Ana Sayfa Blog Sayfa 1118

Pir Haber Ajansı (PİRHA) 6’ncı yılı geride bıraktı

Pir Haber Ajansı (PİRHA), 2016 yılından bu yana yayın hayatını sürdürüyor. Ajansımız, 9 Mart 2022 tarihinde erişim engeli getirilmesinin ardından pirha.org adresi üzerinden yayın hayatına devam ediyor. 

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan ajansımız Pir Haber Ajansı (PİRHA) 6’ncı yılında.

OHAL şartlarında kurulan, fikir ve gücünü özgür basın geleneğinden alan Pir Haber Ajansı, tüm baskı ve engellere rağmen 6’ncı yılını geride bıraktı. 6 yıl içinde gerçeklerin karanlıkta kalmaması için sürekli doğruları yazdı ve toplumun sesi olmaya çalıştı.

Aradan geçen 6 yıl içerisinde Alevilerin haber ajansı olarak sahneye çıkan, birçok önemli habere imza atan, tüm ezilenlerin seslerini duyurmayı başaran, kamuoyunun özgür ve doğru haber alma hakkını ve meslek onurunu korumayı sürdüren ajansımız büyümeye devam ediyor.

Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olma niteliği taşıyan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Alevilerin inanç dünyasından günlük yaşamına, maruz kaldıklarını hak ihlallerine kadar tüm süreklerin sesi olmaya devam ediyor.

PİRHA bu anlamda, ülkenin dört bir yanında devam eden ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin elektriklerinin kesilmesi, cemevlerine korsan hoparlör takılması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiren Alevilere yönelik hak ihlallerini yılmadan ekranlara taşıdı.

Alevi toplumunun sesi olma yolunda hızla ilerleyen PİRHA, internet üzerinden yayın yapmaya 2016’nın Kasım ayında başladı. Kısıtlı koşullara rağmen oluşturduğu muhabir ağıyla görülmeyen, verilmeyen haberlere imzasını attı, atmaya devam ediyor.

AJANSIMIZA ERİŞİM ENGELİ İLE ALEVİLERİN SESİ SUSTURULMAK İSTENDİ

Alevi toplumunun sesi olan ve  6 yıldır aralıksız haber üreten ve kendi alanında bir ilk olan Pir Haber Ajansı, 9 Mart 2022’de Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla hiçbir gerekçe gösterilmeden erişime kapatıldı. Aralarında siyasetçi, yazar, Alevi kurum başkanları, analar, pirler ve birçok Alevi yurttaşın olduğu çok sayıda isim PİRHA’ya erişim engeline tepki göstererek, Alevilerin sesinin kısılmak istendiğine işaret etmişti.

Erişim engelinden hemen sonra gerek sosyal medya üzerinden ve gerekse basın açıklaması gibi değişik yol ve yöntemlerle sesini yükselten, PİRHA’ya sahip çıkan sayısızca takipçinin, basın ve ifade özgürlüğüne inanan demokratik kamuoyunun, Alevi kurumunun, Pirin, Ananın gösterdiği tepki çığ gibi büyüdü.

Erişim engeli ve sansüre karşı hukuki mücadele başlatan ajansımız PİRHA, pirha.org ile yoluna devam ederek yol yürümeye devam ediyor.

AJANS NASIL KURULDU?

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimini bastırma adı altında yaşanan karşı darbe süreci ile gelişen OHAL ve KHK’ler süreci en çok demokratik muhalefeti, dezavantajlı toplumsal kesimleri ve inançları darbelerken bunların kendisini ifade ettiği basın yayın araçları da darbe almaktan kendisini kurtaramadı.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra 120’yi aşkın gazete, radyo, televizyon Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz bir şekilde kapatıldı. Alevi toplumunun sesini yansıtan Tv10 da bunlardan biriydi.

Tv10 kapatılmadan önce de Alevi toplumunu yansıtan medya organları arasında bir ajans kurma tartışmaları vardı. Ancak kimi imkansızlıklardan ötürü hep ertelendi. OHAL adı altında TV10 da dahil onlarca televizyon, gazete, radyo kapatılınca doğal olarak çok sayıda gazeteci de işsiz kaldı. Ajans fikri bu ortamda olgunlaştı. Bir araya gelen gazeteci arkadaşlar eldeki imkanlarla neler yapılabilirin arayışına girdiler. Bazı arkadaşlar internet üzerinden yayın yapan haber siteleri kurdu, internet televizyonculuğu yapanlar var. Hepsi kıymetli çalışmalar. Alevi medyası içinde hizmet veren, şekillenen arkadaşlar da öteden beri ihtiyaç duydukları Ajansta karar kıldılar. Adeta su akıp yatağını buldu.

KOLAY OLMADI

Bu karar elbette kolay olmadı. Alevi gazeteciliğinin tarihi zaten çok eski değil. Bir ajans deneyimi, tecrübesi de yoktu. Bu bir ilk olacaktı. Bunun için maddi imkanlar da çok sınırlıydı. Öte yandan diyelim ki ajansı kurdun haberlerini yaptın. Bu haberleri kime servis edebilirdin ki?

Ortada ne haberini servis edebileceğin bir radyo, ne bir gazete ne de bir televizyon kalmıştı. Hepsi mevcut baskıcı rejim tarafından kapatılmış, kapılarına mühür vurulmuş, TV10’na yapıldığı gibi varlıklarına da el konulmuştu.

Böyle koşullarda birçok risk göze alınarak kuruldu Pir Haber Ajansı. Alevi toplumunun da beklentileri, gerçeğe ulaşma talepleri vardı. Gazetecilik refleksi bu toplumsal beklentilerle buluşunca işe koyulduk. Uzun tartışmalar sonucu Pir Haber Ajansı’nda (PİRHA) karar kılındı. Bildiğiniz gibi ‘Pir’ kavramı yaşlı bilge anlamına gelir. İnancımızda yol gösteren, yola öncülük yapan, yolu sürdürerek kuşaktan kuşağa taşıyan, yola hizmet eden anlamına gelir. En son bu anlamı derin isimde karar kılındı.

YAYIN POLİTİKAMIZ

Yayın politikası üzerine yapılan tartışmalarda birkaç ana ilke üzerinde duruldu. Her şeyden önce Alevi toplumunun en temel beklentisi olan demokratikleşme talebinde ısrar edilecekti. Bu çerçevede çaba harcayan tüm toplumsal kesimlerin kendini ifade edebileceği bir yayın politikasını esas alacaktı.

Demokratik toplumsal varlığına, özerk yaşamına, kendi kendisine yeten ve kendi sorunları ne olursa olsun kendi öz dinamikleriyle çözme karakterine sahip yapısına saygılı yaklaşacaktı. Bu anlamda sömürü mekanizmalarından, zulmü esas alan iktidar odaklarından uzak duran, koşullar ne olursa olsun mazlumun ve emeğin yanında duran karakteri bir yayın ilkesi olarak benimsenecekti. İnancımızın “Yol bir sürek bin bir” düsturu esas alınarak ülkemizdeki inanç ve etnik çoğulculuk başta olmak üzere farklılıklarımız zenginliğimiz olarak kabul edilecek, bu temelde yayın çizgimize yedirilecekti.

Bu esaslar üzerinden “Kadın Alevidir” denildi. “Çevre Alevidir” denildi. “Emek Alevidir” denildi. “Çocuk Alevidir” “Yaşam alanı bulamayan diller Alevidir” denildi. Egemen zihniyet tarafından yok sayılan, asimilasyona tabi tutulan, yaşam alanı daraltılan ne varsa bu ajansta kendisini ifade etme koşullarını elde etmelidir denildi.

BİR KAÇ KİŞİ BİRARAYA GELEREK İŞE KOYULDUK

Küçük bir ofiste birkaç arkadaş bir araya gelerek işe koyulduk. Bir ajansın üç beş kişiyle yürütülemeyeceğinin elbette farkındaydık. Ancak ne mali ne teknik ne de başka imkanlarımız vardı. Ama “Kervan yolda dizilir” misali bir başlayalım dedik.

Önümüzde bir TV10 örneği vardı. Ciddi bir ihtiyaca cevap verdiği ve topluma gerçekten dokunduğu için Aleviler onu lokmalarıyla sahiplenmiş, gün gün gelişmesine katkı sunmuştu. PİRHA da TV10 gibi toplum tarafından kabul gördü, sahiplenildi.

HERKES DOĞAL MUHABİRİMİZ

İnsanlar, kurumlar, faaliyetlerini kamuoyuna yansıtmak istedikleri eylem ve etkinliklerini ajansımıza iletiyor. Yayın ilkelerimizi benimseyen herkes doğal muhabir ağımızın bir parçası durumunda. Şu anda Çukurova, Adıyaman, Dersim, Ankara, İzmir, Antalya gibi merkezlerden düzenli haber akışımız var. Amasya, Çorum, Tokat, Malatya gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde ise kısmen iletişim kurduğumuz ilişkiler üzerinden gelişiyor.

Bu koşullarda gazetecilik yaparken işimizin kolay olmadığını biliyoruz. Bu toplumun sorunları aynı zamanda bizim de sorunlarımız. Gazetecilik anlamında yaşadığımız zorluklar, zorlanmalar toplumsal zorlanmalarımızın bizdeki yansımalarıdır. Bunun farkındayız.

(HABER MERKEZİ)

Sokağa çıkma yasakları: 7 yıl sonra oğlunun cenazesini buldu

Gever’de 2016’da ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında yaşamını yitiren Aydın Kurt’un cenazesi 7 yıl sonra ailesine teslim edildi. Yıllarca oğlunun cenazesini arayan anne Peyruze Kurt, ‘Oğlumu Çiyager’in misafiri ediyorum’ dedi

2015-2016 yılları arasında 9 il ve 35 ilçede ilan edilen sokağa çıkmaya yasakları sürecinde katledilenlerden Aydın Kurt’un cenazesine 7 yıl sonra ulaşılabildi.

Colemêrg’in (Hakkari) Gever (Yüksekova) ilçesinde 5 kez sokağa çıkma yasağı uygulanmış, bu süreçte 90’ı aşkın kişi yaşamını yitirmişti.

Bu süreçte cenazesi kayıp olanlardan biri de 2016 yılında Gever’de yaşamını yitiren YPS üyesi Aydın Kurt’a (Egîd Dildar) ait. Kurt’un cenazesi 7 yıl sonra ailesine teslim edildi. 2016 yılında verdikleri DNA örneğinin sonucunun çıktığını öğrenen aile, bunun üzerine Erzirom’da bulunan Kimsesizler Mezarlığı’na giderek cenazeyi teslim aldı. Cenaze Amed’in Rêzan (Bağlar) ilçesinde bulunan Yeniköy Mezarlığı’nda defnedilecek.

‘Oğlumun cenazesini bulduğum için mutluyum’

Konuya dair JinNews’e konuşan anne Peyruze Kurt, oğlunun cenazesini bulmak için birçok kez kan örneği ve dilekçe verdiğini ama tüm çabalarının sonuçsuz bırakıldığını söyledi. Anne Kurt, şu sözlerle duygularını dile getirdi: “Oğlumun cenazesini Amed’e getirmekten dolayı çok mutluyum. Egîd’imi Çiyager’in yoldaşı ve misafiri ediyorum. İnanıyorum ki onun yarım kalmış davasına binlerce Egîd sahip çıkacak. Bunun için benim umudum çok büyük. Kanımın son damlasına kadar onun davasına sahip çıkacağım. 7 yıldır oğlumun kemiklerini arıyorum. Bugün Egîd’i bulduğum için çok mutluyum.”

Kaynak: JinNews

#Sokağa #çıkma #yasakları #yıl #sonra #oğlunun #cenazesini #buldu

30 yıllık tutuklu tekli hücreye konuldu

Balıkesir L Tipi Cezaevi’nden Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edilen 30 yıllık tutuklu Ramazan Karataş, tekli hücreye konuldu

Balıkesir L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunulan Ramazan Karataş, “can güvenliğin yok” denilerek Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edilerek, boş katta tekli hücreye konuldu.

Karataş’ın, ailesiyle yaptığı son telefon görüşmesinde, “Beni gözden çıkardılar” diyerek, hayati endişe duyduğu aktarıldı.

30 yıldır tutuklu

1993 yılında tutuklanan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Karataş, sırasıyla Erzirom, Trabzon, Mûş, İstanbul ve Balıkesir cezaevlerine sevk edildi. Karataş, 3 yıldır tutulduğu Balıkesir L Tipi Kapalı Cezaevi’nden, bu kez “Can güvenliğin yok” denilerek, Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi.

Karataş’ın kardeşi Enver Karataş, ağabeyiyle yaptığı son görüşmeye dair şunları aktardı: “Ramazan istemediği halde zorla sevk edildi. Ramazan Ereğli’de adli tutukluların katındaki tekli hücrelerde tutulmaya başlandı. Adli tutuklular arasında psikolojik şiddete maruz kalan Ramazan, bu duruma tepki olarak siyasi tutukluların katına alınması için açlık grevine başladı ve bunun üzerine boş koridordaki tekli hücreye alındı. Ramazan ‘beni gözden çıkardılar’ dedi ve hayati tehlikesinin olduğunu söyledi.”

Aile endişeli

Ailesi olarak endişeli olduklarını dile getiren Karataş, “Çünkü bizim aile daha önce benzer durumları yaşadı. 1993 yılında tutuklanan babam, cezaevinde gördüğü işkenceden dolayı hastalandı, cezaevinden bırakıldıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Aynı yıl kardeşim Ali Karataş gözaltına alındı ve gözaltı şiddetinden dolayı hayatını kaybetti. Askerler tarafından götürüldü ve ertesi gün cenazesini almamızı istediler. Diğer bir kardeşim Ebubekir Karataş, 7 yıl ceza evinde tutuldu ve ‘hastaydı’ denilerek işkenceyle öldürüldü. Bütün bunlardan dolayı kardeşim ve biz ailesi olarak onun hayati durumundan endişeleniyoruz. Şu an kimsenin olmadığı bir katta tekli hücrede tutulan kardeşimin başına benzer durumun gelme ihtimali çok yüksek, çünkü biz bunları yaşadık” diye anlattı.

Kaynak: MA

#yıllık #tutuklu #tekli #hücreye #konuldu

Şengal Özerk Yönetimi: Öcalan’a yaklaşım bize yaklaşımdır

Yılın ilk toplantısını yapan Şengal Özerk Yönetim Yürütme Kurulu açıkladığı sonuç bildirgesinde tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna değinerek, ‘Şengal Özerk Yönetim olarak Önder Öcalan’a yönelik yaklaşımları kendimize yönelik yaklaşım olarak değerlendiriyoruz’ dedi

Şengal Özerk Yönetim Yürütme Kurulu yaptığı 2023 yılın ilk toplantısı sonrası yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada “Özgür ve özerk bir Şengal için mücadelemiz devam edecek” denildi.
Şengal’de basına kapalı gerçekleştirilen toplantının ardından sonuç bildirgesi dağıtıldı. Bildiride, “2022 yılında özellikle Lozan Anlaşması’nın 100’üncü yılı ile birlikte Ortadoğu üzerinden yürütülen planlar daha da netleşti” denilerek Türkiye’nin Kurdistan dört parçasında yürüttüğü saldırılara dikkat çekti.

Halkımız planlara karşı direndi

“Farklı isimler altında, tek bir hedefle Şengal, Mexmur ve Rojava halkının kazanımlarını yok etmek istediler. Ancak örgütlü halkımız büyük bir iradeyle bu planlara karşı direndi. Türk devleti öne sürülerek bölgede başlatılan savaş esasında NATO tarafından yönetildi” denilen ve kimyasal saldırılara vurgu yapılan açıklamada, Irak devletinin bu saldırılara gerekli tepkiyi vermediği belirtildi.

Özellikle Şengal hedef alındı

“Özellikle yeni hükümet kurulmadan önce Mustafa Kazimi döneminde bu saldırılara doğrudan destek verildi. Bu nedenle Türk devleti tüm gücüyle Irak topraklarına ve özellikle Şengal’e saldırdı” denilen bildirgede, “Yıl içinde Şengal 10 kez silahlı insansız hava araçlarıyla, bir kez de savaş uçaklarıyla bombalandı, bir gecede Şengal Dağı’nda 21 nokta hedef alındı. Bu saldırılar sivil halk gözetilmeden köy ve şehirlerde gerçekleştirildi. Bu saldırılarda aralarında çocuk ve sivillerin de bulunduğu 5 şehit verdik, 11 kişi de yaralandı” denildi.

KDP’nin planları engellendi

“Bütün bu saldırılara rağmen halkımız topraklarından vazgeçmedi, bağımsız ve özgür bir Şengal için mücadelesini sürdürdü. Bir taraftan halkımıza yönelik saldırılar sürerken 18 Nisan’da Êzidilerin Çarşema Sor Bayramında Irak devleti Kazimi’nin kararı ve Türk devletinin baskısı ile saldırmaya başladı ve bu saldırı 2 Mayıs’a kadar devam etti” denilen açıklamada, “Yıl içinde Şengal’in boşaltılmasını hedefleyen KDP’nin planları; Şengal Özerk Yönetim, kurum ve kuruluşlar tarafından engellendi. Yıl içinde yaklaşık 300 aile Güney Kürdistan’daki kamplardan topraklarına döndü” denildi.

Abdullah Öcalan vurgusu

“Bölgenin ve halkımızın güvenliği için büyük adımlar atıldı ve gençlerimiz bu çerçevede YBŞ, YJŞ ve özellikle Êzdixan Asayişi’ne katıldı. Yüzlerce gencimiz düşünsel ve askeri eğitimden geçerek Êzdixan Asayişi’nde yerlerini aldı” denilen açıklamada, “Özellikle annelerimizin ve gençlerimizin Önder Öcalan’ın özgürlüğü için yürüttüğü eylemleri selamlıyoruz. Şengal Özerk Yönetim olarak Önder Öcalan’a yönelik yaklaşımları kendimize yönelik yaklaşım olarak değerlendiriyoruz.

Halkımızın özgürce yaşayabilmesi, göç eden halkımızın topraklarına dönmesi ve halkımızın iradesinin tanınması için siyasi diyaloğa hazırız. 8 yılda çok önemli çalışmalar yapıldı ve halkımız bir nebze de olsa kendini yönetiyor. Ancak daha önce olduğu gibi bundan sonra da halkımıza yönelik hiçbir toplumsal, askeri ve siyasi saldırı karşılıksız kalmayacaktır” denildi.

HABER MERKEZİ

#Şengal #Özerk #Yönetimi #Öcalana #yaklaşım #bize #yaklaşımdır

Amed’te halk buluşmaları Sûr’da tamamlandı

Amed’te yapılan halk buluşmalarının son ayağı Sûr’da tamamlandı. HDP’li Remziye Tosun, buluşmada Abdullah Öcalan üzerindeki tecride değindi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) bir süredir Amed’te sürdürdüğü halk buluşmalarının finali Sûr ilçesinde verildi.

Aralarında HDP kent milletvekili Remziye Tosun, il yönetici ve üyeleri ile Yeşil Sol Parti Sûr İlçe Eşsözcüsü Meliha Cömert’in de bulunduğu heyet, Til Elo Mahallesi’nde halkla bir araya geldi.

Mahalleliler tarafından coşkuyla karşılanan heyette yer alan milletvekili Tosun, gelecekteki seçimlerde anahtarın Kürt halkında olduğunu belirterek, PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkati çekti. Tosun, Kürt halkının zorlu bir süreçten geçtiğini dile getirerek, “Sayın Öcalan’a İmralı’da uygulanan tecrit gün geçtikçe ağırlaşıyor. HDP’den de Kobanê’nin intikamını almak istiyorlar. Çünkü Sayın Öcalan’ın felsefesi ve ideolojisi Kobanê’de yayıldı. Şimdi İmralı’yı daha fazla kilitliyorlar ve Sayın Öcalan’dan haber alınsın istemiyorlar. Yaklaşık iki yıldır İmralı’dan bilgi alınamıyor. Buna karşı partinizin yani demokrasinin etrafında toplanın” çağrısında bulundu.

Halk buluşması soru ve cevaplarla son buldu.

AMED

#Amedte #halk #buluşmaları #Sûrda #tamamlandı

HDP’den Bozdağ’a tecride ilişkin 17 soru

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, İmralı tecridiyle ilgili Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a 17 soru sordu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, 21 aydır haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın aile ve avukat görüşünün engellenmesini Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sordu. Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin 2011 yılından bu yana engellendiğini, “çözüm” adı altında yürütülen süreçte İmralı Heyeti ile 5 Nisan 2015 tarihinde yaptığı son görüşmeden sonra ağırlaştırılmış tecridin devreye konulduğunu belirtildi

AİHS ihlal ediliyor

Söz konusu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. Maddesinin ihlali olduğunun altını çizen Beştaş, “Zira Abdullah Öcalan’ın düzenli olarak takip edilmesi gereken hukuki süreçleri ile disiplin yargılamalarının sürdüğünden avukat görüşüne izin verilmemesi adil yargılanma hakkının açık ihlalidir. Yine uluslararası sözleşmelerde yer alan ‘Bütün mahpuslar avukatlarıyla görüşme hakkına sahiptir ve cezaevi yetkilileri mahpuslara avukatlarıyla görüşmeleri için uygun olanakları sağlamalıdırlar’ hükmü ihlal edilmekte, ayrıca yasalarda yer alan 15 günde bir kez ve 10 dakika ailesi ile telefonla görüşme yapma hakkı da uygulanmamaktadır. Üstelik İmralı Cezaevi’nde kalan mahpuslar, tecrit sebebiyle yaşadıkları hukuksuz duruma ilişkin olarak herhangi bir başvuru mekanizmasını da kullanamamaktadırlar” diye belirtti.

Başvurular hatırlatıldı

Adalet Bakanlığına İmralı Cezaevi’nde görüş hakkına ilişkin yapılan kaç başvurunun reddedildiğine ilişkin soruları yanıtsız bıraktığı, avukatların görüş taleplerinin neden reddedildiği hususunun da muğlaklığını koruduğunu kaydeden Beştaş, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Abdullah Öcalan son 11 yılda yalnızca 5 avukat görüşü yapabilmiştir. İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne 2015 yılının Mart ayında nakledilen Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ise bugüne kadar hiçbir şekilde avukat görüşü yapamamıştır. Abdullah Öcalan son 8 yılda yalnızca 5 aile görüşü gerçekleştirebilmişken, İmralı Cezaevinde nakledilen mahpuslardan Hayri Konar ve Veysi Aktaş İmralı’da bulunduğu süre zarfında İmralı’da bulundukları süre boyunca 3 aile görüşü gerçekleştirirken, Hamili Yıldırım ise yalnızca 2 aile görüşü gerçekleştirebilmiştir. Abdullah Öcalan’ın cezaevinde bulunduğu 23 yılı aşkın müddet zarfında sadece 2 kez telefon görüşmesine olanak tanınmıştır. Mektup ve benzeri haberleşme olanakları ise hiç mümkün kılınmamıştır. 25 Mart 2021’de gerçekleşen ve tamamlanmayan telefon görüşmesinden 7 Eylül 2022 tarihine kadar ise 212 avukat başvurusu; 73 kez de aile ve vasi başvurusu yapılmıştır.

İnceleme yapılmadı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), Türkiye’nin karar karşısında bir adım atmaması gerekçesiyle, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili ‘umut hakkını’ doğuracak yasal düzenlemeler ve uygulama değişikliklerinin sağlanması için Türkiye’ye dair denetim süreci başlatmıştır. AKBK Türkiye’ye 2022 yılının Eylül ayına kadar ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası’ ile ilgili atacağı adımlara dair bildirim yapması için süre vermişti. Türkiye ise, 14 Ekim 2022’de ‘umut hakkı’ izleme süreci için yeni bir eylem planı sunmuş ise de bazı ‘suçların’ istisna olduğu tekrarlanarak, İmralı’daki mahpusların bu inceleme mekanizmasından ‘muaf’ tutulduğu bildirilmiştir.”

Beştaş, İmralı Cezaevi’nde ağırlaştırılan tecrit, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın aile ve avukatlarıyla görüşmesine yönelik engellemelere dair Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a yönelttiği 17 soru şöyle:

* 27 Temmuz 2011 tarihinden itibaren Abdullah Öcalan’ın avukatları tarafından görüşme için kaç başvuru yapılmıştır? Bu başvurulardan kaçı hangi gerekçelerle reddedilmiştir? İstatistikî ve kronolojik veriler mevcut mudur? Varsa kamuoyu ile paylaşır mısınız?

* Yine 18 Haziran 2019 tarihinden itibaren Abdullah Öcalan’ın avukatları tarafından görüşme için kaç başvuru yapılmıştır? Bu başvurular hangi gerekçelerle reddedilmiştir?

* 5 Haziran 2019 tarihinden itibaren Abdullah Öcalan’ın kaç aile görüş başvurusu reddedilmiştir?

* İmralı Cezaevinde kalan Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş açısından da görüş yasağı devam etmekte olup, avukatları tarafından yapılan kaç görüş başvurusu reddedilmiştir?

* Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş ile avukatları en son hangi tarihte görüşülmüştür?

* Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş’ın aile ziyaretleri en son hangi tarihte gerçekleşmiştir?

* CPT raporları doğrultusunda gerekli adımlar neden atılmamaktadır?

* CPT ile yapılan en sonuncu görüşmede İmralı Cezaevi hakkında konuşuldu mu? Bu görüşmede İmralı Cezaevine ilişkin CPT’ye verilen yanıtlarınız ve bilgiler ne yönde olmuştur?

* İmralı Cezaevi’nde uygulanan tecride dair kamuoyuna detaylı bir açıklama yapacak mısınız?

* İmralı Cezaevinde avukat ve aile görüşlerinin yapılmaması kararını hangi merci vermektedir? Alınan bu kararlar Bakanlığınızın bilgisi dahilinde midir?

* AİHM tarafından verilen 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye kararı neden uygulanmamıştır?

* Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), Türkiye’nin karar karşısında bir adım atmaması gerekçesiyle, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili “umut hakkını” doğuracak yasal düzenlemeler ve uygulama değişikliklerinin sağlanması için Türkiye’ye dair denetim süreci başlatmış olup bu süreçte hangi çalışmaların yapılması gündeminizdedir?

* Türkiye AKBK’nin denetim sürecinde uygulamaların hukuka uygunluğunun sağlanması adına yasal düzenlemeler yapacak mıdır?

* Türkiye AİHM kararlarına rağmen neden tecritte ısrar etmektedir?

* Bir kişinin en asgari yasal haklarının dahi kısıtlanmasının izahı nedir?

* Türkiye denetim sürecinde sorumluluklarını yerine getirmediği taktirde olası yaptırımlar değerlendirilmiş midir?

* Türkiye denetim süreci müddetince sorumluluklarını yerine getirerek adalete olan güveni yeniden tesis etmeyi amaçlamakta mıdır?

#HDPden #Bozdağa #tecride #ilişkin #soru

İran bir protestocuya 2 kez idam cezası verildi

Halk ayaklanmasının devam ettiği İran’da  bir mahkeme, protesto gösterilerine katılan bir genç hakkında 2 kez idam kararı aldı

İran İnsan Hakları Aktivist Haber Ajansı (HERANA), Mehdi Muhammed Qadir isimli gencin Mazendera vilayetine bağlı Newşehr kentinde protestolara katıldığı için gözaltına alındığını açıklamıştı.

Rojnews’te yer alan habere göre, Sari kenti Devrim Mahkemesinin Mehdi Muhammed Qadir isimli genci “yeryüzüne şer yaymak ve Allah’a karşı savaşmak” suçundan iki kez idama mahkûm ettiği bildirildi. Gencin ayrıca, “halkı ülkenin güvenliğini bozmaya teşvik etmek ve İslam Cumhuriyeti’nin dini lideriyle hakaret etmek” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığı da belirtildi. Qadir, 30 Eylül 2022’de Newşehr kentinde protesto gösterilerine katıldığı için İran İtlaat ve Asayiş güçleri tarafından gözaltına alınmıştı.

HERENA’ya göre, Qadir tutuklandığı günden bu yana avukatları ile görüştürülmedi.

HABER MERKEZİ

#İran #bir #protestocuya #kez #idam #cezası #verildi

Havuz medyası AKP’nin Kuzey ve Doğu Suriye planını yazdı

İktidara yakın Sabah gazetesi Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılarının amacını yazdı, alt yapının hedef alınacağı belirtilirken, suikastların devam edeceğinin sinyallerini verdi

Taksim’de yaşanan bombalı saldırı sonrası AKP’li yetkililer tarafından hedef gösterilerek Kuzey ve Doğu Suriye’ye 19 Kasım gecesi başlatılan saldırılar aralıksız devam ediyor. Hava saldırısı olarak devam eden saldırıların kara operasyonuna dönüp dönmeyeceği merak edilirken, havuz medyası Sabah Gazetesi hükümetin planını yazdı.

Sabah amaçlarını yazdı

Son olarak AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı Rusya, Suriye ve Türkiye’nin üçlü görüşmesinde, her ne kadar Türkiye’nin “Suriye’den tamamen çekilmesi” ve “Suriye’nin egemenliğine ve bütünlüğüne saygı duyulması” kararı çıkmış da olsa Sabah Gazetesi Cumhurbaşkanlığı, Diplomasi ve Savunma Muhabiri Betül Usta, Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırı planlarını ve amaçlarını yazdı.

Alt yapı saldırıları ve suikast planı

Saldırılarda bölgenin altyapı hizmetlerinin hedef alınacağı belirtilen haber, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin finansman kaynaklarını kontrol altına alınması amacıyla petrol tesisleri ve rafinerilerin kullanılamaz hale getirileceği, internet altyapıları çökertileceği, iletişim kanallarının yok edileceği, elektrik altyapısında hatların kesileceği, beton fabrikalarının imha edileceği planlarının olduğuna yer verildi.

Son dönemde özellikle Kürt kadınları hedef alan Silahlı İnsansız Hava Araçları’nın (SİHA) saldırılarının süreceğinin sinyali verilen haberde, suikastların devam edeceği yazıldı.

İlk hedef Tıl Rıfat

TSK’nin ilk hedefinin Tel Rıfat olacağının ve tartışmalı “güvenli bölge” projesinde ısrar edileceği belirtilen haberin devamında, “yerli ve milli “savunma sanayiye ağırlık verileceği, bunun için ambargoları deleceği kaydedildi.

HABER MERKEZİ

#Havuz #medyası #AKPnin #Kuzey #Doğu #Suriye #planını #yazdı

Savaş 77 kültürel hazineyi yok etti

Ukrayna ve Rusya arasında başlayan savaş kültürel hazinelere de zarar verdi. Ukrayna’da bulunan ve içlerinde kütüphane, kilise, anıt, müze ve tiyatroların yer aldığı 339 kültürel hazinenin 77’si tamamen yok oldu

Ukrayna ve Rusya arasında başlayan savaş 10 aydır sürüyor. Savaş esnasında zarar gören şey sadece insan yaşamı değil, aynı zamanda tarihte önemli bir yeri olan kültürel hazineler ve yapılar da zarar görüyor. New York Times’ın hazırladığı dosyaya göre; Ukrayna’da savaş nedeniyle içlerinde kütüphane, kilise, anıt, müze ve tiyatroların yer aldığı 339 kültürel hazinenin 77’si tamamen yok oldu. Gazetenin yüzlerce fotoğraf, video ve uydu görüntülerinden tespit ettiği durum Mykolaiv’de tiyatro salonunun, Okhtyrka’da yerel müzenin, Zavorychi’de ise 19. yüzyıldan kalma ahşap bir kilisenin büyük hasar aldığını ortaya koydu.

Sadece birkaç duvarı kaldı

Izium kentinde 9. ve 13. yüzyıldan kalma taş heykeller kırıldı. Çatışmanın aylarca sürdüğü Rubizhne’deki kütüphanenin sadece birkaç duvarı ayakta kaldı.

Ülkenin kültürel anlamda tanınan mekanlarından biri olan Mariupol Tiyatrosu da bombalanan yerler arasında. Rus güçleri tiyatroyu, Ukraynalılar içine sığındığı sırada bombaladı.

Savaşın ilk günlerinden bu yana Ukraynalı politikacılar ve entelektüeller, Rus güçlerinin direkt olarak Ukrayna’nın kültürel mirasını hedef aldığını söylüyor. Donetsk’ten eski bir hükümet yetkilisi olan Dmytro Chernytsia, “Bu bizim ülkemiz, bu bizim tarihimiz. Geçmişini unutan bir milletin geleceği de olamaz” diyor.

109 dini mekan

Donbas’tan sanat tarihçisi Kateryna Iakovlenko ise, “Rusya, Ukrayna’nın bir kültürü olmadığına inanmak istiyor, bunun doğru olduğuna inandırmak için de her şeyi yok etmek istiyorlar. Bu tamamen sömürgeci bir düşünce tarzı” yorumunu yaptı. New York Times’ın soruşturmasına göre savaşın başından bu yana ülkede 109 dini mekân, en az 24 kütüphane ve 48 anıt hasar aldı.

KİEV

#Savaş #kültürel #hazineyi #yok #etti

Acıyı ‘Mawal’la buluşturuyorlar

Acı, hüzün ve sevinç Mawal ile ritme dönüşüyor Arap müziğiyle. Türk diline ‘Bana maval anlatma’ şeklinde geçen bu müzik türü, aslında ritmi çok yavaş olan ve uzun sesli gecelerden oluşuyor. Minbicli kadınlar ise Mawal’ı hâlâ yaşatıyor

Arap müziğinde ‘Mawal’ ritmi çok yavaş olan ve doğası gereği duygusal olan ve uzun sesli heceler, duygusal vokaller ile karakterize edilen ve genellikle asıl şarkı başlamadan önce sunulan geleneksel Arap müziği türüdür. Kadınlar doğası gereği bu makama daha yatkın oldukları için bu kültürü kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Kadınlar sevinçlerini, hüzünlerini bu makamla dillendirir. ‘Mawal’ aslında bir şarkının girişi öncesinde hikayesinin anlatılmasıdır ve Türk diline ‘Bana maval anlatma’ şeklinde geçen ‘mawal’ sözcüğü buradan gelir. Türk diline negatif geçerek kullanılan bir tabir bir müzik tarzı olarak Arap kültüründe yüzyıllardır yerini koruyor tıpkı Kürt dilindeki ‘dengbêjlik’ gibi.

Acıyı sanatla buluşturuyorlar

Nujinha’dan Sîlva El-îbrahîm’in haberine göre; yerel halk sanatı olarak da bilinen bu sanatı daha çok kadınlar koruyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin Minbic kentinin El-Hadidi köyünde yaşayan 65 yaşındaki Nuzha El-Musa, “Kadınlar yaşadıkları anların çoğunu ‘Mawal’ ile ölümsüzleştirir ve aktarırlar. Bu sanatta kadınlar önceki kuşakların yaşadığı sosyal olayları lirik bir şekilde dillendiriyor. Böylece her yeni gelişme ve birbirini takip etme sonucu kuşaklar bilinen köklü geleneklere sahip olmuştur. Bu sanat sözlü edebiyatla ilişkilidir” diyerek Mawal sanatını anlatıyor.

Kuşaktan kuşağa aktarılıyor

Bu kültürü daha çok büyük annelerinden devraldıklarını kaydeden El-Musa, “Onlar sayesinde bugün bu kültürü yaşatıyoruz. Mawal’i çağdaş şarkılardan ayıran özelliklere gelince; Mawal içgüdüsel, halk sanatını simüle edici ve geleneksel müzik aletleriyle uyumlu bir sanattır. Bu sanatı annelerimizden, ninelerimizden, yoldan geçenlerden öğrendik. Toplu olarak Mawal’i okumak, kadınların gönüllerinde fıtri olan bu sanatın pekişmesine vesile olur. Mawal’i okumayı 10 yaşında annemden ve teyzemden öğrendim. Birçok anne Mawal söylerken gözü yaşarır” ifadelerini kullanıyor.

Hasada giderken de söylüyorlar

El-Hadidi köyünden olan 70 yaşındaki Sobha El-Sultan ise çocukken bu sanatı öğrendiğini söyleyerek, “Biz hasada giderken kadınlar Mawal söylemeye başlardı, diğer kadınlar da yüksek bir enerji ve ruhla onlara eşlik ederdi. Bebeğimi beşikte uyuturken ona Mawal söylerdim. Bazen yalnız kaldığımda da bu makamda şarkı söyler, yüreğime ağır gelen duyguları dile dökerdim. Bu sanata kadınlar daha çok yatkın çünkü kadınlar hayatın zorluklarından daha çok muzdariptir” ifadelerinde bulunuyor.

MİNBİC

 

 

#Acıyı #Mawalla #buluşturuyorlar