Ana Sayfa Blog Sayfa 998

Bakanlıktan bin 706 talan projesi!

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ocak ayı içerisinde bin 706 talan projesi için duyuru yaparken, 465 proje için ‘ÇED gerekli değil’ kararı verdi

İklim krizi etkisini sürdürürken, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan ekolojik talan da sürüyor. Özellikle ormanlık alanların talan edilmesi iklim krizini daha da tetikliyor.  Türkiye’de de bu talan hız kesmeden sürerken, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 2023 yılının ilk ayında bin 706 Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) dosyası duyurusu yaptı. Yapılan bu duyurularda 465 proje için “ÇED gerekli değil”, 56’sı için ise “ÇED olumlu” kararı verildi.

20 projeye onay

Yine Ocak ayı içerisinde 413 maden projesinin duyurusu yapılırken 101’i için de “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Geriye kalan projeler ise sanayi, gıda, hayvancılık, tarım, turizm gibi projelerden oluşuyor. Yine talanın büyük oranda yoğunlaştığı Ege bölgesinde ise 385 proje için duyuru yapıldı. Özellikle kuraklığın yıl içinde büyük etki gösterdiği bölgede verilen bu kararlar gelecek için tehlike oluşturuyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2022 yılı kuraklık haritasına göre “Olağanüstü kurak” olarak görünen İzmir’de 71, Uşak’ta 51 proje için duyuru yapıldı. İzmir’de 11, Uşak’ta 9 projeye ÇED gerekli görülmedi.

Ay içerisinde verilen bazı kararlarda, özellikle tarım ve orman alanlarının tercih edilmesi ise dikkati çekti. Bazı önemli alanları derledik.

Tarım arazisine maden

Konya Beyşehir ilçesi, Bayafşar köyü mevkiinde, Mcs Sancar Mermer Tarım Hayvancılık İnş. Nak. San. Ve Tic. Ltd. Şti. tarafından açılmak istenen Mermer Ocağı için 16 Ocak tarihinde “ÇED gerekli değil” kararı verildi. 99,32 hektarlık bir alanı kapsayan proje için 13,115 hektarlık ÇED alanı belirlenirken, bölgede yıllık 37 bin 500 m3 üretim yapılması planlanıyor.

Mahallenin içine girdi!

Kayseri Melikgazi ilçesi, Ağırnas Mahallesi’nde, 48,85 hektarlık ruhsat sahasının 103 bin metrekarelik kısmında Çimsa Çimento yapılmak istenen tras ocağı için 27 Ocak tarihinde “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Yıllık 150 bin ton kapasiteli olması beklenen maden ocağının 100 metre yakınında Ağırnas Mahallesi bulunuyor. Açık ocak işletmeciliği şeklinde yapılması planlanan ruhsat alanı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarım Arazisi” statüsünde bulunuyor.

Agırî’de taş ocağı

Agirî merkeze bağlı Mîrenga köyünde 2 buçuk hektarlık alanda gerçekleştirilmesi planlanan kum ocağı ve kırma, eleme, yıkama tesisi için 9 Ocak tarihinde “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Aral Metaş Hazır Beton Kum Eleme İnş. Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından yapılmak istenen taş ocağından yıllık 510 bin ton kum ve çakıl elde edilmesi planlanıyor.

Ormana taş ocağı

Manisa Demirci ilçesi Yeşiloba köyünde ise, Devlet Su İşleri (DSİ) 2. Bölge Müdürlüğü tarafından “Yeşiloba Göleti Sulamasına Ait Malzeme Ocakları, Kırma-Eleme, Yıkama, Eleme Tesisleri ve Hazır Beton Santrali Projesi” yapılmak isteniyor. Yeşiloba Göleti’nin yapımında kullanılacak malzemelerin çıkarılacağı proje kapsamında 3 adet geçirimsiz (kil) malzeme ocağı, 4 adet geçirimli (kumçakıl) malzeme ocağı ve 1 adet kaya (andezit) malzeme ocağı yer alıyor. Ayrıca 1 adet kırma-eleme tesisi, 1 adet yıkama-eleme tesisi ve 1 adet hazır beton santrali işletilecek.

Mêrdîn’de talan

Mêrdîn’in Şemrex (Mazıdağı) ilçesi Avagevr köyünde, Demal Nakliye Madencilik İnşaat ve Taahhüt Petrol Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından işletilen Kalker Ocağı Ve Kırma Eleme Tesisi için kapasite artışına 27 Ocak’ta “ÇED Gerekli değil” kararı verildi. Ruhsat Alanı 99,75 hektar olan bölgenin 17,85 hektar bölümü için karar alınırken proje alanı 1/100.000 ölçekli Onaylı Çevre Düzeni Planı Mêrdîn- Êlîh- Sêrt-Şirnex-Colamêrg planlama bölgesinde “Tarım Arazisi” içerisinde kalıyor.

Karadeniz’de HES’lere onay

Ordu Mesudiye ilçesinde ise 18 Ocak tarihinde “ÇED olumlu” kararı verilen proje ile Melet Irmağı üzerine Hidroelektrik Santrali kurulmak isteniyor. Akyurt Enerji Üretim A.Ş. tarafından yapılmak istenen HES 84 bin 686 metrelik alana kurulup 49 yıl boyunca işletilecek. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına göre HES alanı “Tarım Alanı, Orman Alanı, Çayır-Mera, Ağaçlık Karakteri Korunacak Alanlar” olarak gösteriliyor. Proje alanlarına yakın olarak değerlendirilebilecek noktalarda Melet Irmağı kenarında hayvan barınakları ve üstü kapalı tarımsal ürün depoları bulunurken alanda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından belirlenmiş özellikli alanlar bulunuyor. Yine saha yakınında kuş uçuşu mesafe olarak yakın yerleşim yerleri bulunuyor.

Haber: Tolga Güney – İzmir/MA

#Bakanlıktan #bin #talan #projesi

Gazeteci Gültekin’in davası ertelendi

Gazeteci Rozerin Gültekin’in hakkında ‘toplantı ve yürüyüş kanununa muhalefet’ iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması görüldü

Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı 12 Haziran 2022’de gerçekleştirilen “Gemlik Yürüyüşü”nün Bursa ayağını takip ettiği sırada Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ergin Çağlar ile birlikte gözaltına alınan JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin hakkında açılan davanın ilk duruşması görüldü.

İstanbul 58’inci Asliye Ceza Mahkemesi Kalem Bürosu’nda görülen davada Gültekin ile avukatı Sercan Korkmaz, duruşmada hazır bulundu.

Duruşmada yaşananlar

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada hâkim Gültekin’e, “Neden oradaydın” diye sordu. Daha önce emniyette verdiği ifadeleri tekrarlayan Gültekin, mesleki faaliyetleri nedeniyle orada bulunduğunu aktardı. Gültekin, “İddianamede sanki alandan çıkmak istemiyormuşuz gibi ifadeler kullanılmış. Oysa biz tam alandan çıkarken polis tarafından hepimiz gözaltına alındık. Biz de gazeteci olduğumuzu belirtmemize rağmen gözaltına alındık” ifadelerini kullandı.

Söz alan Avukat Sercan Korkmaz ise, savunmalarını esas mahkemeye bildireceklerini belirtti. Duruşma, ileri bir tarihe ertelendi.

İSTANBUL

#Gazeteci #Gültekinin #davası #ertelendi

Taliban üyeleri kadınları kendileriyle evliliğe zorluyor

Taliban üyeleri, eski hükümet yetkilileri ve askerleri arama gerekçesiyle evlerini basarken, kadınları da kendileri ile evliliğe zorladıkları öğrenildi

Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban’ın kadınlara yönelik yasaklarının yanı sıra, bu kez de sürekli evlere denetime giden Taliban üyelerinin, kadınları da kendileri ile evliliğe zorladığı öğrenildi.

NuJİNHA’dan Baharin Lehib’in haberine göre, halkın evini basan ve sürekli kapı kapı dolaşıp yetkili isimleri arayan Taliban, girdikleri evlerdeki kadınları taciz ederek, kendileri ile evlenmeye zorluyor.

İspanyol gazetesi “El País”de tıp öğrencilerinin anlatımlarına yer verilen haberle konu kamuoyunun gündemine taşınırken, evlenmeye zorlanan kadınlar NuJinha’ya yaşadıklarını anlattı.

Sürekli evler basılıyor

Yönetimi ele geçiren Taliban son dönem, Ulusal Ordu, polis veya Ulusal Güvenlik’te (eski istihbarat teşkilatı) çalışan düşük rütbeli askerleri tutuklarken, bu tutuklamalarla yetinmeyen Taliban ailelerin evlerini basmaya devam ediyor.

Korku ve panik yayıyorlar

Makrorian Mahallesi’nde yaşayan bir kadın yaşananları şöyle anlattı:

“Sabah evden çıkmışken Makrorian bloklarının Taliban silahlı üyeleri tarafından kuşatıldığını fark ettim. Başta bana normal geliyordu, sonra ana yola yaklaştığımda evlerin arandığını ve bloklardan çıkan her arabanın çok ciddi bir şekilde arandığını fark ettim. Eve geri döndüm ve tüm notlarımı ve fotoğraflarımı yok etmeye çalıştım. Teftiş gününde insanların çoğu Taliban’dan korkuyor. Evleri inceledikten sonra, Taliban’ın bazı eski askerleri tespit edip yanlarına aldığına ve akıbetlerinin bilinmediğine dair haberler var. Yaptıkları ilk şey WhatsApp’ı kontrol etmek hatta aile ile aramaları bile kontrol ediyor. Başları belaya girmesin diye insanlar aramalarına hiç cevap vermiyor ve hepsini yok ediyor. Afgan halkının büyük çoğunluğunun görüşü, evleri teftiş ederek eski askerleri tutuklamaya çalışmanın yanı sıra aynı zamanda donanımlı teçhizatla evlere girerek güçlerini göstermek istedikleri ve vatandaşlar arasında korku ve panik yarattığı yönünde.”

HABER MERKEZİ

#Taliban #üyeleri #kadınları #kendileriyle #evliliğe #zorluyor

Tecrit AB’ye taşınacak

Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri İmralı başta olmak üzere birçok alanda ihlal ettiğini ifade eden İşveç Sol Parti Milletvekili Jessica Karlqvist, Türkiye’de elde ettikleri izlenimleri Mart’ta Avrupa Birliği Parlamentosu’na taşıyacaklarını söyledi

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride karşı bir araya gelen hukukçu, gazeteci ve akademisyenlerden oluşan ve 7 farklı ülkeden 36 kişilik “Tecride Karşı Uluslararası Delegasyon” Türkiye’ye geldi. 25-27 Ocak tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve Amed’te sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerle görüşmeler gerçekleştiren heyet 28 Ocak tarihinde İstanbul’da “Tecride Karşı Uluslararası Forum” düzenledi. Taksim’de bulunan bir otelde gerçekleştirilen forumda konuşan delegasyon üyeleri, İmralı tecrit sisteminin işkence yöntemi olduğunu ve bunun tüm toplumu etkilediğini belirterek, İmralı Adası’nın model olarak kullanıldığına dikkat çekti. Forumdan yürütülen tartışmaların ardından ise delegasyon, hazırladığı deklarasyonu açıkladı. Deklarasyonda, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır işkencelerin muhatabı durumunda olduğuna vurgu yapılarak, İmralı sisteminin tümden lağvedilmesi çağrısı yapıldı.

Boynundan çıkmayan puşi

Onlarca kişin katıldığı fotumda en dikkat çeken isim ise İsveç Sol Parti Milletvekili Ann Jessica Therese Karlqvist oldu. Türkiye’de insanların yanlarında bulundurdukları için veya boyunlarına taktiği için gözaltına alınmasına, tutuklanmasına ve aylarca hatta yıllarca tutuklu kalmasına gerekçe yapılan sarı, kırmızı, yeşil renkli puşiyi boynuna takan Karlqvist, forum boyunca da bunu boynundan çıkarmadı. Delegasyonun İstanbul’daki temaslarına öncülük eden Karlqvist, Türkiye’de gördüklerini ve İmralı tecridini gazetemize anlattı.

Boynundaki puşiyi sorduğumuz Karlqvist’e, İsveç’teki Kürt dostlarının 2022 Newroz’unda kendisine verdiğini ve o zamandan bu yana sıklıkla taktığını ifade ediyor. Karlqvist, Türkiye’de tutuklanma gerekçesi olan sarı, kırmızı, yeşil renkli puşiyi İsveç parlamentosunda ise hiç çıkarmadığını belirtiyor.

Mandela-Öcalan benzerliği

Kolunda Nelson Mandela dövmesi taşıyan Karlqvist, Abdullah Öcalan ve Mandela arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor. Öcalan ve Mandela’nın halklar için mücadele ettiğini belirten Karlqvist, “İkisi arasında mücadelenin veriliş şekli açısından belki farklılıklar var. Fakat Mandela’nın Güney Afrika’daki Apartheid rejimine karşı yürüttüğü insan hakları mücadelesinin bir benzerini Abdullah Öcalan da burada yürütüyor. Bu açıdan iki lideri de hemen hemen aynı olarak görüyorum” diye konuştu.

Mücadele için geldim

Türkiye’ye gelme amacının Kürtlerin ve Türkiye halklarının verdiği mücadelenin bir parçası olmak olduğunu belirten Karlqvist, “Mücadele uzun zamandır politik hayatımın bir büyük parçası. Aralık ayında Diyarbakır’a gelmiştim. Yeniden buraya geldim, çünkü Kürtlerin mücadelesinden daha çok şey öğrenip geri döndüğümde burada yaşanan mücadeleyi Avrupa ve kendi ülkemin parlamentosunda paylaşmak istiyorum” dedi.

Türkiye suç işliyor

İstanbul’da 3 gün boyunca yoğun temaslarda bulunduklarını ifade eden Karlqvist ziyaretleri boyunca birçok şey öğrendiğini söyledi. Özellikle PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit hakkında yeni bilgiler öğrendiğini dile getiren Karlqvist, “Daha öncesinde Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit hakkında bilgim vardı. Fakat buradaki son ziyaretimde tecrit özelinde birçok detay öğrendim. Yine insan hakları ihlaline dair birçok kesin delilin olduğunu gördüm. Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(AİHS) 7 ile 11 arasındaki maddelerine aykırıdır ve bu maddeler net bir şekilde ihlal edilmektedir. Bu ihlal oldukça büyük bir suç” diye belirtti. Türkiye’nin suç işlediğinin altını çizen Karlqvist, geri döndüğünde bu durumu gittiği her yerde anlatacağını söyledi.

Sözleşmelere uymuyor

Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelere uymadığını ve bunlara saygı göstermediğini ifade eden Karlqvist, “Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyen Türkiye’nin insan hakları yasalarını ihlal etmesinin Avrupa birliğine giriş sürecini imkansız hale getireceğini düşünüyorum. Erdoğan’ın Türkiye’nin demokrasisinde ve insan hakları alanında adımlar atması gerekiyor. Bunlar olmadan üye olma sürecinin daha çok uzun bekleyeceğinden eminim” ifadelerini kullandı.

Baronun tutumu

İstanbul Barosu dışında ziyaret ettikleri her yerden tecritle ilgili geri bildirimler aldıklarını ifade eden Karlqvist, şöyle devam etti: “Buraya gelirken İstanbul Barosu’ndan da görüşme talebinde bulunduk. Talebimiz son anda kabul edildi. Baroya gittiğimizde ise tecritten tamamıyla habersizlerdi. Baronun bu konudaki yaklaşımı ve analizleri felaketti. Gerçekten çok sinirlenmiştik. Orada bulunan arkadaşlarımıza saygımızdan sessimizi çıkarmadık. Fakat bu durum baronun tecrit noktasında hangi tarafta olduğunu açıkça gösteriyor. Bu durum biz heyet için sinir bozucuydu açıkçası.”

Mücadele sürecek

Türkiye’deki ziyaretlerde edindiği tüm bilgileri ülkesine gittiğinde partisi ve yoldaşlarıyla paylaşacağının altını çizen Karlqvist, “Ayrıca Mart’ta Avrupa Birliği Parlamentosu’nda yapılacak olan büyük bir konferansta burada edindiklerimi paylaşacağım” dedi. Erdoğan rejiminin İsveç’ten Kürtleri Türkiye’ye göndermesini talep ettiğini de hatırlatan Karlqvist, “Bunun yaşanmaması için mücadele ediyorum. Çünkü bu konular benim için oldukça hassas. İlerleyen süreçte de mücadelemizin devam edeceğini söyleyebilirim, çünkü Kürtlerle güçlü ilişkilere sahibiz” şeklinde konuştu.

HABER MERKEZİ

#Tecrit #ABye #taşınacak

AKP-MHP ittifakı seçim yapacak mı?

“Siyaset olmazsa savaş olur” uyarısında bulunan yazar Selahattin Erdem, AKP-MHP ittifakının masasında seçimi yaptırmamanın da olduğunu ifade etti ve muhalefete uyarıda bulundu

Seçimin sattı mahaline girmiş Türkiye’de bir yandan “adaylar kim olacak” tartışmaları devam ederken diğer yandan, ittifaklar seçim vaatlerini açıklamaya başladı. Seçim için kritik bir noktada duran HDP’nin içinde yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendi adayıyla seçimlere katılacağını ilan etmesi ise birçok dengeyi bozmaya yetti. “Türkiye’de nasıl bir ortamda seçim olacak?”, “Türkiye’de seçim olacak mı” gibi konuları Özgür Politika’da kaleme aldığı yazısında dile getiren Selahattin Erdem, “Siyaset olmazsa savaş olur” uyarısında bulundu.

“Tayyip Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçime girmesi beklenmemelidir. Bu nedenle de olacağı söylenen Türkiye seçiminin geleceği meçhuldür. Öncelikle bu geleceği güvence altına almak gerekir” diyen Erdem yazısında öne çıkan başlıklar şu şekilde: “Formül gayet basit ve açık; Siyaset işlemezse savaş olur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan siyaset yapamazsa, siyaset yapmasının önü alınırsa, o zaman PKK ve Kürt halkı da savaş yapar.

Siyaset ısındı

Şimdi, önümüzdeki Haziran ayında Türkiye yönetiminin yenilenmesi gerekiyor. Şimdiye kadar, yapılan askeri darbeler dışında, söz konusu yönetim değişiklikleri seçimle yapıldı. Şimdi de henüz resmileştirilmese de ‘seçim olacağı’ söyleniyor. Hatta seçim tarihi olarak 14 Mayıs tarihi dillendiriliyor. Mevcut partiler ve İttifaklar çalışmalarını buna göre gittikçe hızlandırıyor. Türkiye siyaseti giderek ısınmaya başlamış gibi görünüyor.

Gelecek olan tehlike

Kuşkusuz başta belirttiğimiz formül, bugünkü durum için de geçerliliğini koruyor. Gerçekten seçim denecek bir seçim yapılır ve bu temelde siyaset işlevsel hale gelirse ne güzel! O zaman savaşa gerek kalmaz ve sorunlar siyasetin gücüyle ve yöntemleriyle çözülür. Fakat siyaset bu biçimde işlemezse, her şeye oyun ve hile karıştırılır ve siyaset göstermelik hale getirilirse, işte o zaman savaş daha yaygın ve şiddetli hale gelir. Şimdiye kadar Kurdistan’da olan savaş, bu sefer tüm Türkiye’ye yayılır ve Türkiye yakın zamanda görmediği bir iç savaşa sahne olur. Bu durumu isteyerek belirtmiyoruz, tersine, siyasi ve askeri durumun zorunlu gidişatı nedeniyle ve daha büyük tehlikelere dikkat çekmek için ifade ediyoruz.

Seçim olacak mı?

O halde, öncelikle seçime işlerlik kazandırmak, yani seçimin yapılabilme koşullarını oluşturup garantiye almak gerekiyor. Fakat öncelikli gerçek bu olmasına rağmen, Türkiye’de herkes önceliği seçimi kazanmaya vermiş gibi görünüyor. Böylesi iyidir ve bu durum herkesin hakkıdır denebilir. Ancak öncelikle seçimin yapılıp yapılamayacağının, gerçekten seçim denecek bir seçimin olup olamayacağının netleştirilmesi gerekmez mi?

Kaybedeceklerini biliyorlar

Bütün bunlara rağmen, AKP-MHP faşist ittifakının yeni bir seçim kazanması zordur, hatta demokratik ve adil bir seçimi kazanmaları imkânsızdır. Bu düzeyde teşhir olmuşlar ve güç kaybetmişlerdir. Dahası bunu kendileri de çok iyi bilmektedir. O bakımdan da henüz seçime tam karar vermiş gözükmemektedirler. Yaptıkları birçok şey, ihtiyaç duyduklarında seçimi yaptırmamaya dönüktür. Örneğin, savaşın ve savaş sanayisinin propagandasını yapıyorlar; bu, seçim propagandası olduğu gibi, seçimi iptal ettirme propagandası olma özelliği de taşıyor. Seçim öncesi Türkiye siyasetinin kilit partisi olan HDP’yi kapatmaya hazırlanıyorlar; bu da bir seçim hazırlığı olduğu gibi, seçimleri iptal ettirme ortamı yaratma hazırlığı da olabilir.

Rojava’ya saldırı

Yine bir yandan Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları yürütüyorlar ve bir kara saldırısı ihtimalini sürekli canlı tutuyorlar. Kısacası, ihtiyaç duyduklarında daha şiddetli bir savaş yaratarak seçimi iptal etme kozunu ve hazırlığını hep elde tutuyorlar.

İttifakların görevi

Şu hususların tekrarında yarar vardır: Tayyip Erdoğan ve AKP-MHP ittifakı iktidarı öyle kolayca ve ‘seçimi kaybettik’ diyerek teslim edecek gibi görünmemektedir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın kaybedeceği bir seçime girmesi beklenmemelidir. Bu nedenle de olacağı söylenen Türkiye seçiminin geleceği meçhuldür. Öncelikle bu geleceği güvence altına almak gerekir. Yani söz konusu seçim gerçeğinin doğru anlaşılmasına ve bu sürecin doğru yönetilmesine fazlasıyla ihtiyaç vardır. Bu da herkesten çok AKP-MHP ittifakı dışındaki güçlerin, yani Altılı Masa İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın görevi durumundadır.

Tarih affetmez

Açık ki, koşullar normalin ötesindedir ve bunun gereklerine göre hareket etmeyi bilmek gerekir. Hem seçimleri güvenceye almak ve hem de kazanmak elbette esas alınacak en doğru tutumdur. Bu noktada esas olan da AKP-MHP faşizmine kaybettirmek ve en azından Türkiye’de demokratik değişimin önünü açmaktır. Dolayısıyla kendini anti-faşist gören tüm güçler bunun gereğine göre hareket etmek ve bu noktada üzerine düşen görevlerin gereğini yerine getirmek durumundadır. Yoksa hata yapanı tarih affetmez.

HABER MERKEZİ

#AKPMHP #ittifakı #seçim #yapacak #mı

Adalet Nöbeti 694’üncü gününde: Adaletin olmadığı yerde mazlumlar yargılanıyor

Şenyaşar ailesinin Adalet Nöbeti 694 gündür devam ediyor. Aile sanal medya hesaplarından, ‘Adalet sarayı tabelası altında yuvası yıkılmış bir anne devlet ve hükümetten 694 gündür adalet bekliyor’ paylaşımı yaptı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018’de AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattığı Adalet Nöbeti, 694’üncü günde.

Anne Emine Şenyaşar’ın rahatsızlığından ötürü katılmadığı nöbeti, Ferit Şenyaşar adliye önünde devam ettiriyor.

Anne 694 gündür adalet bekliyor

Aile, sanal medya hesabından ise şu paylaşımı yaptı: “Adalet sarayı tabelası altında yuvası yıkılmış bir anne devlet ve hükümetten 694 gündür adalet bekliyor… Adaletin olmadığı yerde sadece mazlumlar yargılanıyor.”

RIHA

#Adalet #Nöbeti #694üncü #gününde #Adaletin #olmadığı #yerde #mazlumlar #yargılanıyor

Bahçeli’den üstü örtülü Sinan Ateş mesajı: MHP’ye kelepçe takmak kimsenin harcı değil

Meclis’te konuşan Devlet Bahçeli, Sinan Ateş cinayeti sonrası suçlanan MHP’lileri üstü kapalı bir şekilde sahiplendi; MHP’ye kelepçe takmak hiçbir ahlaksızın harcı değildir

Ülkü Ocakları eski Başkanı Sinan Ateş’in Ankara’da silahlı saldırıyla öldürülmesine dair soruşmada tutuklanan isimlerin MHP ile bağlantıları gündemdeki yerini korurken Meclis’te grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “MHP’ye zincir vurmak, kement bağlamak, kelepçe takmak hiçbir alçağın, hiçbir ahlaksızın harcı ve haddi değildir” dedi.

Partisinin bugünkü Meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Karalama kampanyası” ve “Karanlık senaryo” diyerek tehditler savurdu.

Bahçeli, “MHP’ye zincir vurmak, kement bağlamak, kelepçe takmak hiçbir alçağın, hiçbir ahlaksızın harcı ve haddi değildir. Sürekli körüklenen karalama kampanyalarının, sürekli gündemde tutulan karanlık senaryoların müteahhitlerinin, zamanı geldiğinde, hem vallahi hem billahi burunlarından fitil fitil getireceğimizi de herkes bilmelidir. Kötüleri ve kötülükleri unutursak kanımız kurusun. Siyaseti sokak dedikodusuna çeviren, davamızın iffetine çamur atmaya kalkışan, bozkurdu çakala boğdurmak için fırsat kollayan ahmaklara, asalaklara, aşağıların da aşağısına yuvarlanmış arsızlara, en küçük geri adımımız olursa, diyorum ki gök girsin, kızıl çıksın. Hepsine birden meydan okuyorum” sözlerini sarf etti.

İstifalara tepki

Sinan Ateş cinayeti sonrası MHP’den istifa edenlere dair de konuşan Bahçeli, “Bıyığını kesmiş, ayrılanlar varmış. Manen aramızda olmayanlarla zaten ilgilenecek değiliz, hiç olmayanların yokluğundan da şikayet edecek değiliz. Bayağı senaryoların hızımızı kesmesine göz yummayacağız” dedi.

MHP’liler tutuklandı

Sinan Ateş cinayetine dair yürütülen soruşturma kapsamında şimdiye kadar 18 kişi tutuklandı.

Bu isimler arasında MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalanıp daha önce 2 kez serbest bırakılan Tolgahan Demirbaş, Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Emre Yüksel, 2015 yılında MHP’den milletvekili adayı olan avukat Serdar Öktem ve MHP İstanbul İl Yöneticisi Ufuk Köktürk gibi isimler bulunuyor.

Bahçeli daha önce de aynı çıkışı yapmıştı

Bahçeli, daha önce yaptığı konuşmalarda ‘Üç hilali yargılatmayacağız’ demiş hemen ertesi gün ise davaya MHP’ye yakınlığı ile bilinen bir savcı atanmış ve MHP’li Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınan Tolgahan Demirbaş serbest bırakılmıştı. Ancak kamuoyunda oluşan tepkiler sonrası Demirbaş tekrar tutuklanmuıştı.

ANKARA

#Bahçeliden #üstü #örtülü #Sinan #Ateş #mesajı #MHPye #kelepçe #takmak #kimsenin #harcı #değil

Sürücü: Abdullah Öcalan sadece bir şahıs değil, çözüm rolü olan biri

HDP Milletvekillerinin İmralı’da devam eden tecride karşı başlattıkları eylemde konuşan HDP Riha Milletvekili Ayşe Sürücü, ‘Sayın Öcalan bir şahıs değil, çözüm rolü herkesçe biliniyor’ dedi

İmralı Cezaevi’nde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın hiçbir yasal hakkını kullanmamasın dikkat çekmek amacıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin başlattığı Adalet Nöbeti devam ediyor.

Hafta içi her gün Meclis kapısından Adalet Bakanlığı’na kadar yürüyüşle duruma dikkat çeken vekillerin önü her seferinde kesilse de vekiller yaptıkları açıklama ile tecride dikkat çekiyor.

İmralı özel yasalarla yönetiliyor

29’uncu günde devam eden eylemi bugün milletvekilleri Kemal Peköz, Fatma Kurtulan, Feleknas Uca, Muazzez Orhan, Abdullah Koç, Ayşe Sürücü, Murat Çepni, Sait Dede, Şevin Coşkun ve Erdal Aydemir, “İmralı’da hukuk uygulansın”, “Tecrit insanlık suçudur” yazılı dövizleriyle sürdürdü. Meclis bahçesinde yapılan açıklamada konuşan HDP Riha (Urfa) Milletvekili Ayşe Sürücü, Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulduğunu, yaklaşık 2 yıldır kendisinden haber alınamadığını belirterek, “Türkiye’de bütün cezaevlerinde uygulanan yasalar, İmralı’da uygulanmıyor. İmralı Adası nereye bağlı? Türkiye’ye bağlı değil, özel yasalarla yönetiliyor” dedi.

Krizler tecritle bağlantılı

Öcalan’a yönelik tecritle ülkenin krizlerden çıkamadığını, bu durumun toplumu da etkilediğini ifade eden Sürücü, “Hasta tutuklular ölüme terk ediliyor. Her gün cezaevlerinden tabutlar çıkıyor. Tüm bunlar tecritle birebir bağlantılı. 2015’ten bugüne krizler derinleşiyor, kadın katliamları arttı. Sadece son bir yılda 320 kadın katledildi” dedi. Yüz yıldır Kürtlerin “imha konseptiyle” karşı karşıya olduğunu söyleyen Sürücü, “Tüm bu politikalar krizleri derinleştiriyor. İnsanlar artık elbise alamaz hale geldi. Kadınlar, gençler, emekçiler, sağlıkçılar ülkeyi terk ediyor. Bu kaos ortamı bir bütünen tecritle bağlantılıdır” şeklinde konuştu.

Savaş ve kaos derinleştirildi

Ağırlaştırılan tecridin topluma yansımalarına değinen Sürücü, “Sayın Öcalan bir şahıs değil, çözüm rolü herkesçe biliniyor. Sayın Öcalan yıllardır barış için büyük bir çaba harcıyor. 2013’ten 2015’e Sayın Öcalan ile görüşmeler gerçekleştirildi. Demokratik çözüm için müzakereler yürütüldü. 5 Nisan’dan bugüne çözümsüzlük ve tecrit politikası devreye konuldu. Savaş ve kaos derinleştirildi” diye ifade etti.

İmralı’da görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı’na yapılan başvuruları hatırlatan Sürücü, “Başvuruda bulunduk ancak Adalet Bakanlığı yanıt vermedi. 29 gündür Adalet Nöbeti’ndeyiz, sesimiz duyulmuyor. Tecrit devam ettiği sürece mücadelemiz sürecek” diye belirtti.

ANKARA

 

 

 

 

 

#Sürücü #Abdullah #Öcalan #sadece #bir #şahıs #değil #çözüm #rolü #olan #biri

Evin Cezaevi’nden mektup: İdamlar kapanmaz yaralar açar

Evin Cezaevi’nde tutuklu bulunan 7 kadın gönderdikleri mektupla idamlara dikkat çekerek, toplumda açılan yaranın kapanmayacağı uyarısını yaptı

İran ve Rojhilat’ta 5’inci ayına giren halk ayaklanması devam ettiği gibi rejim de saldırılarına hız verdi. Eylemlere katılanlara peş peşe idam kararları verilirken, buna karşı tepkiler de sürüyor. Evin Cezaevi’nde tutuklu bulunan 7 kadın, tutuklu çevre aktivistlerine açık mektupla destek vererek, idam cezalarını kınadı.

Celaliyan’a değinildi

Kadınlar mektuplarında Kürt siyasi tutuklu Zeynep Celaliyan’dan, zorla itiraf alınması için yapılan baskı ve Şirin Alamholi’nin “infazı”na dikkat çekti. İdam cezasının en ağır insan hakları ihlali olduğu vurgulanan mektupta, “Bunun yarattığı yara hiçbir zaman iyileşmeyecektir. İran toplumu onlarca yıldır sevdiklerinin infazının acısını çekti ve bugünlerde, bazı genç protestocuların infazına bir kez daha tanık olduk” denildi.

Mektupta, idam cezasının tutuklular üzerindeki etkisine değinilerek, “Biz kadın siyasi tutsaklar, ‘idam’ cezalarının ve ‘ölüm’ tehditlerinin uğursuz gölgesinin bazı arkadaşlarımızın üzerine çöktüğü bir cezaevindeyiz” denildi.

Mahkeme infazla tehdit ediyor

Mektupta çevre aktivistlerinden ve bu tutuklulara yapılan davalardan, fiziksel ve psikolojik işkenceden de bahsedilerek, “Devrim Muhafızları, sorguladıkları bu kişilere yapmadıklarını itiraf etmeleri için güvenlik koğuşundaki tek kişilik hücrelerde 2 yıl boyunca zihinsel, psikolojik ve fiziksel baskıya maruz bıraktılar. Sorgu görevlilerinin itiraf almaları için kullandıkları en iğrenç araçlardan biri, onlara ‘infaz’ sahnesini göstermek ve hatta onları mahkemede ‘infaz’la tehdit etmektir” denildi.

Asılsız iddialar ile tutuklandılar

Mektupta kadın tutukluların davalarına da değinilerek şu bilgiler verdi:

“İki çalışma arkadaşımız Sapedeh Kashani ve Nilofar Bayani, diğer meslektaşlarıyla birlikte bu koşullarda mahkemeye sevk edildiler ve ‘casus’ olarak adlandırıldılar. Hiçbir yasal delil ve yasal belge olmadan ‘dünyada yolsuzluk’ yapmakla bile suçlandılar. Bir diğer arkadaşımız, ülkenin seçkin bilim insanlarından Maryam Haj Hosseini, Tahran şehrinden uzak bir bölgede (dağlık bir bölge) Savunma Bakanlığı’nın ‘güvenli evinde’ 412 gün hapsedildi. ‘Dünyada yolsuzluk’ suçlaması nedeniyle ‘idam’ cezası tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Mahosh Shahriari ve Fariba Kamalabadi aylardır hücre hapsinde ve tutuklandıkları andan itibaren inançları nedeniyle ağır duygusal, zihinsel ve fiziksel baskı altındalar. ‘Yolsuzluk ve casusluk’ suçlamaları nedeniyle ‘ölüm cezası’ tehdidiyle karşı karşıya kaldılar.”

HABER MERKEZİ

 

 

 

#Evin #Cezaevinden #mektup #İdamlar #kapanmaz #yaralar #açar

Cezaevlerinde artık ‘mesken’ tarifesi uygulanacak

Cezaevlerinde tutukluların aydınlatma giderleri dışında ödedikleri elektrik faturası ‘ticarethane’ statüsünden ‘mesken’ statüsüne çevrildi

Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı ‘Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelikle birlikte mahkumların aydınlatma giderleri dışında ödedikleri elektrik faturalarını “ticarethane” statüsünden “mesken” statüsüne çevrildi.

Yapılan düzenleme ile “Mutfak teşkilatı bulunmayan ceza infaz kurumlarında, yemek yapılabilecek herhangi bir yerin olmaması durumunda, hükümlülerin kaldıkları koğuş, oda ve eklentilerinde, idare tarafından verilen ve yemek yapmada kullanılacak her türlü gıda maddesi ve malzemesinin yeteri kadar bulundurulmasına” izin verilecek.

Düzenlemede, kurumun “fiziki imkânları müsait olduğu takdirde”, oda ve koğuşlarda elektrikli ocak bulundurulmasına müsaade edilebileceği, aradaki bağlantının standartlara uygun olması ve güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması koşuluyla tüpün koğuş veya oda dışında, ocağın ise koğuş veya odada bulundurulması suretiyle tüplü veya gazlı ocaklara izin verilebilecek.

Kaynak: MA

#Cezaevlerinde #artık #mesken #tarifesi #uygulanacak