Ana Sayfa Blog Sayfa 14

Alevi Kurumları Koalisyon Sözleşmesine Dahil Edildi

Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde CDU ve SPD arasında imzalanan 2026-2031 koalisyon sözleşmesi, Alevi kurumları ve cemevlerine yer verilmesiyle dikkat çekti. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), bu gelişmeyi Alevi toplumunun varlığının ve katkılarının resmi bir nişanesi olarak değerlendirdi.

AABF, yapılan açıklamada, Alevi kurumlarının sözleşmede yer almasının sadece sembolik bir adım olmadığını, aynı zamanda Alevi toplumunun değerlerine ve emeklerine yapılan güçlü bir tanıma olduğunu vurguladı. Bu durum, din özgürlüğü, demokrasi ve kültürel çeşitlilik mücadelesinin bir kazanımı olarak nitelendirildi.

Eyalet Başbakanı Alexander Schweitzer ve CDU lideri Gordon Schnieder’in önderliğindeki yeni hükümet döneminde, Alevi toplumunun toplumsal dayanışma ve gönüllü çalışmalardaki rolü ön plana çıkarıldı. AABF yetkilileri, koalisyon ortaklarına teşekkür ederek, geçmişteki iş birliğinin yeni dönemde de devam edeceğini belirtti.

Bu yapıcı diyalogun, toplumsal barış ve demokratik değerlerin korunması adına gelecekteki projelere ışık tutması bekleniyor. Alevi kurumlarının bu süreçte daha görünür hale gelmesi, toplumda Alevilik hakkında farkındalık yaratma açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi kurumlarının koalisyon sözleşmesine dahil edilmesi, Alevi toplumunun resmi tanınmasının önemli bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Bu adım, Alevilik inancının ve kültürünün toplumda daha görünür hale gelmesi için bir fırsat sunmakta, aynı zamanda demokratik değerlerin ve kültürel çeşitliliğin korunmasına hizmet etmektedir. Geçmişte yaşanan ayrımcılık ve dışlayıcılığa karşı durarak, Alevi toplumunun eşit haklara sahip olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.

— Alevi Gazetesi Editörü

ABF, 1 Mayısta emek ve doğa için mücadele çağrısı yaptı

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, emeğin, doğanın ve halkın yanında durarak sömürüye karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Federasyon, 1 Mayıs’ın sadece bir kutlama günü değil, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğunu vurguladı.

Açıklamada, insanca yaşam, güvenceli çalışma ve sendikal hakların emekçilerin temel hakları olduğu ifade edilerek, iş cinayetlerine yol açan denetimsiz çalışma koşullarının sona ermesi gerektiği belirtildi. Taşeron sistemine ve güvencesizliğe karşı durulmasının önemli olduğu vurgulandı.

Federasyon, sermaye düzeninin yalnızca emeği değil, doğayı da tehdit ettiğini belirterek, rant projeleri ile yaşam alanlarının tahrip edildiğine dikkat çekti. Maden sahaları adı altında doğanın talan edilmesinin geleceğe yönelik büyük bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.

Alevi-Bektaşi inancının insanı, emeği ve doğayı kutsal kabul ettiğinin altı çizilirken, bu inancın sömürüye, zulme ve talana karşı sessiz kalmayacağı vurgulandı. ABF, emek sömürüsüne, doğa talanına ve halkın yoksullaşmasına karşı güçlü bir duruş sergileyeceğini açıkladı.

Açıklamada, 1 Mayıs meydanlarının itiraz ve direniş alanları olduğu, tüm emekçileri, gençleri, kadınları ve doğa savunucularını ortak mücadeleyi büyütmeye davet ettikleri aktarıldı. “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzen değişecek” ifadesiyle değişim çağrısı yapıldı.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi Bektaşi Federasyonunun 1 Mayıs çağrısı, emek ve doğa mücadelesinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Emeğin ve doğanın korunması, sadece Alevi inancının değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Sömürü ve talana karşı durmak, adalet ve eşitlik arayışının temelini oluşturur; bu mücadelede Alevi toplumunun sesi her zamankinden daha güçlü olmalıdır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Adana Alevi Platformu, nefret diline karşı duracak!

Adana Alevi Platformu, Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat’ın CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “kripto kılıç artığı” ifadesine sert bir tepki gösterdi. Platform, 30 Nisan 2026 tarihinde Salman-ı Pak Kültür Merkezi önünde basın toplantısı düzenleyerek nefret diline karşı duracaklarını açıkladı.

Basın açıklamasını yapan Cemal Yağmur, Kırıkkanat’ın ifadelerinin tarihi bir bağlamda katliamlardan sağ kurtulanlar için kullanılan bir dil olduğunu belirtti. Yağmur, bu tür söylemlerin sadece bireylere değil, aynı acıları paylaşan tüm halklara ve inanç topluluklarına yönelik bir saygısızlık olduğunu vurguladı.

Adana Alevi Platformu, ayrımcılığı ve nefret dilini reddettiklerini ifade ederek, bu tür söylemlere karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi. Platform, toplumda birliği ve kardeşliği sağlamak için çaba göstereceklerini dile getirdi. Bu açıklama, Alevi toplumu için önemli bir dayanışma ve hak arayışı mesajı taşıdı.

Mine Kırıkkanat’ın ifadeleri, hem Alevi toplumu hem de diğer inanç grupları arasında büyük bir tepkiyle karşılandı. Kırıkkanat hakkında başlatılan soruşturma da bu nefret dilinin toplum üzerindeki etkilerini gözler önüne seriyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Adana Alevi Platformunun nefret diline karşı durma kararı, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma arayışının önemli bir göstergesidir. Ayrımcı söylemlere karşı sessiz kalmamak, her inanç grubunun saygı görmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Bu tür ifadelerin toplumsal barışa zarar vermesi, tüm halklar için ortak bir mücadele alanı yaratıyor ve Aleviliğin evrensel değerlerini savunma sorumluluğunu hatırlatıyor.

— Alevi Gazetesi Editörü

1 Mayıs’ı Kutlarken Hasan Aydın

0

1 Mayıs’ı kutlarken, işçi sınıfının örgütsel sorununun yanında öncü örgüt sorunu da tartışılması gereken bir sorundur. Kuşkusuz 1 Mayıs, kapitalizmin bir armağanı değildir. İşçi sınıfı büyük bedeller ödeyerek, kanı, emeği ve nasırlı elleriyle kazanmıştır.

İşçi sınıfının öncü örgütleri olduğunu iddia edenler ciddi bir yanlışın içindedirler. Marksist doktrini bir din haline getirdikleri için toplumun sosyal, siyasal, örgütsel ve ekonomik sorunları konusunda bir paradoks yaşamaktadırlar. Klişe kavramlar, yüz yıllık söylem ve sloganları perspektif haline getirerek yol alma arzu ve anlayışı içindedirler. Ekim, Çin, Arnavut devrimlerinin değişmeyen müritleri haline gelince doğal olarak devrimi örgütlemek de sorun olmaktadır.

Dünya değişiyor, kapitalistler değişiyor; ama biz ve söylemlerimiz değişmiyor. Unutmayalım ki kapitalistler de kitap okuyorlar ve belki de Das Kapital‘den en çok faydalanan kapitalizmin kendisi olmuştur. Kendini alternatifsiz kılarak bencillik, egoizm ve açgözlülüğü üreterek insanın tüm benliğini esir almışlardır. Bundan dolayı devrimin ekonomik boyutundan daha önemli olan insan, karakter ve kişilik boyutu öne çıkmaktadır.

Dünya solu bu anlamda bir handikap ve kimlik bunalımı yaşamaktadır. Sosyalizm, Rusya ve Çin’de gördüğümüz devlet kapitalizmi ya da parti diktatörlüğü değildir. Kapitalizmin alternatifinin devlet kapitalizmi veya parti putu olmadığını tarih tüm çıplaklığıyla önümüze koymuştur. Zamanı okumak, zaman dışı kalmamak önem arz ediyor. Sosyalizm adına yapılanlarla yüzleşmek gerekmektedir. Reel sosyalizmden kaynaklı bir umutsuzluk ve inançsızlık vardır. Umutsuzluğu yaratan ve taşıyan anlayışta ısrar, umut ve inancı pekiştirmeyecektir; inançsızlığa neden olan anlayışla inançsızlık aşılamaz.

Neredeyse sol partileri eleştirmek, ideolojik ve örgütsel anlayışlarını sorgulamak mümkün olamamaktadır. Bu da sosyalist öğretiyi dinleştirdiklerinin açık kanıtıdır. İslam’da Muhammed tartışılamaz; dinlerin böyle bir yanı vardır. Bilimsel bir öğreti olarak düşündüğümüz sosyalist kurama böyle bir anlam yüklemek, mutlak doğru-yanlış penceresinden bakmak, ciddi bir sapma olduğu gibi doğanın kanununa da aykırıdır.

Türkiye’de dünya kadar, kendini sol olarak tanımlayan siyasal gerçeklik vardır. Büyük tumturaklı tümcelerle örgütsel gerçekliklerini aşan sloganlar atıp umut vaat etmektedirler. Programlarına bakınca “gümbür gümbür geliyoruz” diyorlar. Ama her nedense insan kanını emen, alın terinden beslenen ırkçı ve faşist örgütler hep iktidarda. Bu kalıcı sağcı iktidarın arkasında basiretsiz bir solun olduğu bilinen bir olgudur. Bu kadar ekonomik sorun, yoksulluk ve yolsuzluğun yaşandığı bir ülkede, sol siyasal gerçekliklerin bolluğuna rağmen sağ hep iktidardaysa ciddi ciddi düşünmek gerekir.

İşçi sınıfı ve yoksul kesimlerin dünyasını, ruh halini ve rüyasını iyi okumak gerekir. En büyük rüyası ve uğraşı zengin olmaktır; bu konuda ciddi bir karakter açlığı vardır. Bu artık inkâr edilemez bir günümüz insanı gerçeğidir ve devrimin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Emek anlayışındaki çarpıklık ve mülkiyet hırsı toplumun tüm katmanlarını esir almıştır. İşçi sınıfının artık zincirlerinden başka kaybedecek bir dünyası, cenneti, hayalleri ve zengin olma umudu da vardır. Zaten üretim konusunda arızalı olan toplumsal bir zihniyet mevcuttur.

Bu toplumsal gerçeklikler görülmeden, ezbere dayalı Rus, Çin, Arnavut model ve perspektifiyle emeğin kurtuluşunun ve özgürlüğünün olmayacağını tarih bize göstermiştir. Bugün bu ülkelerdeki emekçi sınıflar, insan tipi, insan karakteri, sosyal paylaşım ve temiz toplum açısından sorun teşkil etmektedir. Eski toplumsal ahlak ve anlayışla sosyalizm ve sosyalist demokrasi inşa edilemez.

Dünyadaki adaletsizlik ve sömürüye karşı örgütlenmiş emekçi yığınların gücü küçümsenemez. Ancak mevcut siyasal gerçekliklerle, örgütsel anlayış ve Rusya devrim önderlerinin fikirlerini kopyalayarak kapitalizmin alternatifi olunamayacaklarını bilmeleri gerekir. Parti diktatörlüğü ve “değişmez mutlak doğru benim doğrum, mantığımdır, ideolojimdir” aklı bizi eski Sovyetler Birliği’nin çok gerisine götürecektir. Bunun da insan için bir kurtuluş olmadığı bilinmektedir. İnsanı, hak ve özgürlükleri, yaşamı önceleyen yeni bir siyasal paradigmaya ihtiyacımız vardır.

Marx’ın tanımladığı çağda yaşamamaktayız. İşçi sınıfının da egosu, kirli dünyası ve fikirleri vardır. Ekonomik boyutundan çok sosyal ve psikolojik boyutu, günümüz dünyasında önem arz etmektedir.

Bir avuç açgözlü insanın yazgımızı belirlemesi bir kader değildir. Üreten dünya insanının sırtında kambur olan bencil, egoist bir avuç çılgın ve açgözlü insan vardır; bunlar emek üzerindeki sömürü kadar insanlığımızı, hak ve özgürlükleri, doğamızı da sömürmektedirler. Bunları doyurmak başlı başına bir sorundur. Dünya insanı kaderini bu çılgın, egoist ve bencil bir avuç insana bırakmamalıdır; dünyamız bu intihar vari politikalara terk edilmemelidir.

Son savaşlar da göstermektedir ki kapitalizm, dünya insanına bir gelecek vaat etmemekte ve edememektedir. İnsan oğlunun soyunun devamı için sosyalizm yaşamsal önemdedir.

1 Mayıs’ı yılda bir kutlamakla insan sosyalist olmaz. Mücadele ve iktidarı hedeflemek, bunun örgütünü yaratmak gerekir. Parti Tanrı değildir; hedefe ulaşmak için bir araçtır. Her türden parti şovenizminden ve milliyetçilikten uzak, birlik, mücadele ve dayanışma ruhunu geliştirmek gerekir. Özün öngördüğü tarihi ödev budur.

Yaşasın Özgürlük! Yaşasın 1 Mayıs!

FEDA ve DAKB, 1 Mayıs için ortak mücadele çağrısı yaptı

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde yaptıkları açıklamada, emeğin sömürüsüne ve inançlara yönelik ayrımcılığa karşı ortak mücadele çağrısında bulundu. 30 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan metinde, 1 Mayıs’ın sadece bir takvim günü değil, adalet ve eşitliğin simgesi olduğu vurgulandı.

Açıklamada, emekçilerin ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve güvencesizlik gibi sorunları eleştirilirken, eğitim ve sağlık alanında çalışanların maruz kaldığı şiddet ortamına da dikkat çekildi. Bugün Türkiye’de emekçilerin yaşam koşullarının giderek zorlaştığına ve gençlerin geleceksizliğe sürüklendiğine vurgu yapıldı.

FEDA ve DAKB, Alevilere yönelik ayrımcılığın ve cemevlerinin tanınmamasının adaletsizliğin bir göstergesi olduğunu belirterek, eşit yurttaşlık mücadelesinin 1 Mayıs’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Açıklamada, barışın ve demokratik bir toplumun inşasının, işçilerin özgürce 1 Mayıs’ı kutlayabilmesinin temel şartı olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Kürt, Alevi, Arap, Türk, Sünni, göçmen, kadın, erkek, genç ve yaşlı tüm emekçilerin ortak mücadelede buluşarak dayanışma göstermesi gerektiği vurgulandı. FEDA ve DAKB, 1 Mayıs günü alanlarda olma çağrısını yineleyerek, emeğin, inancın ve özgürlüğün savunulması için birlik olmanın önemine dikkat çekti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

FEDA ve DAKBnin 1 Mayıs için yaptığı ortak mücadele çağrısı, sadece işçi hakları için değil, aynı zamanda inanç ve kimlikler arası eşitlik mücadelesinin de önemini vurgulamaktadır. Türkiyede emekçilerin yaşam koşullarının giderek zorlaştığı bir dönemde, Alevi kimliğine yönelik ayrımcılığın sona ermesi için dayanışma ve birliktelik gereklidir. Barışın ve adaletin sağlanması, tüm emekçilerin eşit haklarla buluşabilmesi için kaçınılmaz bir şarttır.

— Alevi Gazetesi Editörü

Yeni bir enternasyonal, sosyalizme çıkış yaptırır Abdullah Öcalan

Sosyalist ideolojinin önünde siyasal ve ekonomik kurtuluş büyük bir sorundur. Yine demokrasi önemli bir sorun olarak çözüm bekliyor. En önemlisi de çevre sorununa kesin programatik bir yaklaşım; hem de çok detaylı ve mutlak uygulanması gereken bir program gerekiyor.

Bunlar yeni dönem sosyalizminin üzerinde programatik anlamda çalışacağı temel sorunlardır. Hiç şüphesiz felsefesi, hayali, moral-ahlaki yanına ilişkin de kesin bazı gelişme ilke ve esaslarını yakalaması gereklidir. Felsefesiz, moralsiz sosyalizm düşünülemez. Kaba bir materyalizm, en az kapitalizm kadar tehlikelidir. Bunun yanında yeni partileşme, örgütleşme ve mücadele taktikleri sorunu da önem kazanacaktır.

Artık eskinin sosyalist ihtilal teorileri yetmiyor. Özellikle teknik oldukça gelişmiştir. Teknik ile mücadeleler arasında önemli ve sıkı bir bağlantı vardır. Dolayısıyla yeni partileşme ve mücadele taktikleri bu somut gelişmeyi de göz önüne getirerek daha değişik mücadele yöntemlerini geliştirmek zorundadır. Hiç şüphesiz bu temelde enternasyonalizmde de bir gelişme ortaya çıkacaktır. Artık ulusların dar sınırlar içinde tutulamayacağı, emperyalizmin deyişiyle globalleşmenin bu kadar arttığı bir dönemde sosyalizmin de globalleşmesi gerektiği ortadadır.

Yeni bir enternasyonal yaklaşım giderek kendisini hissettirecektir. Daha doğru, somut ulusal sınırlar kadar evrensel sınırlarda da kendisini gösterecektir. Toplum ile doğa arasındaki ilişkileri iyi formüle edecek bir sosyalist enternasyonal, önemli bir ihtiyaçtır ve önümüzdeki yüzyılı belki de böyle bir enternasyonalin bayrağı altında karşılamak en doğrusu ve en gerekeni olacaktır.

Biraz bir sistem gibi kendini idare eden, kapitalizme karşı ondan rahatsızlık duyan ne kadar insanlık varsa – ki buna ezilen uluslar, sınıflar ve çevreciler dahildir-  bunların hepsinin ortak paydasını bulmak gerekiyor. Tıpkı sosyalizm tarihinde Birinci Enternasyonal benzeri. Bunun başarmak istediği, bir ulustan değil, bütün uluslardan işçilerin birliğini ve daha çok da ideolojik birliğini kurmaktı ve aslında bunu başardı. İkinci Enternasyonal biraz kitleselleşen ve iktidarı yakalamak isteyen bir kuruluşa sahipti ama bunu başaramadı ve zaten bu nedenle de aşıldı. Yerine gelişen Üçüncü Enternasyonal, devletleşmiş sosyalizmin enternasyonalizmiydi. O da devletleşmeyi kötü kullandı ve sosyalizmin devletle ilişkisini doğru çözemediği için aşıldı. Şimdi de yeni bir enternasyonal kuruluşa ihtiyaç vardır. Zaten mevcut tartışmaların düzeyi de giderek bunu gündeme getirecektir.

Nasıl bir sosyalist enternasyonal?

Kurulacak bir sosyalist enternasyonal bütünüyle evrensel çapta insanlığın durumuna, her ulusa, hatta her kıtaya, bölgeye uyarlanmış daha programatik bir sosyalizmi ve hatta her ulusa, ulusun içinde sınıfsal duruma uyarlanmış bir sosyalizmi öngörmelidir. Yani bu yeniden bir kuruluş dönemi demektir ve bu aşamalar halinde olur. Zaten sosyalizm ilkesi budur. Bir yerde bir aşama sağlanırken, diğer yerde başka bir aşama sağlanabilir. Önemli olan sosyalizmin sorunlarını güncelliği içinde doğru yakalamaktır. Bunları ana hatlarıyla şöyle sıralamak mümkündür;

* Sosyalizm ve devlet,
* Sosyalizm ve kalkınma,
* Sosyalizm ve moral,
* Sosyalizm ve ulusal sorun,
* Sosyalizm ve kültür,
* Sosyalizm ve ekonomi,
* Sosyalizm ve reel sosyalizm,
* Sosyalizm ve ütopya,
* Sosyalizm ve bilim,
* Sosyalizm ve din,
* Sosyalizm ve aile,
* Sosyalizm ve kadın,
* Sosyalizm ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı,
* Sosyalizm ve demokrasi,
* Sosyalizm ve parti ilişkileri.

Bütün bunlar yeniden tartışılmak durumundadır. Yani sosyalist ideolojinin kendisini yeniden kavramsallaştırması, giderek bu kavramlar açıklığa kavuştuktan sonra programsallaştırması, programsallaştırdıktan sonra yeniden örgütlemesi ve eyleme geçirmesi gerekmektedir. Kaçınılmaz olarak gelişme böyle dönemlerle olacaktır. Şimdilik belki fazla iddialı gibi bir durum yok ve bazı sığ, yüzeysel tartışmalar var ama giderek, tıpkı Birinci Enternasyonal’de, ikincisinde, üçüncüsünde olduğu gibi dördüncüsü ve beşincisi de gelişebilir.

Kürdistan devrimi, bu anlamda içeriğini daha da zenginleştirip kendi içinde insan çözümünü, yeni tip insanı son yıllarda büyük bir yoğunlukla geliştirmesi gibi hakim kılarsa sosyalizmde çok iddialı bir süreci başlatması işten bile değildir.

Unutmamak gerekir ki; Kürdistan’ın parçalanmışlığı, geliştirilecek bir sosyalist federasyon deneyimi ile dört temel ulusun ve birçok azınlığın da içine gireceği bir modeli hızlandıracaktır.

Bunun da dört büyük ulusun ve çok çeşitli azınlık ve kültürlerin Özgürlük Hareketi etkisiyle sosyalizme, demokrasiye doğru evrim göstermesinde Ekim Devrimi’nin bile etkisinin çok üstünde bir etkiye yol açması kaçınılmazdır.

Uluslararası işçi sınıfı ve emekçilerin mücadele gününde Özgürlük Hareketi böyle bir gerçekliğe en çok yaraşan ve gereklerini yerine getiren, yani sosyalizmde ısrarla birlikte zaferini temsil eden sosyalist bir hareket durumundadır. Reel sosyalizmi çözülüşe götüren bütün hastalıklardan kendini arındırdığı gibi, yeni sosyalizm arayışına iddialı bir zemini kendi içinde geliştiren bir sosyalist hareket olarak şekillenmektedir.

Özgür Politika

1 Mayıs demokratik sosyalizm bayramı Dr. Hayri Hazargöl

Emekçiler, kadınlar ve gençler başta olmak üzere tüm insanlık dünyanın her köşesinde 1 Mayıs’ı kutlayacak. Biz de tüm insanlığın bu dayanışma ve mücadele gününü kutluyoruz.

1 Mayıs kapitalizme karşı emekçilerin dayanışma ve mücadele günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Bugün ise tüm insanlığın demokratik toplum sosyalizmi günü haline gelmiştir. Kapitalizm 150 yıl öncesinden katbekat daha fazla toplum ve insanlık düşmanı konumundadır. Artık tüm insanlık kapitalizme ve onun modernitesine karşı mücadele verdikçe var olabilir. Toplum, toplumsallık insanın var olma biçimidir. Kapitalizm bugün toplum düşmanlığını görülmedik düzeye çıkarmıştır. Toplum ve insanlık kapitalist modernite altında can çekişmektedir. Bu açıdan artık 1 Mayıslar insanlığın toplumu var etmesi için dayanışma ve mücadele günüdür. Böyle görülürse 1 Mayıs tarihsel içeriğine ve anlamına denk kutlanmış olur.

1 Mayıslar artık tüm insanlığın kurtuluş bayrağı haline gelmelidir. Kapitalizme karşı özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi bu günde zirveye kavuşmalıdır. Demokratik toplum sosyalizm bilinciyle tüm meydanlar doldurulmalıdır.

Bu 1 Mayıs’a Ortadoğu merkezli 3. Dünya Savaşı içinde giriyoruz. ABD ve İsrail her tarafa bomba yağdırıyor. Savaşın bir tarafı olan İran ise binlerce göstericiyi sokak ortasında katlediyor, her gün idam sehpaları kurarak insanların, toplulukların özgürlük ve demokrasi özlemlerini kırmaya çalışıyor. Kadınlara zorla şunu bunu giyeceksin, şöyle yaşayacaksın diyor. Dünya bir taraftan kapitalist modernist güçlerin saldırısıyla acı çekiyor; diğer yandan otoriter ve baskıcı güçlerin zulmü altında inliyor. ABD’nin Türkiye büyük elçisi Tom Barrack, Ortadoğu’da demokrasi değil diktatörler ve otoriter rejimler gereklidir, diyor. Bizim için önemli olan işbirlikçiliktir, denilerek açıkça halk düşmanlığı yapılıyor.

Bu gerçeklik kapitalist modernitenin hegemonik güçlerine ve despot iktidarlara karşı halkların özgürlük ve demokrasi seçeneğinin devreye konulmasının acil hale geldiğini gösterir. Bu da demokratik toplum sosyalizmi etrafında bir araya gelip mücadeleyi yükseltmeyi gerekli kılar.

Kürtler için kapitalist modernite aynı zamanda ulusal bir düşmandır. Kürtler tarih boyu toplumsal yaşamları ile her türlü saldırıya karşı direnmişlerdir. Kürtlerin temel direnç kaynakları bu toplumsallıkları olmuştur. Kapitalizm toplumsallığı dağıtarak Kürtlerin tarih boyu en temel direnç kaynağını kurutmaktadır. Bu da Kürtler üzerinde her türlü soykırımcı ve sömürgeci politikalara zemin sunmaktadır. Bu açıdan Kürtler kapitalist moderniteye karşı toplumu savunan 1 Mayıs alanlarını da büyük bir özgürlük mücadelesi haline getirmelidirler. Demokratik toplum sosyalizmi Kürtler için varlık, özgürlük ve demokratik yaşamı sağlamanın en doğru yoludur.

Kürtler 1 Mayıs’ı Newroz gibi varlık, özgürlük ve demokrasi mücadelesi haline getirmeden de özgür ve demokratik yaşama kavuşamazlar. Tüm ülkelerde ve Ortadoğu’da demokrasi mücadelesi en başta da Kürtler için varlık, özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Kürtler için demokratikleşme mücadelesi temel bir kurtuluş stratejisidir. Demokrasiden bize ne demek Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki soykırımcı sömürgeci güçler gibi düşünmektir. Demokratik olmayan sistemler altında Kürtleri soykırıma uğratmak isteyenlerle benzer bir anlayışa sahip olmaktır. Demokrasiden bize ne diyenler Kürt düşmanlığının başka bir yüzü olmaktadırlar. Kürt düşmanlığının öncüsü demokrasi düşmanlarıdır.

Kürtler 1 Mayıs’ta tüm demokrasi ve özgürlük güçleri ile kol kola vermelidirler. Newroz gibi büyük bir heyecan ve coşkuyla meydanları doldurmalıdırlar. 1 Mayıs’ın heyecanı ve coşkusunu duymayanlar Kürt halkının özgürlük mücadelesi için hiçbir şey yapamazlar. Hem Kürt sorununun çözümü istenecek hem de Türkiye’nin özgürlük ve demokrasi güçleriyle, sosyalist güçleriyle birlikte 1 Mayıs meydanları doldurulmayacak! Böyle bir şey olamaz. 1 Mayıs meydanlarını en fazla da Kürtler doldurmalıdır.

Barış ve demokratik toplum süreci başarıya ulaştırılmak isteniyorsa Kürtler ve tüm demokrasi güçleri meydanları doldurarak Türkiye’deki demokratik olmayan siyasi sistem ve onun uygulamalarına karşı seslerini yükseltmelidirler. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın mimarı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da bunu istemektedir.

Bu 1 Mayıs aynı zamanda Kürt Halk Önderi’nin ortaya koyduğu demokratik toplum sosyalizmi bayrağının yükseltildiği gün olmalıdır. Kadınlar ve gençler demokratik toplum sosyalizminin öncüsü, mücadele güçleri olarak hem meydanları doldurmalı hem de barış ve demokratik toplum sürecinin başarısını sağlayacak bir irade ortaya koymalıdırlar. Barış ve demokratik toplum sürecine karşılık vermeyen devlet ve iktidara da güçlü bir mesaj vermelidirler.

Yaşasın 1 Mayıs

Yaşasın demokratik toplum sosyalizmi…

Yeni Yaşam Gazetesi

Alevi-Bektaşi dernekleri dayanışma için buluştu

Alevi-Bektaşi dernekleri, 21 Ekim 2023 tarihinde İzmir’in Bornova ilçesinde bir araya geldi. Bu buluşma, Alevilik inancının yaygınlaşması ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi amacıyla düzenlendi. Dernek temsilcileri, etkinlikte Alevi kültürünün ve değerlerinin korunmasının önemine vurgu yaptı.

Etkinlikte, Alevi-Bektaşi toplumunun yaşadığı zorluklar ve bu zorlukların aşılması için atılması gereken adımlar masaya yatırıldı. Alevi dernekleri, inanç özgürlüğünün sağlanması ve eşit yurttaşlık haklarının tanınması gerektiğini belirtti. Katılımcılar, bu konudaki farkındalığın artırılması adına çeşitli önerilerde bulundu.

Bornova’daki buluşmada, farklı şehirlerden gelen dernek temsilcileri, Alevilik inancının sosyal hayatta daha görünür olması gerektiği konusunda ortak bir görüş bildirdi. Ayrıca, genç neslin Alevi kültür ve değerlerine sahip çıkmasının önemine değinildi. Bu bağlamda, eğitim çalışmaları ve çeşitli etkinliklerin düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.

Toplantı, Alevi-Bektaşi dernekleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesi ve dayanışmanın artırılması için bir fırsat sundu. Katılımcılar, bu tür buluşmaların devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Alevi-Bektaşi derneklerinin İzmirde gerçekleştirdiği buluşma, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık hakları için atılan önemli bir adımdır. Alevilik inancının sosyal hayatta daha görünür kılınması gerektiği vurgusu, toplumsal dayanışmanın güçlenmesi adına kritik bir mesaj taşımaktadır. Bu tür etkinliklerin devam etmesi, Alevi kültür ve değerlerinin korunması açısından hayati öneme sahiptir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Pir Sultan Abdal Derneğinden Gözaltılara Sert Tepki!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 1 Mayıs öncesinde gerçekleştirilen gözaltılara sert bir dille tepki gösterdi. Dernek, gözaltıların demokratik haklara yönelik açık bir saldırı olduğunu belirterek, tüm gözaltıların derhal sonlandırılması çağrısında bulundu. Açıklamada, 1 Mayıs’ın sadece bir takvim günü değil, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olduğu vurgulandı.

Açıklamada, 1 Mayıs arifesinde gençlere, işçilere, sendikacılara ve demokratik kitle örgütü temsilcilerine yönelik gözaltıların, iktidarın emekçilerin mücadelesini bastırma çabası olarak değerlendirildiği ifade edildi. Dernek, gözaltındaki kişilerin koşulsuz serbest bırakılmasını talep etti.

İstanbul Taksim Meydanı’nın, işçi mücadelesinin sembol alanlarından biri olduğu hatırlatılarak, 1 Mayıs’ta Taksim’in açılması talebinin demokratik bir hak olduğu belirtildi. Ayrıca, mevcut sistemin emekçiler açısından adaletsizlik ürettiği vurgulanarak, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Bu düzen değişmeli” denildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, demokrasi, özgürlük, adalet ve eşit yurttaşlık mücadelesi veren tüm emekçileri 1 Mayıs alanlarına davet etti. Son olarak, dernek, başta Avcılar Şube Yönetim Kurulu üyesi Özgür Karakoç olmak üzere gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını talep etti.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin gözaltılara yönelik sert tepkisi, emek mücadelesinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. 1 Mayıs’ın işçi sınıfının uluslararası dayanışma günü olarak kutlanması, demokratik hakların korunması adına hayati bir öneme sahiptir. Alevi toplumu olarak, her türlü ayrımcılığa ve baskıya karşı durarak, adalet ve eşit yurttaşlık mücadelesinde yer almayı sürdüreceğiz. Bu bağlamda, gözaltında bulunanların derhal serbest bırakılması talebi, sadece bir hak arayışı değil, aynı zamanda insan onuruna saygı gösterme gerekliliğidir.

— Alevi Gazetesi Editörü

Dersimde Alevi Kültürü Sahne Sanatlarıyla Yaşatıldı

Alevi kültürünün zengin gelenekleri, son dönemde sahne sanatları aracılığıyla yeniden canlandırılıyor. Bu kapsamda, 15 Ekim’de Dersim’de gerçekleştirilen özel bir etkinlikte, Alevi inancının ritüelleri ve folklorik unsurları sahneye taşındı.

Etkinlikte, yerel sanatçılar tarafından hazırlanan gösteriler, Alevi kültürünün önemli unsurlarını yansıttı. Alevilik inancının değerleri ve toplumsal dayanışma temaları ön planda tutuldu. Katılımcılar, bu tür etkinliklerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık açısından büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.

Dersim’deki etkinliğe geniş bir katılım oldu. Alevi toplumu, genç neslin kendi kültürel mirasını tanıması ve yaşatması için bu tür etkinliklerin önemini dile getirdi. Ayrıca, etkinlikte yapılan konuşmalarda Alevi kültürünün, toplumsal barışa katkı sağlayacak bir köprü işlevi gördüğü ifade edildi.

Kültürel mirasın korunması ve yaşatılması adına düzenlenen bu tür organizasyonların, toplumda inanç çeşitliliğine saygının artırılması için önemli bir rol oynayacağına dikkat çekildi. Alevi kültürü, her bireyin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu bir zeminde daha iyi anlaşılabilir hale geliyor.

📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU

Dersimde gerçekleştirilen etkinlik, Alevi kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük bir öneme sahiptir. Alevilik, toplumsal barışa katkı sunan bir köprü işlevi görürken, inanç çeşitliliğine saygının artması adına bu tür organizasyonların desteklenmesi gerekmektedir. Kültürel mirasımızın korunması, toplumun her kesiminin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu bir ortamda mümkün olacaktır.

— Alevi Gazetesi Editörü