Butlan kararı sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Osmanlı’ya atıfta bulunması, özellikle Alevi toplumunun tarihsel hafızasını bilenler açısından ciddi bir tutarsızlık olarak görülmektedir. Çünkü Osmanlı Devleti’nin özellikle 16. yüzyıldan itibaren Alevi topluluklarına yönelik uygulamaları, Alevilerin kolektif belleğinde acı, baskı ve dışlanma ile anılmaktadır.
Kendisini Alevi kimliğiyle tanımlayan bir siyasetçinin, Alevilerin tarihsel olarak mağduriyet yaşadığını düşündüğü bir yönetim anlayışını referans göstermesi, doğal olarak soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Dün Osmanlı’nın Alevilere bakışını eleştiren bir siyasi çizgide durup, bugün Osmanlı’yı siyasi söylemin merkezine yerleştirmek nasıl açıklanabilir?
Daha da dikkat çekici olan nokta ise, yıllardır Alevi seçmenin desteğini talep eden bir liderin, Alevilerin tarihsel hassasiyetlerini ikinci plana iten, celladına boyun eğdiren bir dil kullanmasıdır. Alevi kimliği üzerinden toplumsal eşitlik ve adalet vurgusu yapılırken, aynı zamanda Alevi hafızasında derin yaralar bırakan bir döneme olumlu göndermelerde bulunulması, birçok kişi tarafından samimiyet ve tutarlılık açısından sorgulanmaktadır.
Siyasette görüş değişikliği elbette mümkündür. Ancak değişen şeyin ne olduğu, bunun neden açıkça izah edilmediği ve seçmene hangi ilkeler üzerinden seslenildiği önemlidir. Aksi halde ortaya çıkan tablo, ilkeler üzerinden şekillenen bir siyaset anlayışından çok, konjonktüre göre değişen söylemlerin yarattığı bir çelişki izlenimi vermektedir.
Bu tablo karşısında eleştiriler daha da sertleşmektedir. Alevi kimliğini öne çıkararak yıllarca destek isteyen, ancak Alevilerin tarihsel hafızasında tartışmalı bir yere sahip Osmanlı’yı referans alan bir siyasetçiye oy verecek Alevilerin aklına şaşarım. Onlara göre bu durum, yalnızca siyasi bir tutarsızlık değil, aynı zamanda tarihsel hafızanın göz ardı edilmesidir.
Bir dönem “Dersimli Kemal” olarak anılan ismin, bugün Osmanlı vurgularıyla gündeme gelmesi “Meğerse Dersimli Kemal değil, Osmanlı Kemal’miş.” Dedirtiyor…
Sonuç olarak, kamuoyunda yükselen eleştirinin özeti şu soruda karşılığını bulmaktadır: Alevilerin tarihsel hafızasında acıyla anılan bir dönemi referans gösterirken, aynı Alevi toplumundan destek istemek nasıl bir siyasi tutarlılıkla açıklanabilir? İşte tartışmanın merkezindeki asıl mesele de budur.