Alevi toplumu, yüzyıllardır Anadolu’nun vicdanını, irfanını ve kültürel hafızasını taşıyan en kadim topluluklardan biridir. Ancak bu köklü tarih, aynı zamanda zulmün, dışlanmanın ve kimliğini koruma mücadelesinin de tarihidir. Nice dönemlerde baskıya uğramış, inancı sorgulanmış, yaşam biçimi yargılanmış; buna rağmen yolundan ve özünden vazgeçmemiştir.
Aleviliğin temelinde şekilden çok mana, zahirden çok batın vardır. Hakikatin yalnızca görünenle sınırlı olmadığına, insanın olgunlaşmasının ancak içsel yolculukla mümkün olduğuna inanılır. Bu yönüyle Alevilik, tarih boyunca İslam düşüncesindeki batıni ve tasavvufi yorumlarla ilişkilendirilmiş; insanı merkeze alan, aklı, vicdanı ve sevgiyi öne çıkaran bir irfan geleneği olarak yaşamıştır.
İşte tam da bu nedenle Aleviliği yalnızca siyasi ya da mezhepsel kalıplarla açıklamak mümkün değildir. Özellikle 20. yüzyılda yaşanan ideolojik kutuplaşmalar sırasında bazı sol çevreler Alevileri sosyalist hareketlerin doğal bir parçası olarak görüp yönünü Moskova’ya çevirmesini bekledi. Bazı sağ ve muhafazakâr çevreler ise Aleviliği kendi dini anlayışları içinde eritmeye çalışarak yönünü Mekke’ye çevirmesini istedi.
Oysa Aleviliğin pusulası hiçbir zaman ne Moskova ne de Mekke olmuştur. Onun yönü Hakk’a, hakikate ve insana doğrudur. Çünkü Alevilikte esas olan, insanın kendini bilmesi, nefsini terbiye etmesi ve “eline, beline, diline sahip olmasıdır.” Bu anlayışta ibadetin özü, gösteriş değil ahlaktır; korku değil sevgidir; ayrıştırmak değil birleştirmektir.
Tarih boyunca Aleviler yalnızca baskılarla değil, kimliklerinin başkaları tarafından tanımlanmasıyla da mücadele etti. Oysa hiçbir inanç, kendi özünden koparılarak anlaşılmaz. Alevilik de ne bir ideolojinin arka bahçesi ne de başka bir mezhebin gölgesidir. O, yüzyılların süzgecinden geçmiş, insanı merkeze alan, hakikati batıni bir bakışla arayan özgün bir yol ve irfan geleneğidir.
Bugün yapılması gereken, Aleviliği başkalarının gözünden değil, kendi tarihinden, kendi öğretisinden ve kendi hakikat anlayışından okuyabilmektir. Çünkü yol, ne doğudadır ne batıda; yol, insanın kendi içinde bulduğu hakikattedir.
Allah u Rahman Rıza i rahmet i mağfiret eylesin ve şehadetini kabul etsin Ali hamaney ve şehit yoldaşlarının… Ki bundan beşyüz sene önce erdebil dergahı şeyhin şahı şah İsmail i safevi hünkar Hacı Bektaş Veli yi baş tacı eder iken ne yazık ki Ali hamaney ve Humeyni hacı bektaş veli sırrı himmetine nail olamadılar ki ne acı ki durum bu iken Cübbeli Ahmet utanmadan çıkıp diyor ki şah İsmail Şii idi… Oğlu tahmasp bile tam Şii değil iken nasıl o Şii olsun… Şah İsmail 4 kapı 40 makam sultanımız idi ve Mehdi de öyle olur ki zaten şah İsmail bunu haber verdi ve ne dedi ben başaramadım ama Mehdi bunu başaracak… İran erdebil Türkiye sulucakarahoyuk derhaglarinin değeri ile ancak Mehdi ile buluşur ki bu bir kaderdir… Kader üstünde kader… Ahmedinejat Mevlana ile beraber Hacı Bektaş Veliyi de ziyaret etmeli idi hata oldu hatai oldu… Şia ne acı ki Cafer i sadıkın hattab isminde biri hakkında sufilik ile ilgili sözlerini genel kabul edip tasavvuf u inkar ile büyük hata etti hatai oldular… Şiaiyye silsilesi İbrahim Muhammed Ali Mehdi ile imamet ile bitmez ki velayet i imamiyye ile Ahmet Yesevi hacı bektaş odman baba ile devam ediyor… Biz o hak Şiayiz ki işte böyleyiz … Naci güruh u Naciyiz… Bizim takiyyemiz hak olan takiyye ki munkir ve münafıklar a riya ile geldik bu günlere ki 72’millet hoş görür Bektaşi ama Mehdi gelene kadar… Mehdi gelince o 72 millet sad 62 ile Tevbe 73 ile En’am 158:ile hep azap görür… Odman baba hem enelhak davasının hem Kerbela davasının galip ve muzaffer i ki benem Mehdi diye nida eder ki Roma ile İstanbul fetholuncaya kadar bu tasarruf devam edecek… Ve İran ile Tiran bunu bilecek bismark ve hitler işareti ile cuma 6 yedi 8 ile tam belli ki kim bunu inkar etse munkir ve münafıklar a gark olur… Şu ahir i ahir zamanda Allah u Rahman ehlibeyt hürmetine ümmet i 4 kapı 40 makam sultanımız Mehdi kizilbasbugturk hürmetine Şii ve Sünniyi ıslah etsin inşallah ve elhamdülillah huu ekber cümle sırlar bize ayan bizde Faş olur vesselam u darusselam der pir gerçek veli sirnamesi huu ekber…