Cuma, Ocak 16, 2026

Katliamlara sessizlik, zulme ortaklıktır!

Yaşadığımız bu coğrafyada adalet kavramı sıkça dile getirilmektedir. Ancak söz konusu adalet arayışı Aleviler ve Kürtler olduğunda, kamuoyunda ve karar verici mekanizmalarda dikkat çekici bir sessizlik ortaya çıkmaktadır. Bu sessizlik yeni değildir.

Kerbela’dan başlayan, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Roboski’de derinleşen; bugün ise farklı biçimler altında süren bir suskunluktur. Adaletsizlik ve katliamlar devam ederken, mağdurun kimliği Alevi ya da Kürt olduğunda adalet talepleri çoğu zaman görmezden gelinmekte, ertelenmekte ya da “zamansız” bulunarak geçiştirilmektedir.

Oysa adalet, koşullara ve kimliklere göre değişen bir kavram değildir. Adalet, bir toplumun vicdan ve sağduyu meselesidir. Bir toplumda adalet herkes için eşit biçimde işlemiyorsa, orada hukuktan da vicdandan da söz edilemez.
Aleviler ve Kürtler, bu coğrafyada adaletin en çok konuşulduğu ancak en az hayata geçirildiği topluluklar arasında yer almaktadır.

Hak arama girişimleri sıklıkla “toplumsal huzur”, “güvenlik” ya da “siyasi hassasiyet” gerekçeleriyle bastırılmakta; yaşanan acılar görünmez kılınmaktadır. Bu yaklaşım, adaletsizliği derinleştirmekte ve cezasızlığı kalıcı hale getirmektedir.

Bugün Halep’te yaşananlara yönelik tutumlar da bu tablonun bir devamıdır. Sivillerin açlık, korku ve güvensizlik koşulları altında yaşamaya çalıştığı bir ortamda, kimlik ve mezhep temelli değerlendirmeler devreye girdiğinde uluslararası ve bölgesel düzeyde benzer bir sessizlik gözlemlenmektedir.

Bu sessizlik tarafsızlık değildir; adaletsizliğin normalleşmesidir.

Açıkça ifade etmekten kaçınmamalıyız:

Alevilerin ve Kürtlerin adalet talebi, bu ülkenin demokrasi ve hukuk sınavıdır. Bu taleplerin görmezden gelinmesi yalnızca bu topluluklara değil, toplumun tamamına zarar vermektedir.

Adalet, kimlik ve inanç ayrımı gözetmeksizin derhal işletilmelidir. Alevilerin ve Kürtlerin yaşadığı hak ihlalleri görünür kılınmalı, cezasızlık politikalarına son verilmelidir.

Mezhepçi ve ayrıştırıcı söylemler terk edilmeli; insan hakları ve hukukun üstünlüğü evrensel ilkeler çerçevesinde uygulanmalıdır.

Adaletin seçici olmadığı, vicdanın kimliklere göre susturulmadığı bir toplum, herkes için ortak güvencedir.

Sevgili canlar,

Bugün Halep’te yaşananlar yalnızca bir şehrin ya da bir ülkenin sorunu değildir. Halep’te yaşanan insani kriz, bu coğrafyada birlikte yaşama iradesini, insanlık vicdanını ve temel hak ve özgürlükleri doğrudan ilgilendiren bir meseledir.

Sivillerin açlıkla, güvensizlikle ve korkuyla yaşamaya zorlandığı; çocukların korunamadığı, kadınların güvencesiz bırakıldığı; insanların inancı ya da kimliği nedeniyle hedef haline getirildiği hiçbir yerde adaletten ve barıştan söz edilemez.

Biz Aleviler ve Kürtler, tarihsel olarak zulmü uzaktan izleyen topluluklar olmadık. Kerbela’dan Dersim’e, Halepçe’den bugüne uzanan acılar, mezhepçi, ayrımcı ve yok sayıcı politikaların bu coğrafyada nasıl yıkımlar yarattığını açık biçimde göstermiştir. Bu nedenle Halep’te yaşananlar bizim için soyut bir gelişme değil; doğrudan bir vicdan ve insan hakları meselesidir.
Alevilik inancı, özü itibarıyla barışı, rızalığı ve birlikte yaşamı esas alır.

Alevi inanç öğretisinde savaşın, intikamın ve düşmanlığın kutsanmasına yer yoktur. İnsan hayatı kutsaldır; inançlar eşittir; halklar arasında hiyerarşi kurulamaz.

Bu nedenle Aleviler, inançları gereği her koşulda barıştan, diyalogdan ve insan onurundan yana tavır almak zorundadır.

Halep’te yaşananlara sessiz kalmak, yalnızca oradaki insanlara değil; bu coğrafyada birlikte yaşama umuduna da sırt çevirmek anlamına gelir. Mezhepçi ve ayrıştırıcı dil, geçmişte olduğu gibi bugün de yeni acıların zeminini hazırlamaktadır. Bu dilin hem içeride hem dışarıda terk edilmesi zorunludur.

Aleviler ve Kürtler, bu coğrafyada birlikte yaşamanın bedelini tarih boyunca ağır biçimde ödemiştir.
Buna rağmen barıştan, dayanışmadan ve ortak gelecek fikrinden vazgeçmemiştir. Bugün de intikam diliyle değil; insan hakları, adalet ve barış diliyle konuşmaya devam ediyoruz.

Çağrımız açıktır:

– Halep’te sivillerin korunması öncelik haline getirilmelidir.
– Mezhep ve kimlik temelli hedef göstermeler derhal son bulmalıdır.
– Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri esas alınmalıdır.
– Savaşın değil barışın, ayrımcılığın değil birlikte yaşamın dili güçlendirilmelidir.

Halep yalnız değildir.
Halep’te yaşananlar karşısında ses yükselten herkes, insanlığın ortak vicdanını savunmaktadır.

Celal Fırat

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları