Adalet Nöbet’leri devam eden Şenyaşar ailesi sanal medya hesaplarından ‘Milletvekilliği bir meslek değildir. Vekillik yarın bitecek, adalet geri gelecek!’ paylaşımı yaptı
Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 699’uncu güne girdi.
İhtiyaç olan tek şey dayanışma
Aile, hafta sonu adliyenin kapalı olması nedeniyle nöbetlerini Pirsûs ilçesinde bulunan evlerinde sürdüren aile sanal medya hesaplarından “Devletin gücü hukuku, adaleti ve eşitliği sağlaması için vardır. Milletvekilliği bir meslek değildir. Vekillik yarın bitecek, adalet geri gelecek! Bu süreçte ihtiyaç duyduğumuz tek şey dayanışmadır. İnsanlık davamıza sahiplenen herkese minnettarız” paylaşımı yaptı.
Mêrdin’de yapılacak ‘Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi’ 3 milyar lira bedelle AKP’li Erdoğan’ın hemşehrisi, TOKİ eski başkan yardımcısının damadına ait firmaya verildi
Hem yüksek maliyetleri hem de hasta garantili oluşlarıyla sık sık eleştirilerin odağı haline gelen iktidarın en önemli projelerinden biri olan şehir hastanelerinin yapımlarına devam ediliyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından 2023 yılı içinde imzalanan ihalelere ilişkin yayınlanan veriler bu yılda şehir hastaneleri yapımına devam edileceğini ortaya koydu. Yine hastane inşasında ihale verilen inşaat firmalarının iktidar yandaşlarından seçilmesi de bir diğer dikkat çekici nokta oluyor.
İhalede başladı-başlamadı belirsizliği
Buna göre, Bakanlık tarafından 3 Şubat’ta yayınlan bilgilere göre, sözleşmesi imzalanan 8 ihale içinde bir de Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi ihalesi yer alıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 2021 yılı Bütçe Görüşmelerinin devam ettiği 13 Aralık 2020’de “2023’ten önce bitecek” açıklamasına karşılık, 2023 yılı Bütçe Görüşmelerinde “İhale süreci devam ediyor” dediği Mardin Şehir Hastanesine ilişkin belirsizlik sürerken, AKP’liler tarafından yapılan açıklamalarla gözler ihaleyi alan firmaya çevrildi.
AKP’li vekilden paylaşım
Hastaneye ilişkin AKP Milletvekili Cengiz Demirkaya’nın 25 Ocak’ta gazetecilerle yaptığı kahvaltılı toplantıda sözleşmelerin imzalandığını açıklaması ve yine Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü İbrahim Özcoşar’ın 26 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamayla birlikte üniversite kampusuna dikilmiş bir tabela ve kepçenin fotoğrafını “çalışmalara başlandı” paylaşımı ile son olarak Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediyesi kayyumu Mahmut Demirtaş’ın “inşaat alanında incelemelerde bulunduk” açıklaması projeye başlandığının göstergesi oldu.
EKAP’ta bilgi yok
Ancak açıklamalara rağmen Sağlık Bakanlığı’nın “sözleşmesi imzalanan ihaleler” arasında yer alan Mardin Şehir Hastanesi ve Kızıltepe Ek Bina Yapım İşi’ne dair herhangi bir ihale bilgisi Elektronik Kamu Alımları Platformu’nda (EKAP) yer almadı. Bu durum ise ihalenin yapılıp yapılmadığı konusunda kuşkulara neden oldu.
İşe başlama tarihi belli değil
Rektör Özcoşar’ın paylaştığı tabelada sözleşme bedeli 2 milyar 997 milyon 47 bin 53 lira olarak gösterilen işin yapım süresi 750 gün olarak yazıldı. Tabelada mimari projenin PEB Mimarlık, Mühendislik, Tasarım Ticaret isimli şirket tarafından hazırlandığı, statik işinin ise NEOSİS İnşaat tarafından hazırlandığına dair bilgilere yer verildi. Tabelada yer alan bilgilere göre, ihale, AHES İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ. ile SHEM Yapı ve İnşaat Sanayi, Ticaret Limited Şirketi ile Ortaklığına verildi. Ancak “çalışmalara başlandı” denilmesine rağmen işe başlama tarihi bölümü ise boş bırakıldı.
Firmalar ‘Tanıdık’
AHES İnşaat firmasının resmi internet sayfasında da projeye dair kimi bilgiler yer alırken, projenin 3 Şubat’ta “devam eden projeler” listesine eklendiği görülürken, projenin başlangıç tarihi 2023, bitiş tarihi ise 2025 olarak gösteriliyor. Belirsizliğini koruyan ihale ile ilgili en çok dikkat çeken ayrıntı ise ihaleyi aldığı belirtilen firmalar oldu. Firmalar iktidarla yakınlığı bulunan isimlere ait.
Erdoğan’ın komşuları
Firmalardan AHES İnşaat Mücahid Hamza Ekşi ve Ebubekir Ekşi kardeşlere ait olurken, SHEM İnşaat firmasının ise, Ekşi kardeşlerin babası Süleyman Ekşi’ye ait olduğu kayıtlarda görülüyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi Rizeli olan Ekşi ailesinin firmaların merkezi de Erdoğan’ın ailesine ait villanın da bulunduğu Üsküdar Kısıklı’da farklı adreslerde yer alıyor.
Birçok kamu ihalesini aldılar
AKP’li isimlerle yakın ilişkileri olan firmalar, kamu ihalelerinin de aranan firmaları arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile AKP’li belediyelerden birçok ihale aldığı görülen firmanın en fazla Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’ndan (TOKİ) ihale alması dikkat çekiyor.
TOKİ ihalesini de ‘damat’ almış
TOKİ ihalelerini alan firma sahiplerinden Mücahid Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski başkan yardımcılarından biri olan ve halen AKP’li Fatih Belediye Başkan Yardımcısı olan Mehmet Özçelik’in damadı olduğu da ortaya çıkan bilgiler arasında.
Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarında geliştirdiği ‘Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü’ paradigmanın tüm Ortadoğu ve dünya halklarına çözüm sunduğu ifade eden Konca, ‘buna karşı tecridin ısrarla sürdürüldüğünü’ söyledi
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye’den ayrılmasıyla başlatılan uluslararası komplo 24’üncü yılına geride bıraktı. Her fırsatta dile getirdiği özgür kadın ideali ile Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesine ilham kaynağı olan Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye teslim edilmesine karşı Kürtler bulundukları her yerde alanlara çıkarken, eylemlerin öznesi kadınlar oldu. Kadın eksenli yaşamı geliştirmek için 8 Mart 1998’de yeni bir perspektifle Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ni geliştiren Abdullah Öcalan, tüm kadınlara erkek egemen sistemden kurtuluşun yolunu gösterdi. Cezaevinde geliştirdiği “Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Toplumsal Paradigma”, kadın özgürlük mücadelesinin temel ideolojisi oldu. Siyasetçi Besime Konca, uluslararası komployu, komplonun amacı ile komploya karşı Kürt halkı ve kadınların mücadelesini MA’dan Esra Solin Dal’a değerlendirdi.
Halklar için çözüm
Abdullah Öcalan’ın cezaevinde tecrit koşullarında geliştirdiği “Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü” paradigmanın tüm Ortadoğu ve dünya halklarına çözüm sunduğu için komplonun ve tecridin ısrarla sürdürüldüğüne dikkat çeken Konca, “Komplo, Sayın Öcalan’ın geliştirdiği kadın özgürlükçü paradigmanın Ortadoğu’daki en büyük kazanımı olan kadın özgürlük felsefesinedir. Bugün İran’da yaklaşık 4 aydır ‘jin, jiyan, azadî’ sloganıyla süren direniş Abdullah Öcalan’ın formüle ettiği felsefi ışıktır” diye belirtti.
Rojava’daki devrimsel süreç
Kürt halkının kendi kaderini tayin etme mücadelesinde kadınların rolüne işaret eden Konca, Kürt Kadın Hareketi’nin ilk öncülerinden Sakine Cansız’dan bugüne her alanda ciddi bir mücadele verildiğinin altını çizdi. Kuzey ve Doğu Suriye’de kadın öncülüğünde devrimsel bir süreç yaşandığını vurgulayan Konca, şöyle dedi: “Kadınlar Rojava’da İŞİD zihniyetine karşı komünal, kolektif, ekolojik ve kadın özgürlükçü yaşamın inşasını kurarak, komployu en fazla boşa çıkaran ayak oldu. Kadınlar bu özgürlük paradigmasını direnerek, bedel ödeyerek inşa etti. Tüm dünya, Êzidî ve Kürt kadınların yaşadığı trajediye sessiz kalırken, bu zulmü kabul etmeyen kadınlar mücadele etti. Bu anlamda Kürt kadınlar, sürecin hem mağduru hem direnişçisi hem de örgütleyicisi olarak öncülük etti, ediyor.”
Abdullah Öcalan’ın projesi
Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük paradigmasına dair yaptığı değerlendirmeleri hatırlatan Konca, “Öcalan’ın, kadın özgürlük mücadelesi için ‘yarım kalan projem’ şeklinde bir değerlendirmesi vardı. Bunun tamamlanması konusunda kadınlara çağrısı vardı. Bu gün kadınların verdiği mücadele önderliğin ‘yarım kalan yaşam projesi’ni tamamlama konusundaki mücadeledir ve burada da kadınların başarılı olduğunu bu anlamıyla komplonun bir ayağının boşa çıkarıldığını söyleyebilirim” dedi.
Daha fazla sahiplenilmeli
Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin giderek derinleştiğini vurgulayan Konca, Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’, diplomatik anlamda Kürt Kadın Hareketi’nin komplonun halklara anlatılması ve boşa çıkarılması için yaptığı çalışmalar çok değerliydi. Ama mutlak tecridin kaldırılması ve fiziki özgürlüğün sağlanması için demokratik çevrelerin bu mücadeleyi daha fazla sahiplenmesi gerekiyor” diye konuştu.
6 Şubat, Dünya Kadın Sünnetine Karşı Mücadele Günü ve bu uygulama Federe Kürdistan Bölgesi’nde yasal olmamasına rağmen hâlâ devam ediyor. Bölgedeki kadın sünneti mağdurlarının hikayeleri ise bir birine benzer
Federe Kürdistan Bölgesi’nde kadınlarda genital bölgenin sakatlanması (kadın sünneti) vakalarında geçmiş yıllara kıyasla ciddi düşüş olsa da, hâlâ bazı bölgelerde bu vakalara rastlanıyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 2016 yılı verilerine göre aralarında Endonezya, Federe Kürdistan Bölgesi, Yemen ve 27 Afrika ülkesinin bulunduğu 30 ülkede kadınlarda genital bölgenin sakatlanması sonucu yaklaşık 200 milyon mağdur bulunuyor.
Bölgedeki ‘kadın sünneti’ mağdurlarından Hewa, yaşadığı travmayı ve tüm hayatını nasıl etkilediğini RojNews’e anlattı.
Raperin ilçesinde yaşayan ve 5 yaşındayken sünnet edilen Hewa, şimdilerde 38 yaşında. Hikayesi ise bölgede aynı travmayı yaşayan Kürt kadınlar ile aynı.
‘Şeker almaya gideceğimizi düşünmüştüm’
‘O günü hiç unutamadığını’ söyleyen Hewa, kendisi ile birlikte 2 kız kardeşinin de götürüldüğünü söylüyor: “Biz şeker almaya gideceğimizi düşünürken bizi küçük ve karanlık bir eve götürdü. Eve girdiğimizde annem elimi sertçe sıkıp ‘sizi sünnet edeceğiz ve büyüyeceksiniz’ dedi.”
Yaşadığı genital bölgenin sakatlanması ile yıllarca acı çektiğini söyleyen Hewa, anlatımlarına şu sözlerle devam ediyor:
“Gittiğim her doktor yalnızca acılarımı hafifletecek ilaçlar veriyordu. Hiç evlenmedim çünkü bunun kötü şeylere neden olmasından korkuyordum. Özellikle arkadaşlarımın bu yüzden boşandıklarını veya eşlerinin ikinci kez evlendiğini gördükçe korkum artıyordu.”
‘Kimseyle temas kuramıyorum’
Hewa’nın hikayesi Hewlêr’in Şemamik ilçesinde yaşayan Şara’nın hikayesinden çok da farklı değil. Şara, şimdilerde 41 yaşında ve o da yaşadığı korku nedeniyle hiçbir zaman evlenmeyi düşünmemiş:
“8 yaşındayken yaşıtım erkeklerle oynuyordum, erkek elbiseleri giyiyordum. Onlarla beraber bisiklet sürüyordum. Ta ki annem beni sünnet olmaya götürene kadar. Annem beni bir arkadaşının yanına götürdü ve beni yakalayarak sünnet etmek istediler. İlk başta ellerinden kurtulabildim. Ancak daha sonra etraftakilerin yardımıyla beni tekrar yakaladılar. Köyümüzde hikayesi benimle aynı olan birçok kadın evlendi ancak ben hiçbir zaman evlenmeme kararı aldım. Kimseyle temas kuramyorum.”
‘Kadın sünneti’ olarak adlandırılan ‘genital bölgenin sakatlanması’ ile ilgili verilere göre, Irak’ta 15-45 yaş arasındaki kadınların yüzde 7,3’ü sünnet edildi. En yüksek oran ise Kürdistan Bölgesi’nde görülüyor.
Kürdistan Bölgesi’ndeki Alman Wadi Örgütü’nün raporun göre, kadın sünneti konusunda Hewlêr birinci sırada.
Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun 2011 tarih ve 8 sayılı yasasıyla kadın sünneti yasaklanmış olsa da bu yasak kağıt üzerinde kalıyor.
Bu yasaya göre;
-Kadın sünneti yapmaya çalışanlar 1 milyon ve 5 milyon Irak dinarı arasında bir para cezasına çarptırılır.
-Kadın sünneti yapan veya buna iştirak edenler 6 ay ile 1 yıl arasında bir hapis cezasına veya bunun karşılığı olarak 2 milyon ile 5 milyon dinar arasında para cezasına çarptırılır.
-Zorla sünnet yaptıran veya buna dahil olanlar 1 yıldan az olmayacak şekilde hapis ceasına veya 5 milyon ile 10 milyon dinar arasında bir para cezasına çarptırılır.
-Kadın sünnetini yapan doktor veya sağlık çalışanları 3 yıl süreyle görevden uzaklaştırılır.
HDP’ye kapatma davasına dair değerlendirmelerde bulunan AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, 6’lı Masa’ya da eleştiride bulunarak ‘Kürt sorunun çözüm isteniyorsa HDP’nin kabul edilmesi gerektiğini’ vurguladı
Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik açılan kapatma davasının mart ayında görülmesi beklenirken, dava öncesi partiye yönelik saldırıların bir devamı olarak Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından hazine yardımına el konulma kararı verildi. Bütün bunlara karşı parti seçim çalışmalarına devam ederken, bu çalışmalar kapsamında dün başlayan ve bugün de devam eden “Demokratik Cumhuriyet” konferansına çok sayıda siyasetçi, hukukçu, aydın ve yazar katıldı.
Parti kapatma daha önce de denendi
Onlardan biri de İkinci Kurucu Meclis önerisiyle dikkat çekici bir konuşma yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen’di. Türmen Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Mehmet Aslan’a HDP’nin kapatılma sürecine dair açılan davayı değerlendirdi.
Geçmişte de Kürtleri temsil eden partilerin kapatıldığını hatırlatan Türmen, AİHM’de bu bağlamda 4-5 dava olduğuna ve hepsinden de ihlal kararı verildiğini vurguladı.
Bu dava AİHM’den döner
Siyasi partilerin ilke olarak kapatılamayacağını dile getiren Türmen, “Siyasal partilerin kapatılabilmesi için demokratikleşmeye aykırı bir programı olması lazım. Demokrasi ile bağdaşmayan bir programı olması lazım. Bu yüzden parti kapatılamaz. HDP kapatıldığı takdirde AİHM’den dönecektir” öngörüsünde bulundu.
‘6 milyonun iradesine ne olacak?’
HDP’nin özellikle seçimlerden önce kapatılmasının demokrasiye büyük bir darbe olacağını belirten Türmen, “HDP niye kapatılacak? Orada ileri sürülen iddiaların pek çoğu, Selahattin Demirtaş ile ilgili AİHM kararında vardı. AİHM o kararda, Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtmişti. Tutuklanmasını ihlal olarak tespit etti. Aynı iddialar şimdi ise HDP için kullanılıyor. Bunlar zaten karara bağlanmış iddialar. Türkiye’nin ikinci muhalefet partisini kapatılması demokrasi açısından çok ağır bir darbe olur. Türkiye’nin dışarıdaki itibarı bozulur. Seçimlerde ne olur? Herhalde HDP seçmeni partisini kapatan bu şimdiki iktidara oy vermeyecektir. 6 milyon insanın iradesi ne olacak?” diye sordu.
‘HDP’siz nasıl olacak bu iş’
HDP’nin düşmanlaştırılmak istendiğine dikkat çeken Türmen, HDP’siz bir demokrasi olmayacağını vurgulayarak, “Silahlı mücadele bitsin ve Kürt sorunu siyasetle, barışçıl şekilde çözülsün istiyorsanız HDP olmadan nasıl çözeceksiniz? HDP o kadar temel bir unsur ki Türkiye’de, HDP olmadan başka türlü seçim dahi kazanamıyorsunuz” tepkisinde bulundu.
Millet İttifakına eleştiri
Millet İttifakı’na da eleştiride bulunan hukukçu, “Türkiye’de demokrasiyi yeniden kurma amaçlarının olduğunu söylüyorlar. Peki, Kürt sorununu çözmeden nasıl demokrasiyi geri getireceksiniz? Demokrasi ancak Kürt sorunun çözümüyle gelir. Kürt sorunun çözümü de demokratikleşmeye bağlı. İkisi de birbirine bağlı. Biri olmadan diğeri olmaz. HDP’yi kapatırsanız bu imkânı elinizden kaçırmış olursunuz” uyarısında bulundu.
Halka yurttaşlık bilinci verilmeli
Demokratik Cumhuriyet’in mümkün olduğunu belirten Türmen, “Türkiye’de, tek tip bir toplum değil bütün farklılıklara, kimliklere yer veren bir toplum kurmak, eşit olarak yer vermek ile olur. Ama halkı siyasetin içine çekmek lazım. Halka aktif yurttaşlık bilinci verebilmek lazım. Zaten kendisiyle ilgili kararları verirse, siyasi partilere ihtiyaç kalmaz” diye belirtti.
Riha’da Kürtçe seçmeli ders başvuru formundan çıkarıldı. Riha Barosu Anadil Komisyonu, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüşmesinde, ‘Yönerge MEB’ten geldi’ yanıtını aldı. Eğitim Sen’den Şengül ise suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi
Riha’da (Urfa) 2022-2023 eğitim yılının ara tatil döneminin başlamasıyla birlikte okullarda eğitim görecek öğrenciler için seçmeli ders başvuru süreleri tekrar başladı. Urfa Valiliği’nin resmi internet sitesinde yer alan bilgiye göre, kent genelinde 870 bin 670 öğrenci, ve 30 bin 699 öğretmenin bulunduğu kentte, 2022 yılında sadece 250 öğretmen atandı. Kent genelinde öğretmen açığı yaşanırken özellikle “Yaşayan Diller ve Lehçeler” seçmeli dersin öğretmen açığı çok daha fazla. 2022’de Türkiye genelinde 20 bin öğretmen ataması yapılırken “Yaşayan Diller ve Lehçeler” bölümünde 2’si Kurmancî, 1’i Dimilkî olmak üzere sadece 3 Kürtçe öğretmenin ataması yapıldı. 2021’de ise yapılan öğretmen atamalarında Rusçada 25, Almancada 210, Arapçada 503, İngilizcede 1938 ataması yapılırken, Kürtçede hiç atama yapılmadı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre, ortaokullarda aralarında Adıgece, Abazaca, Kurmancî, Dimilkî, Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Arnavutça’nın da bulunduğu yaşayan diller ve lehçeler seçmeli dersini 2021-2022 eğitim öğretim yılında 23 bin 28 öğrenci, 2022-2023 eğittim öğretim yılı için ise 24 bin 368 öğrenci seçti.
Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) 26 Ocak 2011’de Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü onaylanmasıyla birlikte Mardin Artuklu, Muş Alparslan ve Bingöl Üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri, Bingöl ve Dersim’de ise Zaza Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldı. Bölümlerin açıldığı tarihten bugüne her sene yaklaşık 100 öğrenci bu bölümlerden mezun oluyor. MEB’in yaptığı son atamayla birlikte Kürtçe öğretmen sayısı 82 oldu.
Branş açılmadı
Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Akın’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ortaokullarda 2022-2023 Eğitim ve Öğretim Yılı döneminde okutulacak seçmeli dersleri tercih süreci 3 Ocak tarihi ile başlarken, Eylül 2012’den bu yana 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflar için “Yaşayan Dil ve Lehçeler” adı altında Kürtçenin Kurmancî ve Zazakî lehçelerinde de seçmeli dersler için başvurular başladı. Seçmeli dersler tercihlerinin başlamasıyla birlikte Riha’da birçok okulda hukuksuzluklar da yaşanmaya başlandı. Riha merkezde birçok okul, Kurmancî derslere öğrenci tercihleri olmasına rağmen bu branşı açmazken, Xelfetî (Halfeti) ilçesinde ise okulların yüzde 90’nından fazlasında Kürtçe seçmeli ders başvuru formlarından bile çıkarıldı.
Yönerge MEB’ten geldi
Yaşayan Diller ve Lehçeler dersinin seçmeli ders formlarından çıkarılmasına ilişkin harekete geçen Riha Barosu Anadil Komisyonu, Halfeti İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüşme gerçekleştirdi. Yapılan görüşmeye dair konuşan Avukat Fırat Melik, görüşmede İlçe Milli Eğitim Müdürünün kendilerine okul müdürlerinin MEB’den gelen yönerge ile hareket ettiğini aktardığını söyledi. MEB’den gelen yönergede ise, okulların fiziki durumları ve koşullarına göre okul müdürlerinin seçmeli dersleri açıp açmama yetkisi verildiği bilgisinin kendilerine aktarıldığını söyleyen Melik, bu konuya ilişkin resmi başvuru yapılması halinde baro olarak MEB yönergesinin iptali için hukuki girişimlerde bulunabileceklerini ifade etti.
‘Resmi ideolojinin eğitime yansıması’
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Riha Şube Eşbaşkanı Özlem Ulutaş Şengül ise, çocukların anadilde eğitim almasının kişisel gelişimi ve bilişsel becereleri için önemine dikkat çekerek, “Çocuk, anadilde eğitim alamadığında aynı zamanda çocuğun oyun ve sosyalleşme sürecinde dezavantajlı bir durum yaşıyor” dedi.
Türkiye’deki üniter devlet yapısına dikkat çeken Şengül, “Tek millet, tek bayrak, tek devlet diye ifade edilen kavramların gerçek hayattaki karşılığı budur. Devletin resmi ideolojisi kendini eğitimde de gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Okullar öğrencileri din derslerine yönlendiriyor
Son yıllarda 5-6-7-8 ve lise bir sınıftaki öğrenciler için Yaşayan Diller ve Lehçeleri adı altında Abazaca, Kurmançî, Zazakî, Lazca ve Gürcüce gibi dillerde seçmeli derslerin müfredata konulduğunu hatırlatan Şengül, bu derslerin pratikte uygulanmasının engellendiğini söyledi. Bu dillerin branş öğretmenlerinin olmasına rağmen atamaların yapılmadığını, kısıtlı sayıda olan öğretmenlere de “Tercih edilmedi” denilerek derslerin açılmadığını kaydeden Şengül, Okul idareleri öğrencileri daha çok din derslerine yönlendiriyor. Seçmeli dersler zorunlu seçmeliye dönüyor” ifadelerini kullandı.
Riha’nın Xelfetî ilçesinde karşılaştıkları engelleri anlatan Şengül, okul idarecilerinin büyük bir çoğunluğunun seçmeli ders formlarını öğrencilere dağıtmadığını, dağıtan bir iki okulun ise Yaşayan Diller ve Lehçeler seçmeli dersini formundan çıkardığını dile getirdi. Bu yapılanın suç olduğunu belirten Şengül, hem Xelfetî’de hem de Riha merkezde benzer durumların yaşandığı okul idarecileri hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.
‘Demokratik Cumhuriyet’ Konferansının ikinci günü ‘2. yüzyıla girerken: Demokrasi ve Cumhuriyet’ başlıklı oturumla başladı
Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından, İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılan “Demokratik Cumhuriyet” Konferansı düzenliyor devam ediyor
İkinci gününde devam eden konferans, “2. yüzyıla girerken: Demokrasi ve Cumhuriyet” başlıklı oturumla başladı. Faruk Alpkaya’nın moderatörlüğünde başlayan konferansta, “2. yüzyılda Cumhuriyet fikri” başlığında Nilgün Toker, “Cumhuriyet’in demokrasiyle imtihanı” başlığıyla Bekir Ağırdır, “Yerel demokrasi ve ulus-devlet” başlığında Elçin Aktoprak, “2. yüzyılda eşit yurttaşlık mümkün mü?” başlığında Füsun Üstel, “Cumhuriyet ve demokratik ulus” başlığıyla Cengiz Çiçek sunum yapacak.
Aralarında HDP eski eşbaşkanlarının da olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobanê Davası’nda bu hafta görülecek duruşmada savcı mütalaasını sunacak
Kobanê’ye yönelik IŞİD saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde ülke genelinde gerçekleştirilen eylemler gerekçesiyle siyasetçiler hakkında açılan Kobanê Davası’nın 21’inci duruşması, 7-8 ve 9 Şubat tarihlerinde Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Savunma bitmeden mütalaa
Yargılanan siyasetçiler henüz savunmalarını bitirmedi ancak bu hafta görülecek duruşmada savcının esasa dair mütalaasını sunması bekleniyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında olduğu 28 tutuklunun olduğu davada toplam 108 isim yer alıyor. İddianamede, 108 kişi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “İnsan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.
Saldırılara karşı halk sokaklar çıktı
IŞİD saldırılarına karşı o uluslararası düzeyde yankı uyandırmak ve bölgedeki halkla dayanışmak için o dönemde Türkiye ve Kurdistan’ın birçok kentinde protestolar gerçekleştirildi. 6 Ekim 2014’te başlayan 7 ve 8 Ekim’de doruğa çıkan protestolar sonrası birçok kentte sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) tarafından iktidara yapılan uyarılar sonuç vermedi. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Dîlok’ta (Antep) 7 Ekim’de “Kobanê düştü düşecek” açıklaması yaptı. Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra eylemler daha da büyürken eylemlerde 54 kişi hayatını kaybetti.
Ölümler sonrası Erdoğan tarafından hedef gösterilen HDP’li siyasetçilere davalar açıldı, tutuklandı.
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır tecridi kırmak için yapılacak yürüyüş hazırlıklarında sona gelindi. Yapılan katılım çağrılarında tecridin sadece Kürtlere değil tüm topluma olduğu vurgulandı
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 25’inci yılına giren ağır tecrit koşulları altında 22 aydır hiçbir şekilde haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çekmek için yarın yapılacak yürüyüşlerin hazırlıkları sona geldi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA), MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) ile Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ve Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçelerinden Gemlik’e doğru iki koldan yapılacak yürüyüş öncesi son çağrılar devam ediyor.
İlçe girişinde karşılama
“Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” şiarıyla gerçekleştirilecek yürüyüş için Qoser’de hazırlıklar kapsamında yürüyüşçüler ilçe girişinde karşılanacak. Ardından kitle Özgürlük Meydanı’na geçecek. Burada yapılacak olan açıklamanın ardından esnaf ve yurttaşlarla bir araya gelecek olan yürüyüşçüler, ardından önce Nisêbîn (Nusaybin) ardından ise Şirnex’in (Şırnak) Cizîr ilçesine geçerek, yürüyüşün ilk gününü tamamlayacak. Yürüyüşçüler ardından önce Sêrt ardından Elîh (Batman) ve Amed’e doğru yürüyüşlerini devam ettirerek, Gever’den çıkan heyet ile bir araya gelecek.
‘Yürüyüşümüzde kararlıyız’
Çalışmalarına ve yürüyüşün amacına ilişkin bilgi veren DBP Mêrdîn İl Eşbaşkanı Şerafettin Aslan, çözüm için İmralı’ya yürüyeceklerini söyledi. Kürt sorununun çözümü ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesi gerektiği ve bu amaçla yürüyüşlerinde kararlı olduklarını belirten Aslan, yürüyüşe katılım çağrısı yaptı. Kürt sorununun çözümü için Öcalan ile görüşmenin şart olduğunu, görüşmelerin yapılması gerektiğini kaydeden Aslan, “Avukatları, ailesi görüşmeler yapmalı, O’nun sesini Kürt halkına ulaştırmalı. Devletin de sorunu çözmek isteği varsa bunun yolu, yöntemi Sayın Öcalan’dır. Eğer, Sayın Öcalan ile görüşmeler olmasa bu sorunun sonu gelmez. Devletin bunu iyi anlaması gerekiyor. Bu nedenle bu yürüyüşü yapacağız” diye ifade etti.
Devlet engel yerine yürüyüşün nedenini anlasın
Yürüyüş için hazırlıklarını tamamladıklarını kaydeden HDP Qoser İlçe Eşbaşkanı Mehmet Fatih Öztürk de, “Bu yürüyüşümüzün de tecridi kıracağına inanıyoruz. Devletin yürüyüşü engellemek gibi girişimlerde bulunmak yerine yürüyüşün neden yapıldığını anlaması gerekiyor. Bu yürüyüşün amacına göre adımlar atılmalı ve tecride son vermesi gerekiyor” dedi.
‘Öcalan için özel hukuk uygulandı’
Yürüyüşe bir çağrı da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mêrdîn Milletvekili Pero Dundar’dan geldi. JINNEWS’e konuşan Dundar, “Tecrit, savaş kararı anlamına geliyor. Sayın Öcalan İmralı Adası’na getirildiği zaman da bizler herhangi bir kanunu uygulayacaklarını düşünmedik zaten. Sayın Öcalan için özel hukuk uygulanıp, özel bir mekan ayarlandı. Bu da Sayın Öcalan’ın ağırlığını, felsefesini, Kürt ve Türk halkı üzerindeki çalışmalarını gösteriyor” şeklinde konuştu.
‘Bütün toplum buna karşı olmalı’
Abdullah Öcalan ve İmralı Adası’nda bulunan diğer tutsakların “rehin” olduğunu ifade eden Dundar, “O konuştuğu zaman Türkiye ve halklar da konuşacak. Savaş, ölüm, yoksulluk, mafyalaşma ve çeteleşme olmayacak. Bu da bu iktidarın hesabına gelmiyor” cümlelerini kullandı. Tecridi “insanlık suçu” olarak değerlendiren Dundar, “Tecridin kalkmasını istiyoruz ve bu sadece Kürt halkının isteği değil. Bütün toplumun buna karşı olması gerekiyor” sözleriyle seslendi.
‘Ölüme karşı yaşam için yürüyoruz’
Komploya karşı 6-15 Şubat tarihleri arasında İmralı’ya yürüyüşün gerçekleştireceklerini söyleyen Dundar, şu çağrıda bulundu: “Ölüme karşı yaşamı, tecride karşı özgürlüğü savunmak için güçlü sahiplenilmesi gerekiyor. Yürüyüş, Kürdistan ve Türkiye’de bir hafta sürecek. Özellikle kadınlar, gençler, işçiler ve haklarını arayan herkesin tecridin karşısında durması gerekiyor. Bu meseleye sadece Kürt meselesi olarak bakmamak gerekir. Herkesin güçlü bir şekilde yürüyüşe katılması gerekiyor.”
Aydın ve yazar Pêncwênî, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik komployu değerlendirirken, bu komplonun ‘bireye yönelik olmadığına’ vurgu yapıyor ve Öcalan’ın Ortadoğu’da geliştirdiği projeler için ‘Ezilen halklar ve 50 milyonluk Kürt halkının özgürlüğü için’ ifadelerini kullanıyor
Federe Kürdistan’ın önde gelen aydınlardından ve siyasetçi Mihemed Emin Pêncwênî, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fikirlerine ve Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun amacına dair değerlendirmelerde bulundu.
RojNews’ten Botan Germiyanî’ye konuşan ve PKK Lideri ile Bekaa’da kaldığı dönemleri hatırlatan Pêncwênî, ‘Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği sistemin ve projenin ezilen 50 milyonluk Kürt halkının özgürlüğü için’ olduğunu vurguladı.
Rojnews’in Mihemed Emin Pêncwênî ile yaptığı röportaj şöyle:
Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen komplonun üzerinden 24 yıl geçti. Öte yandan ağır bir tecrit uygulanıyor. Komplo, kaynağını nereden aldı?
Sayın Öcalan, 24 yıldır cezaevinde. Kendisine uygulanan tecrit, bir şahsa yönelik geliştirilen tecrit değildir. Ayrıca bu tecrit bir şahsı ortadan kaldırmayı hedeflemiyor. Bu tecridin amacı Öcalan’ın Ortadoğu’da yaydığı projeye yönelik bir tecrittir. Bu proje, ezilen halklar ve 50 milyon nüfusluk Kürt halkının özgürlüğü için geliştirilen bir projedir.
İşgalci devletler, Öcalan’ın projesini boşa çıkarmak ve işgali amaçlayan kendi projelerini hayata geçirmek için Öcalan’ı esir aldılar. Kürt siyasi güçlerin arasına da sızdılar ve bu güçlerden bazılarını kendi projelerinin hayata geçirilmesi için kullandılar. Bazı güçler ise teslim olmak ile inancını yitirmek arasında sıkışmış. Ancak direnen tek bir güç kalmıştır geriye. O da Öcalan’ın kurduğu PKK’dir.
Sözünü ettiğiniz ‘Öcalan’ın projesi’ nedir?
Mihemed Emin Pêncwênî
Sayın Öcalan’ın projesi, ezilen ve zulme maruz kalan 50 milyonluk bir halkın özgürlük projesidir. Projesi, halkın kendi topraklarının ve kaynaklarının sahibi olma projesidir. İnsanlık için büyük bir hizmet… Bekaa’da bir ara kendisine sormuştum, bir solcu ve sosyalist olarak nasıl bir halkın ulusal özgürlüğünün projesini geliştirebildiniz, diye. O da cevaben ’50 milyonluk ezilen bir halkı özgürleştirebilirsek insanlık için büyük bir hizmet etmiş olacağız’ demişti.
Bu projenin hayata geçirilmesi için PKK Lideri Abdullah Öcalan nasıl bir mücadele yürüttü?
Sayın Öcalan, Kürt siyasi hareketlerindeki klasik mücadele yöntemlerini değiştirerek yeni bir yol ve yöntem geliştirdi. Öcalan, 50 milyonluk bir halkın özgürlüğü için silahlı bir gücün olması gerektiğini savunuyordu. Siyasi ve askeri iradesinin bu gücün kendi ellerinde olması gerektiğini belirtiyordu. O güç, kendisine inanmalı, öz gücüne yaslanmalıydı. Bu temelde gerilla direnişini inşa etti.
Her zaman söylemişimdir, 50 milyonluk bir halkı inkar eden Atatürk’e karşı bir Kürt önderinin olması gerekiyordu. Bu önder de Öcalan’dır. Bu nedenle uluslararası ve bölgesel güçler ile Kürdistan’daki işgalci devletler Öcalan’ın tutuklanması konusunda hemfikir oldu. Bu komployla beraber söz konusu proje durdurulmak istendi.
Bu proje, hegemonik güçlerin hangi çıkarlarıyla çelişiyor?
Abdullah Öcalan, Kürdistan’daki kaynakların zenginliğinin ve bu kaynakların tüm insanlığa yetecek düzeyde olduğunun bilincindeydi. Gaz, petrol ve milyonların tarımda faydalandığı su kaynakları… Öcalan, bu zengin ülkenin özgürleşmesini ve kaynaklarının o ülkenin kendi halkının kontrolünde olmasını istiyor. Böyle olunca elbette ki tüm bu zenginliklerden hegemonik güçler mahrum kalacaktır.
Şimdi Kürdistan’da Amerika, Fransa, Britanya gibi egemen devletlerin nasıl savaş çıkardıklarını, diyaloglar geliştirdiklerini görüyoruz. Temel amaçları Rojava ve Güney Kürdistan’daki petrollerini Avupa’ya taşımaktır.
PKK Lideri Abdullah Öcalan ve PKK’nin Avrupa ve Amerika’nın terör listelerine alınmasının nedeni nedir?
PKK’nin terör listelerine alınmasının temel amacı özgürlük projesini yenilgiye uğratmaktı. Güney Kürdistan’da ilk ayaklanmaların başlamasından bir statüye kavuşmasına dek uluslararası tüm istihbarat güçleri bu projenin hayata geçirilmesini engellemek amacıyla harekete geçmiş durumda. Öcalan’ın bu projesi özgür ve bağımsız bir Kürdistan’ı ve bu Kürdistan’da kaynaklarının halka akmasını amaçlıyor.
PKK Lideri Abdullah Öcalan nasıl bir kişilikti?
Öcalan, insanların ve özelde de Kürt halkının önünde üç engel olduğunu söylerdi. İlk engel iktidar, makam ve mevkilerdi. İkinci engel para, programsızlıktı. Üçüncü engel ise aşk ve cins ilişkileriydi. Tüm bu engeller aşıldığı zaman insan, özgür bir insandı ve özgür insan da devrim gerçekleştirebilirdi.
Öcalan, özgür bir kişilikti. Tek bir kalemle birçok şey gerçekleştirebiliyor, silahlar satın alabiliyordu. Bekaa’da birkaç gün onunla aynı odada kaldım. Kılık kıyafetleri, yemesi ve içmesi gerillalarınkiyle aynıydı.
Sadece bir şeyi farklı olurdu. Herkes nerede kalacağını bilmezdi. Bunun nedeni de onun korunmasıyla ilgiliydi. Öcalan, CIA, MİT ve Ortadoğu’daki farklı istihbarat örgütlerinin hedefindeydi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı klasik Kürt önderlerinden ayıran temel özellikleri nelerdi?
Öcalan, Medlerin yıkılışıyla beraber Kürtlerin kişiliklerinin de yıkıldığını ifade ederdi. Güçlü bir temelde Kürt kişiliğinin geliştirilmesini savunuyordu. Şimdi daha iyi anlıyorum, gerçekten de Kürt kişiliği yıkılmış bir kişiliktir. 50 yıldır Irak, Suriye ve İran’da yaşanan bunca karışıklık içerisinde bir gün özgürleşme iddiası geliştirebilme cesaretini ortaya koyamadık. Bu, yıkılmış Kürt gerçekliğinin bir göstergesidir.
Öcalan, güçlü ve karizmatik bir kişilikti. Planlı ve disiplinli biriydi. Sabah uyanır uyanmaz, günün programını belirlerdi. Hangi saatlerde eğitim vereceğini, ne zaman nereye gideceğini, neyi ne zaman okuyacağını, haberleri ne zaman dinleyeceğini bilir ve hepsini belirlenen plan çerçevesinde uygulardı. Tüm bu özellikleri, çevresindeki insanların da disiplinli olmasına neden olurdu.