Ana Sayfa Blog Sayfa 979

Osmanağaoğlu: Feminist hareket ve Kürt kadın hareketi erkek şiddetine karşı yan yana geldi

Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın ‘Cumhuriyet’in kuruluş dinamikleri’ başlıklı oturumnunda Barış Akademisyeni Öztürk ‘Türkiye’de kapitalizmin 100 yılı’ sunumunu yaparken, Hülya Osmanağaoğlu, ‘Cumhuriyetin kuruluş dinamiği olarak patriyarka ve feminist mücadele’yi anlattı. ‘İnançlar ve Cumhuriyet’ konulu sunum yapan akademisyen Yalçınkaya ise din ile devlet ilişkisini ele aldı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Cumhuriyet’in kuruluş dinamikleri” başlıklı ikinci oturumuyla devam ediyor. Zerrin Kurtoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Özgür Öztürk, Hülya Osmanağaoğlu ve Ayhan Yalçınkaya sunum yapıyor.

Akademisyen Zerrin Kurtoğlu, Cumhuriyet ile birlikte tartışılan kavramlar üzerinde durarak, mevcut sistemin aslında bir cumhuriye olmadığını belirterek geçmiş yüzyılın bir muhasebesini yapmak gerektiğini vurguladı.

“Türkiye’de kapitalizmin 100 yılı” başlığı altında sunum yapan Barış Akademisyenlerinden Özgür Öztürk, Türkiye’nin yüz yıllık kapitalizm gelişimini anlattı. Öztürk, Türkiye’yi üçüncü kuşak sanayi ülkesi olarak tanımlayarak, “Türkiye’nin içinde olduğu üçüncü kuşak sanayi ülkeleri 1950’ler sonrası sanayileştiler. Birinci ve ikinci kuşak ülkeler, emperyalist ülkelerdir. Bir yandan sanayi ürünü satanlar, Osmanlı gibi ham madde ve sanayi ürünleri satanlar var. Dünya ekonomisiyle ilgili ticari burjuvasinin oluştuğunu görüyoruz. Cumhuriyetin kuruluşu sınıfsal egemenliği çok fazla değiştirmedi. Hukuksal açıdan birçok köklü yenilik ortay çıktı ama sınıfsal olarak çok şey değişmedi. Bu ilişkiden doğan egemen koalisyonu değişmedi. Aktörler değişiyor” dedi.

Egemen sınıf örgütlü

Yeni burjuvazinin örgütlü olduğunu vurgulayan Öztürk, “Devletçilik politikaları, 1930’lu yıllarda mecburiyet sonucu gündeme geldi. Dış ticaret kesintiye uğradığında, bazı temel malzemelerin ülke içinde üretimi başladı. Sanayileşme kısa sürdü, 2’nci Dünya Savaşı’yla kesintiye uğradı. Türkiye’de 1950’lerin ortalarına kadar ticaret ve tarım çıkarlarının hakim oldu” diye belirtti.

Türkiye’de sanayileşme

Türkiye’nin sanayileştiği döneme işaret eden Öztürk, “Kapitalist üretimin en karakterist tipi, sanayileşme olarak karşımıza çıkıyor. İşçileşme elbette göç anlamına geliyor. Birinci büyük dalgası, 1960’larda yaşandı. O dönemde kent, sanayi çekiyordu. İkinci büyük dalgayı 90’larda yaşadık. Köy boşaltmalar büyük etki yaşattı. Kırlarda geçinemeyen insanların işçileşmek mecburiyetinde kaldığını görüyoruz. Bu son derece düzensiz koşullarda gerçekleşiyor” diye konuştu.

Türkiye’de büyük sermaye egemenliğinin olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Hem tüccar hem sanayici hem bankacı gibi birçok alanda sermaye fonu ortaya çıktı. Bu sadece Türkiye’ye özgür değil, üçüncü kuşak ülkelerde sermaye ve şirket grupları ortaya çıktı. 12 Eylül darbesi sonrası sermayenin önü açıldı. O günden beri patronların yüzü gülüyor” sözlerinde bulundu.

AKP döneminde ticari ilişkiler

AKP döneminde ticaret ilişkilerine değinen Öztürk, “Türkiye’de üretim yapan sermaye gruplarının büyüdüğünü, artık yurt dışında üretim yaptıklarını görüyoruz. Ticaretten holdinge geçen bir sıçrama yaşandı. Türkiye’nin dünya ekonomisiyle ilişkileri de derinleşti” dedi.

Feminist mücadele

Hülya Osmanağaoğlu, “Cumhuriyetin kuruluş dinamiği olarak patriyarka ve feminist mücadele” başlığında sunum yaptı. Osmanağaoğlu, eşit temsiliyet için kürsüde iki erkeğin konuştuğu sürenin tamanının bir kadına verilmesi önerisinde bulundu. Osmanağaoğlu, feminist mücadelenin geldiği noktaya değinerek, eşit temsiliyetin önemine vurgu yaptı. Cumhuriyetin yüz yılının sonunda AKP’nin Anayasa değişikliği üzerinden amaçlarını irdeleyen Osmanağaoğlu, “Yaklaşık 30 yıldır, AKP 20 yıldır iktidarda ama 1994 seçimlerinden bu yana söylemek mümkün. AKP iktidarıyla kadın meselesi her daim gündemde. Bugün AKP eliyle Anayasa tartışmasında yaşıyoruz, İstanbul Sözleşmesi’nde yaşıyoruz. 1997-98 sürecinde de, 28 Şubat döneminde de kadınlar üzerinden tartışıyorduk. Bütün tarih yazımı da Cumhuriyetin kuruluşu dahil üzerine ağırlıklı olarak bu ikili üzerinden ele alınıyor. Kadınların eşit yurttaş ve vatandaş olması, laiklik tartışması olarak öne çıkıyor. AKP döneminin İslami baskı yönünden önemli sorunları olsa da sadece laiklik üzerinden kadınların cumhuriyette nasıl yaşaması gerektiği tartışması iki şeyi beraberinde getiriyor. Bu topraklarda feminist mücadele ve Kürt kadın kurtuluş mücadelesi görülmüyor” şeklinde konuştu.

Feminist mücadele ve Kürt kadın hareketinin kazanımları

Feminist hareketi ve Kürt kadın hareketinin erkek şiddetine karşı yan yana geldiğini dile getiren Osmanağaoğlu, “İlk feminist yürüyüşü 50 kişiyle başladı, şimdi binlerle yürüyoruz. 2000’li yıllar boyunca erkek şiddeti, kadın cinayetlerini sorguladık, kadın cinayetleri politiktir dedik. Patriyarka nasıl ucuz emek haline geldi, AKP nasıl kendini bunun içinde inşa ettiğini konuştuk. Feminist mücadele ve Kürt kadın hareketinin kazanımları, İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildi, kayyımlarla Kurdistan’daki Kürt halkının, kadınların kazanımları talan edildi. Aynı şekilde şimdi bir anayasa değişikliğiyle kadınlar aileye mahkum edilmek isteniyor. LGBTİ’ler bizzat kriminalize ediliyorlar” dedi.

‘Din devlete karışmamalı ama devlet dine karışabilir’

İnançlar ve Cumhuriyet iki ana başlık üzerinde sunum yapan akademisyen Ayhan Yalçınkaya, Kürt ve Aleviler arasındaki bağ üzerinde durdu. Yalçınkaya, şunları söyledi: “Cumhuriyetten bugüne, din ile devleti düşündüğümüz her seferinde bir ikilik, bir gerilim, bir sorunun varlığının bağlamı içinde düşünüyoruz. Devlet şöyle, din böyle olmalı diyoruz. Öncelikle bu varsayımdan vazgeçmeli. Din ve devlet arasında bir çelişki olmak zorunda değil. Türkiye özgün bir örnek değil. Siyasal düşünceyi hızlıca kat ettiğimizde dinin devlet için olmazsa olmaz olduğu çok açık seçik biçimde ifade ediliyor. Cumhuriyetler için din prenslikten daha gereklidir. Din devlete karışmamalı ama devlet dine karışabilir!

Din dşmanı ilan edilenler

Hukuk ile bağlanmış bireylerin bağlamı, bir topluluk oluşturmaz. Vatanperverlik, doğrudan doğruya dindarlık. Her devletin mutlaka bir dini vardır, din devletin temelinde yer alır. Dinin temelleri sarsarsa, devlet ortadan kalkar. Din ile devlet arasındaki ilişkin çatışmalarla yüklü, birbirinin yerine göz diken bir ilişki biçimi değil. Tam tersine iç içe geçmiş durumda. Birinin yüzü ötekinin yüzü. Komünistler, Kızılbaşlar, Kürtler din düşmanı ilan edilebiliyor. Din düşmanlığı devlet düşmanlığı sayılıyor.”

#Osmanağaoğlu #Feminist #hareket #Kürt #kadın #hareketi #erkek #şiddetine #karşı #yan #yana #geldi

CENTCOM: İran’dan Yemen’e kaçırılan silahlara el konuldu

CENTCOM, Umman Körfezi’nde İran’dan Yemen’e kaçırılan silah ve mühimmata el konulduğunu duyurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sanal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada, 15 Ocak’ta Umman Körfezi’nde düzenlenen operasyonda 3 binin üzerinde tüfek, 578 bin mermi ve 23 güdümlü tanksavar füzesinin ele geçirildiği belirtildi.

CENTCOM güçlerinin Umman Körfezi’nde 6 Ocak’ta da bir balıkçı teknesinde İran’dan Yemen’e kaçırılan 2 bin 100’ün üzerinde silah ele geçirdiği kaydedilen açıklamada, son iki ayda yapılan dört operasyonda 5 binden fazla silah ile 1,6 milyon merminin Yemen’e girişinin engellendiği aktarıldı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Danışmanı ve eski Dışişleri Bakanı Abdulmelik el-Mihlafi de 24 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Yemen ile Umman arasındaki Şahn Sınır Kapısı’nda Husilerin kullandığı 100 adet İran insansız hava aracı (İHA) motoru yakalandığını duyurmuştu.

Ele geçirilen İHA motorları ile ilgili uluslararası soruşturma başlatılmasını isteyen Mihlafi, söz konusu sevkiyata kimlerin göz yumduğu, yardım ettiği ve kolaylaştırdığının ortaya çıkarılması gerektiğini kaydetmişti.

Yemen’de İran destekli Husiler, Eylül 2014’ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015’ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

DIŞ HABERLER

#CENTCOM #İrandan #Yemene #kaçırılan #silahlara #konuldu

HDP’den ‘3’üncü Yol Siyaseti ve Seçim Stratejisi’ toplantısı

HDP Êlih İl Örgütü “3’üncü Yol Siyaseti ve Seçim Stratejisi” başlıklı bir toplantı düzenledi. Toplantıda konuşan Uca ‘Eğer önümüzdeki sürece güçlü cevap olabilirsek, bundan sonra hiç kimse Kürtleri hesaba katmadan siyaset yapamayacaktır’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih İl Örgütü, Petrol-İş Sendikası Konferans Salonu’nda “3’üncü Yol Siyaseti ve Seçim Stratejisi” başlıklı bir toplantı düzenledi. Toplantıya, Tevgera Jinên Azad (TJA), Barış Anneleri Meclisi, görevden alınan Êlih Belediyesi Eşbaşkanı Songül Korkmaz, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Yeşil Sol Parti, HDP İl Örgütü, Êlih Emek ve Demokrasi Platformu yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Toplantıda konuşan HDP Êlih Milletvekili Feleknas Uca, mücadelede sürekliliğin önemine değindi. HDP’nin uzun bir mücadele hattından geldiğini belirten Uca, partisinin seçimlerde kilit parti olduğunu söyledi. HDP’nin, yönetimin en güçlü alternatifi konumunda olduğunun altını çizen Uca, “Eğer önümüzdeki sürece güçlü cevap olabilirsek, bundan sonra hiç kimse Kürtleri hesaba katmadan siyaset yapamayacaktır” dedi.

Gemlik yürüyüşü

Gemlik’e doğru 6 Şubat’ta yapılacak olan yürüyüşe katılımın önemli olduğunu kaydeden Uca, şöyle konuştu: “Bildiğiniz gibi 15 Şubat uluslararası komplonun yıldönümü yaklaşıyor. Bugün Sayın Abdullah Öcalan şahsında tüm toplum tecrit altındadır. İki yıldır kendisinden haber alamıyoruz. İmralı’nın kapıları kapalı olduğu müddetçe ne krizler ne de savaşlar son bulmayacak. Sayın Öcalan daha önce devlet isterse Kürt meselesini bir hafta içinde çözebileceğini söylemişti. Ancak iktidar savaşı ve krizleri tercih etti. Bir kez daha yineliyoruz; çözüm için çok uzaklara gitmenize gerek yok. Avrupa’ya Amerika’ya ya da uzaya gitmenize gerek yok. Çözüm İmralı’dadır. 6 Şubat günü başlayacak olan yürüyüş için kitlesel katılım çok önemli. Bu bilinç ile çalışmalar yürütülerek herkes katılmalı“ ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#HDPden #3üncü #Yol #Siyaseti #Seçim #Stratejisi #toplantısı

F Oturumu: Karagüzel her an kalp krizi geçirebilir

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından her hafta yapılan ‘F Oturumu’ hasta tutuklu Muhlise Karagüzel’in durumuna dikkat çekti

Sağlık durumları giderek ağırlaşan hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından her hafta yapılan “F Oturumu” eyleminin 567’ncisinde Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan ağır hasta tutuklu Muhlise Karagüzel’in durumuna dikkat çekildi.

3 defa kalp krizi geçirdi

Şube binası önünde yapılan açıklamayı okuyan İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Hatice Onaran, Karagüzel’in 3 defa kalp krizi geçirdiğini belirtti. Onaran, kalp, diyabet, hipertansiyon, astım, bel ve boyun fıtığı hastalıklarının bulunduğunu aktararak, “Gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle defalarca göz anjiyosu yapılan Karagüzel’e, doktorları tarafından acilen ameliyat olması gerektiği söylenmiş, ancak bu ameliyat sırasında gözlerini kaybetme ihtimali bulunduğundan ameliyat edilememiştir. Giderek ağırlaşan astım hastalığına bağlı olarak nefes almakta güçlük çektiğinden uyuyamamakta, bu durum sağlığı yanında günlük yaşamını da olumsuz etkilemektedir” dedi.
Her an yeni bir kalp krizi geçirebilir

Cezaevleri koşullarında gerekli tedavi ve bakımı sağlanamayan Karagüzel’in serbest bırakılması gerektiğinin altını çizen Onaran, “Her an yeni kalp krizi riski ile yaşayan Muhlise Karagüzel’in serbest bırakılarak tedavisinin dışarıda sürdürülmesi sağlık ve yaşam hakkının korunması bakımından zorunluluk haline gelmiş bulunmaktadır” dedi.

İlaçlar hastalığını iyileştirmiyor

Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi de eylemlerinin 439’uncu haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde bir araya geldi. Grup adına konuşan İHD Merkez Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde tutulan Seyfettin Demhat’ın durumuna dikkat çekti.
Demhat’ın genetik olarak Akdeniz ateşi hastası olduğunu aktaran Çevirmen, “Tekrarlayan ataklar zaman içinde vücutta amiloid adı verilen proteinin birikmesine, kronik böbrek yetmezliğine ve başka rahatsızlıklara da neden olmakta. Demhat, Kolşisin ilacı kullanıyor ancak bu ilaç hastalığı iyileştirmiyor. Yalnızca hastalığın atak yaparak başka organlara zarar vermesini engelliyor” diye belirtti.

Demhat’ın cezaevinde stres ve sıkıntılı koşullardan dolayı hastalığının ilerlediğine, kas ve eklem ağrılarından dolayı merdiven dahi çıkamadığına dikkat çeken Çevirmen, “Demhat’ın yaşamını zorlaştıran ve hapishanede kalabilmesini olanaksızlaştıran hastalıkları artarak devam ediyor. Tetkik ve tedavileri eksiksiz olarak yapılmalı ve bu süreçte sağlıklı koşullarda yaşamını devam ettirerek, tedavi olabilmesi için tahliyesi sağlanmalıdır” dedi.

Kaynak: İSATNBUL- ANKARA

#Oturumu #Karagüzel #kalp #krizi #geçirebilir

Kayıp yakınları Geren’in faillerini sordu

Kayıp yakınları, Şirnex’in Cizîr ilçesinde 1991 yılında gözaltında kaybedilen ve cenazesi bulunan Cemal Geren’in faillerini sordu

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerinin 730’uncu haftasında Rezan (Bağlar) ilçesinde bulunan Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde açıklama yaptı.

Eylemde, 10 Şubat 1991’de Şirnex’in Cizîr ilçesinde gözaltında kaybedilen Cemal Geren failleri soruldu.

Koruculuğu kabul etmediler

Geren ailesinin ikamet ettiği Cizîr ilçesine bağlı Çağlayan köyünün 1990’ların başında askerler tarafından yakıldığını hatırlatan Amed İHD Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Akdeniz de, Geren ailesinin de koruculuğu kabul etmediği için ilçe merkezine taşındığını belirtti. Akedeniz, şöyle devam etti:

“İlçede görev yapan itirafçı Abdülhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin, Mehmet Geren’i Cizre’den ayrılması yönünde tehdit ediyordu. Tehdit edilmesinin hemen ertesi günü, Mehmet Geren Cizre’yi terk ederek, eşiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Mehmet Geren, İstanbul’da tekrar gözaltına alındı ve 12 gün boyunca kendisinden hiç haber alınmadı. O sırada oğullarını ziyaret etmek için İstanbul’da bulunan ailesi, Mehmet Geren’i sormak için karakola gitti. Kendilerine önce Mehmet’in orada olmadığı söyleyen karakol yetkilileri, daha sonra gözaltında olduğuna dair aileyi bilgilendirdi. 12’nci günün sonunda serbest bırakılan Mehmet Geren, İstanbul’dan ayrılarak Malatya’ya taşındı. Malatya’da birkaç yıl kaldıktan sonra tekrar gözaltına alındı ve işkence gördü. Bu olaydan sonra Mehmet Geren ailesiyle birlikte tekrar İstanbul’a taşındı.”

Failler bulunamadı

Mehmet Geren’in annesi, babası ve kardeşi Cemal’le birlikte Cizre’de yaşamaya devam ettikleri sırada işe giderken bir daha kendisinden haber alamadıklarını anımsatan Akdeniz, “25 gün boyunca ailesi Cemal’den hiçbir haber alamadı. Cemal’in kayboluşunun 25’inci gününde civar köylerden bir kişi tarlasının yakınında bir ceset bulmuş ve durumu polis merkezine bildirmişti. Polis merkezinde bulunan yetkililer, cesedi bulan köylülere, ‘bir çukur kazıp cesedi içine atmasını’ söyler ancak cesedin üzerinden çıkan nüfus cüzdanından Cemal’in olduğu anlaşılır. Köylülerden Geren ailesini tanıdıkları için cesedi bir battaniyeye sararak hastaneye getirmişlerdi. Geren’in cenazesi hastanede ailesine teslim edilir. Aile, o dönemde tehdit edildikleri ve can güvenlikleri olmadığı için hiçbir hukuki girişimde bulunamaz. Cemal Geren dosyası o tarihten günümüze faili meçhul olarak tozlu raflarda kalır” diye konuştu.

Êlih’te eylem

Êlih’te ise İHD Şubesi ile kayıp yakınları, “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” eyleminin 566’ncısı için Gülistan Caddesi’nde bir araya geldi. Kayıp fotoğraflarının taşındığı eylemde İHD yöneticisi Yunus Bağış konuştu. Cumartesi Anneleri’nin 1995 yılından bu yana devam eden mücadelesine değinen Bağış, “Yakınlarını, yakınlarının kemiklerini, o kemiklerle birlikte yok edilen adaleti arıyorlardı! Bu kamuya açık şiddetsiz eylemle, hem gözaltında kaybedilen/öldürülen insanların hikayelerini gündemde tutarak, onların yokluğa karışmalarını, unutulmalarını engelliyor; hem de politik bir kötülüğü görünür kılıyorlardı. Onlar resmi kayıtlarda çoğu hâlâ yaşıyor görünen çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin akıbetini öğrenmek için adalet istiyorlardı; ölülerinin yasını tutabilmek için, onları insan onuruna yakışır bir şekilde ve usulünce defnedebilmek için adalet istiyorlardı. Bu istemleri belli bir süre sonra devletin nezdinde kabul görüyordu” dedi.

Kaynak: MA

#Kayıp #yakınları #Gerenin #faillerini #sordu

Maksut Tepeli’nin akıbeti soruldu

Cumartesi Anneleri, 39 yıl önce gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Maksut Tepeli’nin akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybettirilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemin 932’ncisini online gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemde, 2 Şubat 1984’te Ataşehir Küçükbakkalköy semtinde arkadaşının evine gittikten sonra polislerin açtığı ateş sonucu yaralanan ve gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Maksut Tepeli’nin (28) akıbetini sordu.

Açıklamayı 12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu.

Adalet isteği cezalandırılıyor

Eren sözlerine, devletin yıllardır kayıplar konusunda yargı makamlarıyla gerçeği örtbas ettiğini ve faillerin cezasız bıraktığını kaydederek “Bütün bunlar yetmezmiş gibi adalet talep edenlerin seslerini bastırmaya ve cezalandırmaya dönük pratik sergiliyor. Hukuki dayanaktan yoksun, siyasi iklimin etkisiyle açılan davalarla biz adalet talep edenleri cezalandırmak istiyor” dedi.

Tepeli’nin hikayesi

Ardından Eren, 28 yaşındaki Maksut Tepeli’nin kayboluş hikayesini okudu. Tepeli’nin genç bir öğretmen olduğunu aktaran Eren, 2 Şubat 1984 tarihinde bir arkadaşının ziyaretine gittiği esnada polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralandığını dile getirdi. Tepeli’nin polisler tarafından hastaneye götürülmesi gerekirken bir battaniye içinde Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldüğünü aktaran Eren, “Aynı tarihte gözaltında tutulan üç tanığın beyanlarına göre Tepeli; 5 Şubat 1984 tarihinde Gayrettepe Siyasi Şube’de gördüğü ağır işkence sonucu koma halinde hastaneye kaldırıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı” diye konuştu.

Takipsizlik kararları

Tüm resmi kurumlar tarafından gözaltına alındığı inkar edilen Tepeli’nin izini süren ailesi ve avukatlarının, olaydan 22 yıl sonra 6 Şubat 1984 tarihinde Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde öldüğüne dair resmi belgelere ulaştığını kaydeden Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üç yıllık ısrarlı girişimler sonucunda da resmi makamlar, Maksut Tepeli’nin Helvacıdede Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiğini kabul etti. Ancak defin yeri bilgisi açıklanmadığı için Maksut Tepeli’nin mezarı hala bulunamadı. Maksut Tepeli’nin gözaltında kaybedilmesi ile ilgili bugüne kadar etkin bir soruşturma yürütülmedi. Tanıklara rağmen, belgelere rağmen ailenin şikayeti üzerine açılan üç soruşturma da takipsizlikle sonuçlandı. Maksut Tepeli’nin yaralanması ve işkence ile sorgulanmasında görevli polislerin kimlikleri tespit edildi ancak haklarında takipsizlik kararı verildi.

Zaman aşımı

Adalet arayışından vazgeçmeyen ailesi ve İHD Avukatlarından Gülseren Yoleri tarafından tekrar yargı önüne getirilen dosya ise 2014 yılında zaman aşımı kararı ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi’ne 2017 yılında başvuruyla ilgili mahkeme; ‘zaman bakımından kabul edilemezlik’ kararı verdi. İç hukuk yollarını tüketen aile AİHM’ye başvurdu. Bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz; 39 yıl önce Gayrettepe Siyasi Şube’de gözaltındayken kaybedilen Maksut Tepeli için hukuku işletin; onun akıbetini açığa çıkartma, tespit edilen faillerini yargılama yükümlülüğünüzü yerine getirin.”

İSTANBUL

#Maksut #Tepelinin #akıbeti #soruldu

Taziyeye katılan İmir: Kürt sorunu bilinmeli ve çözülmelidir

Gabar Dağ’ında hayatını kaybeden YJA STAR’lı Evin Encü’nün taziyesinde konuşan HDP Şirnex Milletvekili Nuran İmir, ‘Savaş ne kadar derinleşirse, toplum o kadar istikrar kaybeder’ dedi

Şirnex (Şırnak) Gabar Dağı’nda 22 Ocak’ta çıkan çatışmada hayatını kaybeden YJA STAR’lı Evin Encü’nün ailesine kitlesel taziye ziyareti yapıldı.
Encü’nün cenazesi 11 gün sonra ailesine teslim edilirken, cenazenin defnedilmesinin ardından Qileban ilçesine bağlı Roboski köyündeki Bêjûh Mahallesi’nde taziye kuruldu.

Taziyeye Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER), Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şirnex milletvekilleri Nuran İmir ve Hasan Özgüneş, HDP Şirnex il ve ilçe örgütlerinin yanı sıra birçok kişi katıldı.

‘Kürt sorunu bilinmeli ve çözülmeli’

Taziyede konuşan HDP Şirnex Milletvekili Nuran İmir, aileye baş sağlığı dileyerek, “Savaş ne kadar derinleşirse, toplum o kadar istikrar kaybeder. Savaşta ısrarları ise Kürt halkını savaş alanına sürüklemektir. Çünkü iktidarlarını ancak savaş yoluyla ayakta tutabilirler. Bu gerçek, tarihin her döneminde tekrarlanmıştır. Kürt sorunu bilinmeli ve çözülmelidir” dedi.

Botan halkının duruşu tarihidir

Bu savaşa karşı daha çok ses çıkarılması gerektiğini vurgulayan İmir, “Nisan ayından bu yana en çok cenazenin verildiği yerlerden biri de Botan bölgesidir. Botan halkının duruşu tarihi bir duruştur. Bu savaşın yol haritasını da belirleyebilecek güce sahiptir” dedi.

ŞIRNEX

#Taziyeye #katılan #İmir #Kürt #sorunu #bilinmeli #çözülmelidir

Hasta tutuklu Ramazan Özyiğit tahliye oldu

Ağır hasta tutuklu Ramazan Özyiğit, verilen 30 yıllık cezanın bitimi sonrası tahliye oldu

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) ağır hasta tutuklu listesinde yer alan Ramazan Özyiğit, 30 yıllık cezanın ardından özgürlüğüne kavuştu.

Elazığ Karakoçan K-1 Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye olan Özyiğit, 1993’te Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesinde gözaltına alındı. Çıkarıldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) müebbet hapis cezası verilen Özyiğit, cezaevi süresi boyunca Van, Hatay ve Erzurum’da bulunan cezaevlerinde kaldı. Cezaevi süresi boyunca 7 defa ameliyat olan Özyiğit’in şeker, tansiyon, işitme sorunu gibi birçok hastalıkla mücadele ediyor.

Özyiğit tahliyesi Adli Tıp Kurumu’nun  (ATK) “cezaevinde kalabilir” raporu nedeniyle tahliye edilmiyordu.

Verilen hapis cezasının tamamlayan Özyiğit’i, cezaevi önünde ailesi tarafından karşıladı. Özyiğit ve aile bireyleri daha sonra Hezex’e doğru yola çıktı.

Kaynak: MA

 

#Hasta #tutuklu #Ramazan #Özyiğit #tahliye #oldu

Şenyaşar ailesi: Urfa’da kaybolan adalettir

Adalet Nöbeti’ne 698’inci gününde devam eden Şenyaşar ailesi, ‘Urfa’da kaybolan adalettir’ mesajı paylaştı.

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 698’inci gününde devam ediyor.

Şenyaşar ailesi, sanal medya hesabından, “Annenin adalet mücadelesi, vicdanı olan herkesin talebidir. Evet, Urfa’da kar yağışı var ama gözden kaçırdığınız bir husus da var. 2 evladı ve eşi hastanede katledilen annenin tarihi direnişi devam ediyor. Urfa’da kaybolan adalettir” mesajı paylaştı.

RIHA

#Şenyaşar #ailesi #Urfada #kaybolan #adalettir

8 Mart hazırlıkları başladı: Yüzyılı kadınlar belirleyecek

TJA’lı kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün de kritik seçim sürecine denk geleceğine işaret ederek, 21’inci yüzyılda faşizmi ve eril iktidar politikaları kadınlar sonlandıracak dedi

AKP- MHP iktidarı 20 yıldır uyguladığı eril, cinsiyetçi ve ötekileştiren politikalarla kadınların haklarını ve özgürlüklerini kullanmasını engellemeye çalışıyor. Danıştay’ın Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını “hukuka uygun” bulmasının ardından anayasada yapılmak istenen değişiklikler ile 6284 sayılı yasanın her fırsatta dile getirilmesi de kadınların kazanımlarına yönelik tehditlerden sadece bir kaçı. Yine Kürt kadınlarına yönelik barış mücadelelerinden dolayı “hedef” gösterilerek sık sık gözaltı operasyonları yapılırken, çok sayıda Kürt kadın siyasetçi ve aktivist ise halen temel hak ve özgürlüklerini talep ettikleri için ise hala tutuklu.

Coşkulu bir 8 Mart

Tevgera Jinên Azad (TJA) üyesi kadınlar, tüm baskı politikalarına karşı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve yaklaşan seçime ilişkin çalışmalarına hız verdi. TJA Aktivisti Yasemin Üçer, kadınların önümüzdeki kritik süreçte de üzerine düşeni görevi yerine getireceğini söyleyerek şunları ifade etti: “21’inci yüzyılın kadın yüzyılı olmasını bugün alanlarda ve kadınların mücadelelerinde görüyoruz. Bu süreçte ki çalışmaları da irademizin farkında olarak örgütlüyoruz ve buna da devam edeceğiz. Çok coşkulu bir 8 Mart ve seçim süreci bizleri bekliyor. Toplumun aslında ihtiyacı olan o ruhu kadınlar çoktan açığa çıkardı. Onu da önümüzde ki günlerde büyüterek yansıtmaya devam edecektir.”

‘Büyüyerek alanlarda olacağız’

Kadınların gelecek dönemin belirleyicisi olduğunu ve bunun da farkında olduklarını belirten Üçer, “Her dönem özellikle faşizmin tırmandığı dönemlerde ilk hedef kadınlar oluyor. Bu dönemde de gözaltı ve tutuklamalara ve baskılara baktığımızda öncelik ve en büyük pay yine kadınlara biçildi. Ama bu süreçlerde kadının gücünü de unutuyorlar. Baskıyı yapanlar tam anlamıyla kazandıklarını düşünebilir ama bir tane de kadın kalsa öbür kadınları örgütleyecek gücümüz olduğunu da görüyorlar ve görmeye devam edecekler. Yeniden örgütlenip büyüyerek alanlarda olacağız” dedi.

‘Demokrasiyi kadın getirecek’

TJA Aktivisti Nesibe Uygun ise tutuklama ve gözaltı furyasının sistematik olarak yaşandığına işaret etti. Uygun, “Biz TJA’lı kadınlar olarak her dönem alanlarda olup direnmeye ve gün be gün örgütlenmeye devam edeceğiz.7 yıldır kadınlar her alanda baskıya maruz bırakılıyor ve siyasetten uzak tutulmak isteniyor. Bugün binlerce kadın arkadaşımız cezaevlerinde rehin tutuluyor. Bunun sebebi nedir önümüzde bir seçim var. Burada öncelikle Kürt halkı ardından ise kadınları susturmak istiyorlar. Bu topraklara demokrasiyi getirecek olan kadınlardır. Onun için kadınlar üzerindeki baskılar dinmiyor. Ama bunlara karşı da kadınlar her evde her sokakta örgütlenmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.

Kadınlar izin vermeyecek

Uygun, “Tek adam rejiminin devam etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek, bu yüzyılın kadın yüzyılı olduğunu ve kadınlar olarak her alanda örgütlenerek çalışmalarına devam edeceklerini söyledi. Kadınların sokakta, evde, her alanda çalışması gerektiğine vurgu yapan Uygun, “Önümüzde kritik bir seçim var ve onun için durmadan çalışmalıyız” mesajını verdi.

HABER: Medine Mamedoğlu/ Amed-NUJINHA

#Mart #hazırlıkları #başladı #Yüzyılı #kadınlar #belirleyecek