Ana Sayfa Blog Sayfa 996

İmir hakkında ‘tecrit’ fezlekesi

‘İmralı tecridi kaldırılsın’ paylaşımı yapan HDP’li Nuran İmir hakkında ‘örgüt propagandası yapmak’tan fezleke hazırlandı

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki yoğun tecride karşı sanal medya hesabından “İnsanlık suçu olan İmralı tecridi kaldırılmalıdır. Toplumsal barışın yolu İmralı’dan geçer. İmralı tecridi kaldırılsın” paylaşımı yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şirnex Milletvekili Nuran İmir hakkında “örgüt propagandası yapma” suçlaması ile fezleke hazırlandı.

Fezlekenin soruşturmaya dönüştürülmesi için Adalet Bakanlığı’nın cevabı bekleniyor.

HABER MERKEZİ

#İmir #hakkında #tecrit #fezlekesi

Emek ve Özgürlük İttifakı yurt dışında seçim çalışmaları startını verdi

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenleri Avrupa temsilcileri Köln’de yaptıkları toplantıda, Avrupa ve dünyanın diğer ülkelerinde çalışma yürütecek Seçim Koordinasyonunu belirledi

Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin Avrupa’daki temsilcileri, ittifakı destekleyen değişik kurum ve kuruluş, örgütler başta olmak üzere farklı alanlardan temsilcilerin katılımı ile dün Almanya’nın Köln kentinde gerçekleşen toplantıda, Avrupa ve Türkiye dışındaki seçim çalışmalarının startını verdi.

Toplantıda 13 kişiden oluşan “Emek ve Özgürlük İttifakı Avrupa ve Yurt Dışı Seçim Koordinasyonu” belirlendi. Belirlenen 13 kişilik koordinasyonun seçime ilişkin günlük çalışmaları yürüteceği, planlamalara katkı yapacağı, takip edeceği ve denetleyeceği öğrenildi.

Koordinasyonun hazırladığı yol haritasında, “Bu seçim ile yapacağımız tercih, geleceği etkileyecek düzeydedir” vurgusu yapılırken, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılı, aynı zamanda Cumhuriyet’in bir dönüm sürecidir. Geleceğin nasıl şekil alacağının tayin edileceği bir yıldır. Parlamenter sistemin dışındaki toplumsal ve siyasal mücadele kadar, parlamenter odaklı siyasette rolü önemlidir. Her iki siyasetin birbirini tamamlamayarak, tekçiliği dayalı Cumhuriyet’in farklı siyasi varyantlarından koparılarak, demokratikleşmeye yönlendirilmesi, gelecek açısında önemli bir ihtiyaçtır” sözlerine yer verildi.

Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerinde çalışma yürütülecek

“Eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği sağlayacak siyasi iradeyi oluşturmak” amacıyla bir araya gelindiği aktarılan koordinasyonun yol haritasında, şu ifadeler yer aldı: “Bu hedefin bir parçası olarak Avrupa’da önümüzdeki dönemde birlikte seçim çalışması yürüteceğimiz Emek ve Özgürlük İttifakı’na üye partiler, ittifakı destekleyen değişik kurum, kuruluş ve örgütler başta olmak üzere, değişik alanlardan şahsiyetlerin rolü önemli olacaktır. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi talep eden tüm herkese ulaşabilecek bir örgütsel ağ ve yapı oluşturmamız elzemdir. Bunun için başta Avrupa kıtasındaki değişik ülkeler olmak üzere dünyanın değişik yerlerindeki seçmene ve seçim çalışması yürütecek insanlara ulaşmamız önemli bir sorumluluktur.

‘Sesi duyulmamış tüm insanlların ittifakı’

Bu anlamda geleceği özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet isteyen halklarımız belirleyecektir. Tekçi devlet politikasının mağduru Kürtler, Türkler, Asuri-Süryani-Keldaniler, Ermeniler, Lazlar, Araplar, Türkmenler, Çerkesler, Pontuslar, Hemşinler, Pomaklar, Aleviler, Êzidîler, Hristiyanlar, Yahudiler, Müslümanlar başta olmak üzere kadınlar, gençler, LBGT+’lar, emekçiler, sosyalistler, gazeteciler, akademisyenler, aydınlar ve sesi duyulmamış tüm insanlar adına geleceği özgürlük ve demokrasi ile şekillendirmek için, seçimleri mücadelemizin bir mevzisi olarak ele alıyoruz.

‘Herkese ulaşmalıyız’

Sadece örgütlü yapılarımızı değil demokrasi, adalet, özgürlük yanlısı ulaşabildiğimiz ve ikna ettiğimiz tüm kesimleri bu seçim çalışmalarımıza ortak yapmalıyız. Özgür ve demokratik bir gelecek için kapsayıcı, bütünleştirici, ön yargıları kıran, yoldaşça ve kolektif bir çalışma yürütmemiz önemlidir. Kim olursa olsun, seçmen olan herkese geçmişte hangi partiye oy verdiğine bakılmaksızın tüm seçmenlere ulaşma, seçimde Emek ve Özgürlük İttifakı’na oy vermeleri ve Emek ve Özgürlük İttifakı için çalışmaya ikna etmeliyiz.”

Yol haritasında, HDP’nin başta Avrupa olmak üzere Türkiye dışında önemli bir seçim tecrübesi bulunduğuna dikkat çekilerek, “Bu tecrübenin değerlendirilmesinin yanı sıra İttifakın öncü pozisyonunda olması itibarıyla HDP Genel Merkezi başta olmak üzere ihtiyaç temelinde İttifaka üye partilerin merkezleri ile de koordineli bir şekilde çalışmalar zenginleştirilerek sürdürülecektir” denildi.

Koordinasyon, seçmenlerin bulunduğu tüm ülke ve şehirlerde komisyonlarını ve komitelerini en geç 15 Şubat’a kadar oluşturmayı kararlaştırdı.

HABER MERKEZİ

#Emek #Özgürlük #İttifakı #yurt #dışında #seçim #çalışmaları #startını #verdi

Başarır ve Türkkan hakkında dokunulmazlığın kaldırılması kararı

Meclis Hazırlık Komisyonu, CHP’li Ali Mahir Başarır ve İYİ Partili Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar aldı.

Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılması ile ilgili hazırladığı raporu Anayasa Adalet Karma komisyonuna sunacak.

 

HABER MERKEZİ

#Başarır #Türkkan #hakkında #dokunulmazlığın #kaldırılması #kararı

Mimarlar Odası’ndan Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasına ilişkin açıklama

Mimarlar Odası, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasına ilişkin düzenlediği toplantıda personelin de zorla İstanbul’a götürüldüğü belirtilierek, ‘Personelin büyük bir kısmına işten atılma korkusuyla sözleşme imzalatılmış durumda. Bu kabul edilemez bir durum’ dedi

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması ve aralarında mimarların da olduğu çalışanlara yönelik baskılara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Oda üyelerinin katıldığı toplantıda Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan konuştu.

Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasının ardından kentte gitmek istemeyen çalışanlara yoğun baskı yapıldığını söyleyen Karakuş Candan, “Banka yönetiminin, personeli taşeron şirket kadrosunda çalıştırdığını, aralarında mimarların da bulunduğu personeli Ankara dışına gitmeye zorladığını, gitmeyenlerin bankaya giriş kartlarının da iptal edildiği bilgisini edindik” dedi.

Merkez bankasının Ankara’ya taşınması

Millet İttifakı’nın açıkladığı ortak politikalar metnine dikkat çeken Karakuş Candan, metinde Merkez Bankası’nın Ankara’ya taşınacağına ilişkin yer alan vaade atıfta bulundu. Karakuş Candan, “Cumhuriyetin finans merkezi başkent Ankara’dır. Cumhuriyetin siyasal dönüşümüyle birlikte iktisadi dönüşümü de aslında Ankara’da şekillenmiştir. Merkez Bankası, bağımsızlığı temsil etmesiyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası olarak adlandırılıyor. AKP iktidarında ve Melih Gökçek yönetiminde Ankara’nın başkent kimliği yıpratıldı. Cumhuriyet dönemine ait eserlerin yok edilmesiyle ve finans merkezlerinin Ankara’dan taşınmasıyla Başkent kimliği boşaltıldı. Şimdi de Merkez Bankası İstanbul’da 67 katlı bir yapıya taşınıyor. Asıl amaç Başkent’in Ankara mı İstanbul mu olacağına ilişkin tartışmanın önünü açmak. Merkez Bankası personelinin de İstanbul’a gönderilmesi sürecinde çok fazla meslektaşımız, teknik eleman, oradaki çalışanlar bize ulaştı. Kendilerine zorla bir sözleşme imzalatmaya çalışıldığını, onların belirlediği koşullarda çalışmayı kabul etmeyenlerin kartlarının iptal edilerek bankaya girişlerinin engellendiğini belirttiler” dedi.

‘Merkez Bankası’ndaki tüm çalışanlar kadrolu olmalıdır’

İktidarın ekonomi politikalarının Merkez Bankası’nı getirdiği duruma dikkat çeken Karakuş Candan, “Merkez Bankası’nın personelinin büyük bir kısmı taşeron olarak çalışıyor. Çünkü Merkez Bankası’nda çalışmak liyakat ister. Orada çalışacak insanların gerçekten hem liyakatli hem de kendisini devlet güvencesinde hissetmesi gerekir ki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun içinde, Merkez Bankası personelinin özgün koşulları vardır. Şimdi taşeron firma aracılığıyla taşeron işçi, mühendis ve mimar çalıştırılıyor. Merkez Bankası içler acısı bir halde. Bugün ise bir tarafta kadrolu çalışanlar, diğer tarafta da taşeron firma tarafından işe alınan elemanlar var. Dolayısıyla bu 2 yapının birbirinden ayrıcalıklı hali eşitlik ilkesine aykırı. Merkez Bankası’ndaki tüm çalışanlar kadrolu olmalıdır” diye konuştu.

‘Merkez Bankası çalışanlarına mobing uygulanıyor’

“Hem meslektaşlarımız üzerinde hem de tüm çalışanlar üzerinde bu kadar baskı yürütülürken bankaya alınan Merkez Bankası’nın Başkanı’nın yakınları kimlerdir” diye soran Karakuş Candan, şöyle konuştu: “Yine kadrosu Merkez Bankası’nda olan, fakat cumhurbaşkanlığında görevli olduğu için bankaya hiç uğramayanların olduğu da iddia ediliyor. Liyakat esasıyla şekillenmesi gereken Merkez Bankası insanların başka yerlerde görevlendirildiği bir mekanizma haline mi dönüştü? Bu iktidar döneminde Merkez bankası, Cumhuriyet’in merkez bankası olmaktan çıkartılmaya çalışılmaktadır. Çalışanları zorla İstanbul’a götürmek ve sözleşme imzalatmak hukuka aykırıdır. İbret olsun diye oradaki insanlar üzerinden hukuksuzluk ve mobbing yapılıyor. Meslektaşlarımızın arkasındayız. Personelin büyük bir kısmına işten atılma korkusuyla sözleşme imzalatılmış durumda. Bu kabul edilemez bir durum. Bu emekçiye, bu ülkenin mimarına ve mühendisine çok büyük bir saygısızlık ve çok büyük eziyettir. Bu iktidarın bunu yapmasına asla müsaade etmeyeceğiz ve sessiz kalmayacağız.”

HABER MERKEZİ

#Mimarlar #Odasından #Merkez #Bankasının #İstanbula #taşınmasına #ilişkin #açıklama

Gazeteci Kartal için ‘benzerlik’ten iddianame hazırlandı

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci Sezgin Kartal için hazırlanan iddianame kabul edildi

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde evine yapılan baskınla gözaltına alınarak 13 Ocak’ta tutuklanan SODAP Eş Sözcüsü gazeteci Sezgin Kartal hakkında yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede Adana Cumhuriyet Başsavcılığının bir başka kişi hakkında yürüttüğü soruşturma kapsamında 16 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirilen ev aramasında el konulan bir bilgisayarda 26 Eylül 2014 tarihli bir fotoğraf bulunduğunu ve fotoğraftaki bir kişinin Sezgin Kartal ile “saç, alın, burun ve yanak yapısı ile benzerlik gösterdiğinin” Ankara Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı raporu ile tespit edildiği öne sürüldü.

HTS kayıtları delil sayıldı

İddianamede gazeteci Kartal’ın örgütle bağlantısına dair, 5 yıl önce yürütülen bir soruşturma ve dava dosyaları ile ev aramasında alınan dijital materyallerde yer alan fotoğrafları delil olarak gösterilirken, Kartal’ın telefon hattı üzerinde HTS kayıtları da delil olarak sunuldu.

İlk duruşma 4 Nisan’da

Kartal’ın gazeteciliğini “örgüt üyeliğine” gerekçe yapan savcı, Kartal’ın yazdığı yazıların ise PKK-YPG eylem ve etkinliklerini sempatik gösterme amacı taşıdığını iddia ederek, ceza talep etti.

İddianameyi kabul eden İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma günü olarak 4 Nisan’ı belirledi.

İSTANBUL

#Gazeteci #Kartal #için #benzerlikten #iddianame #hazırlandı

30 yıl tutuklu kalan Hüseyin gördüğü işkenceyi ve nasıl ayakta kaldığını anlattı

30 yıllık tutukluluğun ardından Rojava’ya dönen Ahmet Hüseyin, nasıl ayakta kaldığını anlattı: Beni ayakta tutan şey Abdullah Öcalan’ın felsefesidir. Bu olmasaydı 30 yıl geçmezdi

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) 1990’lı yıllarda yargılanan ve müebbet hapis cezalarına çarptırılan tutukluların tahliyeleri sürüyor. 52 yaşındaki Efrînli Ahmet Hüseyin de tahliye edilen tutuklulardan birisi. Hüseyin, 1992 yılında henüz 21 yaşındayken Maraş’ta tutuklandı. Malatya’daki DGM’de yargılandı ve “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Hüseyin, tutuklandıktan sonra Bartın’a, daha sonra Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildi. 6 Ekim’de ise tahliye edildi. Tahliye sonrası Kocaeli Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) gönderilen ve 12 gün boyunca burada tutulan Hüseyin, Grê Spî’de paramiliter güçlerin eline teslim edildi. Hüseyin, bir gün sonra serbest bırakıldıktan sonra Kuzey ve Doğu Suriye’ye geçti. Yaşamının büyük bir bölümünü cezaevinde geçiren Ahmet Hüseyin, 30 yıllık tutukluluk sürecini anlattı.

  • Cezaevine girdiğiniz 1992’de nasıl bir süreç vardı?

1990’lı yıllar çok zor bir süreçti. Birçok yerde başkaldırı vardı. O dönemlerde devlet bazı bölgelere giremiyordu. Zaten bunun üzerine YNK ve KDP’nin ihanetiyle Güney Kurdistan’da özgürlük hareketine karşı bir operasyon gerçekleştirdi. YNK ve KDP ihanetiyle bizi yok etmek istediler. O zamanlar bildiğiniz gibi faili meçhullerin çokça yaşandığı bir süreçti. Rahmetli Apê Musa ve Vedat Aydın’la başlayan faili meçhul cinayetlerde yaklaşık 20 bin yurttaşımız yaşamını yitirdi. Tabi failleri belli, devletin kendisi yaptı. Köy yakmalar yaşandı, insanlar öldürüldü… Yani 1992 ila 1993 yıllarında Kürt iradesini yok etmeye dönük hamleler vardı. Çünkü devrimimiz devam ediyordu. Geriye kalan başarmaktı. Önderlik (PKK Lideri Abdullah Öcalan) diyordu ya; “Diriliş tamamlandı, sıra kurtuluşta.” Öyle bir süreçti. O sürecin durdurulması, engellenmesi için devlet, ihanetçi Kürtlerle işbirliği yaptı. Ama KDP, YNK ve korucuların ihanetine rağmen özgürlük hareketi geriye düşmedi, aksine büyüdü.

  • Tutuklandığınız dönem işkencelerin ağır yaşandığı dönemdi. Siz tutuklandığınız süreçte neler yaşadınız?

Aklınıza gelebilecek her türlü işkenceyi yaptılar. Avukat yoktu. Askerler, sözlerimizi kafalarına göre tercüme ediyorlardı. Biz de o zamanlar Türkçe bilmiyorduk. Ne avukat, ne haklarımız… İşkenceden başka bir şey yoktu. 92 yılında tutuklanan bazı arkadaşlar işkenceyle katledildi. 1993 yılından sonra çok az insanı tutukluyorlardı, genelde öldürüyorlardı. Tutukladıktan sonra bir şeyler sorup, öldürüyorlardı. Doğrusu o süreç çok zorlu ve zahmetli bir süreçti. Tutuklandıktan sonra 16 gün boyunca her türlü işkenceyi yaptılar. Elektrik, tazyikli su… İlk tutuklandığımız gün çıplak bir şekilde işkence yaptılar. Yeme, içme zaten yok. Sadece bir parça sert ekmek veriyorlardı. Bazen su veriyorlardı. Elektrik verdiklerinde kendimizden geçtiğimizde bir süre hücreye koyuyorlardı. Sonra tekrardan işkenceye devam ediyorlardı. İşkenceyi vardiyalı şekilde yapıyorlardı. Biri gidiyordu, diğeri geliyordu. Aralıksız 24 saat yaptılar. O zamanlar böyle yapılıyordu. Şimdi psikolojik şiddet daha fazla olmuş ama o dönem hem psikolojik hem de fiziksel işkence yapıyorlardı.

  • Cezaevlerinde de o dönem çok sayıda tutuklu yaşamını yitirdi. Siz bu ölümlere tanık oldunuz mu? Cezaevlerinde neler yaşanıyordu?

Benim kaldığım cezaevlerinde birçok şey yaşandı. 1996 yılının 24 Eylül’ünde Amed’de 10 arkadaşımızı şehit ettiler. Yine 4 Ekim 1993’te Amed’de büyük bir vahşet yaşandı. Arkadaşlarımızı Antep’e sürgün ettikleri sırada şehit etmişlerdi. 2 arkadaşımız, Erzurum’da yaşanan vahşetlerden kaynaklı intihar edip, şehit düştüler. Dövüyorlardı, ihanete zorluyorlardı. Yine Elazığ’da aynı şeyler yaşandı. Birçok zindanda böyle şeyler çok oldu. İrade kırmak istiyorlardı. Bazen Malatya Cezaevi’nde bize saldırıyorlardı. Hatta mahkeme bana ceza verdiği zaman hakimin gözü önünde askerler bana saldırdı. Yüzüm gözüm hep morarmıştı, kan toplamıştı. O yüzden koğuştaki arkadaşlar beni tanıyamadı.

O dönem Özgür Gündem gazetesi bana yapılan saldırıyı haberleştirmişti. Zindandaki doktordan rapor istedim ama hiçbir dönüş yapmadığı gibi soru bile sormadı. Bu şekilde işkence yapıyorlardı.

  • Bu ‘düşmanlığın’ altında ne gibi nedenler yatıyor?

Tutuklu, direnip teslim olmadığı için böyle yapıyorlar. “Ya teslim olacaksın, ya öleceksin” diyorlar. Siyasi bir amacı var. İhaneti kabul etmiyorsunuz. Cezaevleri tarihinde direnişiyle tanınan PKK’nin öncü kadrolarından Kemal Pir örneği var. Ölüm döşeğinde gözleri görmediği zaman doktor, Kemal Pir’e, “Kemal gözünü kurtaracak zaman var. Gel gözlerini kurtaralım” diyor. Kemal arkadaş ne diyor? “Sen namussuzluğu kabul edeyim istiyorsun. Gözsüz bir Kemal, gözlü ve namussuz bir Kemal’den daha iyidir” diyor. Yani, “Ben bu ölümü kabul ediyorum ama namussuzluğu kabul etmiyorum” diyor. Kabul edersen geri dönüşü olmaz. Cezaevindeki arkadaşların birçoğu bu bilinçte yaşam sürüyorlar. Koca bir ömrü halkımız için yattık. Önder Apo bugün halkı için cezaevinde nasıl direniyorsa arkadaşları da onun gibi direniyor. Bugün Önder Öcalan teslimiyeti kabul etmediği için tecrit uygulanıyor. Düşmanca politikalar yürütüldüğü için arkadaşlarımız şehit düşüyor. Önder Apo’nun felsefesini bilenler ölseler bile teslimiyeti, ihaneti asla kabul etmez. Bu politikalar AKP iktidarından sonra çok genişledi. Eskiden cezaevinde yaşanlarla şimdi yaşananların arasına çok fark yok diyebilirim.

  • Ömrünüzün yarısını birçok kişi gibi cezaevinde geçirdiniz, sizi ayakta tutan ne oldu?

Şüphesiz 30 yıl beni ayakta tutan şey Önder Apo’nun felsefesi, şehitlerimiz ve halkımızın direnişiydi. Tabi büyük bir irade ve tutku istiyor cezaevi koşullarına dayanmak için. Bunlar olmazsa 30 yıl geçmez. Cezaevinde direnmezsen ruhun yok edilir. 30 yıl Önder Apo’nun felsefesini ve parti çizgisini esas aldım. Ne kadar eksikliğimiz olsa da o hattan çıkmadım. Elime fırsat geçtikçe kendimi geliştirmeye çalıştım. Yazılar, şiirler yazdım, resim çizdim. Her açıdan çalışmalar yapmaya çalıştım. Özgür kadın, Kurdistan, Dersim üzerine roman, hikaye tarzında yazılar yazdım. Axina Dilistan, Buhara Destanê, Gula Dilistana Min yazdığım kitaplardan bazılarıdır. Cezaevinde insanı ayakta tutan şeylerden biri de arkadaşlıktır. Esas olan şey arkadaşlıktır.

  • Arkadaşlık ilişkilerinizin bu duruma ne gibi etkileri oldu?

Arkadaşlık olmazsa insan çok bir şey yapamaz. Mesela ben kitap yazdığımda arkadaşlarım hep yardım etti. Yaptığım tüm çalışmalarda arkadaşların da payı var. O yüzden sizin aracılığınızla onlara teşekkür etmeyi kendime bir borç biliyorum. Zindanda bencillik öne çıkarılmak isteniyor. Biz de güçlü bir arkadaş sevgisiyle düşmanı boşa çıkartıyoruz. Eğer cezaevinde arkadaş sevgisini öne çıkarmasaydık, çoktan F Tipi Cezaevleri ile amaçlanan olurdu. Orada başarı elde edemediği için bugün S ve Y Tiplerini yaptı. Hayri, Kemal, Mazlum, Ferhat, Eşref, Fikret arkadaşlar… Eğer cezaevlerinde bir direniş, duruş varsa bu arkadaşların direnişiyle var. Biz bu arkadaşların ruhuna borçluyuz. O arkadaşlık ruhu, iradesizleştirme politikalarını boşa çıkartıyor.

Bir örnek vereyim; Bazı arkadaşlar vardı, okuma yazmaları yoktu. Ama arkadaşlıkları bize örnek oluyordu. Arkadaşlık duruşları hepimize büyük bir güç veriyordu. Arkadaşlığımızı hem içeride hem dışarıda ne kadar güçlendirirsek Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne o kadar çok yaklaşırız. Önder Apo ile Haki Karer’in arkadaşlığıyla özgürlük mücadelesi ortaya çıktı, varlık oldu. Zindan da öyle. Varlığımız arkadaşlıkla oluyor. Heval (arkadaş) yoksa hiçbir şey yok. Heval her şeydir, heval yoksa insan cezaevinde hiçbir şeydir. Eğer 30 yıldır ayaktaysam ve hala yürüyebiliyorsam bunu arkadaşlara borçluyum.

  • Sizi yazamaya iten neden ne oldu?

Birinci olarak, yaşadığımız hayatı ve acıları yansıtmamız gerekiyor. Yine Önder Apo’nun felsefesini şiirle, romanla, hikayeyle, resimle, kısacası sanat ve edebiyatla topluma aktarmamız gerekiyor. Her açıdan bu felsefeyi topluma ulaştırmamız gerekiyor. “Gula Dilistana Min” kitabını annem için yazmıştım. Kadınlara dönük tacize, tecavüze, işkenceye, çocuk yaşta evlendirilmelerine… Taybet annenin cenazesi bir hafta yerlerde kaldı. Cemile 12 yaşında öldürülmüştü. Bunlar benim daha çok yazmamda ve okumamda etkili oldu. Onun dışında yanımızda şehit düşen arkadaşlarımız… Onların yanık bedenlerinin kokusu burnumdan çıkmıyor. Tüm bunlar benim daha çok yazıp, okumamda ve ayakta kalmamda etkili oldu. Onların acılarını, aşklarını, mücadelelerini dile getirmeden ne yapacaksınız cezaevinde? Gardiyanlar gelip yazdıklarımıza el koyuyorlardı. Ama yine de özellikle cezaevinde yazmaktan vazgeçmemek gerekiyor. İnsan acısını ancak yazarak dışarıya aktarabilir. Arkadaşların annesi, babası cezaevlerinde öldü. Cenazelerine gidemediler, mezarlarına gidemediler. Bu acı dile gelmez. Özellikle 30 yıl içeride kalan arkadaşların hepsinin annesi, babası vefat etmiş. Gidip göremediler. Gidip mezarlarına bir Fatiha okuyamadılar. AKP, “Müslüman’ım” diyor ama bunu insanlara çok görüyor. Bunların hepsinin yazılması ve düşündürülmesi lazım.

  • Tahliye sonrası GGM’ye, daha sonra paramiliter güçlere teslim edildiniz. Orada nasıl karşılandınız?

Aslında tutukluluğum 30 yıl 13 gün. Çünkü 12 gün GGM’de kaldım. Orası zindandan daha kötüydü. Bir gün de çetelerin elinde kaldım. O yüzden 30 yıl 13 gün. O 13 gün, 30 yıldan daha kötüydü. Orada her milletten insan var. GGM’de hiçbir insan hakkı yok. İstediğin bir şeyi onlar istemiyorsa, özel güvenlik işkence ediyor. Herkesi hakaretle, küfürle korkutmaya çalışıyorlar. Beni çetelerin eline teslim ettikleri zaman çete, “Nereden geliyorsun, niye geliyorsun?” diye sordu. Ben de, “Buralıyım, beni geri gönderdiler” dedim. Fazla bir şey demediler. Sadece 14 kişiyi küçük bir odaya koydular. İçlerinde tek siyasi olan bendim. 24 saatin sonunda bıraktılar.

  • Sonrasında doğduğunuz toprağınıza döndünüz. Nasıl bir histi?

Cezaevinden çıktıktan sonra Rojava’ya gittim. Arkadaşlarımı bir arada gördüm. ‘Rüya mı, hayal mi’ diye soruyor insan kendine. Bu duruma kolay kolay inanılamıyor. 30 yıl içeride 30 arkadaşla kalıyorsun, dışarıya çıkınca onbinlerce insanı görüyorsun. Her biri ayrı bir coşkuyla seni karşılıyor. O yüzden insan ‘gerçek mi, rüyamı?’ diye kolay kolay inanamıyor. Dışarıda olanlardan haberimiz oluyordu. O yüzden şok geçirdiğim bir şey oldu diyemem. Kardeşim ve oğlu beni karşılamaya gelmişti. Yeğenimi tanıyamadım. Başka bir genç de “Apo (amca) nasılsın?” diye sordu. Anladım ki yeğenimdir. 30 yıl önce gördüğüm yurtsever arkadaşlarımı gördüm. Bir tesadüfü anlatmak istiyorum; 30 yıl önce beni Türkiye’ye geçiren arkadaş, yine 30 yıl sonra beni karşılamaya gelmişti. 30 yıl sonra gördüğüm arkadaşlarımla geçmiş anıları hatırladık, konuştuk. O dönemin arkadaşlığını, hayatını, anılarını hatırladım. Bir aya kadar da her şey hayal gibi geldi. 1 ayın sonunda gerçek olduğunu anladım. Çıktıktan sonra Rojava’daki inşayı nasıl ileriye taşıyabiliriz diye çok düşündüm. İnsan bunları daha çok düşünüyor.

  • Önümüzdeki sürece dair neler söylemek istersiniz?

Kadınlar, çocuklar, gençler olarak her yerde daha çok devrime katılmamız gerekiyor. Özgürlük için bir bedel verilmesi gerekiyorsa, verilmeli. Zindan olsun, şahadet olsun, ne olursa olsun. Hiçbir şey toplumun özgürlüğünden önemli değil. O yüzden başta Önderliğin üzerindeki ve toplumun üzerindeki tecrit için pasifliği kırmamız gerekiyor. Onu, kendini yakarak yapmamak lazım. Kendini yakacağına düşmana zarar ver. Önderlik insanların kendisini yakmasını kabul etmiyor. Kendini yakabilecek iradesi olan bir insan çok şeyi başarabilir. Önderlik insanların kendini yakmasını değil, başarı istiyor. Bugün her yerde bizi öldürüyorlar. Bizim de her yerde başarıya ulaşmamız gerekiyor.

Bu devrim halkın devrimi. Eğer biz de kendimizi halktan görüyorsak genç, yaşlı, çocuk demeden bu devrimi sahiplenmemiz gerekiyor. Ölümden, tutuklanmaktan korkmamamız gerekiyor. Ben 30 yıl cezaevinde kaldım. Ama şu an dışarıdayım. Yine halkımın, arkadaşlarımın, sevdiklerim arasındayım. İnsan ölüyor ama tarihte yaşıyor. Kaç yıldır Önderliğin sesini alamıyoruz. Bu da bizim eksikliğimiz. Hepimiz Önderliğin karşısında suçluyuz. Bu eskiden eksiklikti ama şimdi suç. Kendimizi Önder Apo’ya affettirmek için başarıya ulaşmamız gerekiyor. Başka yolu yok. Önder Apo ve felsefesi Kürt halkı için son şans. Bu şansı iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Önder Apo kendini tarihe ispatladı. Bizim de başarıyla kendimizi ispatlamamız, Önder Apo’ya affettirmemiz gerekiyor.

Haber: Rukiye Adıgüzel – MA

#yıl #tutuklu #kalan #Hüseyin #gördüğü #işkenceyi #nasıl #ayakta #kaldığını #anlattı

Temelli: Krizden çıkışın yolu Öcalan’ın paradigması

HDP Wan İl Örgütü’nün yaptığı panelde söz alan HDP Wan Milletvekili Temelli, Abdullah Öcalan’ın üçüncü yol siyasetiyle krizden çıkış yolu gösterdiğini belirterek, ‘Çözüm o paradigmaya sahip çıkmakla başlıyor, o paradigma Öcalan’ın tezleridir’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Wan İl Örgütü, “Demokratik Siyaset ve 3. Yol” paneli düzenledi. Çok sayıda kişinin atıldığı panele konuşmacı olarak HDP Agîrî Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir ve HDP Wan Milletvekili Sezai Temelli katıldı. Panelin moderatörlüğünü, ise Yeşil Sol Parti Wan Eşsözcüsü Veysi Dilekçi yaptı.

‘Yeni bir sistem yaratmak gerek’

Panelde ilk sözü Temelli alarak, “Büyük bir siyasi kriz var ama bu krizi çözecek bir irade yok” dedi. Türkiye’nin uzun yıllardır siyasi kriz yaşadığını vurgulayan Temelli, “Farklı farklı dönemlerde farklı isimlerle de anılsa da bu ülke hep krizler coğrafyasıdır. Düzen bu krizin kendisidir, bunu aşmak için yeni bir sistem yaratmak gerekiyor. AKP-MHP iktidarı da bu anlayışı devam ettiriyor” dedi.

‘Başka bir siyaset üçüncü yolla mümkün’

Sadece seçim ve sandıkla bu sistemin değişmeyeceğini vurgulayan Temelli, “Başka bir siyaset mümkündür diyoruz. O yol üçüncü yoldur. Çözüm o paradigmaya sahip çıkmakla başlıyor, o paradigma Öcalan’ın tezleridir. Öcalan bize bir şey söylüyor, söylediği şey içinde yaşadığımız krizden çıkış yoludur, başka bir siyaset nasıl mümkün onu gösteriyor” dedi.

Ardından söz alan Taşdemir ise, “Biliyoruz ki Kürdistan dört parçadır ancak bugün dünyada dört parça Kürdistan’da baskı politikaları devrede. Kürtlerin kendi ayakları üzerinde durmasını istemiyorlar. Her dört parçada ittifakın oluşturulması gerekir. Bugün Ortadoğu’da en büyük sorun halkların birbirinden ayrıştırılması, ötekileştirilmesidir. Yüzyıllardır savaş ve baskı devrede olan Ortadoğu’da bir halk başka bir halkı baskı altında tutmakta” diye belirtti.

‘Bizler ne yeşiliz ne beyaz’

Ortadoğu’da yeni bir paradigmanın oluştuğuna işaret eden Taşdemir, “Kürtler eliyle bugün konfederalizm modeli ile Ortadoğu’da yeni bir model hayatta geçirildi. Bu da Sayın Abdullah Öcalan fikri sayesinde. Kadınlar öncülüğünde yeni bir yaşam hayata geçmiş durumda. Ulus devletin oluşumu Mezopotamya’da hayata geçirilen inkar imha politikalarıyla Kürtler yok edilmeye çalışıldı. Kürt dili kimliği, varlığı bir sorun gibi ele alındı. Soykırım politikalarıyla Dersim’den Zilan’a hayata geçirilerek bu politika sürdürülmek isteniyor. Bizler üçüncü yol ile her inanış, her kimlik, her inancın yer alabileceği demokratik bir siyasetin mümkün olabileceğini söylüyoruz. Bizler ne yeşiliz ne beyaz. Bizler üçüncü yol ile yeni bir ittifak oluşturarak sistem dışı kalan herkesin yer alabileceği bir alternatif sunuyoruz. Abdullah Öcalan Atina savunmasında üçüncü yol yöntemini açmış. Bu ittifaklar dönem dönem oluşturuldu. Ancak geldiğimiz aşamada HDP olarak oluştu” dedi.

Abdullah Öcalan’ın sözleri hatırlatıldı

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sadece seçim odaklı olmadığını vurgulayan Taşdemir, “Algı operasyonuyla bin bir türlü baskı oluşturuyorlar üzerimizde ancak biz demokrasi ev emek ittifakının yaratmış olduğu başarıdan kaynaklı olduğunu biliyoruz. Sayın Öcalan diyor ki ‘siz ittifaklar oluşturmazsanız yok olursunuz.’ Bizler de 3’üncü yol ile kadın öncülüğünde kendi mücadele yolumuzu oluşturduk. Özgür bir Kürdistan, demokratik bir Türkiye ile bedeli ne olursa olsun bu ittifakla mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu siyaset ile her alanda emek verenler başarıya ulaşacak” diye konuştu.

Panel, soru cevap kısmıyla sona erdi.

WAN

#Temelli #Krizden #çıkışın #yolu #Öcalanın #paradigması

Umut Vakfı: Silahlı şiddet oranı yüzde 4,81 arttı

Umut Vakfı’nın ‘Türkiye silahlı şiddet haritası”na göre, Türkiye’de silahlı şiddet olaylarında 2021 yılına oranla yüzde 4,81 artış oldu

Bireysel silahlanmaya karşı çalışmalar yürüten Umut Vakfı hazırladığı, “Türkiye silahlı şiddet haritası” 2022 raporunu açıkladı.

Rapora göre, 2022 yılında medyaya 3 bin 984 silahlı şiddet olayı yansıdı. Bu silahlı şiddet olaylarında 2 bin 278 kişi öldürülürken, 4 bin 231 kişi ise de yaralandı. Silahlı şiddet olaylarının 616’sında kesici aletler kullanılırken, 3 bin 368 cinayet ateşli silahlarla işlendi. Silahlı şiddet olaylarında 2021 yılına oranla yüzde 4,81 artış oldu.

Birinci sırada Marmara Bölgesi var

Raporda, bölge bazında en çok silahlı şiddet olayların yaşandığı bölgenin Marmara Bölgesi olduğu kaydedildi. Bin 136 silahlı şiddetin yaşandığı Marmara Bölgesi’nde, silahlı şiddet olaylarında 560 kişinin öldüğü, bin 218 kişinin de yaralandığı belirtildi.

İller bazında baktığımızda 519 olayla en çok silahlı şiddet olayının yaşandığı İstanbul’da, 296 kişi yaşamını yitirirken, 601 kişi yaralandı. İstanbul’a devamla, Adana’da 123 kişi, İzmir’de 118 kişi, Riha’da 100 kişi, Konya’da 86 kişi yaşanan silahlı şiddet olaylarında yaşamını yitirdi.

İSTANBUL

#Umut #Vakfı #Silahlı #şiddet #oranı #yüzde #arttı

Yekgirtu Başkanı Soylu ile görüştü

Yekgirtuya İslami ya Kürdistan Başkanı Selahaddin Muhammed Bahadin, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştü

Selahaddin Muhammed Bahadin’in İletişim Ofisi yaptığı bir açıklamayla Yekgirtuya İslami ya Kürdistan Partisi (Kürdistan İslami Birlik) Başkanı Selahaddin Muhammed Bahadin’in Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü duyurdu.

Soylu’nun özel ofisinde gerçekleştirilen görüşmenin bir saatten fazla sürdüğü belirtildi. Açıklamada, Selahaddin Muhammed Bahadin’in Soylu’dan Mêrdin’de 5 kişinin katledildiği olayı ciddi şekilde araştırmasını istediği bildirildi.

Görüşmeyle ilgili RojNews, Yekgirtuya İslami ya Kürdistan yetkililerine ulaşmak istedi ancak parti bu konuda bir açıklama yapmak istemedi.

19 Ocak gecesi saat 00.30 sıralarında Mêrdin’e gitmekte olan Irak plakalı bir araca dönük gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu araçta bulunan 5 kişiden Hindirin Abdullah Salih (39), Wahida Haydar Casim (63) ve Abdullah Saleh Mustafa (69) olay yerinde, hastaneye kaldırılan Çimen Şahin Halid (75) ve ardından Elazığ’a sevk edilen Ahmed Celaleddin İbrahim (45) de tedavi gördükleri hastanede yaşamını yitirmişti. Her 5 yurttaş da Duhok nüfusuna kayıtlıydı. HPG Basın İrtibat Merkezi olayla ilgili yaptığı açıklamada ‘planlı bir kontra faaliyet’ olduğunu ifade etmişti.

Kaynak: RojNews

#Yekgirtu #Başkanı #Soylu #ile #görüştü

Türkiye, Federe Kürdistan’da karakol sayısını artırdı: Bölgeyi istikrarsızlaştırıyor

Reuters, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’nde askeri karakol sayısını arttırdığına dair bir haber yayınladı ve bu durumu ‘IŞİD’le savaşa kıyasla dünyada çok az dikkat çekiyor. Fakat bölgeyi istikrarsızlaştırma riski içeriyor’ sözleri ile yorumladı

İngiliz haber ajansı Reuters, Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki askeri varlığının son dönemde giderek arttığını ve bu durumun “çok az ilgi çekmekle beraber bölgeyi istikrarsızlaştıma riski taşıdığını” yazdı.

Ajansın haberinde, “Türkiye’nin Irak Kürdistanı’nın nüfusu giderek azalan sınır bölgelerindeki ilerlemesi Suriye’ye müdahaleleri veya IŞİD’le savaşa kıyasla dünyada çok az dikkat çekiyor. Fakat yorumculara göre bu tırmandırma, dış güçlerin dokunulmazlıkla müdahalede bulunduğu bir bölgeyi daha da istikrarsızlaştırma riskini içeriyor” denildi.

Haberde, Türkiye’nin Federe Kürdistan sınır bölgelerinde kaç askeri karakolu bulunduğuna dair bazı rakamlar da ortaya atıldı. Peşmerge güçlerinin eski genel sekreteri Cabar Manda, Türkiye’nin 2019’a dek Irak’ta 29 askeri karakolunun bulunduğunu savunarak şu an sayının 87 olduğunu söyledi.

Bu karakolların büyük kısmının 150 kilometre uzunluğunda ve 30 kilometre derinliğinde bir hatta olduğunu söyleyen Manda, “Bu askeri karakollarda tanklar ve zırhlı araçlar var” dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Kürt yetkili de Türkiye’nin askeri karakollarını sayısının yaklaşık 80’e çıktığını söylerken, bir diğer yetkili bunların en az 50’sinin son iki yılda inşa edildiğini ve “Türkiye’nin varlığının giderek daha kalıcı hale geldiğini” belirtti.

Bakanlık yanıt vermedi

Reuters’ın konuyla ilgili görüşünü almak istediği Milli Savunma Bakanlığı ise Irak’taki TSK faaliyetlerinin, BM Şartı’nın bir ülkeye saldırıya uğraması halinde kendini savunma hakkı tanıyan 51’inci maddesi ile uyumlu olduğunu savundu. Bakanlık, askeri karakol sayısı hakkındaki soruları yanıtsız bırakırken, “söz konusu terörle mücadele faaliyetlerinin Iraklı yetkililerle koordinasyon ve yakın işbirliği çerçevesinde gerçekleştirildiği” ifadelerini kullandı.

Reuters’ın haberinde, ‘Sınır Ötesi Bombalamalara Son’ adlı sivil toplum kuruluşu ile Uluslararası Kriz Grubunu’nun raporlarında 2015’ten bu yana bölgede en az 98 sivilin öldürüldüğü bilgisine de yer verildi. Bir Federe Kürdistan Bölgesi yetkilisi ise PKK ile ateşkesin son bulduğu 2015’ten beri en az 800 köyden binlerce sivilin evlerini terk ettiğini söyledi.

Reuters’a konuşan Kürt yetkililer, Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığının bölgesel bir rakip olarak İran’ın da ülkedeki istihbarat operasyonlarını artırıp askeri eylemler düzenlemesine yol açabileceği endişesini de paylaştı. Haberde, İran’ın Jîna Emînî protestolarını kışkırtmakla suçladığı Kürt grupların üslerine zaten saldırı düzenlediği hatırlatıldı.

Washington Enstitüsü’nde Iraklı Şii milisler konusunda uzman olan Hamdi Malik, Liva Ahrar el-Irak ve Ahrar Sincar isimli Tahran yanlısı grupların kendilerini geçen sene Türkiye’nin varlığına karşı direniş örgütleri olarak yeniden konumlandırdığını söyledi. Washington Enstitüsü’nün ilgili bir raporunda, Türkiye’nin Irak’taki askeri tesislerine 2022 yılında ayda ortalama 1.5 saldırı düzenlenirken, bu sayının nisan ayında yediye yükseldiği bilgisi yer almıştı.

Köylüler: Türkiye ilk geldiğinde seyyar çadır kurmuştu

Reuters, Duhok’a bağlı olan ve Türkiye’ye ait üç askeri karakol bulunduğu savunulan Sararo köyünü de ziyaret etti. Sivillerin geçen sene “günler süren havan topu saldırılarının ardından” sınıra 5 kilometre uzaktaki bu bölgeyi terk ettiği belirtilirken, Sararo Belediye Başkanı Abdülrahman Hüseyin Raşid de “Türkiye buraya ilk geldiğinde küçük, seyyar çadırlar kurmuştu. Fakat ilkbaharda, tuğla ve çimento ile karakollar inşa etti” dedi.

Raşid, “7/24 faaliyet gösteren insansız hava araçları ve kameraları var. Olan biten her şeyden haberdarlar” diye konuştu. Reuters muhabiri ise bölgede yerlerde hâlâ mermi kovanları ve şarapnel bulunduğunu, insansız hava araçlarının sesinin duyulabildiğini belirtti.

DIŞ HABERLER

#Türkiye #Federe #Kürdistanda #karakol #sayısını #artırdı #Bölgeyi #istikrarsızlaştırıyor