Ana Sayfa Blog Sayfa 115

FEDA ve DAKB: Munzur’un manevi zenginliğine saygı şart!

FEDA ve DAKB, Tunceli Valiliği tarafından Munzur Gözeleri’nde açılan mescide tepki göstererek, yetkililerin toplumsal barışa ve inançlara eşit mesafede durmaya mecbur olduğunu vurguladı. Açıklamada, Munzur Gözeleri’nin Alevi inancı açısından kutsal bir mekan olduğu ve bu tür müdahalelerin bölge halkının inançsal değerleriyle örtüşmediği belirtildi.

Munzur Gözeleri’nde inşa edilen mescit, Alevi toplumunda endişe yarattı. FEDA ve DAKB, bu durumun yerel halkın rızası gözetilmeden gerçekleştirildiğini ifade ederek, kutsal alanlara yapılacak her türlü düzenlemenin inanç hassasiyetlerine saygı göstererek yapılması gerektiğini savundu.

Alevilik inancının anayasal güvence altına alınması, cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınması ve ayrımcı yasaların kaldırılması gibi talepler öne çıkarıldı. Ayrıca, Alevi kadınların karar mekanizmalarına katılımının güvence altına alınması ve tutsak Alevilerin inanç önderleriyle görüşme hakkının sağlanması gerektiği vurgulandı.

FEDA ve DAKB, yalnızca Alevi toplumu için değil, tüm inançlar için eşitlik ve özgürlük talep ederek, kutsal alanların enerji projeleriyle tahrip edilmemesi gerektiğini belirtti. Munzur’un doğal ve manevi dokusuna saygı gösterilmesi gerektiği çağrısında bulundu.

Munzur Baba’ya Dokunmayın! TÜRKAN DOĞAN

0

Kutsallarımıza, inancımıza, adaletimize el uzatmayın!

Munzur, yalnızca bir dağ, bir gözeden süzülen su değildir. Munzur, Dersim’in kalbidir; Alevilerin yüzyıllardır Hakk ile, doğayla, insanlıkla kurduğu rızalık meydanıdır. Munzur’a uzanan her el, yalnızca Alevilerin inancına değil, insanlığın ortak vicdanına vurulmuş bir darbedir.

Bugün görüyoruz ki, devlet eliyle kutsallarımıza yönelik saldırılar ardı ardına gelmektedir. Daha dün cemevlerimize zorla ezan dayatıldı, Hacıbektaş’ta korsan etkinliklerle inancımız kirletilmeye çalışıldı, Suriye’de Alevi katliamları sürdürülüyor. Ve şimdi, Dersim’in Valiliği kararıyla Munzur Gözelerine mescit açıldı.

Bu girişimler Alevi inancını asimile etmeye dönük, toplumsal barışı sabote eden provokatif adımlardır. Çünkü biliriz ki, inanca saygı olmadan barış kurulmaz, kimliğe dokunarak kardeşlik tesis edilemez.

Ama biz Aleviler biliriz: Barış, sadece suskunluk değildir. Barış, halkların kardeşliğidir; mazlumun zalime boyun eğmesi değil, hakikatin yanında dimdik durmasıdır. Zulümle barış olmaz, faşizmle barış kurulmaz. Yıllardır Alevi köylerine cami yapıp imam atadılar. Devletin zorbalığıyla barışılmaz; barış, yalnızca hak ile halk arasında, insanla doğa arasında kurulur. Bizim barışımız rızalık meydanında yeşerir, darağaçlarında sınanır, adaletle kök salar.

Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil, kutsallara saygıda da tecelli eder. Bu yüzden Ebru Timtik’in adını burada anıyoruz. O, bedenini adalet uğruna ölüme yatırdı. Eğer bugün aramızda olsaydı, o da bu gaspın davacısı olurdu. Çünkü Alevilerin inancı da, tıpkı adalet gibi, gasp edilemez bir haktır.

Biz biliyoruz: Munzur’un ışığı karartılamaz. Rızalık meydanı teslim alınamaz. Hakk’tan, insandan ve adaletten yana olan her can, bu saldırılara karşı bir aradadır.

Bir kez daha sesleniyoruz:
Ellerinizi Munzur’dan, kutsallarımızdan, inancımızdan çekin!

İlk olarak https://www.alevihaberagi.com adresinde yayınlanmıştır.

İngiltere Alevi Kültür Merkezi’nden Cenaze Şirketi İddialarına Açıklama

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, bünyesinde oluşturduğu cenaze hizmetleri şirketine yönelik iddiaların asılsız olduğunu açıkladı. Yönetim Kurulu, bu şirketin kişisel çıkarlar gözetmeden, Alevi toplumuna güvenilir ve şeffaf hizmet sunmak amacıyla kurulduğunu vurguladı.

Açıklamada, geçmişte cenaze hizmetlerinin üçüncü şahıslara ait firmalar aracılığıyla yürütüldüğüne, bunun da topluma ek maliyetler getirdiğine dikkat çekildi. Yeni şirketin hedefi; morg, yıkama, defin ve toplanma salonu gibi tüm cenaze hizmetlerini Cemevi bünyesinde, Alevi inanç değerleri doğrultusunda sunmak olarak belirlendi.

Cemevi Yönetimi, daha önce düzenlenen bilgilendirme toplantılarında cenaze işlemlerinin doğrudan kurum tarafından yürütülmesi amacıyla bir şirket kurulacağını açıkladıklarını hatırlattı. Şirketin, İngiltere’deki Charity Commission ve Companies House düzenlemelerine uygun olarak kurulduğu da ifade edildi.

Yönetim, şirketin belgelerinde hisselerin tamamen Londra Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’ne ait olduğunun belirtildiğini, dolayısıyla şahıslara değil, doğrudan topluma hizmet etmek için oluşturulduğunu belirtti. Ayrıca, trustees’lerin kişisel kazanç elde etmesinin mümkün olmadığına ve şirket yönetiminin her dönem yeni trustees’lerle devam edeceğine dikkat çekildi.

Cemevi Yönetim Kurulu, cenaze hizmetleri şirketinin, bireylere çıkar sağlamak amacı gütmediğini, tam tersine topluma hizmet için kurulduğunu ifade etti. Yönetim, “Cemevimiz şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerine bağlı kalarak Alevi inancının değerleri doğrultusunda hizmetine devam edecektir” dedi.

Saray’dan ‘Saray Aleviliğine’ davet!.. İSMAİL PEHLİVAN

“Sayılmayız parmak ile
Tükenmeyiz kırmak ile
Taşramızdan sormak ile
Kimse bilmez âhvalimiz” MUHYÎ-İ GÜLŞENÎ (16. yüzyıl)

Cumhurbaşkanlığı Sosyal ve Gençlik Politikaları Kurulu Üyesi ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kurucu Başkanı Dr. Ali Arif Özzeybek ile gazeteci Mehmet Çek tarafından hazırlanan 20 sayfalık “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması/Alevi-Bektaşi Toplumunun Sorunlarını Çözmeye Yönelik Gerekli Adımlar, Çözüm Önerileri ve Uygulama Planı” başlıklı rapor kamuoyuna yansıtıldı.

“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” sözleriyle başlayan rapor, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala’ya sunuldu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ise görüşme talebine olumsuz yanıt verdiği belirtildi.

Raporda en dikkat çeken Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması önerilen “Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı”nın kurulmasıdır. Bu durum, Alevi toplumunun taleplerinin aksine, devlet tarafından kurulacak bir başkanlık yapısı, inanç ve ibadet konularında özerklik ve serbestlik ilkesinin ihlali anlamındadır. Bu, Alevi inancının kendi iç dinamikleri ve özerk yapısı yerine, devletin belirlediği kurallar çerçevesinde bir “düzenleme”yi öngörmektedir.

Raporda söz konusu edilen maddelerin hangi hakların kazanılmasına yönelik olduğuyla ilgili net bir sonuca varmak için, öncelikle Alevi toplumunun taleplerini ve bu taleplerin mevcut yasal statüsüyle olan ilişkisini anlamak gerekir.

Alevi toplumu tarafından dile getirilen başlıca talepler arasında, cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması, Alevi katliamlarıyla yüzleşilmesi, Alevi inancının Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetki alanı dışında değerlendirilmesi ve zorunlu din derslerinin tamamen kaldırılması veya 1980 öncesi olduğu gibi zorunlu olmaktan çıkarılması gibi konular yer almaktadır.

Alevi toplumunun taleplerinin aksine, devlet tarafından kurulacak bir başkanlık yapısı, inanç ve ibadet konularında özerklik ve serbestlik ilkesinin ihlali anlamına gelir. Kurulacak olan Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığına bağlanması, Alevi toplumunun kendi inancını ve ibadetini özerk bir şekilde yaşama hakkını kısıtlama potansiyeli taşır.

Raporda, mevcut Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kaldırılarak doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı, özerk bütçeli bir “Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı” kurulması öneriliyor. Başkanlık, cemevleriyle ilgili düzenlemeleri yürütme yetkisine sahip olacak; başkan ve üyeler Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

Alevi toplumunun özerklik ve inanç özgürlüğü talebi ile devletin bu sorunlara kurumsal bir yapı (başkanlık) kurarak çözüm bulma yaklaşımı Aleviliğin ruhuna aykırı bir durumdur.

Raporda dikkat çekilen bazı talepler uğrunda 40 yıldır mücadele edilen temel hakların çarpıtılarak veya yumuşatılarak ifade edilmesi, Alevi toplumunun sesine kulak verilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Örnek verecek olursak;

Zorunlu Din Dersi: Aleviler, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını isterken, raporda bu durum “müfredata seçmeli Alevilik derslerinin eklenmesi” olarak belirtilmiştir.

Madımak Oteli: Alevi toplumu, Madımak’ın “Utanç Müzesi” olmasını talep ederken, raporda bu “İnsan Hakları Müzesi” olarak yumuşatılmıştır.

Muharrem Orucu: Metne göre, Alevilerin “Muharrem 10’un resmi tatil ilan edilmesi” gibi bir talebi hiç olmamıştır.

Alevi İmam Hatip Liseleri: Rapordaki “Alevilik-Dedelik eğitimi verecek liselerin açılması” önerisinin aslında “Alevi İmam Hatip” önerisidir ve bu Alevi toplumu tarafından bir ‘asimilasyon projesi’ olarak görülmektedir. (Daha önce İstanbul Halkalı’da böyle bir girişimde bulunuldu; lakin Aleviler büyük tepkiyle karşılayınca iptal edildi.)

Cemevlerine ibadethane statüsü: Alevi toplumu, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını, din işlerinde devletin müdahalesinin sona ermesini (Diyanet gibi bir yapıya bağlı olmamayı) ve kendi inançlarını kendi iç dinamikleriyle, özgürce yaşayabilmeyi talep etmektedir.

Raporda Önerilen Çözüm: “Alevi-Bektaşi İnanç Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması” önerisi, Alevi taleplerin tam tersi bir yöndedir. Bu yeni yapılanma, Alevi toplumunun kendi kimliğini ve inancını devletin müdahalesi olmadan yaşama hakkını kısıtlama potansiyeli taşımaktadır.

Rapordaki diğer maddeler ise şöyle:

  • Ayrımcılığın Önlenmesi Yasası çıkarılması
  • Mülki idare, emniyet ve jandarma teşkilatına Alevilik-Bektaşilik eğitimi verilmesi (Eh! Tamam da bu eğitimi kim verecek? Türk İslam Sentezci, ilahiyatçı siyasal İslamcılar mı, yoksa Alevilik çalışan Alevi akademisyenler mi?)
  • İlahiyat fakültelerine Alevilik-Bektaşilik dersleri konulması (Bu madde Alevileri hiç ilgilendirmiyor.)
  • Alevilik-Bektaşilik enstitü ve araştırma merkezlerinin desteklenmesi (Alevilere ait olacak bu merkezlerin özerk olması koşulu ile)
  • Ocak bazlı sözlü tarih çalışmaları ve Alevilik Kütüphanesi kurulması.

İnanç ve İbadet Özgürlüğü

Alevi toplumunun en temel taleplerinden biri, cemevlerinin ibadethane statüsünün yasal olarak tanınması ve devletin inanç işlerine karışmamasıdır. Alevi Bektaşi İnanç Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması, bu talebin tam aksine, inancın devletin bir kurumu tarafından yönetilmesi anlamına gelir ki bu, Anayasa’nın 24. maddesiyle güvence altına alınan inanç, vicdan ve ibadet özgürlüğünü yok saymaktır. Aleviler, inançlarını kendi iç dinamikleriyle yaşamak isterken, bu durum devletin bir inancı yönetme çabası olduğunun açık ifadesidir.

Laiklik İlkesi ve Eşitlik

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ve hiçbir inancı diğerine üstün tutmamasını ve yönlendirmemesini ifade eder. Alevi Bektaşi İnanç Başkanlığı’nın kurulması ve devletin en üst makamına bağlanması, Aleviliğin devlet tarafından “resmi” bir inanç kurumu haline getirilmesidir. (Aleviler; sözde Sünni Hanefiliği, aslında Vahabi Selefiliği temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da kaldırılmasını ve her inancın kendi inanç topluluğuna bırakılmasını istemektedir.)

Bu durum, laiklik ilkesinin ruhuna aykırıdır. Ayrıca, diğer inanç gruplarının benzer bir statüde olmaması, Anayasa’nın 10. maddesiyle güvence altına alınan eşitlik ilkesi de ihlal edilmektedir.

Özerklik ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı

Alevi toplumu, yüzyıllardır kendi inanç yapılarını ve ritüellerini Anadolu Alevi Ocak Sistemi aracılığıyla yaşatmaktadır. Alevi Dedeleri, Pir-Mürşid-Rehber-Talip ilişkisi içinde özgün haliyle inancın yaşatılmasını sağlamıştır. Ancak, devlet eliyle kurulacak bir başkanlık, bu özerk yapının bozulmasına ve Alevi inancının devletin belirlediği kurallar çerçevesinde yeniden tanımlanmasına yol açacaktır. Bu, Alevi toplumunun kendi inancına ilişkin kararları özerk bir şekilde alma hakkını ortadan kaldırır.

Dr. Ali Arif Özzeybek ile gazeteci Mehmet Çek tarafından Alevi inancının ve kimliğinin toplumsal ve yasal düzeyde tanınmasına yönelik hazırlanan raporda belirtilen taleplerin bir kısmı yıllardır Aleviler tarafından dile getirilen taleplerdir. Ancak, Alevi Bektaşi İnanç Başkanlığı tarafından bu taleplerin karşılanmasının aksine, Alevi toplumunun özgürlük, eşitlik ve özerklik haklarının devlet tarafından kısıtlanmasına yönelik atılacak bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Rapordaki temel çelişkiler, Alevi toplumunun kendi inançlarına sahip çıkma ve özerklik talebi ile devletin bu inancı kendi belirlediği sınırlar içinde tanımlama ve kontrol etme girişimi arasındaki derin farklılıklardır. Bu durum, Alevi toplumunun kendi kimliğini ve inancını devletin kontrolü dışında yaşama isteğine saldırı niteliğindedir.

ilk https://halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

Hasta mahpus Enver Yanık için derhal harekete geçilmeli!

Ağır hasta mahpus Enver Yanık için bir kez daha adalet çağrısı yapıldı. Yanık ailesi ve arkadaşları, Kırıklar 1 No’lu F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Yanık’ın sağlık ve hukuki durumuna dikkat çekerek, tutukluluk halinin son bulması gerektiğini vurguladı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Cezaevi Komisyonu ve Yanık’ın avukatı Ahmet Baran Çelik, düzenledikleri basın toplantısında, Yanık’ın sağlık durumu nedeniyle acilen serbest bırakılması gerektiğini ifade etti. Yanık’ın 2005 yılında başlayan ve 20 yıldır süren bir dava kapsamında tutuklandığını belirten Çelik, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini aktardı.

Yanık, yaklaşık bir buçuk aydır hastanede tedavi görmekte ve birden fazla kez düşüp yaralanmıştır. Şu an yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile hareket eden Yanık’ın en son akciğerine pıhtı atmış ve ciddi sağlık sorunları yaşamaktadır. Yargıtay’ın bu hukuksuz sürece bir an evvel son vermesi gerektiği vurgulandı.

Basın açıklamasında, Enver Yanık’ın sağlık durumu göz önünde bulundurularak serbest bırakılması, delil yetersizliği ve savunma hakkının ihlali nedeniyle dosyasının yeniden ele alınması talep edildi. Ayrıca, adil yargılanma hakkı kapsamında hukuka ve insan haklarına uygun bir sürecin yürütülmesi gerektiği belirtildi.

Yanık, 1999 Ulucanlar Hapishanesi Katliamı’nda yaralanmış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla tazminat ödemesi almış bir mahpustur. Halen vücudunda iki kurşun bulundurduğu bildirilen Yanık, Wernicke-Korsakoff sendromu ve hidrosefali teşhisi ile yaşamakta.

Kürt Alevi köyüne elektrik müjdesi: İtirazlar sonuç verdi!

Pazarcık İlçesi’ne bağlı Tilkiler Mahallesi’nin Beyyurdu mevkiinde yaşayan Kürt Alevi yurttaşların elektrik ve su talebi, itirazlar ardından karşılık buldu.

Maraş’ın Pazarcık İlçesi Tilkiler Mahallesi’nin Beyyurdu mevkiinde yaşayan yurttaşlar, geçtiğimiz aylarda elektrik hizmeti alamamaları sebebiyle mağduriyetlerini dile getirmişti.

Konuyla ilgili PİRHA’ya da konuşan köylüler, Kürt ve Alevi olmaları sebebiyle ayrımcılığa maruz kaldıklarını aktarmıştı.

Muhalefet partileri tarafından da Meclis’te gündeme getirilen soruna dair olumlu cevap alındı. Yaklaşık 12 ev ile birlikte sokak aydınlatmalarının da hizmete sokulduğu bilgisi verildi.

PİRHA/MARAŞ

Alevi kurumları, Munzur Gözeleri’ndeki mescidi protesto etti!

Çok sayıda Alevi çatı örgütü, Tunceli Valiliği’nin Munzur gözelerinde açtığı mescit kararını kınadı. Yazılı açıklama yayımlayan kurumlar “Kutsallarımıza saldırarak barış tesis edilemez” dedi.

Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, toplumun tepkisini büyütüyor.

Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Munzur Gözeleri’ne dönük müdahale sonrası çok sayıda Alevi örgütü de yazılı açıklama paylaşarak karara tepki gösterdi.

KUTSALLARIMIZA SALDIRARAK BARIŞ TESİS EDİLEMEZ”

“Munzur Baba’ya, kutsallarımıza ve inancımıza dokunmayın!” başlıklı yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Munzur Baba, Dersim’in kalbinde, Alevilerin en kutsal mekanlarından biridir.

Munzur gözeleri, yüzyıllardır Alevilerin hakikatle, doğayla ve Hakk ile buluştuğu mekandır.

Munzur Baba’ya el uzatmak, yalnızca Alevilerin inancına değil, insanlığın ortak değerlerine de saldırıdır.

Ne yazık ki; son dönemde devlet eliyle inancımıza ve kutsallarımıza yönelik saldırılar peş peşe gelmektedir. Daha dün, cemevlerimizden zorla ezan okutuldu, Hacıbektaş’ta korsan etkinliklerle inancımız kirletilmek istendi, Suriye’de Alevi soykırımı devam ediyor. Şimdi de Tunceli Valiliği tarafından Munzur gözelerine mescit açıldı.

Bu yaklaşım açık bir şekilde Alevi inancını hedef almakta ve kutsallarımız gasp edilmektedir.

Hiç kimsenin, hiçbir makamın, Alevilerin değerlerine el uzatma hakkı yoktur.

Üstelik bütün bu girişimlerin, ülkede barış ve demokratik çözüm tartışmalarının yürütüldüğü bir süreçte yapılması manidardır.

Barışın konuşulduğu bir dönemde, böylesi provokatif adımların atılması, bu süreci baltalamak isteyenlerin işidir.

Kutsallarımıza saldırarak barış tesis edilemez. İnançlara ve kimliklere saygı olmadan gerçek barış olmaz.

Biz Alevi kurumları olarak;

Munzur gözelerine mescit açılmasını ve inancımıza yönelik tüm bu asimilasyon politikalarını en sert şekilde kınıyoruz.

Munzur Baba’nın ışığını söndüremeyecekler, rızalığımızı ve inancımızı teslim alamayacaklar.

Bir kez daha çağrımızdır;

Ellerinizi kutsallarımızdan çekin!”

Açıklamada imzası bulunan kurumlar:

Alevi Bektaşi Federasyonu

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

Türkiye Alevi Federasyonu

Alevi Kültür Dernekleri

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu

(PİRHA/HABER MERKEZİ)

‘Diyanet’in hutbesi, kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırıdır, kabul etmiyoruz’

Diyanet’in son hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığını hedef aldığını belirten DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, “Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz” dedi. Çelik, ayrıca Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik saldırıları hatırlatarak, Alevi kamuoyu ve kadın örgütlerini daha aktif sahiplenmeye çağırdı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kadın haklarını hedef alan Cuma Hutbeleri’ne 15 Ağustos’ta bir yenisi daha eklenmişti. Türkiye genelindeki camilerde okutulan hutbede, mirastan pay alacak kadınlara, erkeğin alacağının yarısına razı gelmeleri tavsiye edilmişti. Kadınlar, Diyanet’in hutbesinin Anayasal haklara aykırı paylaşımı nedeniyle tepki göstermeyi sürdürüyor.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Nebat Çelik, Diyanet’in son Cuma hutbesinde “kul hakkı” üzerinden kadınların kazanımlarını hedef alması ve Suriye’de Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

“KADINLARIN KAMUSAL ALANDAKİ VARLIĞINA SALDIRI”

Diyanet hutbesinin kadınların kamusal alandaki varlığına bir saldırı olduğunu söyleyen Nebat Çelik, Diyanet’in Cuma hutbesinde kadınları hedef alarak sarf ettiği sözler yalnızca bireysel tercih ve özgürlüklere değil aynı zamanda kadınların kamusal alandaki varlığına, yaşam biçimlerine ve inanç özgürlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Hutbede geçen ifadeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Ataerkil aklıyla kadınları denetim altına almaya çalışıyor. Bu tür söylemler kadın cinayetleri arttırıyor, kadın katliamlarını meşrulaştırıyor” diye konuştu.

“İKTİDAR ZİHNİYETİNİN SÖZCÜSÜ”

Nebat Çelik, Diyanet’in iktidar politikasının sözcülüğünü yaptığını ifade ederek, “Bu söylemler ne ahlakla ne de dinle açıklanabilecek bir durum değildir. Bizler bunu bir zihniyetin ürünü ve politikası olarak görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı bir kurum olmanın ötesinde AKP’nin sözlüğünü yapan bir kurum haline geldi. Kadın bedenini hedef alan söylemler üzerinden ayakta kalmaya çalışıyor. Biz kadınları eşit ve can olarak görüyoruz. Diyanet’in bu söylemlerini hiçbir karşılığı yoktur” dedi.

“SURİYE’DEKİ KADIN KATLİAMIN DAHA AKTİF SES ÇIKARMALIYIZ”

Yine bu zihniyetin ürünü olan cihadist çetelerin Suriye’de kadınlara yönelik sistematik saldırılarını hatırlatan Nebat Çelik, Alevi örgütleri ve kadın kurumlarını Suriye’de kadınlara yönelik saldıra karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırarak, sözlerine şöyle devam etti:

“HTŞ’nin yönetimi devralmasıyla birlikte Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar devam ediyor. Alevi köyleri zorla boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmeye zorlanıyor. Kadınlar kaçırılarak tecavüze uğruyor. Kaçırılan kadınların akıbeti belli değil. Alevi kadınlara ve çocuklara yönelik insan ticareti suçu işleniyor. Ne yazık ki savunmasız kalan, öz savunmasını geliştiremeyen halklar ağır mağduriyetler yaşıyor.

Diyanet’in kadınları hedef alan saldırılarının zihniyetindekiler kadınları katlediyor. Barışı konuştuğumuz bu süreçte toplumu ötekileştiren, bölen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Genel anlamda biz Alevi toplumunu neyin beklediğini gören bir yerden demokratik gelişmeler noktasında tutum geliştirmek, barışta ve demokratik toplum noktasında söz söylemek gerekiyor. Tüm Alevi kamuoyunun Suriye’de gelişmelere cevap olarak tavır geliştirmek zorunda olduğu bir süreçteyiz. Mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlükten ve adaletten yana olamamız gereken bir dönemdeyiz. Tüm Alevi kadınları, kadın örgütlerini, kamuoyunu bu katliama karşı daha aktif ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

PİRHA/İZMİR

Alevi Hakları Üzerine Tarihi Bir Değerlendirme: Mehmet Altan’ın Analizi MEHMET ALTAN

Tecrübeli bir Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşı olarak bilirim ki ne zaman “Kürt Açılımı” gündeme gelse, bir süre sonra “Alevi Açılımı” da tedavüle girer.

Aynen şimdi olduğu gibi…

Durumu daha da netleştirmek için 2013 yılına geri döndüm.

Ama sanki 12 yıl öncesine geri dönmedim de kendi eksenimde bir daire çizdim.

Durum o kadar aynıydı.

* * *

Ankara hem Suriye’ye ayar vererek hem de hukuk ve

demokrasiden uzak kalarak sorunu çözmeye kalktığı için

“Terörsüz Türkiye” süreci teklemeye başladı.

Mamafih, “Teklemese ne olacak” diyebilirsiniz.

Sorunun cevabını 29 Eylül 2013 tarihli gazetelerdeki haberde buldum:

“Kürt sorununda ‘çözüm sürecinin’ parçası olarak gündeme gelen ‘Demokratikleşme Paketi’ Türkiye saatiyle 11:00’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanıyor. İçeriği uzun süredir ısrarla kamuoyu ile paylaşılmayan paket, Başbakan Erdoğan tarafından ‘Birçok kesimi şaşırtacak ve memnun edecek’ diye nitelendiriliyor.

Yine Başbakan’ın ‘Her kesimini ilgilendiren düzenlemelerle Türkiye’yi ağırlıklarından kurtaracak’ diye özetlediği paketin, salt çözüm süreciyle ilişkili olmadığını vurgulamak için özellikle 30 Eylül’de açıklandığı belirtiliyor.

Başbakan Erdoğan, 63 maddelik ‘2023 Siyasi Vizyon Belgesi’ni de kamuoyuna partisinin kongresinde geçen yıl 30 Eylül’de duyurmuştu.”

Bizde “paket” çok da galiba uygulama pek yok.

* * *

Yıl 2013 ,adı “demokratikleşme Paketi” ama haberden “Aralarında Özgür Gündem, Evrensel, BirGün, Aydınlık, Sözcü, Sol, Yeniçağ, Ulusal Kanal, IMC TV, Hayat TV ve Halk TV’nin bulunduğu ‘muhalif’ basının yer darlığı gerekçe gösterilerek toplantıya davet edilmediğini” anlıyoruz.

Haberin devamında şunlar var:

“PKK’nın ateşkes ve silahlı güçlerini sınır dışına çıkarma adımlarının ardından gündeme gelen ve ‘İkinci Aşama’ kapsamında hazırlanan ‘Demokratikleşme Paketi’ için Hükümet kanadında temmuz ayından beri yoğun bir çalışma sürüyor.

Hükümetin pakete ilişkin takvimi, BDP ve PKK kanadından gelen ve ‘Çözüm sürecinde hükümetin ikinci aşamada atması gereken adımlar konusunda 1 Eylül’e kadar hazırlıklarını tamamlaması ve 15 Ekim’e kadar bazı pratik adımların atılması’ şeklinde özetlenen takvimle de örtüşüyordu.”

* * *

“AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik paketin açıklanmasıyla birlikte kendini ‘öteki’ hissedenlerin taleplerinin giderileceğini belirtiyor.

Çelik’in basına verdiği bilgilere göre pakette, ‘Gayrimüslim, Alevi ve Kürt vatandaşların kültürel haklarına ilişkin düzenlemeler’ olması bekleniyor.

Paketin açıklanması öncesinde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ise Alevi Çalıştayları sürecinde cemevlerinin inanç merkezi değil ibadethane olarak kabul edilmesi fikrini ısrarla savunduklarını anımsatıyor.

Paketin içeriğine ilişkin basına yansıyanlardan yola çıkarak ‘Cemevleri pakette yine inanç merkezi olarak karşımıza çıkacak görünüyor’ iddiasında bulunan Geçmez, ‘İyimser değiliz, bekleyip göreceğiz’ dedi.”

* * *

Açılımın “temel hak ve özgürlükleri” kapsamasını ve uygulanmasını isteyen bir mitingin haberini ise 3 Kasım 2013 tarihli gazetelerde görüyoruz.

“‘İnkârcılığa, asimilasyona karşı eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü’ sloganıyla düzenlenen mitinge binlerce kişi katıldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da aralarında bulunduğu Alevi grupların ortak açıklamasında, ‘Zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle sadece Sunni-Hanefi mezhebine hizmet eden bir kurum dayatmasıyla bireylere inançsal baskı yapamaz’ dendi.

Taleplerin sıralandığı ortak metinde şu ifadeler yer aldı:

‘Cemevi caminin karşıtı olmadığı gibi ortak yanı da yoktur. Bu nedenle ortak cemevi–cami projeleri ülkemizde kardeşçe yaşayan farklı inançları birbirine düşürme ve asimilasyondan başka bir sonuç doğurmayacaktır.’”

* * *

“Zurnanın zırt” dediği bir rapora ise 21 Mayıs 2013 medyasında denk geldim.

“ABD’nin yıllık Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu” açıklanmıştı.

Ve maalesef Rapor’un Türkiye ile ilgili bölümü ise bir önceki yıldan çok farklı değildi.

Rapor, dini özgürlüklerin anayasal ve yasal güvence altında olmasına rağmen kısıtlamaların sürdüğüne ve Sünnilerin kayırıldığına işaret ediyordu.

“Türkiye’ye ayrılan 16 sayfada, Sünni Müslümanlara kayırıcı yaklaşıldığı vurgulanıyor. Sünni mezheplere hizmet eden camilerin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlet desteğine sahip olduğu belirtilirken, sayıları 15-25 milyon civarında olduğu ifade edilen Alevilerin ise devlet tarafından ‘heterodoks Müslüman mezhebi’ olarak görüldüğü ve finansal olarak desteklenmediği kaydediliyor.

Her ne kadar anayasa ‘Kimse dini inançlarını açıklamaya zorlanamaz’ dese de nüfuz cüzdanlarındaki bir bölüm, kişiyi dini inancını açıklamaya zorlamaktadır.

Aleviler, Bahailer ve Yezidiler kendi dini kimliklerini yazamamaktalar çünkü verilen seçenekler içinde bunlar yer almamaktadır.”

* * *

Yakın tarih incelendiğinde bu coğrafyaya en uygun ad, “dön baba dönelim ülkesi” olur.

12 yıl önce…

12 yıl sonra bir şey fark etmiyor.

Neyse, “Alevi Açılımı” vatana millete hayırlı olsun.

20 08 2025/ t24

Munzur Gözeleri’ne Erişim Engellendi: Alevi Kutsallarına Müdahale

Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan ve Aleviler için kutsal kabul edilen Munzur Gözeleri’nin girişine inşa edilen mescit, Alevi toplumu arasında endişe ve protestolara yol açtı. Özellikle son yıllarda artan turizm faaliyetleri kapsamında yapılan peyzaj çalışmaları sırasında, kutsal bir mekanın hemen yanına mescit yapılması, bölge halkı arasında tartışmalara neden oldu.

Munzur Gözeleri, Alevi inancı açısından önemli bir ziyaretgah olmasının yanı sıra, son dönemlerde “kültür turları” aracılığıyla turizm objesi haline getirilmeye çalışılmakta. Ancak, bu tür müdahaleler, Alevi vatandaşlar tarafından asimilasyon politikalarının bir parçası olarak yorumlanıyor. Nüfusunun tamamı Alevi olan bir bölgede, kutsal kabul edilen bir alanın yanına cami inşa edilmesi birçok yurttaşı rahatsız ediyor.

Geçmişte yaşanan olaylar, bu kaygıları daha da derinleştiriyor. 12 Eylül Darbesi sonrasında Ziyaret köyüne yapılan cami ve atanan imamlar, Alevi inancını yok sayan bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. Bu durum, yurttaşlar arasında, mescit açma gayesinin Alevi toplumunun rızası dışında gerçekleştirilen uygulamalarla ilgili olduğu görüşünü pekiştiriyor. Bu tür müdahalelerin tarihsel bir devamlılık taşıdığına inanan halk, bu duruma karşı duruş sergilemekte kararlı.

Son gelişmeler, Alevi toplumunun inanç alanlarına yönelik artan müdahalelerin bir örneği olarak kaydediliyor. Alevi vatandaşlar, bu tür uygulamaların inançlarını tehdit ettiğini savunarak, duruma karşı tepkilerini dile getiriyorlar. Munzur Gözeleri’ndeki mescit açılması, Alevi toplumunun buralara olan bağlılığını sorgulatırken, inançlarına yönelik müdahalelere karşı duyarlılığını artırıyor.