Ana Sayfa Blog Sayfa 989

HDP’li Orhan: Geç olmadan tecridi sonlandırın

Adalet Nöbeti’nde konuşan HDP Wan Milletvekili Muazzez Orhan, tecridin sadece İmralı Cezaevi ile sınırlı olmadığını belirterek, ‘Çok geç olmadan bu süreç başlatılmalı, İmralı’daki tecrit sonlandırılmalıdır’ dedi

İmralı Cezaevi’nde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın hiçbir yasal hakkını kullanamaması ve 22 aydır hiçbir şekilde haber alınamamasına karşı Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin başlattığı Adalet Nöbeti sürüyor.

31’inci gününde devam den eyleme bugün milletvekilleri Fatma Kurtulan, Kemal Peköz, Muazzez Orhan, Şevin Coşkun, Abdullah Koç, Kemal Bülbül, Serpil Kemalbay, Sait Dede, Hasan Özgüneş, Ayşe Sürücü ve Nuran İmir katılırken, vekiller ellerinde “İmralı’da hukuk uygulansın”, “Tecrit insanlık suçudur” yazılı dövizleri taşıdı.

Tecrit tüm Türkiye’ye yayıldı

Meclis bahçesinde yapılan açıklamada grup adına konuşan HDP Wan Milletvekili Muazzez Orhan, tecridin sadece İmralı Cezaevi ile sınırlı olmadığını ve Türkiye’deki tüm cezaevlerine ve topluma yansıdığını aktardı.

İktidar savaşı derinleştirdi

2005 yılında 3 milyon imzanın ve yine 2012 yılında 10 milyon 328 bin imzayla milyonlarca kişinin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın siyasi iradeleri olduğunu beyan ettiğini hatırlatan Orhan konuşmasına “Bu imzalar TBMM’ye, AYM’ye, CPT’ye ve AİHM’e gönderildi. Bu süreçten bir yıl sonra bu ülke bir barış sürecini yaşadı. O süreçte tek bir can kaybı olmadı, annelerin gözyaşları akmadı, gençler yaşamını yitirmedi. Ama her ne hikmetse iktidarını kaybetme kaygısıyla bugünkü iktidar yine saltanatını sürdürebilmek için yüzyıllara yakındır bu ülkenin temel sorunu olan Kürt sorununun yine inkar imha politikalarıyla çözebileceği algısıyla savaşı derinleştirmiş, İmralı başta olmak üzere tüm cezaevleri ve toplum üzerinde tecrit politikaları uygulamaktadır” diyerek devam etti.

Türkiye halklarına çağrı

Savaş politikalarının bedelini Türkiye haklarının ödediğini, ekonomi, siyasi ve toplumsal krizlerin temelinde Kürt sorununda çözümsüzlük ısrarı olduğunu belirten Orhan, “O yüzden biz buradan tüm Türkiye halklarına, emekçilerine, kadınlarına sesleniyoruz. Tecrit bizim yaşamımızı etkiliyor. İktidarların çıkmaz politikaları yaşamlarımızı etkiliyor” dedi.

Çok geç olmadan

“Tecrit politikalarıyla, savaş, inkâr ve imha politikasıyla bu ülkenin temel sorunu olan Kürt sorununu çözemezsiniz. Sorunun çözümü diyalogdur, müzakeredir” diyen Orhan, “Çok geç olmadan bu süreç başlatılmalı, İmralı’daki tecrit sonlandırılmalıdır. Türkiye halklarını geleceğine sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.

ANKARA

 

#HDPli #Orhan #Geç #olmadan #tecridi #sonlandırın

Olof Palme Ödülü alan İranlı tutuklu Mohammadi’den törene mesaj

2023 yılı Olof Palme Ödülü sahiplerinden biri olan tutuklu insan hakları aktivisti Narges Mohammadi, Evin Cezaevi’nden törene gönderdiği mesajda, ‘İnsan haklarına saygılı bir dünyayı yaratacağımıza olan inancım diridir’ dedi

Geçtiğimiz günlerde açıklanan 2023 yılının Olof Palme Ödülü sahiplerinden biri de Evin Cezaevi’nde tutuklu bulunan insan hakları aktivisti Narges Mohammadi olmuştu.

Tutuklu bulunduğu için ödülünü alamayan İranlı insan hakları aktivisti ve yurttaş gazeteci Mohammadi, ödül törenine yazılı bir mesaj gönderdi.

İnsan haklarına vurgu yaptı

Ödüle layık görüldüğü için gurur duyduğunu belirten ve İran hükümeti uygulamalarının hesabının sorulması ve işlenen insan hakları ihlallerine yönelik suçların cezasız kalmaması gerektiğini belirten Mohammadi, aktivist, eşitsizlik ve ayrımcılığa karşı mücadele vurgusunda bulundu.

‘İnsan haklarına saygılı bir dünya yaratacağız’

Mesajında İran rejiminin değişeceğine inan bir insan hakları savunucusu olduğunu belirten Mohammadi, yıllardır mücadele ettiğini vurgulayarak şunları dile getirdi:

“Söz ver veriyorum mücadelemden vazgeçmeyeceğim. Ülkemizde, bölge ve dünyada barışının sağlanmasına katkıda bulunabileceğimiz, insan haklarına saygılı bir dünyayı yaratacağımıza olan inancım diridir.”

Ödüller bu yıl 3 kadın verildi

Ocak ayında açıklanan ödülün diğer sahipleri ise, insan haklarının savaş, şiddet ve baskıyla tehdit edildiği bir çağda kadınların özgürlüğünü güvence altına alma mücadelelerindeki çabalarından dolayı Ukrayna’dan Marta Chumalo ve Türkiye’den de İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin oldu.

HABER MERKEZİ

#Olof #Palme #Ödülü #alan #İranlı #tutuklu #Mohammadiden #törene #mesaj

Kayyum seçim hazırlığında: Amed’de araziler yandaşa peşkeş çekiliyor

Kayyum yönetimindeki belediyelerin seçim öncesi kentteki arazileri sattığını belirten Mimarlar Odası Şubesi Eşbaşkanı Ferit Kahraman, kamusal arazilerin halkın iradesinde olduğunu, gaspa izin vermeyeceklerini söyledi

TMMOB, Amed İl Koordinasyon Kurulu (İKK), kayyum yönetimindeki belediyelerin satılığa çıkardığı arazilere ilişkin Elektrik Mühendisleri Odası’nda (EMO) basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İKK üyeleri katıldı. Açıklamayı okuyan Mimarlar Odası Şube Eşbaşkanı Ferit Kahraman, Amed başta olmak üzere bölgenin tamamında yerel yönetimlerin hukuksuz bir şekilde kayyum gaspı altında olduğunu söyledi.

Kaynaklar yandaşlara peşkeş çekildi

Sayıştay raporlarına göre, Amed Büyükşehir Belediyesi binası başta olmak üzere belediyenin birçok gayrimenkulünün hacizli olduğunu kaydeden Kahraman, yandaşlara pazarlık usulü verilen ihaleler, kamu denetimden uzak yapılan çalışmalardan milyonlarca para harcandığını, bütün bunların sonucunda yerel yönetimlerin mali kaynakları yandaşlara peşkeş çekilerek bilinçli/bilinçsiz bir yönetimle tüketildiğini söyledi.

Kahraman, çürümüşlük, denetimsizlik, sorgulamama veya göz yumma hali ile kamu kaynaklarının kullanımını da kamu yararına değil ‘yandaşa aktarmaya teşvik’ edildiğine dikkat çekti.

Halkın arazileri yandaşlara veriliyor

Kayyum gaspı altındaki yerel yönetimlerin yaklaşan seçimler öncesi son hamlelerinin de kamu kaynaklarının yandaşlara aktarma girişimi olduğuna vurgu yapan Kahraman, il ve ilçe belediyelerin bir çok taşınmazı satışa çıkardığını, Yenişehir Belediyesi’nin satış ihalesine çıkardığı ve kendisine kentsel dönüşüm amacıyla hazineden devri yapılan alanın satışının kamu yararına olmadığını söyledi.

Mülkiyeti Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan parselleri, sözde ‘Kentsel Dönüşüm’ çalışması başlattığını hatırlatan Kahraman, “Halkın yerinden edildiği Fiskaya, Ben u Sen gibi alanlarda vatandaşa konut üretmek için kullanmak yerine neden satış ihalesi düzenlemektedir? Kamu Kurum Alanı olan araziler çeşitli imar uygulamalarıyla yandaşlara peşkeş çekmeye çalışmaktadır” diye konuştu.

Kamusal araziler halkın iradesindedir

“Kamusal araziler halkın iradesindedir” diyen Kahraman, halkın hiçbir talebini anlamayan ve kendini kenti satmaya adamış yöneticiler, gideceklerini bildiklerinden ve dosyaların açılıp hesabın sorulacağını gördüklerinden kalan son kuruşları da tüketme gayretine girdiklerini söyledi.

Yaşam alanlarının rant uğruna satılmasına, gasp ve talan edilmesine izin vermeyeceklerini belirten Kahraman, “Bu tür rant ihalelerinin derhal iptal edilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Durdurulmasını ve kamu yararının göz önünde bulundurulmasını talep ediyoruz. Herhangi bir meşruiyeti bulunmayan kayyumların kamuya ait olan, sermayeye peşkeş çekeceği söz konusu bu alanları haksız hukuksuz bir biçimde ihaleye çıkarmasını kabul etmiyoruz. Bu tür özelleştirme ihalelerinin takipçisi olacağımızı ve hukuki olarak hak arayışımızın devam edeceğini buradan herkese duyuruyoruz” diye konuştu.

Kaynak: MA

#Kayyum #seçim #hazırlığında #Amedde #araziler #yandaşa #peşkeş #çekiliyor

Şenyaşar ailesi: Adalet bir AKP milletvekiline feda edildi

Adalet Nöbeti’leri 696’ıncı günde olan Şenyaşar ailesi, ‘Adalet bir AKP milletvekiline feda edilmiştir’ mesajı paylaştı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde 14 Haziran 2018’de AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 696’ncı güne girdi. Anne Emine Şenyaşar, rahatsızlığından kaynaklı bugünkü nöbet eyleme katılmazken, Ferit Şenyaşar, adliye önünde eyleme devam etti.

Adalet AKP milletvekiline feda edildi

Ailenin sanal medya hesabından ise şu paylaşımı yaptı: “2023 İslam Başkenti Urfa’da adalet bir @akpartiurfa milletvekiline feda edilmiştir. Başka söze gerek yok! Mücadelemiz 696’ncı gününde.”

RIHA

 

#Şenyaşar #ailesi #Adalet #bir #AKP #milletvekiline #feda #edildi

EYT yasası komisyonda: EYT’li şimdi ‘EPT’li olacak!

EYT’lilerin 5 bin gün primle emekli olacakken, yasa ile 5 bin 975 gün prim ödemek zorunda kalacak olmasına HDP’li Garo Paylan’dan tepki; “EYT’liler şimdi ‘Emeklilikte Prime Takılanlar’ olacak

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) olarak adlandırılan ve prim günleri dolmasına rağmen emekli edilmeyen yurttaşların mücadelesi sonuç verse de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) EYT’lilerin haklarını vermekte istekli davranmıyor.

Meclis Plan Bütçe Komisyonu’nda başlayan Emeklilikte Yaşa Takılanlar’a (EYT) ilişkin görüşmelerde konuşan HDP’li vekil Garo Paylan, EYT’lilerin, prim gün sayısına takılacağını söyledi.

Yeni yasa ile EYT’lilerin 5 bin gün primle emekli olacakken, getirilen yasa ile yasayla 5 bin 975 gün prim ödemek zorunda kalacaklarını belirten Paylan, “EYT’liler şimdi Emeklilikte Prime Takılanlar (EPT) oluyorlar. Bunu asla kabul etmiyoruz” dedi.

Seçim endeksli

Paylan, şöyle konuştu: “Bunların derdi seçim, bizim derdimiz EYT’lilerin ve tüm emeklilerin haklarının yerine getirilmesidir. EYT’liler emekli olunca büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaklar yalnızca 5 bin 500 TL maaş alacaklar. Oysa 1999 yılındaki aylık bağlama oranları geçerli olsa şu anda 12 bin TL maaş alacaklar. 5 bin 500 TL ile ne kira ne fatura ödenir ne de mutfak masrafları karşılanır. En düşük emekli maaşı 10 bin TL’nin üzerine mutlaka taşınmalıdır. Aylık bağlama oranları 99 öncesine taşınmalı ve EYT’liler 12 bin TL maaşa ulaşmalıdır.”

ANKARA

 

#EYT #yasası #komisyonda #EYTli #şimdi #EPTli #olacak

Günay: 6’lı Masa’nın metni çözüm değil vaat içeriyor

Partisinin genel merkezinde 6’lı Masa’nın açıkladığı ortak mutabakata dair değerlendirmelerde bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, mutabakatın Kürt sorunu, kadın, gençlik ve yoksulluk sorunlarına  değinmediğini berterek topluma vaat ettiği bir şey olmadığını ve ‘temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralan’dığını ifade etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde yaptığı basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında, Altılı Masa’nın ‘Ortak Mutabakat Metnini eleştiren Günay, hafta sonu partisinin düzenleyeceği ‘Demokratik Cumhuriyet’ paneli, HDP hesaplarının bloke edilmesi ile ilgili başlatılan ‘Hazinemiz Halkımızdır’ kampanyası ve Emek ve Özgürlük İttifakı gibi başlıklara da değindi.

Mesele Türkiye demokrasisidir

Seçim sürecin muhalefete yönelik saldırıların arttığına değinen Günay, “Seçim sürecine müdahale yöntemlerinin başında partimiz başta olmak üzere Türkiye’de değişim gücü olan bütün sol sosyalist güçlere ve demokratik çevrelere yönelik saldırılar geliyor. Partimiz hakkında açılan kapatma davası, bu davaya iktidarın küçük ortağının savcı rolüyle müdahale etmesi, Anayasa Mahkemesi’nin bu baskılar sonucunda aldığı ibretlik kararları bütün kamuoyu yakından takip ediyor. Mesele tek başına partimize yönelik saldırılar da değil. Elbette iktidar bizi yaratmak istedikleri faşizan rejimlerinin önündeki tek engel olarak görüyor ve bu nedenle saldırıyor. Ama burada mesele Türkiye’nin demokrasisidir.”

Kumpas davası çöktü

Konuşmasına Kobanê Davası’na değinerek devam eden Günay, “Kobanê Kumpas Davası, bu kritik aşamalardan biri olarak devam ediyor ve konuyu daha önce defalarca paylaştık. Aslında bu kumpas başından beri tel tel dökülmeye başladı, çöktü, kumpası kuranların ellerinde kaldı. Önümüzdeki hafta 6-7-8 Şubat tarihlerinde savcı bu kumpas davasında mütalaasını açıklayacak” ifadelerini kullandı.

Karanlığın altına kalacaksınız

Dav sürecinde arkadaşlarının yaptıkları savunmalar ile Kürt düşmanlığını teşhir ettiğini belirten Günay şunları söyledi: “Savunmalardan korkularını anlıyoruz elbet. Her bir arkadaşımız her cümlesi ile Kürt düşmanlıklarını, suçlarını, kirliliklerini ifşa ediyor. Her duruşmada arkadaşlarımız hesap soruyor. Daha çok korkun! Kumpas çöküyor, kendinizi kurtaramayacaksınız ve yarattığınız çöküntünün, karanlığın altına kalacaksınız!.”

Günay’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle; “Türkiye’nin içinde bulunduğu krizi yönetememe nedenlerinin başında iktidarın yürüttüğü tecrit ve savaş politikaları geliyor. İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen tecrit, Kürt sorununa yönelik yaklaşımın asıl nedeniyle, iktidarın tecritte ısrar etmesi Sayın Öcalan’ın aile ve avukat görüşleri başta olmak üzere en temel hukuki haklarının gasp edilmesi, iktidarın olmazsa olmazlarından, tecrit politikalarıyla ülkenin yönetildiğini görüyoruz. İktidar tecrit politikalarıyla İmralı Adası’ndan Sayın Öcalan’dan başlayarak tekçiliği ülkenin her yerinde bütün muhaliflere bütün Kürtlere yönelik gerçekleştiriliyor. Bizler tekçiliğe karşı özgürlüğü savunmaya başladık. Parlamento grubumuz iki aydır Adalet Bakanlığı önünde engellemelerle başlayan, nöbet ikinci ayına girdi. Tecrit kırılmadan halkların nefes alamayacağı her alanda vurgulanacak.”

Çözüm için İmralı’ya yürüyeceğiz

Çözüm için İmralı’ya yürüyeceğimizi, tecride karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. Bu konuda derdi ülkenin demokrasisi olan, gerçekten çözümün gelişmesini isteyen, 6 Şubat’ta başlattığımız yürüyüşe katılmasını bekliyoruz. Bu yürüyüş çözüm içindir, ülkenin geleceği içindir, herkesi çözüm ve ülkenin geleceğinde söz kurmak üzere yürüyüşümüze davet ediyoruz.

Ortak metin AKP’nin restorasyonundan bile uzak

Önümüzdeki tarihsel öneme sahip seçimlere ilişkin ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakının ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır. Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliği, hukuksuzluğu, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmı çözüm önerileri vaat edilmektedir. Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.

Sorunları anmaktan imtina etmişler

Bu metinde ülkenin yüzyıllarını bulan ve en başat, en kronik sorun alanları olan Kürt sorunu, Alevilerin hak ve talepleri, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği, sıradan bir uluslararası sözleşme olmaktan çok öte kadınların yaşam hakkını savunan İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar yürürlüğe alınması, cinsiyet kimliklerinin tanınması, doğa talanına karşı ciddi bir ekoloji perspektifi, ayrımcılık ve ötekileştirmeye karşı eşit ve demokratik bir toplum hedefi, birer toplama kaplarına dönüştürülmüş cezaevleri ve emek sömürüsünün sonlandırılıp emeğin özgürleşmesi gibi birçok temel soruna ilişkin bırakalım gerçek bir çözüm perspektifi sunmayı bu sorunları anmaktan dahi imtina edilmiştir.

Kürt sorunu ülkenin en ağır sorunu

Özellikle Kürt Sorunu gibi ülkenin en ağır sorunu olan ve çok ciddi hak ihlallerinin, çok ciddi insanlık suçlarının işlendiği bir alana dair söz kuramamak sadece Kürt sorunu bağlamında, Kürt halkının demokratik hak ve talepleri bağlamında değil diğer sorunların çözümü konusunda da bir samimiyet testidir. Kürt sorunu her şeyden önce bir demokrasi sorunudur, demokrasinin anahtarı durumunda bir sorundur. Kürt Sorunu çözülmeden ülkede asla gerçek bir demokrasiden bahsedilemeyeceği artık tüm toplumun kabul ettiği bir realitedir. Bugün hemen herkesi terörist ilan etmeye zemin sunan ve kaynağını Kürt sorununun çözümsüzlüğünden alan, toplumun başına bela edilen ve gelinen aşamada neredeyse herkesi ‘terörist’ ilan eden Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve onun yarattığı mağduriyetlere karşı çıkmadan hangi adalet ve özgürlük sorununda çözüm bulunabilir? ‘Terörle mücadele ediyoruz’ diyerek Türkiye’yi suç örgütlerinin, mafya ve çetelerin üssü haline getirenlere nasıl engel olunabilir?

Çözüm öneriniz nedir?

Eşitlik, özgürlük, adalet talep eden milyonlarca Kürdün hak ve özgürlük taleplerine savaş, kayyım, operasyonla cevap veren AKP ve MHP’nin politikalarına karşı Millet İttifakı’nın çözüm önerisi nedir? Eşit yurttaşlık talep eden, inançlarını özgürce yaşamak ve kimliklerinin tanınmasını isteyen milyonlarca Alevi’ye ne diyorsunuz? Anadilde eğitim, kültürel hakların tanınması ve anayasal güvenceye alınması konusunda halklara ne vaat ediyorsunuz?

Üçüncü yola çağrı

Bu metin bir kez daha 3’üncü yol siyasetimizin ne kadar isabetli olduğunu, Türkiye toplumunun birbirini besleyen iki kutba mahkum edilmeyeceğini kanıtlamıştır. Gerçekten değişim isteyen, gerçekten özgürlük isteyen herkesi de Emek ve Özgürlük İttifakı ve 3’üncü Yol siyaseti etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakı ve HDP toplumunun gerçek alternatifi olarak kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

‘Demokratik Cumhuriyet’i tartışacağız

Biz siyasetimizle ittifaklarımızla sadece direnişi ve mücadeleyi büyütmekle kalmıyoruz aynı zamanda geleceği de adım adım inşa ediyoruz. Bu amaçla 2’nci yüzyılında Cumhuriyetin demokratikleşmesini geniş katılımlı bir konferansla tartışmaya açıyoruz. 4-5 Şubat tarihlerinde İstanbul’da Demokratik Cumhuriyet Konferansı düzenliyoruz. Bu konferansta Cumhuriyet’in 100. Yılı vesilesiyle ezilenler ve ötekiler olarak sözümüzü söyleyeceğiz. Nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi, nasıl bir cumhuriyet talep ettiğimizi tartışmak istiyoruz. Çok sayıda aydın, yazar, akademisyen ve siyasetçi ile iki gün sürecek oturumlarda cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasının yollarını hep birlikte arayacağız.

Dünyanın bütün güçlerinden güçlüyüz

Geçen hafta ‘Halkımız Hazinemiz’ dir kampanyasını başlattık. Bir haftalık süreçte bir kez daha halkımızın kararlı tutumu bizim mücadele azmimizi güçlendirdi. Başlattığımız bu kampanya bir dayanışma kampanyasından çıkmış, halkımızın irade beyanına dönüşmüştür.

Dün E.A isimli bir yurttaşımız partimize 200 lira yardım ettikten sonra, ‘7 kişiye bakan, yevmiye ile çalışan bir Kürt’ notu düşmüş. Yine aynı gün 17 yaşında çalışmak zorunda olan Doğan isimli bir yurttaşımız çalışarak 7 kişilik ailesini geçindirmek zorunda kaldığı notuyla birlikte bağış kampanyamıza katılmış. ‘17 yaşında asgari ücretle 7 kişilik aileyi geçindirmek için çalışıyorum, henüz maaş alamadım cebimdeki son para da size helalı hoş olsun serkeftin’ notuyla birlikte cebindeki 59 lirayı kampanyamıza bağışlamış. Ve dekontuyla birlikte bize mail olarak göndermiş. Buna benzer binlerce mesaj var, neler yok ki, ‘Öğlen yemeği paramı partime veriyorum’, ‘Aç kalsak da partimizi yalnız bırakmayız’, ‘İnşaatçıdan bu kadar’, ‘Son param’, ‘Ben TIR şoförüyüm çocuklarımın geleceği için’, ‘Kızımın harçlığını gönderiyorum’… Yurttaşımız ‘Evet sigara satıyorum ve her gün kazandığım paranın bir kısmını size gönderiyorum’ demiş. Buna benzer binlerce örnek var. İşte bu irade bizi ayakta tutuyor, o yüzden dünyanın bütün hazinelerinden daha zenginiz, dünyanın bütün güçlerinden daha güçlüyüz.

ANKARA

 

#Günay #6lı #Masanın #metni #çözüm #değil #vaat #içeriyor

Asbestli gemi Atlas Okyanusu’nda batırılacak: Ağır ihmal

Türkiye’ye söküm için gelirken protestolar nedeniyle geri gönderilen asbestli uçak gemisi, Atlas Okyanusu’nda batırılacak. Aktivistler geminin okyanustaki en büyük tekil atık olacağını ifade ediyor

Türkiye karasularına gelecekken halkın yoğun protestosu ile karşılaştıktan sonra ülkeye girişi yasaklanan Brezilya gemisi ‘Sao Paulo’ Atlas Okyanusu’nda batırılacak.

Aktivitler ise bu duruma da tepki gösteriyor. Atık karşıtı kuruluş Basel Action Network’ün yöneticisi Jim Puckett ‘Okyanustaki en büyük tekil atıklardan biri haline gelebilir’ dedi.

Türkiye’ye girişi yasakalnan 1960 yılından kalma Brezilya’ya ait uçak gemisi, Atlas (Atlantik) Okyanusu’nda batırılacak.

Brezilya donanması yaptığı açıklamada, 3 aydır kıyıdan uzakta olan geminin su aldığını ve batma riski altında olduğunu bu nedenle Brezilya limanlarına yanaşmasına izin verilmediğini açıkladı.

Tepkiler dinmedi

Adeta Türkiye’nin ve Latin Amerika devletlerinin gündemiAtık karşıtı kuruluş Basel Action Network’ün yöneticisi Jim Puckett, Time dergisi’ne gemiyi batırmanın ‘ağır ihmal’ olacağını söyledi.

Tehlikeli maddeler içeren bir gemiden bahsediyoruz diyen Puckett, “Bunun Brezilya topraklarına getirilmesi ve çevreye duyarlı bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Öylece batıramazsın. Açık denizlerde çürümeye terk edilmiş başka gemiler de bulunuyor. Ancak 300 metre uzunluğa yakın bir savaş gemisi, okyanustaki en büyük tekil atıklardan biri haline gelebilir” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Asbestli #gemi #Atlas #Okyanusunda #batırılacak #Ağır #ihmal

Buldan: Onlarda oyunlar bitmez bizde de çare tükenmez

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, tecridi, seçimleri, kapatma davası ve adaylık tartışmalarını değerlendirdi: Onlarda oyunlar bitmez ama bizlerde de çareler tükenmez. B ve C planlarımız mevcuttur.. Aday havuzumuz çok geniş

“Demokrasinin turnusol kağıdı” olarak değerlendirilen İmralı Adası’nda mutlak iletişimsizlik halinin 23’üncü ayına girdiği bir süreçte, Türkiye seçimlere gidiyor. İmralı’yı “hukukun sıfır noktası” olarak tanımlayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Sorunların kaynağını görmeyen bir yaklaşım, doğru çözümler üretemez. İşte seçim sürecine tam da bu tecrit ve çürüme ortamında giriyoruz ve bunun farkında olmamız gerekiyor” sözleriyle muhalefete ve Türkiye kamuoyuna tecride karşı tutum alması çağrısında bulundu. Buldan, İmralı tecrit sistemi, seçimler, kapatma davası ve adaylık tartışmalarına dair değerlendirmelerde bulundu.

  • Uluslararası komplonun 24’üncü yılına giriliyor. Memleketin en önemli sorunu haline gelen İmralı tecrit sistemi derinleşerek sürüyor, 22 aydır Abdullah Öcalan’dan haber alınamıyor. Kaygılar derinleşiyor, aile ve avukatlar görüşemiyor, sizin de başvurunuz oldu ancak yanıtsız bırakılıyor. AKP iktidarının tecritteki ısrarı ve amacını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tecrit, bugün ülkenin en büyük sorunlarından bir tanesi haline geldi. Ancak tecrit bugün sadece Sayın Öcalan üzerinde ya da İmralı üzerinde değil, artık tüm Türkiye’yi kapsayan ve Türkiye’nin toplumsal kesimini de özellikle hedef alan ve bu anlayışın, bu zihniyetin gittikçe yaygınlaştığı bir sistem haline geldi. Evet, İmralı cezaevinde başladı ve yaklaşık 2 yıla yakındır Sayın Öcalan’dan hiçbir şekilde haber alınamıyor. Ne aile görüşü ne avukat görüşü yapılabiliyor. Sadece Sayın Öcalan değil, yanındaki diğer 3 hükümlü de bundan aynı şekilde mağdur durumda. Dolayısıyla tecrit sisteminin Türkiye’de yaygınlaşması, AKP’nin siyasi bir hamlesi olarak okunabilir. Ama aynı zamanda bir anlayışı, bir zihniyeti olarak da Türkiye’nin tamamına yayılan ve bunu yaygınlaştıran, daha doğrusu bunun üzerinden siyaset yapan bir zihniyet haline geldi.

  • İmralı tecrit sistemi hukuki anlamda nasıl bir noktaya ulaştı?

Şimdi Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla ve ailesiyle görüştürülmemesi tamamıyla yasalara, hukuka, Anayasa’ya aykırı bir durum teşkil ediyor. Ancak bugün Türkiye’de yasayı da Anayasa’yı da hukuku da çiğneyen bir zihniyet var, bir iktidar var karşımızda. Dolayısıyla görüşme yaptırılmama durumu meşru bir durum değil ve kendi yasasını, kendi Anayasa’sını, kendi hukukunu tanımayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bunun örneği aslında dünyada yok. Dünyanın hiçbir yerinde cezaevinde olan bir insan ya da birileri, ailesiyle, avukatlarıyla görüştürülmeme gibi bir durumla hiçbir şekilde karşı karşıya kalmadı ve bu bir ilktir. Dünya tarihinde bir ilktir. Ben AKP hükümetinin özellikle Kürt sorununu daha da derinleştirme ve bunu bir çıkmaza sürükleme, devasa bir boyuta ulaştırma gibi bir anlayışa sahip olduğunu da ifade etmek istiyorum. Ama burada asıl amaç, Sayın Öcalan’ın Türkiye toplumuna, Türkiye halklarına vereceği mesajın, işte konuşunca gerçekten Türkiye’nin yarınları için, Türkiye’nin aydınlığı için, Türkiye’nin refahı ve huzuru için söyleyeceği sözlerden büyük bir rahatsızlık duyuluyor.

  • Abdullah Öcalan’ın nasıl bir etkisi var?

Biz bunu İmralı sürecinde ya da barış ve müzakere sürecinde gördük. Buna tanık olduk. Sayın Öcalan’ın toplumlar üzerindeki etkisinin, verdiği mesajın, Türkiye halklarına yankısının nasıl olduğunu ve bunun Türkiye’nin geleceğine nasıl bir fayda sağladığını gördük ve gözlemledik. Ben AKP’nin aydınlıktan korkan, karanlığı tercih eden ama aynı zamanda barıştan korkan savaş ve çatışma süreçlerini tercih eden, yine faşizmi tercih edip demokrasiden ödün veren bir zihniyetin, bugün Sayın Öcalan’ın sesinin çıkmasından büyük bir rahatsızlık duyduğunu belirtmek istiyorum. En büyük korkuları, Türkiye’ye demokrasinin yerleşmesi, Türkiye’de bir barış havasının oluşması ve burada elbette ki Sayın Öcalan’ın rolü ve misyonu çok büyük ve çok önemli. Çünkü Kürt sorununun çözümünde önemli bir aktör ama Kürt sorununu çözmek istemeyen, dolayısıyla buna karşılık işte faşizmi büyüten, hortlayan ve demokrasinin kırıntılarının bile kalmadığı bir ülkede böyle bir anlayışın ne yazık ki hakim olduğunu görebiliyoruz. Bu çok tehlikeli bir girişim. Hem tecrit sistemi, tecrit anlayışı ve aynı zamanda onun getirdikleri, Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin aydınlık yarınları, Türkiye’nin refahı, huzuru, barışı, bütün bunlar birbiriyle bağlantılı konular. Ancak AKP hükümetinin ne yazık ki bu konuda vermiş olduğu çok kötü bir sınav var. Kendi yasasını, kendi Anayasa’sını tanımayan, çiğneyen, ayaklar altına alan, hukuku tanımayan bir anlayışı var. Bundan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor.

  • Ülkenin bir diğer gündemi ise seçimler. Uzun zamandır seçim tartışmaları var, ittifaklar, adaylar konuşuluyor. Partinizin grup toplantısında da seçimlerin tarihi ve kritik önemi üzerinde durdunuz. Türkiye nasıl bir seçime gidiyor?

Bu seçim tarihi bir seçim. Çünkü Türkiye’de bir rejim sistemi var. Bu rejim sisteminin bertaraf edilmesi gerekiyor. Türkiye aslında birçok konuda karar verecek, tercih yapacak. Mesele sadece bir cumhurbaşkanı seçmek ya da parlamentoya milletvekili seçmek değil. Türkiye’nin geleceği oylanacak; karanlık ve aydınlık oylanacak; savaş ve barış oylanacak; refah, huzur ya da faşizm oylanacak. Bütün bunların tercihinin yapılacağı bir seçim olacak. Çünkü 20 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği durum ortada. Aynı yöntemlerle ülkeyi yönetme çabası içerisinde olan bir iktidar. Yoksulluğun, açlığın, sefaletin, krizlerin, zamların, işçinin, esnafın, birçok kesimin, birçok toplumsal kesimin çok büyük mağduriyet yaşadığı bir dönemde ve insanların gerçekten artık AKP iktidarının ya da AKP’ye duydukları öfkenin son noktası, 14 Mayıs olacaktır.

  • Cumhur İttifakı herkesin malumu. Altılı Masa da açıkladığı Mutabakat Metni’nde beklentileri karşılamadı, ne Kürt sorunu var ne anadilde eğitim hakkı. Siz nasıl gördünüz?

Açıklanan mutabakat ne yazık ki hiçbir çevreyi tatmin edecek bir mutabakat değil. Bugün yönetimde olan zihniyetin anlayışını badana yapmaktan öteye geçmeyen bir mutabakat olarak niteliyoruz. Yani köklü çözümlerin olmadığı, yaşanan krizlere köklü çözümlerin bulunmadığı ve bunu açıkça ifade etmeyen, dile getirmeyen bir ittifakın Türkiye’yi gerçekten nasıl yöneteceğini açıkçası çok merak ediyoruz. Biliyorsunuz 27 Eylül 2021’de, bir buçuk yıl önce açıkladığımız, Türkiye kamuoyuna duyurduğumuz 11 maddeden oluşan bir deklarasyonumuz var. Bir tarafta da Altılı Masa’nın açıkladığı bir mutabakat ya da bir tutum belgesi var. Her iki ‘Tutum Belgesi’ni karşılaştırırsa, arasında dağlar kadar fark olan ve Türkiye’nin sorunlarına kalıcı çözümleri yaratmayan, bulmayan, Türkiye’nin bugün kanayan yaralarına asla ilaç olmayacak ve asla çözümü getirmeyecek bir anlayış olduğu görülecektir.

  • 27 Eylül’de açıkladığınız deklarasyonda yaptığınız müzakere çağrınızı, bugün de sürdürüyorsunuz. Somutlaştırmak gerekirse, parti olarak müzakere adımlarınız neler?

Biz çağrımızı bir buçuk yıl önce yaptık ve her platformda, bizim dışımızdaki toplumsal muhalefete bu çağrıyı sürekli yapan bir yerde durduk. O günden bugüne kadar bu mutabakatın üzerinde müzakere etmek, konuşmak ya da oturup bir masa etrafında bir araya gelmek gibi bir arayış olmadı. Kadın örgütlerini, meslek örgütlerini bunun dışında tutuyorum. Yine diğer siyasi partiler, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer alan siyasi partiler, buna çok büyük bir önem verdiler. Nitekim deklarasyon açıklandıktan sonra Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kurulması yönünde bir yol belirlendi ve hayata geçti. Ancak diğer kesimler bu mutabakat metnini çok dikkate alan bir yerden yaklaşmadılar. Oysa mutabakat metni, Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecek ve bütün toplumsal kesimlerin sorunlarını çözebilecek bir mutabakattı.

Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen çok fazla karşılıklı bir konuşma ya da bir diyalog ya da bir müzakere etme durumu yaşanmadı. Bu kadar büyük bir süreçten sonra, bu kadar seçimlere yakın bir döneme geldiğimiz bir süreçte, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak HDP çatısı altında bileşenlerimizle, bireylerimizle birlikte kendi adayımızı çıkarma kararımız daha önce de açıklanmıştı. Ama en son Kars kongresinde ifade etmemle birlikte büyük bir yankı uyandırdı. Sadece kendi kitlemiz açısından ya da sadece bize oy veren HDP tabanı açısından ifade etmiyorum. Bu çok büyük çevreler tarafından yankı uyandırdı. ‘İşte beklediğimiz bu’ söylemi çokça ifade edildi. Türkiye toplumunda bu kadar büyük bir yankı uyandırmasının önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum. Biz kendi adayımızı çıkaracağız. Bunu en kısa zamanda kamuoyuyla paylaşma programımızı yapmaya devam ediyoruz.

Adaylık konusunda muhtemelen soracaksınız. Ben siz sormadan söyleyeyim. Aday havuzumuz çok geniş. Biz en güçlü, Türkiye toplumunugüçlü kucaklayacak olan bir adayı çıkarmanın hazırlıklarını yapıyoruz. En kısa zamanda da kamuoyuyla paylaşacağız. HDP, Emek ve Özgürlük İttifakı ile birlikte kendi adayıyla bu seçimlerde bir yarışa girecek.

  • Ne zaman açıklamayı düşünüyorsunuz?

Bir tarih söyleyemem. Şu anda hazırlıklarımız devam ediyor. Büyük bir ihtimal, Şubat’ın yarısına doğru, ikinci haftası gibi açıklama ihtimali çok yüksek.

  • Seçim gündeminde tartışılan konuların başında Erdoğan’ın adaylığı geliyor. Siz de grup toplantınızda “Erdoğan üçüncü kez aday olamazsın” dediniz. Erdoğan ve küçük ortağı ısrarla adaylığın önünde bir sorun olmadığını savunuyor…

Cumhur İttifakı ya da iktidar zaten Anayasa’yı, yasayı tanımayan bir iktidar ve Anayasa’yı tanımayan bir iktidarın üçüncü kez Cumhurbaşkanı olmayacağını bile bile bu konuda ısrar etmesinin Türkiye’ye hiçbir faydası yok. O yüzden yol yakınken, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının meşru olmayacağı biliniyor iken, böyle bir konuda ısrar etmek gerçekten her anlamda Türkiye’nin yasasına da müdahaledir, Anayasa’sına da müdahaledir, seçimlerine de müdahaledir, demokrasiye müdahaledir. O yüzden üçüncü kez cumhurbaşkanlığının yolu açık olmayan bir insanın, Cumhurbaşkanı adayı olması meşru değildir, kabul edilemez. Anayasa’yı çiğneyerek bir adaylık söz konusu olursa, halkımız sandıkta buna cevabını en net şekilde verecektir. Bundan da hiçbir kuşkumuz yoktur.

  • Aynı zamanda parti ittifak olarak parlamento seçimlerini önemsiyorsunuz; parlamento seçimleri neden bu kadar önemli? Neyi hedefliyorsunuz?

Parlamento seçimleri cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çok çok önemli. Bu dönem Halkların Demokratik Partisi parlamentoya büyük bir çoğunlukla girerek, büyük bir güç haline gelmek durumundadır. Çünkü şu an bakıyoruz bütün yasalar AKP ve MHP’nin oy çokluğuyla karar altına alınıyor ve yasalar çıkıyor. Bizim içerisinde olmadığımız, müdahil olmadığımız, itiraz ettiğimiz bu yasaların, Türkiye toplumunun yaşadığı krizlere ne yazık ki çare olmuyor. Ancak güçlü bir HDP’nin, her kesimden temsil edilen bir HDP’nin parlamentoda çoğunluk sağlaması, işte bu yasaların çıkmasında önemli bir etki yaratacak ve aynı zamanda da bu çoğunluk Türkiye’nin geleceğine de karar verecek bir çoğunluk olacaktır. Çünkü her çıkan yasa, AKP’nin isteği doğrultusunda çıkıyor. Ama bundan sonraki seçimlerde, HDP’nin, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın çoğunluk sağladığı bir parlamentoda istedikleri gibi yasaları çıkaramayacaklar.

Dolayısıyla HDP gücünü, misyonunu, parlamentoda da en etkin şekilde kullanmak için parlamentoya güçlü girmek durumundadır. Bunun için de hazırlıklarımız elbette ki var, parlamento seçimlerine de ayrı bir hazırlık yapıyoruz. Çok önemsiyoruz. Gerçekten büyük bir temsiliyet, Alevinin, kadının, Ermeni’nin, Süryanilerin, belki bu dönem çok farklı kesimlerin de Laz’ın, Çerkezlerin, Pomak’ın, Roman’ın neden olmasın? HDP çatısı altında bütün bu ötekileştirilen kesimlerin birlikte parlamentoda olmasının çok büyük bir önemi olacağına inanıyoruz ve hazırlıklarımızı da buna göre yapıyoruz.

  • Partinize açılan kapatma davası sürüyor. Son olarak Hazine yardımı yapılan hesaplarınız bloke edildi. Sözlü savunma tarihi 14 Mart; kritik bir zaman dilimi. Bir günde yüzlerce sayfalık belgeleri okuyup bloke kararı alan ve kapatma davasının seçim sonrasına bırakılma talebinizi reddeden AYM, bu tarihle partinize ne mesaj veriyor? Bu riski göze alıp HDP ile mi seçime gireceksiniz, yoksa alternatifleriniz var mı?

Anayasa Mahkemesi bugün siyasi kararlar veriyor, hukuki kararlar vermiyor. Son verdiği bütün kararlarda, Anayasa Mahkemesi’nin sarayın talimatlarına uyan kararlar verdiğini görüyoruz. Hem partimizin Hazine hesabına bloke kararının verilmesi ama aynı zamanda HDP’yi kapatma davasının seçimlerden sonra karara bağlanması için verdiğimiz dilekçelerin reddedilmesiyle çok açık ve net olarak ortaya konuldu. Anayasa Mahkemesi, kendi içtihatlarını uygulayan bir durumdan çokça uzakta ve bunun dışına çıkmış bir durumda. Biz partimizi kapatmanın da hukukla hiçbir alakası olmayacağını şimdiden belirtmek isteriz ki umut ediyor ve diliyoruz ki Anayasa Mahkemesi, bu konuda hukuki bir karar verir ve HDP’yi kapatmaz.

Ancak biz her şeye en kötüsünden, en zorundan bakmak durumundayız. Seçmenimizi, halkımızı, tabanımızı asla alternatifsiz bırakacak bir durumda ve konumda değiliz. Bu konuda halkımız rahat olsun. HDP, kapatılsa da kapatılması da; önümüze engeller çıksa da çıkmasa da; önümüze barajlar konulsa da konulmasa da; en güçlü şekilde parlamentoya girmenin yollarını mutlaka bulacaktır. Bu konuda hiçbir eksik bırakmadan, halkımızın kafasında herhangi bir soru işareti bırakmadan hazırlıklarımızı yapmaya devam ediyoruz. Onlarda oyunlar bitmez ama bizlerde de çareler tükenmez. Onların oyunlarına karşı bizim çokça çarelerimiz var. B ve C planlarımız mevcuttur. O yüzden seçimlere en güçlü şekilde hazırlığımızın devam ettiğini de belirtmek istiyorum. Hem teknik anlamda hem örgütsel anlamda hem siyasi anlamda, her anlamda hazırız ve bu hazırlıklarımız da seçim gününe kadar da devam ettireceğiz. Seçimlerde de HDP kendi gücüyle mutlaka bu Türkiye siyasetinde, Türkiye siyasi arenasında yerini alacaktır.

Haber: Özgür Paksoy/Ankara-MA

#Buldan #Onlarda #oyunlar #bitmez #bizde #çare #tükenmez

İran BM’ye mektup gönderdi: Saldırıyı İsrail yaptı, meşru savunma hakkımız var

İranlı yetkililer pazar günü İsfahan’da silah üretim tesisine yönelik saldırıdan İsrail’i sorumlu tutarak, BM’ye gönderdikleri mektupta meşru savunma haklarının saklı olduğunu vurguladı

İran’ın İsfahan kentinde pazar sabahı (28 Ocak) silah fabrikası olduğu belirtilen bir tesise yapılan insansız hava saldırısından İran İsrail’i sorumlu tuttu. Yarı resmi İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’nın (ISNA) aktardığına göre Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup yazan İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Emir Said İrevani mektubunda yaptıkları ön soruşturmada İsrail’İn sorumlu olduğunu tespit ettiklerini belirtti.
Mektubunda meşru savunma hakları olduğunu vurgulayan İravani mektubunda “Siyonist rejim (İsrail) tarafından girişilen bu eylem uluslararası hukuka aykırıdır” dedi.

ABD’li yetkili de İsrail dedi

Öte yandan İsrail, saldırının sorumluluğunu üstlenmemiş ancak Wall Street Journal gazetesine konuşan adı açıklanmayan ABD’li yetkililer saldırıdan İsrail’in sorumlu olduğunu söylemişti. New York Times gazetesine konuşan üst düzey istihbarat yetkilileri de mühimmat üretimi yapan fabrikaya yapılan İHA saldırısının arkasında İsrail Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nın (Mossad) bulunduğunu belirtmişti.

Kürtleri suçlamıştı

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin Genel Sekreteri Ali Şemhani ile bağlantılı Nournews adlı internet sitesi ise saldırıya Kürtleri sorumlu tutmuştu.

Site haberinde “İsfahan saldırısında kullanılan ekipman ve patlayıcılar, Irak’ın Kürdistan bölgesinde üslenmiş devrim karşıtı grupların yardımıyla bir yabancı güvenlik servisinin emriyle İran’a nakledildi” ifadelerini kullanmıştı.
İran “Ahlak polisi” tarafından katledilen Jîna Emînî eylemlerinden sorumlu oldukları iddiasıyla Federe Kurdistan Bölgesi yönetimindeki bazı gruplara saldırılar düzenlemişti.

İran’ın önemli tesisleri bulunuyor

İran’ın uranyum zenginleştirme programının en önemli parçası olan Natanz da dahil olmak üzere İsfahan eyaletinde birkaç nükleer tesis bulunuyor. Son yıllarda İran’ın askeri, nükleer ve endüstriyel tesislerinin çevresinde çok sayıda patlama ve yangın meydana geldi.

HABER MERKEZİ

 

 

 

#İran #BMye #mektup #gönderdi #Saldırıyı #İsrail #yaptı #meşru #savunma #hakkımız #var

Açlık grevleri, yürüyüş, kepek kapatma: Komploya karşı 24 yıldır kesintisiz eylem

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 24 yıl önce gerçekleştirilen uluslararası komploya karşı Kürt halkı; yürüyüş, imza kampanyaları, kepenk kapatma, açlık grevleri gibi eylemlerler itirazını kesintisiz sürdürüyor

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan ve 25 Mart 2021 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen uluslararası komplonun üzerinden 24 yıl geçti. Bu süreçte komploya karşı eylem ve etkinlikler kesintisiz bir şekilde sürdü; 100’ü aşkın kişi bedenlerini ateşe verdi. Milyonlar, yürüyüş, imza kampanyası, açlık grevi ve kepenk kapatma gibi eylemlerle hep ayakta oldu.

Komploya karşı ilk büyük eylem, “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemleri oldu. Mehmet Halit Oral’ın tutuklu bulunduğu cezaevinde 9 Ekim 1998 gecesi bedenini ateşe vermesiyle başlayan eylemler, tüm dünyaya yayıldı. 100’den fazla kişi bedenini ateşe verdi. Eylemlerde onlarca kişi yaşamını yitirdi.

2019 yılında Zülküf Gezen (17 Mart), Ayten Beçet (23 Mart), Zehra Sağlam (24 Mart), Medya Çınar (25 Mart), Yonca Akıcı (29 Mart), Siraç Yüksek (2 Nisan) ve Mahsum Pamay (5 Nisan), tutuklu bulundukları cezaevlerinde tecride karşı yaşamlarına son verdi. Aynı yılın 22 Mart’ında Uğur Şakar, Almanya’nın Krefeld kentinde yaşamına son verdi. Öcalan’a dönük ağırlaştırılan tecride karşı en son, bu yılın başında Bubo Taş (12 Ocak) ve Mehmet Akar (16 Ocak) bedenlerini ateşe verdi.

‘İhbar’ kampanyası

Bir diğer geniş katılımlı kampanya, “Önderliğe Özgürlük Kampanyası” adıyla başlatılan kampanya oldu. 1 Şubat-1 Mayıs 2004 tarihleri arasında her ilde komiteler oluşturularak, “Abdullah Öcalan Kürt halkının önderidir. Barış ancak onunla gelişebilir. Biz Öcalan’ız, Öcalan da halktır. Bizim irademiz tutsak edilmiştir. Benim iradem olmadan benim hiçbir anlamım yoktur. İrademe kavuşmak istiyorum” şeklinde ihbarlar yapıldı. Kampanya kapsamında Merdîn’de 3 bin 500, Nisêbîn’de 3 bin 600, Êlih’te 11 bin 180, Amed’de 30 bin 600, Wan’da 6 bin 500, Agirî’de 951, Adana’da 8 bin 600, Fransa’da bin 500, Silopiya’da 6 bin 85, Colemêrg’de 2 bin, Bismil’de 11 bin 541, Farqîn’de 7 bin 867, Kop’ta 10 bin 17 dilekçe verildi. Dilekçe verenlerin büyük bir kesimi hakkında soruşturma ve davalar açıldı. Tutuklular da Öcalan’ın yanına götürülme talebiyle başvurularda bulundu.

3 milyon imza

Temmuz 2005 ile Mayıs 2006 tarihleri arasında Özgür Yurttaş Hareketi tarafından “Öcalan Siyasal İrademdir Kampanyası” adıyla yeni kampanya organize edildi. Bu kampanya kapsamında, “Ben bir Kürdistanlı olarak Abdullah Öcalan’ı Kürdistan’da siyasi bir irade olarak görüyor ve kabul ediyorum” diyen 3 milyon 243 bin kişiden imza toplandı. Kampanya süresince yüzlerce kişi gözaltına alındı. Toplanan imzalar 20 Ekim 2006 tarihinde Ankara Dedeman Otel’de düzenlenen bir toplantı ile kamuoyuna açıklandı.

‘Êdî bes e’ hamlesi

Öcalan’ın sağlık koşullarının düzeltilmesi talebiyle 15 Aralık 2007’de startı Amed’de verilen ve 900 mektupla başlayan kampanya kapsamında, birçok il ve ilçeden yüzlerce insan Meclis İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Konseyi (AK) İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İşkenceyi İzleme Komisyonu’na (CPT) mektup gönderildi. 2007 yılında Demokratik Toplum Partisi (DTP) “Onurlu Bir Yaşam İçin Êdi Bes e” diyerek bölge kentlerinde yüzbinlere ulaşan miting düzenledi. Mitingde bir araya gelen yüzbinler, Öcalan’a özgürlük taleplerini haykırdı.

‘Sayın Öcalan’ kampanyası

Abdullah Öcalan’a “Sayın” diye hitap edildiği için verilen cezalar ile açılan dava ve soruşturmalara karşı, 23 Mayıs 2009 tarihinde “Sayın Öcalan demek suçsa ben de bu suçu işliyorum ve kendimi ihbar ediyorum” kampanyası başlatıldı. En büyük “ihbar” eylemi olarak tarihe geçen kampanya ile Amed, Şirnex, Wan, Mêrdîn, Colemêrg, Agiri, Mûş, Bedlîs, Çewlig, Dêrsim, Riha gibi Kurdistan illeri ve Türkiye kentlerinde yüzbinlerce kişi kendini ihbar etti. Sadece 48 günde 36 bin kişi kendini “ihbar” etti. Kendini “ihbar” edenlerden 495’i gözaltına alındı, bin 350’si hakkında soruşturma başlatıldı. Kitleselleşen eylemin önüne geçmek için dilekçeler savcılar tarafından kabul edilmezken, yurttaşlar posta yolu ile savcılıklara dilekçelerini göndererek kendini ihbar etti. Sonraki süreçlerde de bu konu çokça gündeme geldi. En son Öcalan’a “Sayın” demek suç olmaktan çıkarıldı.

10 milyon imza

Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Barış İnisiyatifi organizasyonu ile 6 Eylül 2012 tarihinde dünya çapında “Öcalan’a özgürlük” kampanyası başlatıldı. Startı Belçika’nın başkenti Brüksel’de verilen kampanya kapsamında 10 milyondan fazla imza toplandı. Toplanan imzalar Avrupa Konseyi’ne sunuldu. Aralarında aydın, yazar, kanaat önderleri, akademisyen ve sanatçıların da bulunduğu 127 kişinin imzasıyla 15 Şubat 2014’te “Öcalan’a özgürlük” kampanyası başlatıldı. Kampanya kapsamında toplanan milyonlarca imza ilgili yerlere gönderildi.

200 günlük açlık grevi

8 Kasım 2018 tarihinde Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde açlık grevi eylemi başlatıldı. Greve binlerce tutuklu dahil oldu. Grev, Öcalan’ın avukat görüşünün sağlanması ve gelen mesaj üzerine 200’üncü gününde sonlandırıldı.

Tutuklular, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 27 Kasım 2020 tarihinde yeni bir süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi başlattı. 107 cezaevinde 2 binden fazla tutuklunun katıldığı eyleme, Yunanistan’ın Lavrio Kampı’nda ve Maxmur Kampı’nda kalanlar da destek verdi. Tutukluların 290 gün süren açlık grevi eylemi 12 Eylül 2021 tarihinde sonlandı.

2023 yılı nöbetle başladı

2023 yılı da PKK Lideri Abdullah Öcalan için yapılan kampanyalarla başladı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesi talebiyle Meclis önünde Adalet Nöbeti başlattı.

Haber: Müjdat Can / Riha-MA

#Açlık #grevleri #yürüyüş #kepek #kapatma #Komploya #karşı #yıldır #kesintisiz #eylem