek değildir. Vekillik yarın bitecek, adalet geri gelecek!’ paylaşımı yaptı
Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 699’uncu güne girdi.
İhtiyaç olan tek şey dayanışma
Aile, hafta sonu adliyenin kapalı olması nedeniyle nöbetlerini Pirsûs ilçesinde bulunan evlerinde sürdüren aile sanal medya hesaplarından “Devletin gücü hukuku, adaleti ve eşitliği sağlaması için vardır. Milletvekilliği bir meslek değildir. Vekillik yarın bitecek, adalet geri gelecek! Bu süreçte ihtiyaç duyduğumuz tek şey dayanışmadır. İnsanlık davamıza sahiplenen herkese minnettarız” paylaşımı yaptı.
Mêrdin’de yapılacak ‘Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi’ 3 milyar lira bedelle AKP’li Erdoğan’ın hemşehrisi, TOKİ eski başkan yardımcısının damadına ait firmaya verildi
Hem yüksek maliyetleri hem de hasta garantili oluşlarıyla sık sık eleştirilerin odağı haline gelen iktidarın en önemli projelerinden biri olan şehir hastanelerinin yapımlarına devam ediliyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından 2023 yılı içinde imzalanan ihalelere ilişkin yayınlanan veriler bu yılda şehir hastaneleri yapımına devam edileceğini ortaya koydu. Yine hastane inşasında ihale verilen inşaat firmalarının iktidar yandaşlarından seçilmesi de bir diğer dikkat çekici nokta oluyor.
İhalede başladı-başlamadı belirsizliği
Buna göre, Bakanlık tarafından 3 Şubat’ta yayınlan bilgilere göre, sözleşmesi imzalanan 8 ihale içinde bir de Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi ihalesi yer alıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 2021 yılı Bütçe Görüşmelerinin devam ettiği 13 Aralık 2020’de “2023’ten önce bitecek” açıklamasına karşılık, 2023 yılı Bütçe Görüşmelerinde “İhale süreci devam ediyor” dediği Mardin Şehir Hastanesine ilişkin belirsizlik sürerken, AKP’liler tarafından yapılan açıklamalarla gözler ihaleyi alan firmaya çevrildi.
AKP’li vekilden paylaşım
Hastaneye ilişkin AKP Milletvekili Cengiz Demirkaya’nın 25 Ocak’ta gazetecilerle yaptığı kahvaltılı toplantıda sözleşmelerin imzalandığını açıklaması ve yine Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü İbrahim Özcoşar’ın 26 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamayla birlikte üniversite kampusuna dikilmiş bir tabela ve kepçenin fotoğrafını “çalışmalara başlandı” paylaşımı ile son olarak Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediyesi kayyumu Mahmut Demirtaş’ın “inşaat alanında incelemelerde bulunduk” açıklaması projeye başlandığının göstergesi oldu.
EKAP’ta bilgi yok
Ancak açıklamalara rağmen Sağlık Bakanlığı’nın “sözleşmesi imzalanan ihaleler” arasında yer alan Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi’ne dair herhangi bir ihale bilgisi Elektronik Kamu Alımları Platformu’nda (EKAP) yer almadı. Bu durum ise ihalenin yapılıp yapılmadığı konusunda kuşkulara neden oldu.
İşe başlama tarihi belli değil
Rektör Özcoşar’ın paylaştığı tabelada sözleşme bedeli 2 milyar 997 milyon 47 bin 53 lira olarak gösterilen işin yapım süresi 750 gün olarak yazıldı. Tabelada mimari projenin PEB Mimarlık, Mühendislik, Tasarım Ticaret isimli şirket tarafından hazırlandığı, statik işinin ise NEOSİS İnşaat tarafından hazırlandığına dair bilgilere yer verildi. Tabelada yer alan bilgilere göre, ihale, AHES İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ. ile SHEM Yapı ve İnşaat Sanayi, Ticaret Limited Şirketi ile Ortaklığına verildi. Ancak “çalışmalara başlandı” denilmesine rağmen işe başlama tarihi bölümü ise boş bırakıldı.
Firmalar ‘Tanıdık’
AHES İnşaat firmasının resmi internet sayfasında da projeye dair kimi bilgiler yer alırken, projenin 3 Şubat’ta “devam eden projeler” listesine eklendiği görülürken, projenin başlangıç tarihi 2023, bitiş tarihi ise 2025 olarak gösteriliyor. Belirsizliğini koruyan ihale ile ilgili en çok dikkat çeken ayrıntı ise ihaleyi aldığı belirtilen firmalar oldu. Firmalar iktidarla yakınlığı bulunan isimlere ait.
Erdoğan’ın komşuları
Firmalardan AHES İnşaat Mücahid Hamza Ekşi ve Ebubekir Ekşi kardeşlere ait olurken, SHEM İnşaat firmasının ise, Ekşi kardeşlerin babası Süleyman Ekşi’ye ait olduğu kayıtlarda görülüyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi Rizeli olan Ekşi ailesinin firmaların merkezi de Erdoğan’ın ailesine ait villanın da bulunduğu Üsküdar Kısıklı’da farklı adreslerde yer alıyor.
Birçok kamu ihalesini aldılar
AKP’li isimlerle yakın ilişkileri olan firmalar, kamu ihalelerinin de aranan firmaları arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile AKP’li belediyelerden birçok ihale aldığı görülen firmanın en fazla Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’ndan (TOKİ) ihale alması dikkat çekiyor.
TOKİ ihalesini de ‘damat’ almış
TOKİ ihalelerini alan firma sahiplerinden Mücahid Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski başkan yardımcılarından biri olan ve halen AKP’li Fatih Belediye Başkan Yardımcısı olan Mehmet Özçelik’in damadı olduğu da ortaya çıkan bilgiler arasında.
Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarında geliştirdiği ‘Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü’ paradigmanın tüm Ortadoğu ve dünya halklarına çözüm sunduğu ifade eden Konca, ‘buna karşı tecridin ısrarla sürdürüldüğünü’ söyledi
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’den ayrılmasıyla başlatılan uluslararası komplo 24’üncü yılına geride bıraktı. Her fırsatta dile getirdiği özgür kadın ideali ile Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesine ilham kaynağı olan Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye teslim edilmesine karşı Kürtler bulundukları her yerde alanlara çıkarken, eylemlerin öznesi kadınlar oldu. Kadın eksenli yaşamı geliştirmek için 8 Mart 1998’de yeni bir perspektifle Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni geliştiren Abdullah Öcalan, tüm kadınlara erkek egemen sistemden kurtuluşun yolunu gösterdi. Cezaevinde geliştirdiği “Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplumsal Paradigma”, kadın özgürlük mücadelesinin temel ideolojisi oldu. Siyasetçi Besime Konca, uluslararası komployu, komplonun amacı ile komploya karşı Kürt halkı ve kadınların mücadelesini MA’dan Esra Solin Dal’a değerlendirdi.
Halklar için çözüm
Abdullah Öcalan’ın cezaevinde tecrit koşullarında geliştirdiği “Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü” paradigmanın tüm Ortadoğu ve dünya halklarına çözüm sunduğu için komplonun ve tecridin ısrarla sürdürüldüğüne dikkat çeken Konca, “Komplo, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği kadın özgürlükçü paradigmanın Ortadoğu’daki en büyük kazanımı olan kadın özgürlük felsefesinedir. Bugün İran’da yaklaşık 4 aydır ‘jin, jiyan, azadî’ sloganıyla süren direniş Abdullah Öcalan’ın formüle ettiği felsefi ışıktır” diye belirtti.
Rojava’daki devrimsel süreç
Kürt halkının kendi kaderini tayin etme mücadelesinde kadınların rolüne işaret eden Konca, Kürt Kadın Hareketi’nin ilk öncülerinden Sakine Cansız’dan bugüne her alanda ciddi bir mücadele verildiğinin altını çizdi. Kuzey ve Doğu Suriye’de kadın öncülüğünde devrimsel bir süreç yaşandığını vurgulayan Konca, şöyle dedi: “Kadınlar Rojava’da İŞİD zihniyetine karşı komünal, kolektif, ekolojik ve kadın özgürlükçü yaşamın inşasını kurarak, komployu en fazla boşa çıkaran ayak oldu. Kadınlar bu özgürlük paradigmasını direnerek, bedel ödeyerek inşa etti. Tüm dünya, Êzidî ve Kürt kadınların yaşadığı trajediye sessiz kalırken, bu zulmü kabul etmeyen kadınlar mücadele etti. Bu anlamda Kürt kadınlar, sürecin hem mağduru hem direnişçisi hem de örgütleyicisi olarak öncülük etti, ediyor.”
Abdullah Öcalan’ın projesi
Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük paradigmasına dair yaptığı değerlendirmeleri hatırlatan Konca, “Öcalan’ın, kadın özgürlük mücadelesi için ‘yarım kalan projem’ şeklinde bir değerlendirmesi vardı. Bunun tamamlanması konusunda kadınlara çağrısı vardı. Bu gün kadınların verdiği mücadele önderliğin ‘yarım kalan yaşam projesi’ni tamamlama konusundaki mücadeledir ve burada da kadınların başarılı olduğunu bu anlamıyla komplonun bir ayağının boşa çıkarıldığını söyleyebilirim” dedi.
Daha fazla sahiplenilmeli
Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin giderek derinleştiğini vurgulayan Konca, Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’, diplomatik anlamda Kürt Kadın Hareketi’nin komplonun halklara anlatılması ve boşa çıkarılması için yaptığı çalışmalar çok değerliydi. Ama mutlak tecridin kaldırılması ve fiziki özgürlüğün sağlanması için demokratik çevrelerin bu mücadeleyi daha fazla sahiplenmesi gerekiyor” diye konuştu.