Katliamın Mezhebi Olmaz

AKP’li Leyla Şahin Usta’nın TBMM’de sarf ettiği sözler, yalnızca bir dil sürçmesi değil; Alevi toplumunu hedef alan, inanç temelli ayrımcılığı derinleştiren nefret dolu ve son derece tehlikeli bir siyasi tutumdur.

Bu dil, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmaya hizmet etmektedir.
Biz Aleviler için insan hayatı mezheple ölçülmez. Alevilikte zulme uğrayanın kimliği değil, uğradığı zulüm esastır. Bu nedenle Aleviler, Suriye’de hangi topluma yönelik olursa olsun sivil katliamlara dün de bugün de karşıdır.

Ancak kamuoyunu yanıltan önemli bir gerçek görmezden gelinmektedir: Esad yönetiminin devlet aygıtı ve bürokrasisinin ezici çoğunluğu (%90’a yakını) Sünni Araplardan oluşmaktaydı ve şu an birçoğu görev yapıyor.

Tüm yaşananları mezhepsel bir “Alevi iktidarı” anlatısına indirgemek, tarihsel bir çarpıtmadır.

Bu çarpıtmayı şu soruyla netleştirelim: IŞİD on binlerce insanı katletti, kadınları köleleştirdi, çocukları infaz etti. Peki bunları yaptı diye Sünnileri suçlayıp “Sünniler yaptı” demek mi gerekiyor ? Demek ahlaksızlık olurdu.

Çünkü hiçbir inanç topluluğu, bir suç örgütünün ya da iktidarın işlediği suçlarla özdeşleştirilemez.

O halde bugün de açıkça söylüyoruz: Alevilere yönelik katliamları meşrulaştırmak için kurulan mezhepçi dil, IŞİD vahşetini tüm Sünnilere maal etmek kadar yanlıştır.

Bir halkın acısını başka bir halkın acısıyla yarıştırmak vicdansızlıktır. Bir inanç grubunu kolektif suçlu ilan eden her söylem, savaş kışkırtıcılığıdır.

Aleviler savaşın tarafı olmadı. Bizim yolumuz rıza yolu, canı kutsal sayan, barışı savunan yoldur.

Bu nedenle diyoruz ki: Alevi ölümlerini önemsizleştiren her söz, yeni ölümlerin yolunu açar.
Mezhep diliyle kurulan her cümle, savaşı büyütür.

TBMM çatısı altında konuşan herkes bilmelidir: Aleviler bu topraklarda susarak değil, bedel ödeyerek var oldu. Hiçbir halkın acısı üzerinden başka bir halkı hedef göstermeye izin vermeyeceğiz.

Katliamın mezhebi olmaz. Zulmün bahanesi olmaz. Savaş diliyle barış kurulmaz.
Bu coğrafyanın ihtiyacı mezhepçi kışkırtmalar değil; Barış dili olmalıdır.

Celal Fırat
Celal Fırathttps://www.alevigazetesi.com
İmam Rıza Ocağı dedelerinden olan Celal Fırat, 1975 yılında Malatya’da doğdu. İlk ve ortaöğretimini Malatya, Lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Gençlik yıllarında başlayarak Alevi inanç kurumları içinde yer aldı. Garip Dede Dergâhı gençlik kollarında başladığı hizmetleri sonucu 2012 yılında Garip Dede Dergâhı Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. 2018 yılında Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanlığı görevini üstlendi. Başkanlığı döneminde ADFE, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonuna üye oldu ve 2022 yılında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonunun kongresinde Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi. Alevilerin kendilerini basın yolu ile ifade etmeleri mücadelesinde yer aldı. TV 10’un kuruluş döneminden itibaren destekledi ve Dem-i Muhabbet adı ile haftalık programlar yaptı. Bu programlar TV10’un kapatılmasına kadar devam etti. Alevi medyasına desteğine Can Tv’de yaptığı programlar ile devam etti. Alevi kurumlarının yan yana gelmesinde aktif sorumluluk alan Celal Fırat, Alevilerin son yıllarda oluşturduğu ortak mücadele hattının yaratılmasında rol oynadı. Yeşil Sol Parti’den aldığı teklif üzerine 14 Mayıs 2023 seçimlerinde aday olan Celal Fırat, İstanbul 3. Bölge 4. Sıra milletvekili adayı gösterildi ve DEM Parti İstanbul milletvekili olarak seçildi. Celal Fırat evli ve iki kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

Hafızanın Coğrafyası, Türkiye’de Alevi Olmak

Sevgili canlar; Bu kadim coğrafyada Alevi olmak, yalnızca bir inancın mensubu olmak değildir. Aynı zamanda bu bilincin ve hafızanın hangi coğrafyalarda, hangi ritüellerle, hangi acılarla...

KENDİ HAKİKATİMİZE UYUMLUYUZ

Özgürlük, insanın evrenle, toplumla ve kendi benliğiyle kurduğu uyumun adıdır. Alevi örgütlenmesi; inanç ve vicdan hürriyetini esas alan ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ ve Türkiye...

Alevilere siyaseti yasaklayanların zihniyeti satılıktır

Alevilik tarihi aslında siyasi bir duruştur yani taraf değil, tavırdır. Hem ahlaki hem de inançsal düşüncesini siyasi duruşuyla net yansıtmışlardır. Şah Hüseynin mücadelesi bunun en...