Ana Sayfa Blog Sayfa 990

Kar yolları kapattı, sınavları erteletti

Kurdistan’da etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz etkilerken Wan, Gewer, Mûş ve Farqin’de köy ve mezra yolları ulaşıma kapandı. Meletî de ise Turgut Özal Üniversitesi sınavlarını erteledi

Yoğun kar yağışı kazaları da beraberinde getirdi. Çewlîg (Bingöl) Karlıova kara yolunun Çobantaşı köyü mevkisinde meydana gelen kazada 12 kişi yaralandı.Tipi nedeniyle sürücüsünün direksiyon kontrolünü kaybettiği yolcu otobüsü, kontrolden çıkarak devrildi. yaralılar Bingöl Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken, kazaya ilişkin soruşturma başlattı.

Farqin’de karla kapanan yolda mahsur kaldılar

Amed’in Farqin (Silvan) ilçesine bağlı Kırsal Boyunlu köyünde de kar yağışı etkili olunca, kent merkezine araçları ile giden bir grup yolda mahsur kaldı. Mahsur kalanlar, durumu belediyeye bildirmesi sonucu bölgeye gelen ekipler yol açma çalışması başlattı. İş makineleri ile yolu açan ekipler, mahsur kalanları kurtardı.

Gever’de kar kalınlığı 30 santimetreyi buldu

Colemerg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde ise kar yağışı devam ederken ilçe merkezinde kar kalınlığı 30 santimetreyi buldu. Kar yağışından dolayı çok sayıda köy ve mezraya ulaşım sağlanmazken tek katlı evler ve araçlar kar altında kaldı. Çatılardaki buz sarkıtlarının boyu ise bir metreyi buldu.

Wan’da 254 yerleşim merkezinin yolu kapandı

Wan’da etkili olan kar yağışında da 86’sı mahalle, 168’i mezra olmak üzere 254 yerleşim yeri yolu, ulaşıma kapandı. Kar kalınlığı, yüksek kesimlerde 20 santimetreye ulaştı.

Mûş’ta 4 gündür aralıksız devam kar yağışı hayatı olumsuz etkiliyor. Kar yağışından dolayı çok sayıda köy yolu kapandı.

Meletî’de bütünleme sınavları ertelendi

Öte yandan Meletî’de (Malatya) etkili olan kar yağışı nedeniyle Turgut Özal Üniversitesi’nde yapılacak bütünleme sınavları ertelendi. Çocukları bulunan üniversite personeli ile engelli çalışanların da 1 gün izinli sayılacağı belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Kar #yolları #kapattı #sınavları #erteletti

Tecrit uluslararası hak savunucularının da gündeminde: Bir savaş politikası

Türkiye’ye gelen 36 kişilik ‘Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon’ heyetinde yer alan Dr. Joey J. Moses ve avukat Francisca Pérez, Kürt halkının mücadelesine ve tecritte hem uluslararası güçlerin hem de CPT’nin rolüne dikkati çekti

İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride karşı Kürt halkının yanı sıra ulsulararası hak savunucuları da harekete geçmiş durumda.

Tecride karşı dünyanın 7 farklı ülkesinden gazeteci, hukukçu, siyasetçi ve akademisyenlerin de aralarında olduğu 36 kişilik ‘Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon’ heyeti 24 Ocak’ta Türkiye’ye gelerek, 28 Ocak’a kadar temaslarda bulundu. Amed, İstanbul ve Ankara’da temaslarda bulunan heyet üyeleri arasında Dr. Joey J. Moses ve avukat Francisca Pérez de bulunuyor.

Aynı zamanda Ulusal Demokratik Avukatlar Derneği üyelerinden biri olan Moses, Abdullah Öcalan’a dönük tecrit ve Türkiye’deki temaslarına dair MA’dan Mehmet Aslan’a değerlendirmelerde bulundu.

Güney Afrika ile Kürt halkının mücadelesi benzer

Moses, Güney Afrika halkının mücadelesi ile Kürt halkının mücadelesinin birbiriyle benzerlik gösterdiğine işaret ederek, “Bizim örneğimizde olduğu gibi Kürt halkı da kültürünü koruma ve dilini yaşatma mücadelesi veriyor. Başka bir benzerlik ise, Kürt halkının önderleri de Güney Afrika’nın önderleri gibi sürekli tutuklamalar ve cezaevine maruz bırakılıyor” dedi.

Kürtlerin Güney Afrika halkı gibi silahlanarak, özgürlük mücadelesi vermeye mecbur bırakıldığına dikkati çeken Moses, “Bizim de ulusal özgürlük ordumuz vardı. Güney Afrika’da olduğu gibi burada kim rejime karşıysa ve kim haklarını savunuyorsa ‘terörist’ olarak adlandırılıyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan’a da bu şekilde yaklaşılıyor. Uluslararası camia bu grupları ‘terörist organizasyon’ olarak görüyor. Aynı şekilde Güney Afrika’da da Türkiye’de de devletler, bu grupları böyle görüyor. Buradaki algıyı değiştirmek için kampanyalar oluşturmak ve bizim bir ‘terörist örgüt’ değil savunma örgütü olduğumuzu savunmak temel olan şeydir” diye konuştu.

Ne yapılmalı?

Yaratılan algının tersine çevrilmesi gerektiğini belirten Moses, “Uluslararası organizasyonlar, Kürtlerin sorunlarını düşünmeyi akıllarına bile getirmiyor ve gündemlerine almıyorlar. Eğer onlar burada bizim duyduklarımızı duysalardı ve gördüklerimizi görselerdi bu durum böyle olmayacaktı. Bunların bilinmesini sağlamamız gerekiyor. Biz apartheid (ırksal ayrımcılığı savunan rejim) rejiminin yanlışlığını anlatmak ve bir anti apartheid kampanyası örgütlemek oldu. Sadece bir öneri olarak söylüyorum. Sizin koşullarınızda geçerli olmayabilir bu durum ama belki Kürtlerin de uygulanan politikaların aslında tam tersi olduğunu anlatması işe yarayabilir.”

Savaş herkese karşı

Kürtler üzerindeki baskı politikalarına dikkati çeken Moses, “Bu savaş sadece Kürtlere karşı değil. İktidarı desteklemeyen herkese karşı açık bir savaş politikası olduğunu görüyorum. Cezaevindeki izolasyon koşulları da, tüm topluma uygulanan tecrit de, yalnızlaştırma politikaları da bu yüzden birbirleri ile aynı. Liderle (Öcalan) halkın iletişimini kopartmaya çalışıyor. Bu şekilde bunu yönetebileceklerini ve halkları yıldırabileceklerini düşünüyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Herkese anlatacağım’

Hem ulusal anlamda hem de uluslararası anlamda tecrit politikalarının ne olduğu ve boyutunun ne olduğunun bilinmesi gerektiğini belirten Moses, “Bu anlamda döndüğümde burada gördüğüm ve öğrendiğim her şeyi, çalıştığım organizasyonlara, tanıdığım kişilere anlatacağım. Örgütlenmelerimde bu bilgiyi yaygınlaştıracağım ve tecridin, tecrit politikalarının boyutunun ne durumda olduğunu altını çize çize herkese anlatacağım. Burada olduğum süre boyunca yaptığım görüşmelerde ve tanıştığım herkesten aldığım his şu; Bütün olanlara rağmen Kürt halkı ve Türkiye’deki devrimci güçler, umutlu ve mücadele ediyor. Bu bana ilham verdi. Dilerim ki Kürt halkı ve Türkiye’deki tüm devrimci demokrat hareketler, hak ettikleri demokrasiye erişebilirler ve bu tecrit politikaları son bulur.”

Perez: Fiziki özgürlüğü sağlanmalı

Heyet üyelerinden avukat Francisca Pérez de Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit koşullarının insan haklarına aykırı olduğunu vurguladı. Jinnews’ten Marta Sömek’e konuşan Pérez, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi tüm ülkelerin insan haklarına saygı duymak ve uygulamak zorunda olduğunun altını çizdi.

CPT işkencelere ortak

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT), İmralı Cezaevi’ne yaptığı ziyaretin ardından hiçbir açıklama yapmamasını eleştiren Pérez, “CPT bir yandan kendi işlevlerine tam bir saygısızlık gösteriyor ve yaratılma amacını yerine getirmiyor. Diğer yandan ise bilgi eksikliği nedeniyle siyasi taraf tutmanın Türkiye’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı hukuksuz ve insanlık dışı muameleyi koruduğunu ve böyle yaparak işkencelere ortak olduğunu gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Durumundan endişe duyuyoruz’

Abdullah Öcalan’ın durumu başta olmak üzere cezaevlerindeki tutukluların durumundan endişe duyduklarını ifade eden Pérez, “Demokratik ilkeler ve en temel insan haklarına saygı çerçevesinde hiç kimse bu koşullara tabi olmamalıdır. Bir devletin demokratik ya da demokratik olmayan karakterini gösteren özellikler olan cezaevlerinin durumu da bunun iyi bir göstergesidir” dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecridin sonlandırılması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğini vurgulayan Pérez, “Türkiye’yi ne pahasına olursa olsun fiili durumu değiştirmeye zorlamak ve bu konuyu CPT’nin her üyesinin siyasi gündemine sokmak gerek” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Tecrit #uluslararası #hak #savunucularının #gündeminde #Bir #savaş #politikası

‘Avrupa Ceza Mevzuatı PKK’ye karşı kullanılamaz’

Kürtler için Uluslararası Adalet İnisiyatifi’nin çağrısıyla PKK’nin ‘terör örgütleri’ listesinden çıkarılması için 3 milyon imza toplanırken, Brüksel Barosu avukatlarından Robin Bronlet, Türkiye’nin Avrupa devletleri üzerinde baskı uyguladığını belirtti

Avrupa’da çalışma yürüten Kürtler için Uluslararası Adalet İnisiyatifi’nin çağrısıyla Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Avrupa Birliği’nin “terörist örgütler” listesinden çıkarılması için 3 milyon imza toplandı.

Toplanan imzalar inisiyatif adına Belçika Barış Hareketi (Vrede), İlerici Enternasyonal (Progressive International) ve merkezi Hollanda’da bulunan sanat örgütü Yeni Dünya Zirvesi (New World Summit) tarafından Avrupa Komisyonu’na sunuldu.

Belçika Yargıtay Mahkemesi’nin daha önce PKK için verdiği temyiz kararlarının tüm ülkeler için emsal taşıması gerektiğini dile getiren Brüksel Barosu avukatlarından Robin Bronlet, hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye Avrupa üzerinde baskı yapıyor

İmza kampanyasına ve amaçlarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ ve Ruken Polat‘a bilgi veren Brüksel Barosu avukatlarından Robin Bronlet, Belçika’nın Kürt kurumlarına yönelik baskılarına değinerek, “İsveç’in NATO’ya dahil olma sürecindeki tartışmalarda gördüğümüz gibi Türkiye, Kürt vatandaşlarını terörist olarak suçlayarak Avrupa devletleri üzerinden baskı yapıyor. Belçika’da da bir ara durum böyleydi” diyerek özellikle Kürt basın kurumlarına yönelik baskılara değindi.

Belçika’nın aldığı karar önemliydi

Bronlet, Belçika’da da eskiden birçok cezai soruşturma olduğunu ve bunların ülkenin en üst mahkemesi olan Belçika Yargıtay Mahkemesi’nin önemli kararının ardından sona erdiğini söyledi.

“Belçika Ceza Kanunu’nun terörizmle mücadele Avrupa Direktifinin girişlerinden birini uygulayan bir maddesine dayanmaktadır” diyen Bronlet, “Bu önsöz, Avrupa Terörle Mücadele Ceza Hukuku’nun, uluslararası insancıl hukuk tarafından yönetilen uluslararası bir çatışmada taraflara karşı kullanılmaması gerektiğini belirtir” diyerek, “Sonuç olarak PKK’nin bu silahlı çatışmada taraf olarak kabul edilmesi gerektiği ve orada vatandaşlar için terörle mücadele saldırısına dayalı olarak zulüm PKK üyeliği algısı uygulanamayacağı konusunda kesin kararla sonlandırıldı” bilgisini verdi.

PKK’nin, terörle mücadele hukuku dışında tutulmasının Avrupa Direktifini uygulayan Belçika Hukuku’na dayandığına işaret eden Bronlet, “Bu da şu anlama geliyor, bu içtihat hukukuyla diğer Avrupa ülkelerinde de Avrupa Ortak Terörle Mücadele Ceza Mevzuatı’nın aslında PKK’ye karşı kullanılamayacağını iddia edilebilir” diye konuştu.

‘Soruşturma olacağını umuyoruz’

Türkiye’de PKK üyeliği gerekçe gösterilerek yapılan baskılara değinen Bronlet, “İmralı’daki cezaevi koşullarına ilişkin tanıklıklarımızın yanı sıra, Türk devletlerinin savaş suçlarını kınayan bazı insanlarla görüştük, kimyasal silah saldırılarını duyduk, cesetlere işkence ve parçalama yapıldığını duyduk, bu açıkça çok şok edici ve bu suçlar hakkında ciddi bir soruşturma olacağını umuyoruz” dedi.

AB’nin PKK’yi yeniden yasaklı listeye aldığı sıralarda, Belçika İstinaf Mahkemesi, 8 Mart 2019’da açıkladığı kararında, PKK’nin “uluslararası olmayan silahlı bir çatışma” olduğu ve “terörist bir örgüt” olmadığına karar verdi.

HABER MERKEZİ

 

#Avrupa #Ceza #Mevzuatı #PKKye #karşı #kullanılamaz

Romanlardan Erdoğan’a: Evlerimizi yıkıp villalar inşa etti

Seçim dönemine girilirken Erdoğan’ın ‘Her Roman’a bir yuva’ açıklamasından sonra romanlar, Sulukule örneğini vererek ‘Romanların evlerinin yerine villalar inşa edildi, unutmadık’ dedi

Seçimler için 14 Mayıs tarihinin belirlenmesi ardından siyasi partiler seçimlere yönelik vaatlerini açıklamaya ve halktan oy istemeye başladı.

İktidarın verdiği güçle her seçim dönemi halka belli başlı programlar ve kampanyalar açıklayan AKP iktidarı da çalışmalara başladı. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda “Hedefimiz her Roman’a bir yuva” diyerek, seçim öncesi bir kez daha Roman açılımını gündeme getirdi.

Romanlar ise Erdoğan’a Sulukule başta olmak üzere yaşadıkları bölgelerde yapılan kentsel dönüşüm sonucu evsiz kaldıklarını hatırlatarak verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı.

MA’dan Yüsra Batıhan’a konuşan Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutar, “ne AKP ne CHP ‘Romanları kazandık’ diye düşünmesin. Sadece erzakla, konutla Romanların oylarını elde edemeyecekler” dedi.

Mücadele etmeye devam ediyoruz

Romanların azınlık, mülteci ve sığınmacı statüsünde olmadığını belirten Tutar, Türkiye’nin asli unsurlarından olduğuna dikkat çekti. Siyasi partilerin Romanlara yönelik tutum ve söylemlerine değinen Tutar, “Temel yaşam hakkından tutun da eğitim, barınma, sağlık hakkına kadar yeterli derecede ulaşamadığımız haklarımız mevcut. Bu haklar için mücadele etmeye çalışıyoruz. 2009’lara kadar Türkiye’de ne Roman nede farklı bir isimle anılıyorduk. Siyasiler, Roman mahallelerine geldiğinde ne diyeceklerini bilemiyor, ‘esmer vatandaş’ dedikleri oluyordu” dedi.

Sözleri tutmadılar

“Roman açılımı” sürecinde devletin Romanlar hakkında hiçbir bilgi ve veriye sahip olmadığının görüldüğünü söyleyen Tutar, “Devlet, Roman açılımına çok hazırlıksız yakalandı. 2010 Mart ayında dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı’nın verdiği sözler, bu 500 bin rakamı esas alınarak verilmişti. Ancak işin içine girince böyle olmadığını gördüler ve olumsuz tepkiler aldılar. Verdikleri sözleri de tutamadılar” diye belirtti.

Sulukule’de yaşananlar

İstanbul’un Fatih ilçesinde Romanların yaşadığı yoksul mahalle Sulukule’de 2007 yılında başlayan ve evlerin yıkılarak yapılan kentsel dönüşümü söz konusu duruma örnek olarak gösteren Tutar, kentten uzağa yerleştirilen Romanların evlerinin yerine villaların inşa edildiğini hatırlattı; “Sulukule mücadelesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ‘kamu yararı yoktur’ dedi. Fakat iş işten geçmişti ve oradaki insanlar evsiz kaldı. Benzer durumlar Ankara, İstanbul ve İzmir gibi birçok yerde devam ediyor. Hükümet ve belediyeler nerede kırılgan bir grup ve rant varsa orada kentsel dönüşüm yapıyor”

Oylar cepte değil

“Roman açılımı”nın ardından AKP’nin 1, CHP’nin de 1 Roman milletvekili çıkardığını hatırlatan Tutar, söz konusu durumu “Bahşedilmiş milletvekilliği” olarak değerlendirerek, şunları söyledi: Birer milletvekili verdi diye ne AKP ne CHP ‘Romanları kazandık’ diye düşünmesin. Sadece erzakla, konutla Romanların oylarını elde edemeyecekler. Roman meselesini topyekûn ele almak zorundalar.”

ANKARA

 

 

#Romanlardan #Erdoğana #Evlerimizi #yıkıp #villalar #inşa #etti

AYM Başkanlığı’na Zühtü Arslan seçildi

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na Zühtü Arslan, yeniden seçildi. AYM üyesi İrfan Fidan 5 oy aldı

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na Zühtü Arslan, yeniden seçildi. Arslan 8 oyla seçilirken Seçimde, AYM üyesi İrfan Fidan 5, Kadir Özkaya ise 2 oy aldı.

İrfan Fidan’ın adaylığı tartışmalara neden olmuştu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğe atanan İrfan Fidan’ın AYM Başkanlığı adaylığı tartışmalara neden olmuştu.

Adaylık için üyeleri ziyaret eden Fidan’ın adının doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ndan işaret edildiği belirtimişti. AYM’nin en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığının Yüksek Mahkeme’de rahatsızlık yarattığı dile getirilmişti.

ANKARA

#AYM #Başkanlığına #Zühtü #Arslan #seçildi

Yakalan IŞİD’liler finans desteğini Türkiye’den aldığını itiraf ediyor

IŞİD’in Kuzey ve Doğu Suriye’de yeniden hareketlenmesine karşı başlatılan operasyona dair konuşan YPG Basın Sözcüsü Sîyamend Alî, yakaladıkarı IŞİD üyelerinin finans desteğini MİT’ten aldıklarını itiraf ettiklerini söyledi

Türkiye’nin saldırılarını fırsat bilen IŞİD’in Kuzey ve Doğu Suriye’de yeniden hareketlenmesi üzerine Demokratik Suriye Güçleri (DSG) tarafından başlatılan operasyonlar devam ediyor.

Hücre sorumlusu yakalandı

DSG’nin Fırat Bölgesi’nde IŞİD hücrelerine yönelik “Reqa Şehitleri İntikam Hamlesi” adıyla başlattığı operasyon 9’uncu güne girdi. Reqa, Tebqa, Kobanê’nin Sirîn ilçesi ve köylerinde sürdürülen operasyon kapsamında yüzden fazla IŞİD’li yakalanırken, çok sayıda silah ele geçirildi.

Yine aynı operasyon kapsamında IŞİD’in daha önceki saldırılarında kullandığı ve 5 metre derinlikte bulanan bir tünel tespit edilirken, Fırat Bölgesi’ndeki hücrelerin sorumlusu olarak bilinen Atella da yakalandı.

Operasyon ortak yürütülüyor

Yaptıkları operasyonlara dair Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Akın’a konuşan Halk Savunma Birlikleri (YPG) Basın Sözcüsü Sîyamend Alî, operasyonunun DSG, Reqa İç Güvenlik Güçleri ve Uluslararası Koalisyon ile birlikte ortak yürütüldüğünü belirtti. Amaçlarının IŞİD’i bölgeden temizlemek olduğunu ifade eden Alî, IŞİD’in saldırılarının Türkiye saldırılarının etkisi ile arttığına işaret etti.

Türkiye fırsat yarattı

“Türkiye, hem kendine bağlı çeteler vasıtasıyla, hem SİHA’lar hem de işgal ettikleri yerlerdeki askerleri ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi bölgesine yönelik saldırılarını aralıksız sürdürüyor. Özellikle son zamanlarda bu saldırıların dozu yükseltildi, Özerk Yönetim’in kurumlarına karşı saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılarla birlikte uyuyan DAİŞ hücreleri fırsat bularak tekrar harekete geçtiler” diyen Alî, en son Reqa İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıda 6 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı.

‘MİT ile çalıştıklarını itiraf ettiler’

Operasyonlarda yakaladıkları IŞİD’lilerin verdiği bilgilere de değinen Alî, “Önceki operasyonlarda yakalanan DAİŞ’liler, askeri lojistik ve maddi finansı, işgal edilen Serê Kanîyê, Grê Spî, Efrîn, Cerablus gibi yerlerdeki çetelerden MİT aracılığıyla aldıklarını itiraf etti. Bu nedenle geniş bir operasyon başlatmamız gerekiyordu ve biz de Fırat Bölgesi’nde ‘Reqa Şehitleri İntikam Hamlesi’ adıyla kapsamlı bir operasyon başlattık” diye konuştu.

100’den fazla IŞİD’li yakalandı

9 gündür süren operasyonlar kapsamında 100’den fazla IŞİD’liyi yakaladıklarını belirten Alî, ayrıca bölgedeki IŞİD sorumlusu Atella’nın da yakalandığını ve operasyona bölge halklarından Arap ve Ermenilerin de yardım ettiğini vurguladı.

‘Planları boşa çıkarıldı’

Reqa’nın stratejik bir yer olduğunu ve Kobanê’nin hemen arkasında ve Tabqa’nın yanında olduğunu söyleyen Alî, “Yine Cizre yolu üzerindedir. Bunun için Türkiye, burada sürekli bir karışıklık çıkarmak istiyor. Bununla Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim bölgesi içindeki gizli DAİŞ hücreleri ile işgal altındaki bölgelerde bulunan paramiliter güçler arasında bir iletişim sağlamaya çalışıyor. Fakat bu operasyonumuzla, masada yapılan bu planlar boşa çıkarıldı” ifadelerini kullandı.

154 IŞİD’li yakalanmıştı

DSG ayrıca 29 Aralık 2022’de IŞİD’e Karşı Uluslararası Koalisyonun işbirliği ile Cizre Bölgesi’nde “Cîzre Yıldırımı (Saîqet El Cezîre)” Operasyonu başlatmıştı. 8 gün süren operasyonda 154 IŞİD’li yakalanırken çok sayıda silah ele geçirilmişti.

HABER MERKEZİ

 

#Yakalan #IŞİDliler #finans #desteğini #Türkiyeden #aldığını #itiraf #ediyor

Tulğay ailesi: Kürt halkından özür diliyoruz

HDP önüne getirilen Mehmet Tulğay’ın ağabeyi Kenan Tulğay, kardeşlerinin ‘para karşılığı’ oraya götürüldüğü ve aile ile hiçbir bağının olmadığını söyledi: ‘Ne kadar para almışsa o kadar konuşuyor’

İçişleri Bakanlığı’nın talimatı ve polisin organizasyonuyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Örgütü önüne getirilen grup içerisinde olan ve 10 Ocak’ta Adana’dan getirilen Mehmet Tulğay’ın geçmişten beri devletle çalışan ve “muskacı” olarak geçinen bir sahtekar olduğu ortaya çıktı.

Mezopotamya Ajansı’na konuşan ağabey Kenan Tulğay, Ali ve Menaf Tulğay’ın 1993’te kendi iradeleriyle PKK’ye katıldığını, Mehmet Tulğay’ın aile bireylerinin hiçbiri ile ilişkisinin olmadığını söyledi.

Mehmet’in 1990’lardan bu yana köy koruculuğu, JİTEM, ajanlık şeklinde devletle işbirliği içinde olan karanlık bir insan olduğunu ve “muskacı” olarak geçindiğini belirten Kenan Tulğay, Ali ve Menaf’ın PKK’ye katıldığını tarihte HDP’nin bile olmadığını, ailenin HDP ile hiçbir sorunu olmadığını dile getirdi.

Para karşılığında gitmiştir

Mehmet’in Adana’da yaşadığını ve anne ve baba tarafından evlatlıktan reddedildiğini söyleyen Kenan Tulğay, Mehmet’in para karşılığında her şeyi yapabileceğini ve HDP önüne de para karşılığında gittiğinin altını çizdi.

Mehmet Tulğay’ın HDP önünde yapmış olduğu konuşmanın utanç verici olduğunu ifade eden Kenan Tulğay, “O konuşma bilinçli bir konuşma değil. Ne kadar öğretmişlerse o kadar konuşuyor. Bu coğrafyada kirli bir siyaset yürütülüyor. Ailemiz adına Kürt halkından özür diliyoruz. Böyle olmasını istemezdik. Karakter sahibi olan bir insan oraya gitmez. Bilgili insan o şekilde konuşmaz. Ne kadar para almışsa o kadar konuştuğu belli” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Tulğay #ailesi #Kürt #halkından #özür #diliyoruz

Ortak Mutabakat Metni tartışmaların odağında: Aile bakanlığına değil eşitlik bakanlığına ihtiyaç var

EŞİK üyesi yazar Berrin Sönmez Altılı Masa’nın Ortak Mutabakat Metni’ni değerlendirdi; Bizden görüş alınmadı, metni hazırlayan ekipler arasında kadınlar yok

Türkiye seçime giderken Altılı Masa’nın açıkladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metni tartışmaların odak noktasını oluşturuyor.

Toplumsal muhalefet İstanbul Sözleşmesi’nin isminin geçmemesi, Kürt sorunu ve Alevi sorunu gibi Türkiye’nin başat sorunlarına dâhil herhangi bir çözüm önerisi sunmaması nedeniyle meini eleştiriyor.

MA’dan Zemo Ağgöz’e konuşan ve metni eleştirenler arasında bulunan Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) üyesi yazar Berrin Sönmez, metni hazırlayan ekipler arasında kadınların olmadığını gösteren bazı maddeler var diyerek metnin kadın odaklı siyasetten uzak olduğunu vurguladı.

Saadet Partisi engeli

İstanbul Sözleşmesi’ne yer verilmemesi konusunda ısrarlı bir kararlılık görüldüğünü ifade eden Sönmez, “İttifakı oluşturan partilerden, özellikle Saadet Partisi’nin ve kimilerinin net bir şekilde karşı olduğu, diğer partilerin desteklediği ancak bir şekilde İstanbul Sözleşmesi konusunda uzlaşamadıkları için üstünden atladıkları bir mesele oldu” ifadelerini kullandı.

Kadının adı yine ailenin yanında

Açıklanan metinde, “Kadın, çocuk ve aile bakanlığının” önerilmesini “facia” olarak nitelendiren Sönmez, Altılı Masa’ya “Yerine gelmek istediğiniz iktidarın kadın politikalarıyla bu kadar benzeşmek zorunda mısınız?” diye sordu. Sönmez, şunları söyledi: “Kadınların ‘kadın ve eşitlik bakanlığının’ kurulmasına ihtiyacı var. Kadın ve eşitlik bakanlığı kurulmadan mevcut kadın haklarına yönelik saldırıların yarattığı tahribat ortadan kaldırılamaz” dedi.

Kadını kocaya zimmetlemeyin

Altılı Masa’ya seslenen Sönmez, “Kadını aileye, çocuğa, kocaya ya da babaya zimmetlemekten vazgeçin. Kadın hakları konusunda mevcut iktidarın politikalarıyla bu kadar örtüşmesinler” ifadelerini kullandı.

Kadın bilincine uzak

EŞİK Platformu olarak siyasi partilerle görüştüklerini, taleplerini, fikirlerini ve önerilerini ilettiklerini aktaran Sönmez, “Metinde görüşmeler sırasında belirttiğimiz ilkelerden bazılarından yararlanmışlar. Ama bu metni yazarken, asla ama asla EŞİK Platformu’na bir şey sormadılar, görüş almadılar. Gördüğümüz; Altı siyasi partinin liderlerinin onayladığı bir metin olmaktan ibaret. Bu gerçekten de kadın bilincine yakın değil” diye kaydetti.

Affedilmez bir hata

Metinde Kürt sorununa değinilmemesini de eleştiren Sönmez, şöyle devam etti:

“Altı parti içinde Kürt meselesine dair parti kararları olanların, yaklaşımlarının eşit yurttaşlık yönünde olanların var olduğunu biliyoruz. Ama Kürt siyasi hareketiyle, Kürt siyasetinin bugünkü temsilcisi olan HDP ile ilişkilenmekten kaçınmaları nedeniyle kesinlikle affedilmez bir hata yaptıklarını söylemek gerekiyor.”

İSTANBUL

#Ortak #Mutabakat #Metni #tartışmaların #odağında #Aile #bakanlığına #değil #eşitlik #bakanlığına #ihtiyaç #var

Gemlik Yürüyüşü için hazırlıklar devam ediyor

HDP ve DBP Rezan ilçe eşbaşkanları, tecride karşı yapılacak olan Gemlik Yürüyüşü için çağrıda bulundu

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı 6 Şubat’ta Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ve Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçelerinden olmak üzere iki koldan Gemlik’e yürüyüş düzenlenecek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Rezan (Bağlar) ilçe eşbaşkanları, Gemlik Yürüyüşü’ne, katılım çağrısında bulundu.

 Çalışma yürütülüyor

Yürüyüş için hummalı bir çalışmanın içinde olduklarını dile getiren HDP Rezan İlçe Eşbaşkanı Sümeyye Kirici, tecridin kırılması için sokak sokak, mahalle mahalle çalışma yürüttüklerini ve faaliyetlerini aralıksız sürdüreceklerini ifade etti. Kirici, “Bizler iyi biliyoruz ki tecrit kırılırsa özgürlük ve barış yeniden inşa edilecek” diye belirtti.

Dostlarımızla birlikte yürüyeceğiz

Kürt halkı ve dostlarına yürüyüşe katılım çağrısını yineleyen Kirici, şöyle devam etti: “Dostlarımızla birlikte bu tecride son verip kitlesel bir şekilde Gemlik’e doğru yürümeye çağırıyoruz. Bu yürüyüş barış, özgürlük ve kardeşlik yürüyüşü olacak.”

Tecrit son bulsun

DBP İlçe Eşbaşkanı Ahmed Candan da, Kürt halkının geçmişten günümüze yaşadığı baskılara değinerek, bunun en büyük örneğinin ise Öcalan’ın üzerindeki mutlak tecrit olduğunu söyledi.

Mutlak tecridin artık kalkması gerektiğini vurgulayan Candan, sözlerini şöyle tamamladı: “Halkımız bu yürüyüşe sahip çıksın. Devlete de sesleniyoruz. Yeter artık bu işkence ve tecrit kalksın. Biz bunları hak etmiyoruz. Önderlik bizim onurumuzdur. Halk onuruna sahip çıksın, devlet de halkın önderine saygı duysun ve tecridi kaldırsın. Yapacağımız bu yürüyüşe her yerden katılımın ve sahiplenmenin olması gerekir. Halkın tecrit için verdiği tepkiler sonucu bu yürüyüş düzenleniyor. Halkımız yürüyüşe katılsın ve sahip çıksın.”

Kaynak: MA

 

#Gemlik #Yürüyüşü #için #hazırlıklar #devam #ediyor

Federe Kurdistan’da 6 ay da en az 60 kadın intihara sürüklendi

6 ayda en az 60 kadının intihara sürüklendiği Federe Kurdistan Bölgesi’nde çalışma yürüten Başûr Kurdistan Kadın Birliği üyesi ve YNK eski Milletvekili Rêzan Şêx Dilêr, cezasızlığa dikkat çekti

İntihara sürüklenen kadın ölümlerinin çok yaşandığı Federe Kurdistan Bölgesi’nde Kadınlarla Hukuki Dayanışma Örgütü’nün hazırladığı verilere göre, 2022’nin ilk 6 ayında 60 kadın intihara sürüklendi.

31 kadın şiddete uğradı

60 kadından 31’i şiddete karşı bedenini ateşe verirken, 22 kadın ise katledildi. Norveç Kadın Örgütü (NPA) öncülüğünde Hewlêr’de, “Kadınların Gelişimi İçin Varız” şiarıyla kurulan Başûr Kurdistan Kadın Birliği, kadına yönelik şiddete karşı kadın örgütlülüğünü oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Çalışmalarına dair bilgi veren Başûr Kurdistan Kadın Birliği üyesi ve aynı zamanda Kurdistan Yurtseverler Birliği (YNK) eski Milletvekili Rêzan Şêx Dilêr, kadınların yaşadıkları sorunları dile getirdi.

Erkek egemen bir toplum etkili

Bölgedeki kadınların en çok birliğe ihtiyaç duyduğunu belirten Dilêr, yaptıkları çalışmalara dair ise, “Bugüne kadar bazı toplantılar gerçekleştirdik. Geçen yıl Halepçe’de bir toplantı gerçekleştirdik. Yakın zamanda da Süleymaniye’de buluştuk” dedi. Bölgede kadın katliamlarının artık “sıradan bir hal” aldığını ifade eden Dilêr, yaşanan kadına yönelik şiddette toplumun ciddi bir rol aldığını belirterek, bunun toplumun erkek egemen yapısından kaynaklandığını belirtti.

Siyasi partilerin sorumluluğu var

“Kadın erkeğin malı olarak görülüyor. Bu nedenle bölgede kadınları öldürmek ve şiddet uygulamak sıradan hale geldi. Öncelikle, kadının, erkeğin ve tabiki mevcut hükümetin kadına yönelik şiddet konusunda bilinçlenmesi gerekiyor” diyen Dilêr, bu konuda herkesin özellikle siyasi partilerin sorumluluk sahibi olduğunu belirtti.
Kurdukları ittifakla amaçlarının kadın katliamları ve benzeri olaylar konusunda siyasi partilerle birlikte hükümete seslenmek olduğunu ifade etti.

Cezasızlık cesaret veriyor

Şiddetin artmasının nedeninin hükümet politikaları olduğunu aktaran Dilêr, “Hükümetin kadın politikaları kadın cinayetlerinin artmasına neden oluyor. Oysa, hükümetin ana programlarından biri kadına yönelik şiddeti azaltmak olmalıdır. Öncelikle siyasi partilerin kendilerinden başlayarak bunu halka indirgemeleri gerekiyor. Meclis’in ve hükümetin erkek faillere karşı tutumu, bölgede kadına yönelik şiddeti azaltabilir. Ama ne yazık ki toplumun tümü erkek akılla yönetiliyor. Bu politikalar kadın cinayetlerini sıradanlaştırıyor. Mahkemeler faillere gerekli cezaları vermiyor” diye belirtti.

‘Birlikte güçleneceğiz’

Kadınların değiştirme gücüne sahip olduğunu ve bunun için de kadın birliğinin elzem olduğunu kaydeden Dilêr, “Bizler birliğimizi kurduk. Ortak acılarımız ve kazanımlarımız var. Kurdistan Parlamentosu bünyesinde ‘Kadın Yüksek Komisyonu’nu da kurduk. Verdiğimiz bedeller ve çektiğimiz acılarda buluşarak daha çok güçleneceğiz” diyerek çalışmalarının önemine değindi.

Kaynak: MA

 

 

#Federe #Kurdistanda #kadın #intihara #sürüklendi