‘Alıkoyma’ ve ‘tehdit’ iddiasıyla yargılanan Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul hakkında tahliye kararı verildiği öğrenildi
‘Alıkoyma’ ve ‘tehdit’ iddiasıyla yargılanan Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul hakkında tahliye kararı verildiği öğrenildi. Kuytul’un yanı sıra Rıdvan Taş da tahliye olurken diğer tutukluların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
Kararı duyuran Kuytul’un avukatı Bilal İpek, yaptığı sosyal medya paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “Alparslan Hoca ve Rıdvan Taş tahliye edildi. Diğerleri tutukluluk devam.”
OHAL döneminde çıkarılan KHK ile 2018 yılında kapatılan Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın kurucusu Alparslan Kuytul’un da aralarında olduğu 13 sanık, iş insanı Koray Sarısaçlı’yı kaçırıp alıkoyma ve bir doktoru tehdit etme suçlamalarıyla yargılanıyordu.
Amed Çermûg ilçesinde yaşanan kazada, 2 kişi hayatını kaybetti. Ağır yaralanan 4 kişi hastaneye kaldırıldı
Amed Çermik’de meydana gelen trafik kazasında 2 kişi öldü, 4 kişi ağır yaralandı.
Amida Haber’de yer alan habere göre, Çermûg’ün Başarı Mahallesi’nde trafik kazası oldu. Ekili alana yakın bölgede yaşanan kazanın ardından tarlada yangın çıktı. Kazada 2 kişi yaşamını yitirdi, 4 kişi ağır yaralandı.
Kaza sonrası bölgeye çok sayıda jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada ağır yaralanan kişiler hastaneye kaldırıldı.
Ankara’da avukat Belen Nesil Coşğun’un silahla vurularak hayatını kaybetmesinin ardından gözaltına alınan şüpheli Muhammet B. tutuklandı
Ankara Çankaya’da 24 yaşındaki avukat Belen Nesil Coşğun’un silahla vurularak ölmesinin ardından cinayet şüphesiyle gözaltına alınan Muhammet B. tutuklandı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında dün gözaltına alınan şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye getirildi.
Burada soruşturmayı yürüten savcıya ifade veren şüpheli, tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Duvar’da yer alan habere göre hakim tarafından sorgulanan şüpheli Muhammet B. “kadını kasten öldürmek” suçundan tutuklandı.
Türkiye’yi nükleer cehenneme dönüştürecek adımlar hızlanırken, nükleer sermaye İstanbul’da yapılacak Nükleer Santraller Fuarı’nda boy gösterecek. Zirveye katılacak olan G. Kore Sinop’a, Çin ise Trakya’ya çökme hazırlıkları yapıyor
Yusuf Gürsucu
Bu yıl 5.’si düzenlenen Nükleer Santraller Fuarı ile 9.’su düzenlenen Nükleer Santraller Zirvesi 21-22 Haziran günlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek. Zirvede, nükleer enerji alanındaki gelişmeler ile küçük modüler reaktörlerle (SMR) ilgili oturumlar düzenlenecek. Dünyanın dört bir yanından binin üzerinde nükleer sermayenin karar verici, akademisyen, ‘sivil toplum kuruluşu’, üretici, tedarikçileri nükleer enerjinin gündemini konuşacak. Nuclear Power Plants V. Expo & IX. Summit (NPPES) başlığı verilen etkinlikte Türkiye’deki nükleer enerji sektöründeki güncel gelişmeler ile Afrika ve Ortadoğu pazarlarında bekleyen fırsatlar, masada yer alan temel gündem olacak.
Türkiyeli sanayici heyecanlı
Büyük bir pazar olduğu iddia edilen nükleer sanayinin özellikle boru, kablo, cıvata, çimento, kazan, madeni yağ gibi birçok alt bileşen için de iş fırsatı sağlayacağını belirten Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, bu açıdan Türk sanayicilerinin nükleer enerjide nitelikli ürünleriyle tedarikçi olabilecekleri iddiasında bulundu. Nükleer Sanayi Derneği (NSD) Başkanı Alikaan Çiftçi, “NPPES’te Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’da SMR teknolojilerinin uygulanabilirliğini alanın uzman isimleriyle gündeme taşıyacağız. Türkiye’nin nükleer enerjideki atılım hamlesinde konvansiyonel santral projelerinin yanı sıra enerjide arz güvenliği açısından SMR’ler önemli rol oynayabilir” dedi.
Hedef Ortadoğu ve Afrika
İngiliz sanayi devi Rolls-Royce, küçük modüler reaktör (small modular reactors-SMRs) adı verilen yapıları inşa etmeye başlarken, İngiliz büyük sermayesi bu bağlamda başı çekiyor. Mevcut nükleer santrallerin ihtiyaç duyduğu alanın 1/10’una kurulabileceği belirtilen SMR’ler, nükleer sermayenin yatırım alanı bulamamasına yeni bir kapı aralamak amaçlanırken, Ankara Sanayi Odası’nda oluşturulan Nükleer Sanayi Kümelenmesi (NÜKSAK) ise sürece eklemlenmek istiyor. Yapılan zirvenin hedefi içindeki Türkiye, Ortadoğu ve Afrika’da olası SMR kurulumlarında rol almayı amaçlıyor. Türkiye’de elektrik üretiminde yaşanan aşırı arz fazlası nedeniyle, Türkiye’de SMR kurulumun sınırlı olacağı aşikâr. Ancak iktidarın Rusya ile yapılan anormal anlaşma NÜKSAK’ı umutlandırırken, İngilizlere takılıp dışarıda bu işlere eklemlenmek daha yakın geliyor. Diğer taraftan AKP’nin başımıza musallat ettiği Akkuyu NGS, birçok yönüyle geleceğimizi karartıyor.
Akkuyu’da maliyet çok ağır
AKP iktidarının Rusya ile yaptığı anlaşmayla kurulumu süren Akkuyu Nükleer Santrali için Rusya devlet şirketi Rosatom’ı 15 milyar dolara kurup, 15 yıl boyunca Akkuyu’nun üreteceği elektriği 12.35 sent/kWh üzerinden Türkiye’ye satacak olması büyük bir kâr elde edeceğini gösteriyor. Bu anlaşma ile Rusya’ya 15 yıl içinde 35 milyar doları aşan tutar ödenmek zorunda. Yani bugünkü kurla bu tutar 832 milyar 421 milyon lira. Bu koşullarda 30 yıl sonra eğer Türkiye halen yerinde duruyorsa, Nükleer Santrali sökmek için 1 milyar dolar masraf yapılması gerekecek. Geri kalan ve binlerce yıl aktif olan radyoaktif atıklar ise Türkiye’ye miras kalacak.
Akkuyu
Putin’e verilen imtiyazname
Rusya’ya yapılacak ödemenin faturasının ise halkın sırtına yıkılacağını belirtmek gerekiyor. Bu santralden dolayı Türkiye’de birçok enerji santralinin ise kapanması gerekecek ya da 4 yıldır uygulanan ‘kapasite mekanizması’ ile şirketlere aylık 300 milyonlara varan üretmedikleri elektriğin bedeli katlanarak büyüyecek. 104 bin MW üretim kapasitesi olan Türkiye’de 2023 yılının ilk 4 aylık sürecinde aylık tüketilen enerji miktarı 28 bin MW’a ulaşamadı. Bu şartlarda Akkuyu’nun büyük maliyetleri hızla bozulan ekonominin tamamen çökmesine ve halkın büyük bir yoksulluğa mahkûm olmasına yol açacak. Rusya’ya sağlanan (Putin’e demek daha doğru) bu imtiyazname yetmezmiş gibi Çin ve G. Kore’de İstanbul’daki zirveye katılarak Sinop ile Trakya’ya çökmeye geliyor.
Avrupa’ya elektrik satamama şoku
Türkiye’de enerji arz fazlasına yönelişte Avrupa ile yapılacak enerji faslı itici bir güçtü. AB katılım sürecinin dumura ermesiyle birlikte bu yol açılmayınca elektrik üretim sürecinde oluşturulan havuz şirketlerine desteği sürdürmenin yolu halkın yoksullaştırılması üzerinden yürütüldü. Avrupa elektrik iletim sistemi olan ENTSO-E üzerinden oluşturulan ağ tüm Avrupa elektrik üretimlerini ortak ağa bağlamakta. 2009 yılında kurulmuş olan ve 35 ülkeden 42 iletim sisteminin işleticisi olan ENTSO-E’ye Türkiye 2016 yılında gözlemci üye olarak katıldı.
Gözlemcilik de bitti
Türkiye ile Avrupa arasında enterkonnekte sistem ile elektrik iletim bağlantısı oluşturulmasına karşın bugüne kadar Türkiye, Avrupa’ya bu ağ üzerinden elektrik satabilmiş değil. Enterkonnekte sistem ile gerçekleşen kalıcı bağlantıyla, Türkiye elektrik piyasası Avrupa iç elektrik piyasası ile hukuki olarak bütünleşme yoluna girdiği TEİAL tarafından iddia edilmesine rağmen, Ocak 2019 tarihinde süresi dolan Gözlemci Üyelik statüsünü kaybetmiş durumda. TEİAŞ’ın, gözlemci üyeliğinin devamı için ENTSO-E ile başlattığı girişim ise geçen 4 yılda sonuçlanmış değil.
G. Kore Sinop, Çin Trakya için geliyor
Sinop’ta Japonya ile başlayan ve son zamanlarda Rusya ile süren nükleer santral macerasına bu kez de G. Kore ile sürme olasılığı ortaya çıktı. Türkiye’nin ikinci nükleer santrali olarak nitelenen Sinop için iktidarla görüşmeler yaptığı bildirilen Güney Koreliler NPPES zirvesine katılacak. Güney Koreli Korea Electric Power Corp. (KEPCO) Türkiye’de inşa edilme planı olan Sinop nükleer santrali için görüşmelere 2022 yılında başlamıştı. KEPCO Yönetim Kurulu Başkanı Cheong Seung-il, Enerji Bakanı Fatih Dönmez ile bir araya gelmiş ve dört reaktörün inşasına ilişkin öneri sunmuştu. NSD Başkanı Alikaan Çiftçi ise, “Bu yıl Kore Nükleer Derneği de Koreli nükleer tedarikçilerden oluşan geniş bir katılım olacak ve yeni yatırımlar konusunda yerli firmalarımızla görüşmeler gerçekleştirecekler” dedi.
Çin Trakya’nın peşinde
Çin’in Devlet Enerji Yatırım Şirketi (SPIC), iktidarın Türkiye’de kurulma planları yaptığı üçüncü nükleer enerji santrali projesi için görüşmeler yapmak amacıyla Nükleer Santraller Fuarı ve Zirvesi’ne katılıyor. Çin’in Devlet Enerji Yatırım Şirketi (SPIC), tedarik zincirine Türk firmalarını katma rüşvetiyle İstanbul’da düzenlenecek NPPES’e katılırken, asıl geliş nedeni Trakya Nükleer Santrali kurulumu ve işletmesi için iktidarla ikli görüşmelerde bulunacak. SPIC, 46 ülkede faaliyet gösterirken, toplam çalışan sayısı yaklaşık 130 bin civarında olan dev bir sermaye şirketi.
Filler tepişirken…
Türkiye Avrupa’ya elektrik satmayı başaramazken, Rusya doğalgaz satmak için Trakya’ya çökme planları yapıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Türkiye’de büyük bir gaz ikmal merkezi kurabiliriz” sözlerini ve Putin’le Kazakistan’da yaptığı görüşmeyi basına değerlendirmişti. Türkiye ve Rusya’da ilgili kurumlara müşterek bir çalışma başlatmaları yolunda talimat verdiklerini açıklayan Erdoğan, “En uygun yer neresiyse bu dağıtım merkezini inşallah kurmuş olacağız. Böyle bir dağıtım merkezi için, tabii ki Trakya en önemli yer olarak görülüyor” sözleri dikkat çekmişti. Rusya Devlet Başkanı Putin ise, “Gaz tedarikinde Türkiye en güvenli güzergâh haline geldi. Avrupa’dan çok daha güvenli bir güzergâh. Türkiye’de büyük bir ikmal merkezi kurabiliriz” demişti.
Çin özellikle Trakya ile ilgili
Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı olan Şi Cinping, 2013 yılında açıklanan ‘Tek Kuşak, Tek Yol’ projesini ortaya atmıştı. 2017 yılında ise 19. Komünist Parti Kongresi’ndeki konuşmasında bu projenin Çin için stratejik bir plan olacağını belirtmişti. Türkiye’de bu sözler ilgi çekerken, proje değerlendirmeye alındı. Bu projeyle Çin, Rusya ve Hindistan’ı alternatif yol güzergâhlarıyla çevreleyerek kendine yeni ticaret ve güvenlik alanları inşa etmeyi amaçlıyor. Trakya’da Nükleer Santral kurulumuna yönelik adımlar atması da bu bağlamda değerlendirilmesi gerekirken, Rusya ve Çin’in adımları ‘filler tepişir, çimenler ezilir’ sözüne denk düşüyor. Çin’e Trakya’da Nükleer santral kurma girişimi ile Rusya’nın Trakya’yı gaz merkezi yapma girişimleri Trakya coğrafyasının her yönüyle tamamen değişmesine ve yine her yönüyle (ekolojik, demografik vd.) büyük bir yıkım anlamına geleceğini belirtmemiz gerekiyor.
Kürt hareketi kuruluşundan itibaren özcü milliyetçi tahayyüllerle arasına mesafe koymuş, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluş hedefiyle iç içe örmüş, evrensel sol değerlerin yoğurduğu anti-kolonyal bir yurtsever patikada yürümüştür. Hâkim ulus anlatıları misali ulusu, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kütle” olarak kurgulamamıştır
Rojda Oğuz
2023 Türkiye genel ve Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları muhalefet bloku açısından daha uzun süre tartışılmaya ve sonuçları üzerinden hesaplaşılmaya devam edilecek gibi görülüyor. Uzun süreli bir siyasal baskı ve hukuksuzluk devrinin son bulacağına, yeni baharların görüleceğine olan inanç ve umutla girilen seçimler, muhalefet blokunun tüm bileşenleri ve dışarıdan destek sunan Kürt siyasal hareketi adına şüphesiz büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bu başarısızlık, özellikle Kürtler cephesinde çok daha yüksek sesle tartışılmaya, siyasal aktörlerin yoğun eleştirilere maruz kalmasına yol açtı. Tabandan yükselen sesler; sorumluların ikna edici bir özeleştiri vermesi, mevcut yönetimin değişmesi, taban demokrasisine dönülmesi, Kürtlerin ulusal statüsünün temel öncelik haline getirilmesi, seçime dayalı ittifak stratejisinin son bulması, nitelikli kadroların karar süreçlerinde daha fazla etkili olması ve ideolojik netlik şeklinde özetlenebilir. Peki, özellikle ideolojik netlik eleştirisiyle kastedilen tam olarak nedir, hangi beklentileri içermektedir?
2012 yılında temelleri atılan HDP’nin kuruluş felsefesi özetle iki eksene dayalı bir politik hattı esas alıyordu: Demokratik bir Türkiye ve Otonom bir Kürdistan. Zaman içerisinde “Türkiyelileşme” olarak anlaşılan ve belli odaklar tarafından da bilinçli olarak çarpıtılan, içeriğinden boşaltılan ve tamamen sisteme entegre bir çizgi olarak mahkum edilen bu doğrultu aslında gayet reel ve birçok sorunun çözülmesini kapsayan bir hedefti. Hem Türkiye’deki sol ve demokratik güçlerle ittitak temelinde bu ülkeyi demokratikleştirmeyi hem de Kürdistan’ı dekolonize etmeyi öngörüyordu. Yani, Kürdistan’da demokratik özerklik temelinde merkeziyetçi yapıyı kırarak, alternatif kurumlarla, tabandaki öz örgütlenmelerle bu devlet egemenliğinin sınırları içinde ikili bir iktidar oluşturmak, siyasal, ekonomik, kültürel alanlarda sömürgeci tahakkümü zayıflatmak ve Kürtlerin ulusal haklarını teslim etmek esasına dayanıyordu. Ancak, çözüm sürecinin bitmesi, AKP iktidarının zamanla yaşadığı güç kaybını faşizmle tahkim etmesi, özyönetim direnişleriyle birlikte yeniden militarist karakterine rücu eden devlet geleneği ve Erdoğan’ın Rojava’da beklediği yenilginin gerçekleşmemesi tüm olası uzlaşı ve çözüm seçeneklerini yok etti. Kürtlerin siyasal iradesi yok sayılarak yerel yönetimler gasp edildi. Kürdistan’daki sokak mobilizasyonu bitti, tüm hakların askıya alındığı bir otokrasi hızla inşa edildi. Bu da Kürt siyasetinin kendi ideolojik hattından saparak, tüm siyasal enerjisini tek adam rejimini devirmeye harcamasını beraberinde getirdi. Kendi idelojik çizgisinin meşruluğunu ve devrimci niteliğini kitlelere kabul ettirmek yerine, Erdoğan’ı devirmek adına düzen içi güçlerle ittifak arayışlarına yoğunlaşmak önem kazandı, her şey Erdoğan sonrası döneme havale edildi maalesef. Özetle ideolojik bir kriz veya bocalamadan ziyade kendi özgürlük paradigmasını berrak bir şekilde görünür kılmayı, halk nezdinde karşılık yaratmayı başaramamış, temsil siyasetinin sınırlarına hapsolan bir siyasal durumla karşı karşıyayız.
Genel kanının aksine Kürt hareketinin aradığı politik şifanın milliyetçilik olmadığı kanaatindeyim. Kürt hareketi kuruluşundan itibaren özcü milliyetçi tahayyüllerle arasına mesafe koymuş, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluş hedefiyle iç içe örmüş, evrensel sol değerlerin yoğurduğu anti-kolonyal bir yurtsever patikada yürümüştür. Hâkim ulus anlatıları misali ulusu, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kütle” olarak kurgulamamıştır. Tam aksine Kürtlük denilen hayali cemaat içinde görünmez kılınmaya çalışılan sınıfsal, cinsel, dinsel ve mezhepsel eşitsizlikler daha da görünür kılınmış, bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak bir toplumsal kurtuluş ideali ulusal tahayyülün vazgeçilmez bir parçası haline getirilmiştir. Ulusal fark, ontolojik bir ayrıcalık veya temelsiz bir gurur kaynağı olmaktan çıkarılmış, dünyanın tüm uluslarıyla eşit ve özgür bir ilişki kurma imkânlarını yaratmaya çalışmanın siyasal gururuyla hareket edilmiştir. Dolayısıyla Kürdün kültürel ve milli değerlerini, benliğini parçalayan, kültürel gelişimini engelleyen bu sömürgeci düzenin ortadan kalkması gerektiğini savunan en militan adres olmuş, bu uğurda olağanüstü bir direniş sergilemiş, Kürt ulusal kimliğini yeniden diriltmiştir. Gelinen aşamada Kürdistan’ın bir siyasal egemenlik alanı olarak konumunun ne olacağı, Kürtçenin bir resmi eğitim dili haline getirilmesi için neler yapılacağı, Kürt edebiyatı ve sanatının gelişimini desteklemek için ne tür bir kurumsallaşma gerektiği konusunda bir siyasal muğlaklık olduğu gerçeği yok sayılamaz ve bu beklentiler siyasal programın temel önceliklerini belirlemek zorundadır şüphesiz. Seçim sürecinde tüm seçim propagandasını Kürtçe yapan bazı genç vekillerin yarattığı politik heyecan bile tek başına eksik olan şeyin ne olduğunu ifade ediyor. Halk, dili ve ulusal statüsü konularında berrak ulusal vaatler duymak istiyor, gerçekleşmese bile bu vaatlerin motive edici, harekete geçirici siyasal enerjisi her daim dikkate alınmayı gerektiren mühim bir meseledir. Kimi milliyetçi cenahların dillendirdiği bağımsız devlet hedefi içinde bulunulan şartlar itibariyle elbette gerçekçi ve kısa sürede olması mümkün bir ideal değildir. Hatta tüm siyasal enerjiyi uzak bir hedefe kilitlemek, güncel denklemlere cevap olamamak apolitik bir tutumdan öteye gitmez. Ancak belli ilkeler doğrultusunda bu ulusal beklentiler her daim canlı tutulabilir. Özellikle gençlik örgütlenmelerinde ulusal tarih bilincini güçlendirecek, zihinsel ve kültürel asimilasyona panzehir olacak bir örgütlenme tedrisatı aciliyet arzetmektedir. Yıllarca yüzlerce kültürel sanatsal kurum inşa etmiş, onlarca Kürtçe dergi, gazete, televizyona imza atmış, yok olmak üzere olan bir dilin ve kültürün can suyu olmuş bir hareketin daha güçlü bir şekilde kendi kökleriyle buluşması elbette zor olmayacaktır.
Halkın yüreğindeki ulusal ateşi yeniden harlamak fazlasıyla gerekli görünmektedir, çünkü ulusal kurtuluş umudu sönmüş bir halkı siyasal programla motive etmek, mücadele içine çekmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Son olarak bu seçim sonuçlarının gösterdiği en önemli eksikliklerden biri de örgütlenme modelinin değişmesi ve kendisini güncelleme zorunluluğudur. Son yıllarda gittikçe Ankaralaşan, belli düzeyde bürokratikleşen, genel itibariyle seçim dönemlerinde sahaya inen Kürt siyaseti, yıllar yılı temel örgütlenme omurgasını oluşturan mahalle komisyonlarıyla, halk meclisleriyle, gençlik kurultaylarıyla bağını önemli oranda zayıflattı. Bu da halkın isteklerini, hoşnutsuzluklarını, duygu sosyolojisini anlamayı, değerlendirmeyi önemsizleştirdi. Halkın örgütlü gücüne, politik duruşuna olan “emeksiz güven” zaman içinde ciddi bir öfke birikimine sebebiyet verdi. Özellikle aday belirleme süreçlerinde halkın beklentilerinin dikkate alınmaması, yıllardır yerel örgütlenmeleri ayakta tutan insanların önemli oranda yer bulamaması, Iiyakatin esas alınmaması, bu merkeziyetçi yaklaşıma yönelik öfkeyi daha da biledi. Ayrıca gençliğin örgütlenme yöntemlerinde çok köklü bir değişim kendini her anlamda dayatmaktadır. Sosyal medya mecralarının daha etkili bir örgütlenme sahasına dönüştürülmesi, onların ilgisini cezbedecek kısa siyasi ve tarihi videoların hazırlanması, onlarla aynı kuşak dilini yakalayacak öncülere yer verilmesi, parti teşkilatlarının aynı zamanda müzik, sinema, edebiyat etkinlikleri merkezlerine dönüştürülmesi beklenen siyasal enerjiyi yeniden açığa çıkaracaktır.
Kürt siyasal hareketinin zengin siyasal tecrübeleri, sürekli halktan öğrenerek ve dinleyerek yola devam etme kültürü ve pes etmeyen kararlı kimliğiyle bu sorunların elbette üstesinden gelebilir ve çoğu zaman gelmişliği vardır. Yeter ki teşhis doğru yapılsın ve tedaviye erken başlasın…
Ankara’da KADES’e yaptığı çağrının ardından şüpheli şekilde ölen avukat Belen Nesil Coşğun bugün defnedildi. Cenazeye katılan TBB Başkanı Sağkan, ‘Dosyadaki bazı deliller bir cinayet şüphesinin ağırlıklı olduğunu gösteriyor’ dedi
Ankara’da silahlı yaralanma sonucu hayatını kaybeden genç avukat Belen Nesil Coşğun’un cenaze töreni memleketi Aksaray’da yapıldı. Cenazeye baro başkanları ile birlikte Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da katıldı. Avukatlar tören sonrasında Aksaray Barosu’na geçti ve burada basın açıklaması yaptı. Avukatların açıklamalarında cinayet şüphesini güçlendiren birtakım deliller olduğu vurgulandı.
Açıklamalar şöyle:
KADES uygulamasına yapılan çağrı cinayet şüphesini güçlendiriyor
Aksaray Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Elif Seyra Doğaç:
“Meslektaşımızdan Kadın Destek Uygulamasına (KADES) gelen çağrı üzerine güvenlik güçleri olay yerine intikal etmiş, sonrasında söz konusu adresten 112’yi telefonla arayan bir kişi arkadaşının silahla intihar ettiğini bildirmiştir. Olay yerine sevk edilen polis ekibi, meslektaşımız Belen Nesil Coşğun’u asansör kapısı önünde yerde yatar halde bulmuş, meslektaşımız Coşğun’un göğüs bölgesinin sol altından silahla vurulduğu belirlenmiş ve meslektaşımız hastanede yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamamıştır. Soruşturma süreci devam etmekte olup, olayın ardından Muhammet isimli şahıs gözaltına alınmıştır. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen zanlı ifadesinde, olayın intihar olduğunu öne sürmüştür. Ancak meslektaşımız tarafından KADES uygulamasına yapılan çağrı cinayet şüphesini kuvvetlendirmekte olup soruşturma süreci yakından takip edilmektedir.”
O meslakdaşıma bir borcum olduğunu düçüyorum
Ankara Baro Başkanı Mustafa Köroğlu:
“Avukatlık ruhsatını 17 Ocak 2023’te benim elimden aldı. Hatıra bir fotoğrafımız var geride bana bıraktığı, ama ondan da öte hep bir son görevimizi yaptık klişelerinden ayrı olarak hayır bugün son görevimizi yapmadık. Daha onun için yapacağımız çok şey var. Bundan sonraki süreçte ailesi ile temasa geçerek meslektaşlarım şu an Ankara’da adliyede, ben başsavcılarla sürekli görüşerek sürecin meslektaşımızın hatırasına uygun ve gerçeğin ortaya çıkması için sonuna kadar mücadele edeceğimizi göstereceğimiz bir kararlılıkla sürdüğünü bilmek ve hissetmek istiyorum. Çünkü o meslektaşıma bir borcum olduğunu düşünüyorum ve o yüzden bugün Aksaray’da sizlere kalbimizden büyük bir emanet bıraktık. Lütfen siz de ona sahip çıkın.”
Sağkan: Deliller cinayet şüphesi olduğunu gösteriyor
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan:
“Dosyadaki bazı deliller konuya ilişkin olarak bir cinayet şüphesinin ağırlıklı olduğunu bizlere gösteriyor. Ancak net sonucun tabii ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ve Ankara Baro’muz tarafından açıklanmasını beklemek durumundayız.”
Gezi Direnişi sırasında öldürülen Berkin Elvan, vurulmasının 10. yılında vurulduğu sokakta anıldı. Anne Elvan, Can Atalay’a dikkat çekerek ‘Katiller dışarıda, avukatlar içeride’ dedi
Gezi Direnişi sırasında, 16 Haziran 2013’te polis Fatih Dalgalı’nın attığı gaz fişeğinin isabet etmesi sonrası ölen Berkin Elvan, ölümünün 10’uncu yılında bugün saat 19.00’da vurulduğu sokakta anıldı.
16 Haziran 2013’te Okmeydanı’ndaki Gezi Direnişi’ne destek eylemlerinde polisin hedef alması sonucu başına gaz fişeği isabet eden ve aylarca komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014 günü vefat eden Berkin Elvan’ın ailesi adına basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada 10 yıldır adaletin sağlanmadığı vurgulandı, Gezi tutuklularına dikkat çekilerek adalet çağrısı yapıldı.
‘Katiller dışarda, avukatlar içerde’
Medyascope’dan Edanur Danış’ın haberine göre, anne Gülsüm Elvan Gezi tutuklusu avukat Can Atalay’ın durumuna dikkat çekerek ” Katiller dışarıda, avukatlarımız içeride. Yeter artık, canımız yanıyor” ifadelerini kullandı.
Okmeydanı’nda yapılan yürüyüşün ardından, Berkin’in vurulduğu yere fotoğrafı ve karanfiller bırakıldı. Yürüyüşe katılanlar, “15’inde bir fidan, Berkin Elvan”, “Berkin Elvan onurumuzdur” sloganları attı.
Şirnex’te 15 yaşındaki çocuğa cinsel tacizde bulunan kamu görevlisi Orhan A.’ya 6 yıl 8 ay hapis cezası verildi
Şirnex’te 2021 yılı Mart ayında 15 yaşındaki çocuğa cinsel tacizde bulunan kamu görevlisi Orhan A. hakkında Şırnak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Çocuğun cinsel istismarı” suçlamasıyla açılan davanın karar duruşması görüldü.Kimlik tespitiyle başlayan duruşmaya Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Şırnak Barosu Çocuk ve Kadın Hakları komisyonu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatları ile sanık Orhan A. duruşmada hazır bulundu.
İlk olarak Savcılık mütalaasını açıklandı. Verilen mütalaada mahkeme heyeti “çocuğun hürriyetinden yoksun bırakma” ile “cinsel istismar” suçundan ayrı ayrı cezalandırılmasını talep etti.
Sanıktan ‘iftira’ savunması
Ardından sanık Orhan A. mütalaaya karşı savunma yaptı. Mütalaayı kabul etmeyen sanık, suçu işlemediğini iddia ederek, kendisine iftira atıldığını ileri sürdü. Orhan A., “Ben bu suçu işlemedim. Benden memnun olmayan öğrenciler olabilir bana iftira atıldığını düşünüyorum, beraatimi istiyorum” dedi.
İtibar suikastine maruz kalmış!
Sanık avukatı da müvekkilinin bir itibar suikastına uğradığını iddia ederek, “Ortada işlenen bir suç yok. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma söz konusu değildir. Müvekkilim Şırnak’ta tanınan saygın bir kamu görevlisidir. Yoğun bir itibar suikastına maruz kalmıştır. Mütalaaya katılmıyoruz, dosyanın yeniden incelenmesini beraatini talep ederiz” ifadelerinde bulundu.
Ardından savunma yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı, mütalaaya katıldıklarını beyan ederek, mağdur çocuğun iftira atacak bir özelliği olmadığını ve sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Hapis cezası
Verilen 5 dakikalık aranın ardından mahkeme heyeti Orhan A. hakkında “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan beraat, “cinsel istismar suçundan” ise 6 yıl 8 ay cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme, ayrıca Orhan A. hakkında yurt çıkış yasağı ve adli kontrol şartlarının uygulanmasına karar verdi. Orhan A.’nın avukatı karara itiraz ederek dosyayı İstinaf Mahkemesi’ne götüreceklerini beyan etti.
Duruşma sonrası açıklama
Duruşma sonrası Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından Nurbanu Satılmış ve Şırnak Barosu Kadın ve Çocuk Komisyonu’ndan Aycan İrmez adliye önünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan Satılmış, çocuğa hukuki desteklerini sürdüreceklerini belirtti. Ardından konuşan Aycan İrmez de, bu tarz davalarda baro olarak müdahilliklerinin kabul edilmediğine dikkat çekerek, bölgede yaşanan bu olayların sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi.
Türkiye ve bağlı grupların Şehba’nın Til Rifet ilçesinde bulunan hastaneyi bombaladı, yaralılar var
Türkiye ve bağlı gruplar, Kuzey ve Doğu Suriye’de Şehba’nın Til Rifet ilçesinde bulunan hastaneyi bombaladı. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre yaralıların olduğu belirtildi.