Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Amedsporun Başarısı Ayrımcılığa Karşı Bir Direniştir!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Amedspor’un elde ettiği başarıyı yalnızca bir spor olayı olarak değerlendirmedi. Erçe, Amedspor’un başarısının, toplumsal ve siyasi bir anlam taşıdığını vurguladı ve bu durumun sıradan bir sportif gelişmenin ötesinde olduğunu ifade etti.

Erçe, sporla kişisel bir ilişkisi olmadığını belirterek, “Sporla hiç alakam olmadı. Hiç taraftar olmadım. Ama hep ötekiden, ezilenden, yok sayılandan yana oldum” dedi. Bu yaklaşımını uluslararası karşılaşmalara da yansıttığını söyleyen Erçe, “ABD ile Brezilya arasındaki maçta, Brezilya’nın kazanmasını istedim” şeklinde konuştu.

Amedspor’un başarısının ırkçı ve ayrımcı yaklaşımlara karşı bir direniş simgesi olduğunu ifade eden Erçe, “Amedspor’un başarısı herhangi bir spor hadisesi değildir. Bir takımın şampiyonluğundan çok daha öte bir durum” dedi. Bu bağlamda, Amedspor’un başarısını kutlayarak, “Irkçılığa, faşist ve şoven histeriye karşı Amedspor’u kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum” ifadelerini kullandı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Amedsporun başarısı, yalnızca futbol sahalarında değil, toplumsal adalet mücadelesinde de önemli bir duruş sergiliyor. Irkçılığa ve ayrımcılığa karşı verilen bu direniş, Alevi toplumunun temel değerleriyle örtüşüyor ve ezilenlerin sesi olma misyonunu pekiştiriyor. Cuma Erçenin vurguladığı gibi, Amedsporun zaferi, bir takımın başarısından çok daha öte bir anlam taşıyor; bu, birlikte yaşama iradesinin ve dayanışmanın sembolüdür.

— Alevi Gazetesi Editörü

DADdan “Dedeler Zirvesi”ne inanç-kırım tepkisi!

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), 4 Mayıs’ta Dersim’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenecek olan “Dedeler Zirvesi”ne sert bir tepki gösterdi. DAD, bu etkinliği bir “inanç-kırım projesi” olarak nitelendirerek, Alevi toplumunun bu tür girişimlere karşı duyarlılığını vurguladı.

Açıklamada, 4 Mayıs tarihinin Dersim halkı için Roza Şaye (Kara Gün) olarak anıldığını ve bu tarihte yapılacak toplantının toplumsal bir rızalığa sahip olmadığını belirtildi. Cemevi Başkanlığı’nın Alevilik üzerinde “asimilasyon ve mühendislik” girişimlerinde bulunduğu ifade edilerek, bu faaliyetlerin Alevilik açısından varoluşsal bir kriz oluşturma potansiyeli taşıdığına dikkat çekildi.

DAD’ın açıklamasında, Dersim’in Alevilik inancının merkezi olduğu ve bu nedenle özel bir hedef haline getirildiği vurgulandı. 37-38 yıllarında yaşanan katliamların yıl dönümünde, maaş ve memurluk eksenli bir toplantı yapılmasının Alevi vicdanıyla bağdaşmadığı belirtildi. DAD, bu tür organizasyonlara katılmanın ağır bir vebal taşıdığını ve yol ikrarına bağlı kalınması gerektiğini ifade etti.

Sonuç olarak, DAD, devletin Aleviliği tanımlama çabalarından vazgeçmesi gerektiğini belirterek, Cemevi Başkanlığı’nın derhal lağvedilmesini talep etti. Ayrıca, Dersim üzerindeki asimilasyon stratejilerinin durdurulması gerektiğinin altı çizildi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

DADın "Dedeler Zirvesi"ne yönelik tepkisi, Alevi inancının korunması adına kritik bir duruş sergilemektedir. Dersimde düzenlenecek bu etkinliğin, Alevi toplumunu hedef alan asimilasyon çabalarının bir parçası olduğu vurgulanarak, tarihsel acıların üzerinin örtülmesine izin verilmeyeceği ifade edilmiştir. Bu tür organizasyonların Alevilerin vicdanında yarattığı tahribat, toplumun birliği ve dirliği açısından son derece tehlikeli bir durumdur. Alevilik, bu tür manipülasyonlara karşı dimdik ayakta durmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Katliamı’nın 89. yılı İngilterede anıldı!

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 4 Mayıs 2026 tarihinde Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde anma etkinliği düzenledi. Bu etkinlikte, 1937-1938 yıllarında Dersim’de yaşanan felakette hayatını kaybedenler anıldı. Anma, Yadigar Aslan Ananın gülbangıyla başladı ve katliamın unutulmaması gerektiği vurgulandı.

Dersim Katliamı, 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştirildi. Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldüğü bu olayda, yerel kaynaklar 50 binin üzerinde insanın yaşamını yitirdiğini ve on binlercesinin de yerlerinden sürüldüğünü bildirmektedir. Bu trajik olayın ardından, Pir Seyit Rıza ve onun yol arkadaşları 15 Kasım 1937’de Elazığ’da asılarak öldürüldü.

Etkinlikte konuşan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Eşit Başkanı Hasret Bozdağ, Dersim Katliamı’nın devlet tarafından hala tam olarak kabul edilmediğini belirtti. Ayrıca, benzer acıların bir daha yaşanmaması için devletin bu katliamla yüzleşmesi gerektiğinin altını çizdi. Eski başkan İbrahim Has da, bu süreçte adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.

Anma, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yönetim kurulu üyesi Doğan Kalay’ın deyiş ve ağıtlarıyla son buldu. Etkinlik, Dersim’in acı tarihinin hatırlanması ve Aleviliğin inanç özgürlüğüne duyulan saygının yeniden ifade edilmesi açısından büyük önem taşıdı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Katliamının 89. yılı, unutulmaz acıların ve kayıpların hatırlanması açısından büyük bir önem taşıyor. Bu tür etkinlikler, sadece geçmişle yüzleşmekle kalmayıp, aynı zamanda Alevilik inancının ve kültürünün yaşatılması adına da kritik bir rol oynuyor. Devletin bu katliamı tam olarak kabul etmemesi, hala süregelen adaletsizliklerin ve ayrımcılıkların bir yansımasıdır. Alevi toplumu olarak, zalime ve zulme karşı durarak, her zaman mazlumların yanındayız.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersim Tertelesi anmasında adalet ve hakikat vurgusu!

1937-38 Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenlerin anılması amacıyla Mainz’da kitlesel bir etkinlik düzenlendi. Alevi kurumlarının öncülüğünde gerçekleştirilen anma, 3 Mayıs 2026 tarihinde Mainz Staatstheater’da yapıldı. Etkinlikte, sanatçıların seslendirdiği ağıtlar ve yapılan konuşmalarla “Xo Vira Meke” çağrısı yükseldi. Katılımcılar, yüzleşme, adalet ve hakikat taleplerini bir kez daha dile getirdi.

Etkinlik, Cevahir Altınok Ana tarafından okunan Gulbang ile başladı. Kırmancki, Türkçe ve Almanca dillerinde okunan basın metninde, 89 yıl önceki Dersim Soykırımı’nda hayatını kaybeden on binlerce can anıldı. Metinde, “Dersim’in çığlığını haykırmaya devam edeceğiz” ifadeleri yer aldı. Ayrıca, Dersim’de yaşananların uluslararası hukuk açısından bir insanlık suçu olduğu vurgulandı.

1937-38 döneminin Dersim için “Kara Gün” olarak anıldığı belirtilen açıklamada, o dönemde yaşanan askeri harekâtlarla büyük bir yıkımın gerçekleştiği, kadın, çocuk ve yaşlı demeden on binlerce insanın katledildiği hatırlatıldı. Anma etkinliğinde, Seyit Rıza ve yoldaşlarının mücadelesinin günümüzde de anlam taşıdığı ifade edildi.

Etkinlikte, günümüzde Dersim’in karşı karşıya olduğu göç, asimilasyon ve doğa talanı politikalarına da dikkat çekildi. Katılımcılar, devlet arşivlerinin açılması, “Dersim” isminin iadesi, resmi özür ve anadil, inanç ve kültür özgürlüğü gibi talepler sıraladı. Sanatçılar Cemil Koçgiri, Lale Koçgiri, Dilan ve Erkan Top ile Gülcan Yanlız, söyledikleri ağıtlarla Dersim’in acısını bir kez daha dile getirdi.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersim Tertelesi anması, tarihimizdeki kara günleri unutmamak ve adalet talebimizi yükseltmek açısından büyük bir anlam taşıyor. Alevi kurumlarının öncülüğünde gerçekleştirilen bu etkinlik, yüzleşme ve hakikat arayışının önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Unutulmamalıdır ki, Dersim’de yaşananlar sadece geçmişin bir utancı değil, günümüzde de devam eden adaletsizliklerin ve ayrımcılığın bir yansımasıdır. Bizler, zulme karşı durarak mazlumların sesi olmaya devam edeceğiz.

— Alevi Gazetesi Editörü

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinden 1 Mayıs Çağrısı

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yayımladığı afişle emek, eşitlik ve özgürlük temalarını ön plana çıkardı. Dernek, tüm emekçileri birlik ve dayanışma içinde mücadele etmeye davet etti.

Afişte, “Emek bizim, söz bizim! Eşitlik, özgürlük, barış için birlikte!” ifadeleri kullanılarak, emekçilerin ortak mücadelesinin önemi vurgulandı. “Biz halkız, gelecek ellerimizde!” sloganı ile toplumsal dayanışma ve ortak gelecek mesajı verildi.

Ayrıca, afişte insanca yaşam, güvenceli iş, adalet, laiklik, eşitlik, barış, direniş ve dayanışma gibi talepler sıralandı. Bu talepler, emek mücadelesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve demokratik hakları da kapsadığına işaret etti.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 1 Mayıs’ın emeğin, dayanışmanın ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğunu belirterek tüm emekçilerin bayramını kutladı. Güçlü görseller ve sloganlarla, 1 Mayıs’ın birlik, mücadele ve umut günü olduğu bir kez daha hatırlatıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneğinin 1 Mayıs çağrısı, emek mücadelesinin sadece ekonomik değil, toplumsal ve demokratik haklar açısından da önemini vurguluyor. Alevilik geleneğinde dayanışma ve birlik, her daim ön plandadır; bu nedenle derneğin mesajı, tüm emekçilerin ortak mücadelesine ışık tutuyor. Eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri, Alevi toplumunun değerleriyle örtüşerek toplumsal barışa katkı sunmayı amaçlıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersimde 1 Mayısta emek dayanışması güçlendi!

Dersim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı, coşkulu bir şekilde kutlandı. 1 Mayıs 2026 tarihinde, Sanat Sokağı’nda bir araya gelen sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve yüzlerce yurttaş, Seyit Rıza Meydanı’na yürüyerek emek mücadelesini selamladı.

Etkinlikte, katılımcılar sık sık “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız” ve “Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek” gibi sloganlar attı. Kutlama, emek ve toplumsal taleplerin dile getirildiği bir platform haline geldi.

Dersim’deki bu kutlama, sadece işçilerin değil, aynı zamanda tüm emekçilerin dayanışma içerisinde olduğunu gösterdi. Yerel halk, etkinliğe büyük bir katılım göstererek, Alevilik inancı ve eşit yurttaşlık taleplerini de ön plana çıkardı.

1 Mayıs kutlamaları, emek mücadelesinin ve dayanışmanın önemine dikkat çekerek, toplumsal adalet arayışını destekleyen bir atmosferde gerçekleşti. Katılımcılar, bu tür etkinliklerin düzenlenmesinin, hak mücadelesinin sürdürülmesi açısından büyük bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersimde gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, emek dayanışmasının ve toplumsal adalet arayışının güçlü bir şekilde ifade edildiği bir platform haline geldi. Alevilik inancı ile eşit yurttaşlık taleplerinin ön plana çıktığı bu etkinlik, ayrımcılığa ve haksızlıklara karşı duruş sergileyen bir toplumsal hareketin parçasıdır. Yerel halkın büyük katılımı, emek mücadelesinin her kesim için hayati önem taşıdığını gösterirken, bu tür etkinliklerin sürekliliği, mazlumların sesi olma misyonumuzu güçlendirmektedir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Kripto Kılıç Artığı” ifadesiyle eleştirince doğal olarak büyük bir tepkiyle karşılaştı.

Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu’nu aldığı varsayılan bir tutum için eleştiriyordu. Bir iddiaya göre Kılıçdaroğlu, AKP tarafından “Andımız”ın kaldırılmasını yıllar önce bir sohbet sırasında desteklemişti. X platformunda yayın yapan bir hesap da bu iddiayı gündeme getirmişti. Kırıkkanat da işte bu tutumu “Kripto Kılıç Artığı” diyerek kendi meşrebince eleştirmiş oldu.

Ancak bu bir eleştiri değil, ırkçı bir suçlama. Çünkü: a) “Kılıç Artığı” Türkiye’de milliyetçi ve sağ kesim tarafından 1915 sonrasında hayatta kalan Ermeniler için, aşağılama amaçlı kullanılır. Buradaki tuhaflık şudur: Devleti, merkez sağı, merkez solu, İslamcısı, milliyetçisi, aşırı milliyetçisiyle (HDP çizgisindeki Kürt hareketi hariç) tüm partiler, Ermeni Soykırımı’nı inkâr ederken, bilhassa sağ siyaset “Kılıç Artığı” diyerek aslında soykırımı hem kabul eder hem de aba altından sopa gösterir. Yani “Yapılması gereken yapıldı, canını zor kurtarmışsın, sesini çıkarma” demektir bu. Türkiye’deki inkâr politikasının, ikrar ve kalanları da sindirme kodudur özetle. b) Aleviler için kullanılır. İki manada: Bazı Ermenilerin Alevileştiği iması ve Alevilerin de sonuçta yüzyıllara yayılan bir “cezalandırma”/şiddet politikasının idrakinde olmaları gerektiği mesajı. Burada asıl kastedilen Dersim Kırımı’dır şüphesiz. Yani Ermeniler için kastedilen/ima edilen ile aynı manaya gelir.

Kılıçdaroğlu da bilindiği gibi Dersimli. Burada mesele daha da çetrefilleşiyor çünkü Kırıkkanat, Kılıçdaroğlu için sadece “Kılıç Artığı” demiyor, “Kripto Kılıç Artığı” diyor. Kripto da yine bilindiği gibi Soykırımdan kurtulmuş ve Sünnileşmek ya da Alevileşmek zorunda kalan Ermeniler için, yine sağ ve aşırı sağ kesim tarafından kullanılmakta. Yani “Öyle görünmüyorlar ama gizli gizli Ermeni olarak yaşıyorlar” denmekte. Hayatta kalmak da suç yani.

Bu durumda Kırıkkanat’ın söylediği gayet açık ve irkiltici. Düpedüz ırkçı bir tutum. Tepkiler üzerine Kırıkkanat “Kılıç Artığı”nın anlamını bilmediğini söyledi, “Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim” dedi, sonra özür diledi, tepkiler Kırıkkanat’ın yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesine yönelince gazete yönetimi de peşpeşe açıklamalar yaptı ve Aleviler için böyle bir tutum almalarının mümkün olmadığı ısrarla vurgulandı,  Kırıkkanat da yazılarına “bir süre” ara verdi, hatta Kılıçdaroğlu’nu aradı.

Tepkiler, Kırıkkanat’ın özür dilemesi, böyle bir laf edilince, olması doğal gelişmeler. Ancak tüm bu tartışmalarda mesele “Aleviler” etrafından konuşuldu, “Kripto” kısmına hiç değinilmedi. Yani diyelim ki Kırıkkanat “Kılıç Artığı”nın ne demek olduğunu bilmiyordu.  Peki “Kripto” nereden çıkmıştı? Bunun bir izahı yoktu.

Konu Aleviler üzerinden ilerleyince Cumhuriyet gazetesinin de alarma geçmesi doğal, ancak Cumhuriyet de bu “Kripto” kısmına pek takılmadı, konunun Ermenileri yaralayan boyutu tamamen göz ardı edildi.

Derken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mine Kırıkkanat hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla re’sen soruşturma başlattı.

Buraya gelince ister istemez şöyle bir durdum. Şu yüzden: Birine ya da birilerine “Kılıç Artığı” demek bir ceza soruşturmasının konusu oluyorsa, bazı siyasetçiler neden bu ifadeyi pervasızca kullanabiliyordu?

Mesela MHP Lideri Devlet Bahçeli, 2017 yılında Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadır Selvi için şu ifadeleri kullanmıştı: “MHP’yi Kürt kardeşlerimizin karşısında gösteren her kim varsa hem bölücü hem de Türkiye düşmanıdır. Bu kalem ve kılıç artığı şahsın MHP’ye menfi tutumu bellidir, ama AKP’ye dost mu, hasım mıdır? Türk-Kürt arasına nifak sokan ya şerefsizdir, ya teröristtir ya da zulmün oyuncağıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2020 yılında bir konuşmasında şöyle demişti:

“Ülkemiz içinde sayıları çok azalmış olmakla birlikte hâlâ varlıklarını sürdüren kılıç artığı teröristlerin eylem arayışlarına izin vermiyoruz. Güvenlik güçlerimiz yılın 365 günü ve günün 24 saati teröristleri kesintisiz bir şekilde takip ediyor, bulduklarında da tepelerine biniyor.”

Erdoğan’ın bu sözlerini o zaman (10 Mayıs 2020’de) Agos’ta yayımlanan başyazımızda eleştirmiş ve şöyle demiştik:

“Devlet ve devlete yön veren siyaset açısından ‘kılıç’ hâlâ toplumu tehdit etmek amacıyla kullanılan ve gerek görüldüğünde devreye sokulan, sokulacak bir ‘araç’tır.  Yüzyıldan fazla bir zaman geçti ama o kılıç bir türlü inmiyor. Bu zihniyetle yüzleşmeliyiz artık.”

Velhasıl şu soruyu sormamız gerekiyor. “Kılıç Artığı” ne demektir? Kimler için ve ne zaman kullanılabilir? Devlet, hükümet ve milliyetçi sağ açısından, kasıt kim olursa olsun, serbest midir? Yoksa aynı Kırıkkanat gibi Bahçeli ve Erdoğan da mı Kılıç Artığı’nın ne manaya geldiğini bilmiyor? Öyleyse hiç olmazsa bir özür dilemeleri gerekmez mi?

Agos

Kaşanlılar kültürel kimliklerini korumak için bir

Almanya’da yaşayan Kaşanlı köyleri, kültürel kimliklerini korumak ve yaşatmak amacıyla örgütlenerek önemli adımlar atıyor. Güney Almanya Kaşanlı Köyleri Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, 2014 yılında Avrupa Komitesi girişimiyle başlayan çalışmalarıyla, 2019 yılında resmi bir yapı haline geldi. Dernek, Afşin, Elbistan, Gürün ve Doğanşehir bölgelerinden gelen köyleri bir araya getirerek, diasporada bir kimlik ve kültür mücadelesi veriyor.

Derneğin eşbaşkanı Ahmet Değer, dağılmış bir toplumun yeniden bir araya gelmesi ve kültürel değerlerin korunmasının önemine dikkat çekti. Kaşanlı toplumu, hem Kürt hem de Alevi kimliğiyle tarihsel kültürel değerlerini yaşatmak adına örgütlenmenin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Dernek, farklı inanç ve kültürlerle saygılı bir ilişki geliştirmeyi hedefliyor.

Kaşanlıların coğrafi olarak dağınık olduğuna dikkat çeken Değer, ortak bir merkez oluşturmanın önemini belirtti. Ulaşılabilir bir merkez edinmek, kurumsallaşma sürecinin temel adımı olacak. Bunun yanı sıra, Avrupa genelinde bir festival düzenleyerek kültürel sürekliliği sağlamayı planlıyorlar. Bu festival, geleneksel buluşmaların Avrupa ayağını oluşturacak ve Ekim ayında gerçekleştirilecek.

Örgütlenme çalışmalarının genç kuşakları da kapsaması gerektiğini ifade eden Değer, toplumda bu konuda var olan çekincelerin aşılması gerektiğini söyledi. Birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yaparak, demokratik kitle örgütleriyle ortak hareket etmenin, güçlü bir ses oluşturma konusunda kritik olduğunu belirtti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Kaşanlıların kültürel kimliklerini koruma çabası, diasporada Alevilik ve Kürt kimliğinin yaşatılması açısından büyük bir önem taşıyor. Derneğin çalışmaları, çok kültürlü ve çok etnisiteli bir yapının zenginlik olarak kabul edildiği, birlik ve dayanışmanın güçlendirildiği bir ortamda gerçekleşiyor. Kültürel değerlerin korunması için oluşturulacak merkez ve düzenlenecek festival, Kaşanlıların sesini duyurması ve toplumsal birliğin sağlanması adına önemli adımlar olacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Öz Savunma, Toplumsal Örgütlenme ve Demokratik Mücadele! İmam Canpolat

Sümer rahip devletinden günümüze kadar bütün devletli sistemler, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların toplumsallığını dağıtmak istemiş, Alevi toplulukları da varlıklarını korumak, toplumsallığını devam ettirmek için hep direniş içerisinde olmuşlar. Tarih, Ra Haq Kızılbaş Alevi toplulukların direnişleriyle doludur. Daha önceki dönemleri geçerek sadece Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve son Türk devlet tarihinde bu varlık direnişlerinin örneklerini bolca görmekteyiz.

Konumuza örnek oldukları için bu direnişlerden ikisini hatırlamak yeterli olacaktır. Birincisi; Baba İlyas ve Baba İshak önderliğinde, Maraş, Adıyaman, Kâhta, Gerger, Elbistan, Doğanyol, Sivas, Harran, Urfa, Amasya ve Tokat bölgelerinde gelişmiştir. (1240-1241) Bu direnişte sadece yetişkin erkekler yer almıyordu, kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlılarında katıldığı, topyekûn toplumsal bir direniştir. Kürdistan’da başlayan ve Anadolu’ya yayılan bu halk direnişi ancak paralı Frenklerin desteğiyle bastırılmıştır.

İkincisi de Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal öncülüğünde Aydın ve Manisa’da başlayan ve daha sonra Şeyh Bedreddin’in de dahil olmasıyla Trakya ve Balkanlara kadar çok geniş coğrafyaya yayılan öz savunma direnişi İznik’te, Doğu Roma’nın desteğiyle bastırılmıştır. (1416-1420) Bu Alevi direnişlerin ortak özelliği; Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin Ra Haq Kızılbaş Aleviliği tasfiye etmeye karşı gelişen öz savunma direnişleri olmasıdır. Bu direnişler aynı zamanda varlığını devam ettirme, komünaliteye dayanan toplumsallığını korumadır.

Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Şeyh Bedreddin önderliğinde gelişen direnişi değerlendiren birçok araştırmacı-yazar, bu direnişin hedefini; “Yarin yanağından gayri her şeyin ortak” olduğu bir komünal, toplumsal sistem yaratmak diye tespitler yapmaktadırlar, hatta bazıları bunun “köylü sosyalizmi” olduğunu yazmaktadırlar.

Devletler, kasttır, gücü elinde bulunduran bir grubun ya da bir sınıfın yönetim biçimidir. Güç kullanarak toplumu esir alır. Direnenleri öldürür. Bu özelliğiyle devlet, kastik katil grupların kurumudur. Devlet, sırasıyla tanrı kralların, sultanların ya da belli bir azınlığı temsil eden oligarkların yönetimidir. Devlet, geniş toplum kesimlerin malına mülküne el koyar ve köleleştirir. Ra Haq Kızılbaş inancında ve yaşam felsefesinde ise otorite yoktur. Toplumsal sisteminde ademi merkeziyetçilik vardır. Ademi merkeziyetçilik komünaliteye dayanan, ortakçı, paylaşımcı bir sistemdir. Bu nedenle Ra Haq Kızılbaş toplulukları hep devletli sistemlerin hedefinde olmuşlardır.

Alevi toplulukları da devletlerin zulmüne karşı büyük direnişler geliştirmişler ama bugün hala hem küresel hem de bölgesel tehdit altındadırlar.

Alevi topluluklarında dikey değil yatay örgütlenme esastır, yatay örgütlenme sistemi otorite ve iktidarı esas almaz, buna karşıdır. Alevi inanç ve toplum sisteminde, üst makamda görev yapan mürşit, talibin karşısında dara durur. Bu, aynı zamanda demokratik bir denetim ve özyönetimdir.

Kadim Ra Haq Alevi inanç felsefesi, özü komünalite olan ocaklar, ziyaretler ve aşiret kurumları üzerinden toplumsal ve bireysel sosyal yaşamı örgütlemiştir. Bugün devletli sistemler altında komünal yaşamları darbelenmiş, dağılmış olsa da tortusal olarak coğrafyamızda hala varlığını korumaktadır. Sağdıçlık, (Mısavıyen) ve kirvelik (kewrayen) sistemleri ortakçı, paylaşımcı ve dayanışmacı aklın, sistemin bir ürünüdür. Kadim Ra Haq Kızılbaş Alevilik tarihten bugüne, bu öz savunma kurumları sayesinde gelmiştir diyebiliriz.

Bütün Alevi kurumların temel görevi varlığını korumak için özüne uygun toplumsal örgütlenmeyi geliştirmek olmalıdır. Bazı Alevi kurumları ve “yol önderlerinin” ülke, bölge ve dünyadaki siyasal gelişmeleri doğru tahlil ettiklerini ne yazık ki söyleyemiyoruz. Bu nedenle öz savunmayı geliştirme ve örgütlenmede yüzeysel kalmaktadırlar. Gündemlerini daha çok iç çekişmeler oluşturmakta, bu bilinçsiz pratik iç asimilasyona hizmet etmektedir.

Bu duruş, selefist devletli sistemlerin ya da DAİŞ/HTŞ’nin Suriye örneğinde gördüğümüz gibi düşmanların saldırı ve katliamları karşısında Alevi topluluklarını savunmasız bırakmaktadır.

Demokratik Alevi Federasyonu/Federasyona Eleviyan Demokratike Avrupa (FEDA) Avrupa’da, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ise, Türkiye ve Kürdistan’da öz savunma temelinde örgütlenmeye öncülük etmektedir. Her iki federasyonun geliştirdikleri toplumsal inanç örgütlenmeleriyle tarihsel bir görevi icra etmektedirler. FEDA ve DAD’ın çalışmaları Ra Haq Kızılbaş Alevi inancına karşı saldırıları barajladığını, ancak inançsal ve kültürel soykırım tehlikesi devam etmektedir. İnanç ve kültür soykırımını tamamen durdurmak için bütün Alevi yol önderlerinin, kurumlarının sorumluluk alması, güç birliği yapması ve demokrasi güçleriyle ortaklaşması gereklidir. Başta Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) olmak üzere diğer Alevi federasyon ve vakıfların hem Türkiye hem de Avrupa’da FEDA ve DAD’la bir araya gelmeli, selefist devletin hızlandırdığı asimilasyona karşı ortak tutum almalılar, toplumsal, kurumsal örgütlenmeyi inşa etmeli ve demokratik mücadeleyi daha güçlü geliştirmeliler.

Alevi kurumları, ocaklar ve ziyaretler etrafında daha güçlü birleşerek, komünler, kooperatifler, vakıflar ve benzeri kurumlar inşa ederek toplumsal ve kurumsal örgütlenmelerini geliştirebilirler. Bu da öz savunmanın temelini, omurgasını oluşturur.

Kurumsal ve toplumsal örgütlülük en güçlü öz savunmadır. Öz savunma için hangi sürekten, hangi etnik kimlikten olursa olsun bütün kurumların ortaklaşması gereklidir. Daha yalın bir ifade edişle söylemek gerekirse, bu inancı özgürleştirmek ve gelecek kuşaklara taşımak için bu bir zorunluluktur.

İnancımızı tasfiye etmeye çalışan bu ceberut selefist düzene karşı demokratik direnişi geliştirmek için ülkede, bölgede ve Avrupa’da koşullar her zamankinden daha elverişlidir. Diyebiliriz ki tarihi bir fırsat doğmuştur, bu tarihi görevi karşılayan bir demokratik mücadele geliştirilirse özgürlüğün kapısı sonuna kadar aralanacaktır. 30 Nisan 2026

Alevi Kurumları Koalisyon Sözleşmesine Dahil Edildi

Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde CDU ve SPD arasında imzalanan 2026-2031 koalisyon sözleşmesi, Alevi kurumları ve cemevlerine yer verilmesiyle dikkat çekti. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), bu gelişmeyi Alevi toplumunun varlığının ve katkılarının resmi bir nişanesi olarak değerlendirdi.

AABF, yapılan açıklamada, Alevi kurumlarının sözleşmede yer almasının sadece sembolik bir adım olmadığını, aynı zamanda Alevi toplumunun değerlerine ve emeklerine yapılan güçlü bir tanıma olduğunu vurguladı. Bu durum, din özgürlüğü, demokrasi ve kültürel çeşitlilik mücadelesinin bir kazanımı olarak nitelendirildi.

Eyalet Başbakanı Alexander Schweitzer ve CDU lideri Gordon Schnieder’in önderliğindeki yeni hükümet döneminde, Alevi toplumunun toplumsal dayanışma ve gönüllü çalışmalardaki rolü ön plana çıkarıldı. AABF yetkilileri, koalisyon ortaklarına teşekkür ederek, geçmişteki iş birliğinin yeni dönemde de devam edeceğini belirtti.

Bu yapıcı diyalogun, toplumsal barış ve demokratik değerlerin korunması adına gelecekteki projelere ışık tutması bekleniyor. Alevi kurumlarının bu süreçte daha görünür hale gelmesi, toplumda Alevilik hakkında farkındalık yaratma açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının koalisyon sözleşmesine dahil edilmesi, Alevi toplumunun resmi tanınmasının önemli bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Bu adım, Alevilik inancının ve kültürünün toplumda daha görünür hale gelmesi için bir fırsat sunmakta, aynı zamanda demokratik değerlerin ve kültürel çeşitliliğin korunmasına hizmet etmektedir. Geçmişte yaşanan ayrımcılık ve dışlayıcılığa karşı durarak, Alevi toplumunun eşit haklara sahip olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü