Ana Sayfa Blog Sayfa 978

Yolcu otobüsü kaza yaptı: 6 ölü, 36 yaralı

Amed’den Bodrum’da giden yolcu otobüsü devrildi. Kazada 6 yurttaş hayatını kaybetti, 36 kişi ise yaralandı

Amed’den Bodrum’a giden bir otobüs, Afyonkarahisar Dinar Haydarlı mevkiinde devrildi. Kazada ilk belirlemelere göre 6 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi ise yaralandı.

Bir otobüs daha kaza yaptı

Öte yandan dün akşam da Amed – Riha kara yolunun 36’ıncı kilometresinde, kar ve buzlanma nedeniyle bir yolcu otobüsü kontrolden çıkarak şarampolden düştü. Kazada 4’ü ağır 30 kişi yaralandı.

AMED

#Yolcu #otobüsü #kaza #yaptı #ölü #yaralı

AYM’nin ‘İhlal yok’ dediği Cizîr dosyaları AİHM’e taşındı

AYM’nin Cizîr’de bodrumlara katledilen 6 yurttaşa dair verdiği ‘İhlal yok’ kararı için ÖHD tarafından AİHM’e başvuru yapıldı

Katledilenlerden Bişeng Kolanç’ın avukatı ÖHD’li avukatı Newroz Uysal yaptıkları başvuru ve sürece dair değerlendirmelerde bulundu. AYM’nin kararının devletin tutumunun gösgertegesi olduğunu belirten Uysal, 6 ayrı dosya olmasına rağmen AYM’nin aynı adresteki hayatlarını kaybettikleri için dosyaları birleştirdiğini ifade etti.

Birçok dosya henüz beklemede

Sokağa çıkma yasakları sürecinde kendilerinin de birçok kez AYM ve AİHM’e “tedbir” talepli başvurular yaptıklarını hatırlatan Uysal, birçok taleplerinin ret edildiğini ve bunun ölümlere yol açtığını belirtti. Başvurularından sadece birine cevap aldıklarını ve Helin Ö. isimli bir genç bir kadının sağ kurtulduğunu belirten Uysal, süreç devam ederken tedbir dosyalarının AYM önünde beklediğini vurguladı.

‘Taleplerimiz ret edildi’

Uysal çalışmalarına dair şu bilgiyi verdi: “AYM işin vahametini ve ciddiyetini dikkate alarak dosyaları sürdürdüğünü ifade etmişti. Tamamlanan süreçlerden sonra bir kez daha AYM’ye gittik. Bu da Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin esasa ilişkin bir başvurusuydu. Çünkü savcılıklar takipsizlik kararı vermişti ve takipsizlik kararlarına karşı itirazlarımız da reddedilmişti. Hem yaşam hakkı ihlali hem de soruşturmanın etkili yürütülmemesi veya devletin bu yaşananları aydınlatmak istememesi nedeniyle bu dosyaları tekrardan AYM’ye götürmüştük. Bunlar uzun bir süredir orada bekliyordu. İlk kararımızı 2017’nin sonuna doğru AYM’ye götürmüştük. İlk karar Bişeng Kolanç dosyası olmasından kaynaklı dosyalarda bir birleşme gerçekleşmiş oldu. AYM’nin kararı hem dosyayı takip eden biz avukatlar için hem de bu alanda çalışan hukukçular için bir hayal kırıklığıydı.”

AYM Devleti haklı buldu

AYM’nin 4 Kasım 2022’de verdiği kararın 206 sayfalık bir karar olduğunu anımsatan Uysal, “AYM karar verirken esas aldığı temel nokta; hayatını kaybeden kişilerin Cizîr’deki yasağın ortaya çıkmasına sebep veren kişiler olarak değerlendirmesiydi. Bunu da Asya Yüksel ve Mehmet Tunç üzerinden değerlendirdi. AYM, ‘teslim’ olmayıp direnmeleri nedeniyle orada bulunan herkesi örgüt militanı olarak değerlendirmesine ve bunların katledilmesine ilişkin hiçbir ayrıntıya girmeden, yani bodrumlarda yaşanan olaylara soyut bir çerçeve çizerek, ‘devlet bir planlama yaptı, bir askeri operasyon yürüttü ve bunu yaparken de her türlü tedbiri almış’ gibi bir tablo çizdi. Ve tabloyu çizerken de valilik, kaymakamlık, emniyet müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığının genelgelerini ve açıklamalarını esas aldı. Böylesi bir tabloda hayatını kaybeden kişilerin çatışmalardan ötürü ‘devletin haklı ve meşru müdafaa’ kapsamında onları öldürdüğüne kanaat getirerek herhangi bir ihlal kararı vermedi” diye konuştu.

Vahşetin hesabı sorulmalı

Bunun üzerine kararı AİHM’e taşıdıklarını belirten Uysal, Kasım 2018’de daha önce yapılan bir tedbir başvurusuna dair AİHM’de duruşma dahi yapıldığını ve bunun umut olduğunu ancak aradan 3 yıl geçtiğini vurguladı. Yeni sürece dair de takipçi olduklarını belirten Uysal, yaşanan vahşetin hesabının sorulması için mücadele edeceklerini vurguladı.

HABER MERKEZİ

 

#AYMnin #İhlal #yok #dediği #Cizîr #dosyaları #AİHMe #taşındı

Adalet arayışıyla geçen 700 gün

Katledilen ailesi için Adalet Nöbeti tutan Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar 700 gündür Urfa Adliyesi önünde adalet arıyor

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018’de AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ve saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti saldırı, engel ve hava koşullarına rağmen yaz kış demeden sürdü. Nöbet eylemi 100’üncü haftasına girdi.

31 soruşturma açıldı

Nöbet eylemi yarın 700’üncü güne girerken, adliye molozları arasında toprağı eşeleyerek adalet arayan, kar ve yağmur demeden, polis şiddeti ve engellemelere aldırış etmeyen Emine Şenyaşar’a, bu güne kadar toplamda 31 soruşturma açıldı. AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız’a sarf ettiği sözlerden dolayı hakkında, “Kamu görevlisine hakaret” ve “Hakaret” suçlamalarıyla açılan soruşturmalardan 10 tanesi davaya dönüştü.

Zulüm hala devam ediyor

100 haftasında 700’üncü güne giren eylemlerini Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Müjdat Can ve Mahmut Altıntaş’a anlatan Emine Şenyaşar, eşi Esvet Şenyaşar başta olmak üzere ailesinden 6 kişiye öldürülme kastıyla saldırıldığını belirterek, “Çocuklarımı öldürdüler. Eşim ve oğluma büyük zulüm uyguladılar. Hastaneyi boyadılar, görüntü kayıtlarını kestiler. Bu zulüm halen devam ediyor” diye konuştu.

‘Herkes bizim direnişimizi biliyor’

Bir oğlunun hapiste, 2 oğlunun ise yaralı olarak kurtulduğunu ifade eden Şenyaşar, ailesi için adalet aradığını söyleyerek, “Bu 700 günlük sürede bize çok zulüm yapıldı. Polisler beni darp edecekti, avukatlar engel oldu. Oğlum Ferit’i darp ettiler, ölümden döndü” şeklinde konuştu.  Nöbeti Riha’dan İstanbul’a kadar birçok kentten yurttaşların ziyaret ettiğini ifade eden Şenyaşar, “Dayanışmaya gelenler, avukatlar, barolar ve Avrupa’dan gelenlerden güç aldık. Artık herkes bu zulmü de, bizim direnişimizi de biliyor” dedi.

‘Devlet kayıtları gizliyor’

Nezarete alındıklarını, kendisi hakkında davalar açıldığını, kar kış demeden 8 mevsimdir direndiğini belirten Şenyaşar şunları söyledi: “Oğlum 5 yıl geçmesine rağmen bırakılmadı. Biz 3 ramazan iftarları bu adliye önünde açtık.” İlaçlarla ayakta durduğunu, tedavi olduğunu belirten Şenyaşar, “Bu savcı ve hâkimlerin, Erdoğan’ın, Soylu’nun kızları, çocukları yok mu? Nasıl bir devletsiniz. Hastane içinde insan öldürülür mü? Bunlar öldürdüler ve devlet kayıtları gizliyor” dedi.

Dayanışma çağrısı yapan Şenyaşar, “Oğlum bırakılsın istiyorum. Evime gidip torunlarımla zaman geçirmek istiyorum. Evimde oğlum olmadığı için oturamıyorum” diye kaydetti.

RIHA

#Adalet #arayışıyla #geçen #gün

‘İran halkının yüzde 80’i rejime hayır diyor’

İranlılar Anket Grubu’nun yaptığı ankete katılan İran halkının yüzde 80’i olası bir referandumda rejime hayır diyeceklerini belirtti

Hollanda merkezli İranlılar Anket Grubu (GAMAAN), çevrimiçi olarak 30 Aralık 2022- 10 Ocak arası İran’da ve İran dışında yaşayan İranlılarla yaptığı anket çalışmasının sonuçlarını açıkladı. 200 binden fazla katılımcının katıldığı İran içinden 158 binden fazla kişi yurt dışından 42 binden fazla İranlı anket sorularını eksiksiz yanıtladı.

Ankete göre İran’da halkın yüzde 80’i referandum olması durumunda İran rejimine hayır diyeceğini belirtti. Halkın yüzde 81’i devam eden eylemleri desteklerken yüzde 67’si eylemlerin iyi bir sonuca varacağı inancında. Ankete göre yüzde 13’ü ise eylemlerin iyi bir sonuca varacağından umutlu değil. Bu oran ülkeleri dışında yaşayan İranlıların verdiği yanıtlara göre ise eylemlerin verimli sonuçlanacağını söyleyenlerin oranı yüzde 90, olumsuz düşünenlerin oranı ise yüzde 9 oldu. İran’da yaşayan ve ankete katılanların yüzde 75’i protestoları desteklediğini belirtti.

Ankete katılanların yüzde 80’i ayrıca İran’daki tüm kamu kurumlarına güven duymadıklarını ifade etti.

DIŞ HABERLER

#İran #halkının #yüzde #80i #rejime #hayır #diyor

Bedlîs’i kurutanlar bölgeye yerleşiyor

Su zengini Bedlîs’te su kaynakları kururken, barajlar ve HES’lerde sayı artıyor. Kentsel ve tarımsal su ihtiyacı ise yeraltı suyuna bağlanmış durumda.

Yusuf Gürsucu 

Özellikle bu kış Kürt coğrafyasının tamamında kış kuraklığı yaşandı. Ocak ayının sonuna geldiğimizde beklenen yağışların görülmüş olması yaşanan sorunu ortadan kaldırmıyor. Gelecek yıllarda yaz kuraklığının can yakıcı biçimde gelişeceği ve bu yıl yaşanan kış kuraklığını aşan bir kuraklığın gelecek yıllarda artarak yaşanacağı öngörülüyor. Küresel boyutta süren ekolojik yıkımın sonuçları iklim değişikliğine yol açarken, bölgesel düzeydeki iklim değişimini dünyada yaşanan süreçle açıklamak yeterli değil.

Su kaynağı yüzde 63 azaldı

2019 yılında belediye başkanı olduğu ilk gün Kürtçe tabelaları kaldıran AKP’li Bedlîs (Bitlis) Belediye Başkanı Nesrullah Tanğlay, Bedlîs’te su kaynaklarının yüzde 63 azaldığını belirterek, şehrin içme suyunu karşılayan üç kaynağın kuruduğunu söyledi. Dünyada ve ülkede yaşanan kuraklıktan kentin de etkilendiğini ifade eden Tanğlay, “Bitlis, kurak iller arasında ilk sıralarda yer alıyor. Dokuz sondajımız çalışıyor. Bu sürede, su kesintisine gitmedik. Hemşehrilerimizi susuz bırakmadık ama insanlarımızın su tasarrufunda bulunmaları lazım” dedi.

‘Ciddi bir kuraklık var’

Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Elmastaş ise, “Zaten bir kuraklık vardı. Şu anda yağışın en fazla yağması gereken mevsimdeyiz. Fakat şu anda yağış yok, kar yok. Ciddi bir kuraklık var. Son 10 yıl içinde kasım ayında kar yağışları başlamış. Geçen sene 9 Aralık’ta kar yağışı oldu. Ancak bu sene Ocak ayının yarısına geldik henüz kar yok. Zaten bir kurak dönemden geçiyorduk. Göl seviyelerinde çok ciddi bir alçalma söz konusu. Yeraltı suları açısından da bu bir problemi meydana getiriyor” diye belirtti.

Arin ve Wan Gölü küçüldü

Siirt Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Adnan Alkan ise, kontrolsüz su kullanımının devam etmesi durumunda İç Anadolu Bölgesi’ndeki obrukların Bedlîs ve bölgesinde de olma ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Doç. Dr. Alkan, “Kuraklıkla beraber yapılan sondajlar Arin ve diğer göllerde de küçülmeye neden oluyor. Arin Gölü, Van Gölü’nün kuzey batısında yer alan yaklaşık 14 kilometrekareye sahip bir göl. Burası Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından birisidir. Özellikle kuş çeşitliliği açısından kuşların üreme sahası, aynı zamanda kuşların göç yolları üzerinde yer alıyor. Biyolojik çeşitliliği açısından da su potansiyeli ve kuşları açısından da özel ve önemli bir saha. Maalesef son zamanlarda göl seviyesinde önemli bir çekilme söz konusu” olduğuna dikkat çekti.

Tarımsal sulama yeraltından

Doç. Dr. Alkan, “Önceki yıllarla kıyaslamadığımız zaman mutlak anlamda yağış azlığı söz konusu, bazı yerlerde yüzde 50’den fazla bir düşüş söz konusu. Bu maalesef sulak alanların yok olmasına neden olabiliyor. Özellikle Ahlat ve çevresinde tarımsal alanlar genişliyor ama sulamanın yeraltı sularından karşılandığını görmekteyiz. Bu da ileriki zamanlarda bu bölgedeki yeraltı sularının çekilmesinden sonra İç Anadolu Bölgesi’ndeki obrukların benzerlerinin ortaya çıkmasına da neden olabilir. Bölgedeki birçok gölün de benzer şekilde kurumasına neden olabilir” dedi.

3 krater gölü kurudu

Diğer taraftan Kürt coğrafyasının en yüksek üçüncü dağı olan 4 bin 58 metre yüksekliğindeki Çiyayê Sîpan’da (Süphan Dağı) 3 krater gölünün kuruması dikkat çekerken, Nemrut Kalderası’nda da ciddi bir kuruma söz konusu. Wan Gölü’nde yaşanan çekilmenin temel nedeni gölü besleyen su havzalarında yaşanan kuraklık ve bölgede suyun HES ve barajlar yoluyla enerji şirketlerine bağlanmış olmasıdır. Wan’ın Artemêtan (Edremit), Westan (Gevaş), Erdîş (Erciş) ve Bêgir (Muradiye) ile Bedlîs’in Tûx (Tatvan) ilçesindeki göl kıyılarında binlerce yılda oluşan mikrobiyalitler, tarihi kalıntı ve iskeleler gölde yaşanan çekilmeyi gözler önüne serdi. Limak Holding tarafından Botan çayı üzerindeki Çetin Barajı ve HES’in 2020 yılında faaliyete başlaması sonrası görülen iklim değişimi ve beraberinde gelişen kuraklığın en önemli nedeni olarak öne çıkıyor.

Bedlîs HES işgali altında

Dicle Havzası’nda, Bitlis ili Merkez ilçe sınırları içerisinde Bitlis Çayı üzerinde Ato Nakliye Madencilik Enerji şirketi tarafından 68 MW kapasiteli Baykan-I Barajı ve HES ile 34 MW kapasiteli Baykan-II Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) kurulmak isteniyor. Gerçekleştirilmesi planlanan proje kapsamında sadece elektrik enerjisi üretileceği belirtilen HES’ler için devasa büyüklükte yapılacak olan ve 50 yıl ömürlü olacağı belirtilen barajlarla Dicle Nehri’nde debi düşmeye devam ederken, yöre halkı barajlar nedeniyle susuzlukla tanışacak. Tarih boyunca birçok uygarlığa beşiklik eden Dicle Nehri, üzerine yapılan baraj ve HES projeleriyle dereye dönüştürülürken, Dicle’yi besleyen akarsularda HES sayıları giderek artıyor. Bitlis Çayı’nda Baykan1 Baraj ve HES, Baykan2 Baraj ve HES için adım atılırken, aynı çay üzerinde Bitlis HES’in inşaatı ise halen sürüyor. Bitlis Çayı’nı besleyen Kezer Çayı’nda ise Şirvan Barajı inşa edilmiş durumda.

12 Baraj ve HES

Bedlîs’te Şirvan Barajı, Akşar Nazar HES, Adilcevaz HES, Atlas HES faaliyetini sürdürüyor. Yapımı süren Bitlis HES, Baykan1 Baraj ve HES, Baykan2 Baraj ve HES, önlisansı verilmiş Hizan HES ve planlama aşamasında olan Gökay HES, Ayşehatun Barajı ve HES, Kor Barajı ve HES, Deliktaş Regülatörü ve HES olmak üzere çok sayıda baraj ve HES’lerle bölgedeki tüm akarsular şirketlerin hizmetine koşulmuş durumda. Çok sayıda baraj kurulumları sürerken, diğer taraftan tarımsal üretimlerin yeraltı sularına bağlanmış olması yakın gelecekte su zengini olan Bedlîs’in susuzluğa mahkum bir sürece bağlandığı anlaşılabiliyor. JES’lere yönelik verilen destekler kuraklığı büyütecek önemli bir sorun olarak dikkat çekiyor. JES’ler yeraltından çektikleri yüksek sıcaklıktaki ağır metallerle dolu akışkanla bölgeden alacakları suları kaynatıp elde edilecek buharla çalışmaktadır. Bu durum bölge için bir felaket anlamına geliyor.

OSB ve maden sayısı artıyor

Bedlîs’te 2018 yılında kurulumuna başlanan OSB’de, fabrikalar için ayrılan 55 parselin tamamı tahsis edildi. Ardından 2. OSB kurulumuna gidilen Bedlîs’de hiçbir arıtma tesisinin olmaması dikat çekici. Bitlis Valisi Oktay Çağatay, kurulması planlanan 2. OSB için yapılan başvurunun Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca onaylandığını ve 2. OSB’nin Tatvan Devlet Hastanesi’nin arka taraflarında 100 dekar alanda kuruluma başlanacağını duyurdu. Adeta kuraklığa mahkum edilen Bedlîs’te su kaynakları kururken, bölge suları bu sanayi tesislerine bağlanacak ve bölgenin bakir coğrafyası büyük bir kirlilikle tanışacak. Tarımsal üretimi şirketlerin çıkarlarına bağlayan adımlarla bölge halkı maraba konumuna gelecek.

Maden sayısı arttırılacak

Bedlîs’te ponza, bakır, mermer, kurşun, çinko, demir fosfat, asbest, krom, nikel, çimento gibi çok sayıda maden yatakları bulunduğu ve bu nedenle bölgenin madenler bakımından en zengin yerlerinden biri olduğu MTA raporlarında yer alıyor. 2008 yılında kurulmuş olan Kanaroğlu Madencilik Bedlîs’in Xultik (Arıdağ) köyünde 2013 yılından bu yana demir ve feldipast madenciliği yapmakta. Bedlîs’te 25’e yakın ruhsatlı işletme tarafından bims üretimi yapan ocaklar mevcut. Geçtiğimiz yılın haziran ayında Tatvan Ticaret ve Sanayi Odası (TATSO) Başkanı Bilal Adabağ ponza ve perlit madeni için 25 işletmenin bir araya gelerek girişim başlatacaklarını belirtti. Bölgede yağma adımları büyürken, ortaya çıkan kuraklık ve ekolojik çöküş, maden sayısı arttıkça Bedlîs coğrafyasını yok oluşa sürükleyecek.

JES’ler doğayı mahvediyor

MTA raporlarında, Bêli (Nemrut), Çukur (Norşin) ve Ilıcaköy (Tağgermav) jeotermal alanlarının bir kısmının yüksek sıcaklığa sahip olduğu vurgusu, bölgede JES’lerin önünü açıyor. JES’ler için ilk adım 2014 yılında atıldı. Bitlis İl Özel İdaresi, Adilcevaz ilçesi sınılarındaki Sîpan Dağı’nda bulunan 7 faklı alanda jeotermal kaynak aranması için ihale yapıldı. İhale yapılan alanlardan biri 4100 hektar, diğer altısı ise 4800 hektar alanı kapsıyordu. Bitlis Valiliği yapılan ihaleler sonrasında Zorlu Enerji’ye Bêli jeotermal sahasında 2, Aytemiz Enerji’ye Norşîn (Güroymak) jeotermal sahasında 5 işletme ruhsatı verilmesini karara bağladı. Ruhsatlarla birlikte Bedlîs’te 17 ayrı noktada jeotermal enerji üretimi çalışması yapılacağı duyurulmuştu. Aralık 2022’de Matkî (Mutki) ilçesinde 1627.33 hektarlık jeotermal kaynak arama sahası olarak işaretlenmiş olan alan için açık teklif usulüyle ihale düzenlendi.

Kiler’le ilgili JES iddiası

Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, 2014 yılında Bedlîs’te yapılan 450 milyon dolarlık ‘Jeotermal Enerji Projesi’yle ilgili yapılan ihalenin iptal edilip Vahit Kiler’e verileceğini vurguladığı yolsuzluk haberinde AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’e “kurt siyasetçi” dediği için hakkında dava açılmış ve sonrasında tutuklanmıştı. Bedlîs’in adeta sahibi gibi hareket eden Vahit Kiler’in gücünün AKP iktidarıyla olan grift ilişkilerden kaynaklı olduğu belirtiliyor. Vahit Kiler’in Halkbank’a borçları nedeniyle devrettiği İstanbul Sapphhire’i 51 milyon dolar düşük bir fiyatla tekrar geri aldığı açığa çıkarken, Türkiye’nin ve özelde Kurdistan coğrafyasının her noktasında yağma politikaları giderek büyüyor.

Çiftçi sertifikalı tohuma mahkûm

Tarım Bakanlığı, Bedlîs’te sertifikalı kuru fasulye tohumu için bedelin yüzde 75’ini hibe olarak, yüzde 25’ini ise çiftçilerin ödediği tohum dağıtımı yaptı. Bakanlığın bu girişimi çiftçiye destek olarak lanse edilse de ardında farklı amaçlar gizli. Sertifikalı tohumların büyük bölümü hibrit yani kısır ve bu nedenle çiftçi üretiminden tohumluk ayırması olanaksız. Bedlîs’e baktığımızda kuru fasulye üretimlerinin dışında büyük bir alanda ayrıca tohumluk kuru fasulye üretimini şirketlerin yaptığı görülüyor. Çiftçilere yaklaşık 17 çeşit kuru fasulye dağıtılırken büyük kısmı Doruk marka fasulyelerdi. Bedlîs’te üretimin büyük çoğunluğu Örkenler Tarım Gıda Ltd. Şirketi tarafından üretilen Doruk markalı sertifikalı tohumlarla yapılırken, aynı şirket üretilen fasulyenin de yüzde 50’sini topluyor.

Sertifikalı kuru fasulye

Örkenler şirketinin sahibi Kenan Örken, AA’ya yaptığı açıklamada, “Yemeklik kuru fasulyede yaklaşık yüzde 13’lük üretimle Türkiye’de 3., sertifikalı kuru fasulye tohumu üretiminde de yüzde 70’le birinciyiz. 3 ilçemizde, 2 bin 500’e yakın çiftçi fasulye ekiyor ve bunların yüzde 85’ine ulaşabiliyoruz. Ürünlerin yüzde 50’sini ilçede işliyoruz, geri kalanını tüccarlar alıyor” diye belirtmesi Bedlîs’te asıl kazananı ortaya koyuyordu. Bakanlık sertifikalı tohum desteğini yaparken, bu destek sonsuza kadar sürdürmemekte ve bu nedenle çiftçi bir süre sonra tohum bedelinin tamamını cebinden ödemek zorunda bırakılıyor. Sertifikalı tohumlardan tohumluk ayıramayan köylü her yıl fiyatı gittikçe artan tohumu şirketin kapısına giderek almaya çalışacak.

Sözleşmeli tarımın ön adımları

Bedlîs’te uygulamaya konan tohum destekleri iyi niyetli bir girişim değil. AKP iktidarının uzun süredir altyapısını hazırladığı yeni Tarım Kanunu kapsamında dikkat çeken ‘sözleşmeli tarım’ küçük çiftçiliği yok edecek bir içerik taşıyor. Sözleşmeli olarak yapılan tarımsal üretimlerle ilgili yapılan araştırmalar, küçük çiftçilerin borç bataklığına saplanarak mülksüzleştiklerini gösteriyor. Şirketle sözleşme yapan çiftçi, artık şirketlerin kölesi haline gelmiş ve tarlasına hangi ürünü ekeceğine veya hangi tür ürünü seçeceğine karar verme hakkını kaybeder. Çiftçinin arazisi ve traktörünün olması artık bir anlam ifade etmez ve fabrikada üretim yapan işçi gibi ürettiği ürüne yabancılaştığı bir sürece savrulur. Türkiye’nin tamamında uygulamaya sokulmak istenen sözleşmeli tarım Kürt coğrafyasında tütün üretiminin ardından SÜTAŞ’la devam ediyor.

#Bedlîsi #kurutanlar #bölgeye #yerleşiyor

Pira Pat ve Öcalan’ın tecridi

Fatma İzol

Hitit tarihine göz attığımızda kadın tanrıça tapınımı ile karşılaşıyoruz. Qal, qaliçelerin ve halkın Hepat adında kutsal bir kadına kurban kanı ve hediyeler sunduklarına tanık oluyoruz. Hepat; Kheba veya Khepat, Hurrilere göre yaşayan her şeyin annesi olarak bilinen ana tanrıçadır. Aynı zamanda tüm tanrıların da ana kraliçesidir. Krallar savaş veya barış ilan ettiklerinde “Hepat annemiz, kraliçemiz böyle emir verdi” diye bu kararı aldıklarını ifade ederler. Bu kutsal ana kadının heykellerini; kuş uçmaz kervan geçmez sandığımız dağlara oydukları gibi şehrin girişlerine korunduklarına inanarak koymuş ve meydanlara, önemli yönetim binalarının önlerine, evlerde mutfak olarak kullanılan alanlara da yerleştirmişlerdir.

Doğrusunu isterseniz Ana Tanrıça Hepat’in ismi çok dikkat çekicidir. Bana göre Xerabreşk (Göbeklitepe) başlangıçlı dinler tarihinin içinde geçen tüm kavramların Kürt dili üzerinden çözümlenmesi bizleri en bilimsel sonuçlara götürecektir. Ben de öyle yapacağım. Hititlerin dünyada ilk hece sistemini kullanan halk olduğunu bildiğimize göre Hepat’ın Khepat ismini dilsel açıdan çözümleyelim; Khe=qal, pat=fat=>qalfat. Türkçeye çevirdiğimizde yaşlı fat= bilge fat veya Ana Kraliçe Fat anlamına gelen bir birleşik isim ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu heyecan verici bilgi bir kenarda dursun, biz günümüzde bu kadın ile dünyanın neresinde ve hangi kültürde karşılaşıyoruz ona bakalım.

Şengal Êzidi tapınağı Laleş’te, adı Pira Pat olan bir kadın için kandil yakıldığını ve o kandil önünde saygı ile eğilindiğini görüyoruz. Kürt Êzidi cemaati içinde halen bu kadının itikadının takipçisi olan müritleri olduğunu bilmek ise bizde apayrı duyguların uyanmasına neden oluyor. Bu kadar ile de kalmıyor, Alevi cemaatinin de Pira Fat adında bir kadın için Dersim’de kandil yaktıklarını ve bu kadına biat ettiklerini günümüzde takip edebilmekteyiz. Kim bilir belki de Hz. Fatma da bu kadınların bir iz düşümüdür!

Dünyadaki tüm canlıları doğuran ve her şeyin, herkesin ana kraliçesi olan Pira Pat’ın ya da Hepat’ın tapınaklarında sadece magi-bekçilik yapabilen erkek müritlerin zaman içerisinde dinsel öncülüğü kadından alabilmek için oluşturdukları gizli erkek kardeşliği örgütlenmesinin adı ise daha dikkat çekicidir. Bu ismin yine Kürtçe olması Kürtlerin dinler tarihindeki rol ve misyonunun ne kadar güçlü olduğunu gün yüzüne çıkaran çok önemli bir ögedir. Adı Bra-him olan bu kökten kardeşlik örgütlenmesi her ne kadar İbrahim Peygamber ile somutlaşsa da özünde sonraki tüm peygamberlerin bu gizli örgütün içinde eğitime tabi tutulan müritler olduklarının açık emarelerini tarihin birçok kaydında görebilmekteyiz. Anasına ihanet eden bu zendi-yenilikçi grup yeni dünya düzenini kadın dünyasına karşı oluşturmanın ve kadın tanrıçalığını alaşağı etmenin planlarını Zarahustra -Güneşin takipçileri adı altında yürütmeye başladılar. Bakire doğum yapma yeteneğine sahip olan homomorfik- çift cinsiyetli yaratıcı kadın ana Hepat’ı kutsal Meryem ile özdeşleştiren ve Brahimi-İbrahimi gizli kardeşlik örgütlenmesinin belki de siyasi ayağını oluşturan Masonik örgütlenmelerin kendilerini dul kadının oğulları olarak ifade etmeleri sizce de dikkat çekici değil midir? Laleşa Piroz-Kutsal Laleş’in Xatuna Pira Pat qaliçesi yoksa daha sonraları Masonik örgütlerin Meryem Anası’na dönüşen kadının ta kendisi midir?

Bu konuyu biraz açmakta yarar var. Bakire doğum yapan kutsal kadın ile çiftleşmek yoluyla çocuk doğuran kadın arasında ayrım yapan bu örgütlenme, toplumda kadını bilinçli bir biçimde gözden düşürme planlarının birinci basamağını yürürlüğe koymuşlardır. Bu başlangıç daha sonraları kadın ile çiftleşmenin avam kişilerin davranışı olarak algılanmasına ve toplumda abartılmış, doğal olanın ötesinde aynı cins çiftleşmenin önünü açmıştır. Kadınlar; düşkün, fahişe, cadı, uğursuz ilan edilmiş, tüm siyasal ve dinsel kurumlardan beş bin yıllık süreç içerisinde 1. Cinsel kırılma olarak adlandırarak anlattığımız olay ve olgularla peyder pey yenilgiye uğratılarak, evlilik adı altında erkeğin mülkiyetine sunulmuştur. Kadın ana, bilge kadın, tanrıça ana Pat’a ait toplumsal varlık ele geçirilmiş, bütün kurumlar bir bir ortadan kaldırılmış, Pira Pat’ın müridi olan xwaşıkesti öncü kadınlar, bilgisiz bilgelikten uzak cahil güruhlar tarafından lime lime doğranmıştır. İskenderiye kütüphanesinin Piri ve Hepat-Pira Pat’in takipçisi-müridi olan Hypatia bunlara verebileceğimiz en iyi örnektir.

Erkek kökten gizli kardeşlik örgütlenmesinin siyasal ayağı Masonlar; yönetimden düşürdükleri bilge kadınların yerine, oluşturdukları gizli tarikatlar içinde yetiştirdikleri erkekleri yönetimlere ve dini öncülüğe atama yetkisine sahip oldular. Ortak noktaları kadın düşmanlığı olan ana tanrıçanın erk oğulları her alanda söz sahibi olarak ülke yönetimlerini ve inanç sistemlerini ele geçirdiler, kavramların içini boşalttılar…

Bir ananın oğlu oldukları halde kadın düşmanı Mason örgütlenmesini Gladio örgütlenmesinden ayrı düşünmek konuyu eksik anlamamıza neden olacaktır zira Gladio kontra örgütlenmesi bir nevi Mason yapılanmasının zor-güç ayağıdır. Masonlar bir ülke yönetimine kendi çizdikleri çerçeveye uygun olmak koşulu ile getirmek istedikleri kişileri o ülkenin başına koymakta problem yaşadıklarında Gladio devreye girerek zor yolu ile olaya müdahale eder ve Masonların isteklerini yerine getirir. Bugün dünyayı yöneten belli başlı devlet başkanları Mason örgütü içerisinde verilen dini eğitime tabi tutulurlar. Bu Brahimi gizli kardeşlik örgütünün siyasi ayağı örgütlenmenin en üst seviyesini oluşturmaktadır. Zira bu örgüt dünyayı yönetmekle görevlendirilmiş en üst akıldır. Devlet başkanları ise üst aklın verdiği görevleri yerine getirmekle yükümlüdür. Bu üst akıl her daim kadınların erkeğin denetiminde olması gerektiğini ilke edinmiştir. Ülkelerin anayasaları kadın ile ilgili konularda bu aklın yasaları ile özdeş olmak durumundadır. Kökten din kardeşliği örgütünün siyasi ayağı Masonlara biat etmeyen, inancı, itikadı ne olursa olsun hiçbir lider dünyada önemli pozisyonlara getirilmez ya da bu örgüte rağmen gelemez, farklı perspektiften bakanların başına bir iş ya da işler getirilir. İşte Öcalan’ın ağır tecridini bu çerçeve içinde çözümlememiz zorunludur.

Abdullah Öcalan, demokratik modernite fikriyatı ile bu gizli erkek kardeşliği sisteminin düzenini bozmuş, ilerlemek istedikleri yolda tabiri caiz ise yılanın deliğine çomak sokmamış, gövdesi ile dalmıştır. Kadının merkezde olduğu bir sistem oluşturmak için harekete geçmiş, kadının bedeninin kendisine ait olduğu tanımlamasını yapmıştır. Bugün Avrupa yasalarında bile kadın çocuk doğurmakla zorunlu tutulmuş iken, Abdullah Öcalan’ın bunu kadının isteğine bırakmış olması, kadının bedeninin kendisine ait olduğu vurgusu yine yeniden Ana Tanrıça Pat’ın sisteminde olduğu gibi kadınların toplumda biricik olmalarını sağlayacak ve yeni dünya düzeni adı altında oluşturulmaya çalışılan, topluma hizmet etmeyen, kutuplaştıran, yoksullaştıran, köleleştiren bu ahlaksız düzenin sarsılmasına yol açacak ilkelerin tekrar Pira Pat’ın çağdaş oğlu Öcalan tarafından yaşamsallaştırılması ağır tecridine yol açan birincil etmen olmuştur. Tutuklanmasına dünyayı yöneten devletlerin işbirliği ile karar verilmiş, bu çerçevede Öcalan’a Ana-Ata dinini yeşertecek bir karışlık mekan bırakılmamıştır. Geri adım atması için; yeni doğan bebekleri kadınların vaftiz ettiği, bolluk bereketin kapılarını açması için yılda bir kez Laleş’in içini köşe bucak dolaşarak tütsüleyen ve kandil yakma ritüellerini kadınların yaptığı, soyun kadın ve erkekten sürdüğü eşitlikçi dünyadaki tek monoteist din olan Kürt Êzidi cemaati üzerine Masonik Gladio’nun saldığı DAİŞ ile yine kadınları hedef almış, kadın soyu üzerinden bir kırım yaşatılmaya çalışılmış, Kürtlerin kök hücresini inandıkları anacıl kadın sistemi üzerinden vurdurmuşlardır. Pira Pat’ın çocuklarını Kobani’de düşürmek istemişlerdir.

Belli ki Pira Pat’in çağdaş oğlu Öcalan CPT örgütünü de oyunun bir parçası olarak görmüş ve tutum almıştır, yine de gerçeği bilemiyoruz. Tecrit çok ağır, pazarlık zor. Öcalan, Kürtler, Pira Pat’ın çocukları ve Armageddon Armageddon Armageddon bu olsa gerek.

*Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) PM Üyesi

#Pira #Pat #Öcalanın #tecridi

İstanbul için kar ve fırtına uyarısı

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Pazar günü İstanbul’da kuvvetli rüzgar ve fırtına beklendiğini belirterek ‘Lütfen ulaşımda aksama, çatı uçması, ağaç devrilmesi gibi olumsuzluklara karşı tedbirli olalım’ uyarısında bulundu

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kentte yarın beklenen olumsuz hava koşulları nedeniyle yurttaşlara uyarılarda bulundu.

Vali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda, ilgili birimlerle Karla Mücadele Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Meteorolojik verilere işaret eden Yerlikaya, “Pazar günü İstanbul’da kuvvetli rüzgar ve fırtınanın (60-80 km/s), Avrupa Yakası’nda yer yer tam fırtına (80-100 km/s) şeklinde esmesi bekleniyor. Lütfen ulaşımda aksama, çatı uçması, ağaç devrilmesi gibi olumsuzluklara karşı tedbirli olalım” ifadelerini kullandı.

Vali Yerlikaya, yarın için bir önemli uyarısının da motosiklet sürücüleri ve motokuryelere olduğunu belirterek, beklenen kuvvetli fırtına nedeniyle köprü geçişlerindeki olumsuzluklara karşı dikkatli olunmasını istedi.

İSTANBUL

#İstanbul #için #kar #fırtına #uyarısı

Köker: 1921 istisna, bütün anayasalar gayri meşrudur

Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda sunum yapan Köker, ‘Gerçekten tam anlamıyla bir anayasamız olmadı. Hiçbirini halk yapmadı. Demokratik bir cumhuriyetin inşası düşünülüyorsa, toplumun kendine ait hissettiği bir anayasa tasavvur etmeliyiz’ dedi

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Cumhuriyetin anayasal serüveni” başlıklı oturumla devam etti. Sevilay Çelenk moderatörlüğündeki oturumda, Murat Sevinç, Dinçer Demirkent ve Levent Köker’in sunum yaptı.

Akademisyen Murat Sevinç, “1921 Anayasası: İmkan, ütopya, pragmatizm” başlığı altında sunum yaptı. Sevinç, 1921 Anayasası’nın Kürt sorunun bir ürünü olduğunu belirterek çok kısa bir süre uygulandığını söyledi. Kuruluş aşaması olduğu için kısacık anayasanın yarısı yerel yönetimlere ayrıldığını ve bu nedenle muhtariyet kısmının ilgi çektiğini ifade eden Sevinç, “Anayasası Kurtuluş Savaşı anayasasıdır. Yerel, yerelleşme meselesi bunula sınırlı değil” diye belirtti.

Bolşeviklerin etkisi

1921 Anayasa’sının yapım aşamasına değinen Sevinç, “Meclise ilk geldiğinde de halkçılık projesi olarak geliyor. 4 maddelik halkçılık olarak geliyor ve kabul ediliyor. Bir başka gerekçe, Bolşevizm. Bolşeviklerle ittifak halinde yürütülen bir mücadele var. Bir başka gerekçe, yerel kongre iktidarları. Bu kongreler, o kadar güçlenmiştir ki savaş sürerken yerel kongreleri merkezi bir çatı altında toplamak. Bu kadar güçlü bir yerel örgütlenme var. Hangisi daha çok öne geçirilmeli üzerine çokça tartışıldı” diye anlattı.

Türkiye ve Türk kavramı

Anayasa’nın Kürtlerle bağı üzerinde duran Sevinç, şunları söyledi: “Birlikte sürdürülen bir Kurtuluş Savaşı söz konusu. Türkiye hükümeti, Türkiye devleti kullanılmıştır. 1921 Anayasası’nda Türk yoktur, Türkiye vardır. 1924’ten sonra yoğun olarak kullanmaya başlandı. Bunun için iki belge var. 2000’e Doğru’nun yayınladığı belgesinde, 1987’de yayınlanan belgede, Lozan’a verilen arada, Mustafa Kemal’in İzmit’te, ‘Her yerde Kürtler var, bazı yerlerde yoğun olarak yaşıyorlar, federasyon gibi çözümler Türklüğü mahvetmektir’ diyor. Buradan anayasanın yapımında tek gerekçe Kürtler olmamakla birlikte, en azından düşünüldüğünü, kullanıldığını çıkarabiliriz.”

Belgelere göre kurucuların kafasında güçlendirmenin olduğunu dile getiren Sevinç, “Bir önceki anayasanın çöpe atılmaktan söz ediyoruz. 1924 Anayasasında öyle sayılır. Aynı şey sayılır denilerek, tamamen gündemden çıkılmış, merkeziyetçi yapıya düşünülmüştür” dedi.

‘Halkın kendi kaderinin tayin hakkı’

“1924 Anayasası: ‘İmkanı kapatan ikinci kuruluş mu?” başlığı altında konuşan akademisyen Dinçer Demirkent, Cumhuriyet’in yüzüncü yılına girerken yeni bir başlangıç üzerinden tartışmaların önemli olduğunu söyledi. 1921 Anayasasının önemli yeni bir başlangıç olduğunu ancak Cumhuriyetin altı maddelik anayasa üzerinden kurulduğunu belirten Demirkent, “1921 anayasasının birinci maddesinin ikinci cümlesi, halkın kendi kaderinin tayin hakkıdır. Bir daha bu madde hiçbir anayasada yer almadı. Bütün Anadolu’da bu dönem raporlar yazılıyor, sunuluyor. Bu raporların temelinde hangi millet en çok nerede? Milletlerin sicillerini ortaya koyan, bir biriyle karşılaştıran bir rapordu. Sonuçları tahmin edersiniz, Kürtlerin karakterlerine ilişkin görüşler var. 1921 anayasasında var olan haklın kendi kaderini tayin hakkı, o dönem çok yaygın bir görüş. Lozan görüşmelerinde de bu vurgulanır” diye belirtti.

‘Doğrudan demokrasiye yol açan madde değiştirildi’

1924 Anayasası’nın 1920’nin temel mevzularının tartışılmadığını belirten Demirkent, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülke nüfus ve egemenlik bakımından doğrudan saf siyasi temsilin olduğu bir egemenlik kuruldu. Doğrudan demokrasiye yol açan madde değiştirildi. İkinci olarak 1924 Anayasası’nın 11’inci maddesinden sonra olan kısım hiç tartışılmadan vesayet ve hiyerarşi usulüyle kabul edildi. Halkın kimliğine ilişkin ciddi bir tartışma yürütüldü. 88’inci madde bugünlerde de gündeme geliyor. O maddede bugün 1982 anayasasında ‘Türktür’ maddesinin, ‘Türkiye devletine vatandaşlık bağı olan herkes Türktür’ maddesi eklenir. O madde tartışılırken, Ermenilere Türk diyebilir miyiz? Onlara Türk dersek, uluslararası hukukta sıkıntılar yaşanabilir. Artık egemenin kim olduğuna ilişkin kararın 1924 anayasasıyla verildiğini görüyoruz.

1937 değişiklikleri: Parti ve devletin özdeşlemesi

Meclis olmanın ve mebus olmanın yarattığı güç var. 1924 Anayasası bir yanıyla arada duran gibi görülür. 1923’te kurulan ikinci meclis, acaba kurucu meclis miydi? Herhangi bir anayasa önerisi gelmeden, Anayasa Komisyonu anayasa yapım sürecini başlatıyor. Nüfusa, ülkeye ve egemenliğe ilişkin yeni bir siyasal karar var, bu da anayasal yansıması olarak ortaya çıkıyor. Devletin kuruluşunu belgelemek değil, ikinci bir kuruluş belgelemek adına yapılıyor. 1928 değişikliği, Cumhuriyetin en önemli adımlarından biri olarak gördüğümüz ilkeler tanımlanıyor. Anayasadaki bütün dini ifadeler çıkarıyor, kadınların seçme ve seçilme hakkı giriyor. 1937 değişiklikleri, partinin ilkelerinin anayasaya girmesidir. Parti ve devletin özdeşlemesi var. Bu parti dışında her şey yasaklamaya muktedir.”

Köker: Saltanatın yerine bürokrorasi

Levent Köker, 1961 ve 1982 Anayasalarının Demokratik Cumhuriyet açısından eleştirisi” başlığı altında sunum yaptı. Yeniden inşa süreci üzerinde duran Köker, şunları söyledi: “Yeniden inşa gerçekten ciddiye alınmalı. Bu konferans bunun neden ciddiye alınması gerektiğini gösterdi. Hukukta bir prensip var, kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Normlar birbirini doğurur. Anayasanın da üstünde bir norm yok mudur? Vardır. Normlar olması gerekeni ortaya koyar. Türkiye Cumhuriyeti’nin, 1924, 1960, 1982 anayasasının normlarını arıyorsanız, 1921 olabilir. Bir toplum oturur, kendi kimliğinin ne olduğu üzerine bir karara varır, dostunu ve düşmanlarını da tanımlar, anayasal düzenini inşa eder. Tarihten bu anlamda kaçamıyoruz. Saltanatı kaldırdığınız zaman elimizde bürokrasi ve Türkiye ahalisi var. Bu bürokrasi de askeri bürokrasidir.

1924 Anayasası kırmızı çizgileri: Türk milliyetçiliği

Demokratik cumhuriyeti inşa etmek istiyorsak, zaten elimizde muazzam birikim var. Anayasa modeli ana hatlarıyla çıkarılabilir. Anayasa Uzlaşma Komisyonu zamanında da (2007) kırmızı çizgiler var. O çizgilere baktığımız zaman BDP’nin muhteşem anayasa önerisi vardı. Bugün nasıl HDP görülmüyorsa, o dönemde BDP görülmüyordu. Kırmızı çizgiler dedikleri 1924 Anayasa’sında yer alan, Türk milliyetçiliği var. ‘Türk milliyetçiliğinden haz ve ilham alarak…’ diyor. Anayasanın içinde bakarsanız, temel hak ve hürriyetlerinin sınırlandırılmasında, kamu yararı gibi kavramlar var. 1971 müdahalesi olunca, ‘Türk milletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü’ deniliyor.

Bölünmezlik, minarenin kılıfı

Hak ve özgürlüklerin rafa kaldırılması için ‘Türk milletinin ve ülkesinin bölünmezliği’ kavramı, minarenin kılıfı oluyor. Burada değiştirmesi gereken bir şey var. Milliyetçiliğin akademik olarak tanımı var. Akademik anlamda milliyetçilik homojen bir varlık olarak milletin tekçi devlet ile beraberliğini anlatır. Bu beraberlik varsa, milliyetçiler bunu muhafaza etmeye çalışırlar. Bunun tarihsel arka planı var. Hepsinin bağlandığı nokta, hemen hemen aynı yer. 1961 ile 1982 anayasası arasında ne gibi farklar var? İkisi de askeri darbe sonrasında yapıldı. Bu bile başlı başına iki anayasanın devlet tarafından yapıldığını gösteriyor. Devlet başkanının seçimle iş başına geldiği, cumhuriyet olan bir devlette anayasayı yapan güç padişah olmayacağına göre, bunu toplumun yapması lazım. Toplum ortada olmadığı için devlete göre, bunu askerler yapıyor.

1921 istisna, bütün anayasalar gayri meşrudur

Gerçekten tam anlamıyla bir anayasamız olmadı.1921 istisna, bütün anayasalar gayri meşrudur. Hiçbirini halk yapmadı. Demokratik bir cumhuriyetin inşası düşünülüyorsa, toplumun kendine ait hissettiği bir anayasa tasavvur etmeliyiz. Milliyetçilik ideolojisinden vazgeçmeliyiz. Milliyetçilik normunu anayasanın temelinden çıkarmamız gerekiyor. Bu anayasa düzenini devlet yaptığı için, devlet her zaman kendisine hukuk dışında davranacak, denetlemez bir alan bırakıyor. Bunu en net olarak 1961 Anayasası içinde görebiliyoruz. Milli Güvenlik Kurulu, Türk siyasetinde güçlü bir organ olarak varlığını sürdürüyor. Tehlike tanımı, devlete hukukun dışına çıkarak birtakım işlerin yapabileceği zemini yaratıyor. Bazı güvenlik birimleri, üç tehlikeyi bertaraf etmek için hukuk dışı işler yapabilir. Süleyman Demirel, ‘Devlet arada bir rutin dışına çıkar’ demişti. Böyle bir devlet anlayışı var. Bunun üstesinden gelebilmemiz, zor görünüyor. ‘Yeniden inşa ediyoruz’ diyerek önümüze yarı başkanlık sistemini ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ olarak getirenler var.”

Demokratik cumhuriyet

Çıkışın kolay olmadığını dile getiren Köker, “Demokratik cumhuriyet, hiç bir şey bilmiyorsan, güzel bir hukuk devletini, gerçek bir kuvvetler ayrılığını anlamalıyız. Kürt meselesine girmeye gerek yok. İyi işleyen bir hukuk devletinde hangi normlar varsa, onları kabul etmektir. Uluslararası sözleşmeleri, yerel yönetimlerle ilgili, yerel dillerle ilgili bütün şartları kabul etmeliyiz. Bunları çekincesiz kabul ettiğimiz zaman, demokratik cumhuriyet yönünden adım atmış olacağız” dedi.

Konferans, yarın “2. yüzyıla girerken: Demokrasi ve Cumhuriyet”, “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” ve “Nasıl bir gelecek, nasıl bir Cumhuriyet?” başlıklı oturumlarla devam edecek.

HABER MERKEZİ

#Köker #istisna #bütün #anayasalar #gayri #meşrudur

Amed’de otobüs şarampole yuvarlandı: Yaralılar var

Amed’de buzlanma nedeniyle yolcu otobüsünün şarampole devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 4’ü ağır 30 kişi yaralandı

Amed’de yolcu otobüsünün şarampole düşmesi sonucu 4’ü ağır 30 kişi yaralandı.

Yolcu otobüsü, Amed – Riha kara yolunun 36’ıncı kilometresinde, kar ve buzlanma nedeniyle kontrolden çıkarak şarampolden düştü.

Olay yerine polis, jandarma, sağlık, AFAD ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Kazada 4’ü ağır 30 kişi yaralandı. Otobüs içerisinde sıkışan bazı yolcuları bulundukları yerden ekipler çıkardı.

Yaralılar ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı.

AMED

#Amedde #otobüs #şarampole #yuvarlandı #Yaralılar #var

Gemlik yürüyüşüne katılım çağrısı

HDP Sêrt İl Örgütü, ‘Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde tecrit ve komplolar’ başlığıyla toplantı düzenledi. Toplantıda tecride karşı yapılacak Gemlik yürüyüşüne kitlesel katılım çağrısında bulunuldu

Hakların Demokratik Partisi (HDP) Sêrt İl Örgütü “Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde tecrit ve komplolar” başlığıyla bir halk toplantısı düzenledi.

Yoğun katılımın olduğu toplantıda konuşan HDP’li Sıdık Taş, 24 yıldır komplonun devam ettiğini belirterek, “Emperyalist göçler Öcalan’ın dünyaya yayılan paradigmasından korktukları için komploya başvurdu. Bu sadece Yunanistan, Kenya ya da Amerika ile sınırlı kalan bir komplo değil. Karanlık göçlerin birleştiği, anlaşma yaptığı bir süreç. Amaçları dünyaya yayılan Öcalan felsefesinin önünü kesmek, ancak 24 yıllık süreçte bu paradigma ve felsefe dünyanın neredeyse her yerine yayılmış durumda” diye konuştu.

Komplonun ağırlaştırılmış tecrit ile devam ettirildiğini kaydeden Taş, tecridin kaldırılması için 6 Ocak günü başlayacak olan Gemlik yürüyüşünün önemli olduğunu belirtti. Birçok yerden katılımın sağlanacağı yürüyüşe Sêrt halkının da katılacağını söyleyen Taş, İmralı’da başlayan tecridin yaşamın her alanına yayıldığına değindi. Yürüyüşe kitlesel katılımın önemli olduğunu dile getiren Taş, komplonun boşa çıkarıldığını 24’üncü yılda da göstermek için yürüyüşe katılım çağrısında bulundu.

HABER MERKEZİ

#Gemlik #yürüyüşüne #katılım #çağrısı