Ana Sayfa Blog Sayfa 305

Kürt siyasetinin ihtiyacı daha fazla milliyetçilik midir?

Kürt hareketi kuruluşundan itibaren özcü milliyetçi tahayyüllerle arasına mesafe koymuş, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluş hedefiyle iç içe örmüş, evrensel sol değerlerin yoğurduğu anti-kolonyal bir yurtsever patikada yürümüştür. Hâkim ulus anlatıları misali ulusu, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kütle” olarak kurgulamamıştır

Rojda Oğuz

2023 Türkiye genel ve Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları muhalefet bloku açısından daha uzun süre tartışılmaya ve sonuçları üzerinden hesaplaşılmaya devam edilecek gibi görülüyor. Uzun süreli bir siyasal baskı ve hukuksuzluk devrinin son bulacağına, yeni baharların görüleceğine olan inanç ve umutla girilen seçimler, muhalefet blokunun tüm bileşenleri ve dışarıdan destek sunan Kürt siyasal hareketi adına şüphesiz büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Bu başarısızlık, özellikle Kürtler cephesinde çok daha yüksek sesle tartışılmaya, siyasal aktörlerin yoğun eleştirilere maruz kalmasına yol açtı. Tabandan yükselen sesler; sorumluların ikna edici bir özeleştiri vermesi, mevcut yönetimin değişmesi, taban demokrasisine dönülmesi, Kürtlerin ulusal statüsünün temel öncelik haline getirilmesi, seçime dayalı ittifak stratejisinin son bulması, nitelikli kadroların karar süreçlerinde daha fazla etkili olması ve ideolojik netlik şeklinde özetlenebilir. Peki, özellikle ideolojik netlik eleştirisiyle kastedilen tam olarak nedir, hangi beklentileri içermektedir?

2012 yılında temelleri atılan HDP’nin kuruluş felsefesi özetle iki eksene dayalı bir politik hattı esas alıyordu: Demokratik bir Türkiye ve Otonom bir Kürdistan. Zaman içerisinde “Türkiyelileşme” olarak anlaşılan ve belli odaklar tarafından da bilinçli olarak çarpıtılan, içeriğinden boşaltılan ve tamamen sisteme entegre bir çizgi olarak mahkum edilen bu doğrultu aslında gayet reel ve birçok sorunun çözülmesini kapsayan bir hedefti. Hem Türkiye’deki sol ve demokratik güçlerle ittitak temelinde bu ülkeyi demokratikleştirmeyi hem de Kürdistan’ı dekolonize etmeyi öngörüyordu. Yani, Kürdistan’da demokratik özerklik temelinde merkeziyetçi yapıyı kırarak, alternatif kurumlarla, tabandaki öz örgütlenmelerle bu devlet egemenliğinin sınırları içinde ikili bir iktidar oluşturmak, siyasal, ekonomik, kültürel alanlarda sömürgeci tahakkümü zayıflatmak ve Kürtlerin ulusal haklarını teslim etmek esasına dayanıyordu. Ancak, çözüm sürecinin bitmesi, AKP iktidarının zamanla yaşadığı güç kaybını faşizmle tahkim etmesi, özyönetim direnişleriyle birlikte yeniden militarist karakterine rücu eden devlet geleneği ve Erdoğan’ın Rojava’da beklediği yenilginin gerçekleşmemesi tüm olası uzlaşı ve çözüm seçeneklerini yok etti. Kürtlerin siyasal iradesi yok sayılarak yerel yönetimler gasp edildi. Kürdistan’daki sokak mobilizasyonu bitti, tüm hakların askıya alındığı bir otokrasi hızla inşa edildi. Bu da Kürt siyasetinin kendi ideolojik hattından saparak, tüm siyasal enerjisini tek adam rejimini devirmeye harcamasını beraberinde getirdi. Kendi idelojik çizgisinin meşruluğunu ve devrimci niteliğini kitlelere kabul ettirmek yerine, Erdoğan’ı devirmek adına düzen içi güçlerle ittifak arayışlarına yoğunlaşmak önem kazandı, her şey Erdoğan sonrası döneme havale edildi maalesef. Özetle ideolojik bir kriz veya bocalamadan ziyade kendi özgürlük paradigmasını berrak bir şekilde görünür kılmayı, halk nezdinde karşılık yaratmayı başaramamış, temsil siyasetinin sınırlarına hapsolan bir siyasal durumla karşı karşıyayız.

Genel kanının aksine Kürt hareketinin aradığı politik şifanın milliyetçilik olmadığı kanaatindeyim. Kürt hareketi kuruluşundan itibaren özcü milliyetçi tahayyüllerle arasına mesafe koymuş, ulusal kurtuluşu toplumsal kurtuluş hedefiyle iç içe örmüş, evrensel sol değerlerin yoğurduğu anti-kolonyal bir yurtsever patikada yürümüştür. Hâkim ulus anlatıları misali ulusu, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kütle” olarak kurgulamamıştır. Tam aksine Kürtlük denilen hayali cemaat içinde görünmez kılınmaya çalışılan sınıfsal, cinsel, dinsel ve mezhepsel eşitsizlikler daha da görünür kılınmış, bu eşitsizlikleri ortadan kaldıracak bir toplumsal kurtuluş ideali ulusal tahayyülün vazgeçilmez bir parçası haline getirilmiştir. Ulusal fark, ontolojik bir ayrıcalık veya temelsiz bir gurur kaynağı olmaktan çıkarılmış, dünyanın tüm uluslarıyla eşit ve özgür bir ilişki kurma imkânlarını yaratmaya çalışmanın siyasal gururuyla hareket edilmiştir. Dolayısıyla Kürdün kültürel ve milli değerlerini, benliğini parçalayan, kültürel gelişimini engelleyen bu sömürgeci düzenin ortadan kalkması gerektiğini savunan en militan adres olmuş, bu uğurda olağanüstü bir direniş sergilemiş, Kürt ulusal kimliğini yeniden diriltmiştir. Gelinen aşamada Kürdistan’ın bir siyasal egemenlik alanı olarak konumunun ne olacağı, Kürtçenin bir resmi eğitim dili haline getirilmesi için neler yapılacağı, Kürt edebiyatı ve sanatının gelişimini desteklemek için ne tür bir kurumsallaşma gerektiği konusunda bir siyasal muğlaklık olduğu gerçeği yok sayılamaz ve bu beklentiler siyasal programın temel önceliklerini belirlemek zorundadır şüphesiz. Seçim sürecinde tüm seçim propagandasını Kürtçe yapan bazı genç vekillerin yarattığı politik heyecan bile tek başına eksik olan şeyin ne olduğunu ifade ediyor. Halk, dili ve ulusal statüsü konularında berrak ulusal vaatler duymak istiyor, gerçekleşmese bile bu vaatlerin motive edici, harekete geçirici siyasal enerjisi her daim dikkate alınmayı gerektiren mühim bir meseledir. Kimi milliyetçi cenahların dillendirdiği bağımsız devlet hedefi içinde bulunulan şartlar itibariyle elbette gerçekçi ve kısa sürede olması mümkün bir ideal değildir. Hatta tüm siyasal enerjiyi uzak bir hedefe kilitlemek, güncel denklemlere cevap olamamak apolitik bir tutumdan öteye gitmez. Ancak belli ilkeler doğrultusunda bu ulusal beklentiler her daim canlı tutulabilir. Özellikle gençlik örgütlenmelerinde ulusal tarih bilincini güçlendirecek, zihinsel ve kültürel asimilasyona panzehir olacak bir örgütlenme tedrisatı aciliyet arzetmektedir. Yıllarca yüzlerce kültürel sanatsal kurum inşa etmiş, onlarca Kürtçe dergi, gazete, televizyona imza atmış, yok olmak üzere olan bir dilin ve kültürün can suyu olmuş bir hareketin daha güçlü bir şekilde kendi kökleriyle buluşması elbette zor olmayacaktır.

Halkın yüreğindeki ulusal ateşi yeniden harlamak fazlasıyla gerekli görünmektedir, çünkü ulusal kurtuluş umudu sönmüş bir halkı siyasal programla motive etmek, mücadele içine çekmek sanıldığı kadar kolay değildir.

Son olarak bu seçim sonuçlarının gösterdiği en önemli eksikliklerden biri de örgütlenme modelinin değişmesi ve kendisini güncelleme zorunluluğudur. Son yıllarda gittikçe Ankaralaşan, belli düzeyde bürokratikleşen, genel itibariyle seçim dönemlerinde sahaya inen Kürt siyaseti, yıllar yılı temel örgütlenme omurgasını oluşturan mahalle komisyonlarıyla, halk meclisleriyle, gençlik kurultaylarıyla bağını önemli oranda zayıflattı. Bu da halkın isteklerini, hoşnutsuzluklarını, duygu sosyolojisini anlamayı, değerlendirmeyi önemsizleştirdi. Halkın örgütlü gücüne, politik duruşuna olan “emeksiz güven” zaman içinde ciddi bir öfke birikimine sebebiyet verdi. Özellikle aday belirleme süreçlerinde halkın beklentilerinin dikkate alınmaması, yıllardır yerel örgütlenmeleri ayakta tutan insanların önemli oranda yer bulamaması, Iiyakatin esas alınmaması, bu merkeziyetçi yaklaşıma yönelik öfkeyi daha da biledi. Ayrıca gençliğin örgütlenme yöntemlerinde çok köklü bir değişim kendini her anlamda dayatmaktadır. Sosyal medya mecralarının daha etkili bir örgütlenme sahasına dönüştürülmesi, onların ilgisini cezbedecek kısa siyasi ve tarihi videoların hazırlanması, onlarla aynı kuşak dilini yakalayacak öncülere yer verilmesi, parti teşkilatlarının aynı zamanda müzik, sinema, edebiyat etkinlikleri merkezlerine dönüştürülmesi beklenen siyasal enerjiyi yeniden açığa çıkaracaktır.

Kürt siyasal hareketinin zengin siyasal tecrübeleri, sürekli halktan öğrenerek ve dinleyerek yola devam etme kültürü ve pes etmeyen kararlı kimliğiyle bu sorunların elbette üstesinden gelebilir ve çoğu zaman gelmişliği vardır. Yeter ki teşhis doğru yapılsın ve tedaviye erken başlasın…

#Kürt #siyasetinin #ihtiyacı #daha #fazla #milliyetçilik #midir

Avukat Coşğun’un şüpheli ölümü: ‘Deliller cinayet şüphesini güçlendiriyor’

Ankara’da KADES’e yaptığı çağrının ardından şüpheli şekilde ölen avukat Belen Nesil Coşğun bugün defnedildi. Cenazeye katılan TBB Başkanı Sağkan, ‘Dosyadaki bazı deliller bir cinayet şüphesinin ağırlıklı olduğunu gösteriyor’ dedi

Ankara’da silahlı yaralanma sonucu hayatını kaybeden genç avukat Belen Nesil Coşğun’un cenaze töreni memleketi Aksaray’da yapıldı. Cenazeye baro başkanları ile birlikte Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da katıldı. Avukatlar tören sonrasında Aksaray Barosu’na geçti ve burada basın açıklaması yaptı. Avukatların açıklamalarında cinayet şüphesini güçlendiren birtakım deliller olduğu vurgulandı.

Açıklamalar şöyle:

KADES uygulamasına yapılan çağrı cinayet şüphesini güçlendiriyor

Aksaray Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Elif Seyra Doğaç:

“Meslektaşımızdan Kadın Destek Uygulamasına (KADES) gelen çağrı üzerine güvenlik güçleri olay yerine intikal etmiş, sonrasında söz konusu adresten 112’yi telefonla arayan bir kişi arkadaşının silahla intihar ettiğini bildirmiştir. Olay yerine sevk edilen polis ekibi, meslektaşımız Belen Nesil Coşğun’u asansör kapısı önünde yerde yatar halde bulmuş, meslektaşımız Coşğun’un göğüs bölgesinin sol altından silahla vurulduğu belirlenmiş ve meslektaşımız hastanede yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamamıştır. Soruşturma süreci devam etmekte olup, olayın ardından Muhammet isimli şahıs gözaltına alınmıştır. Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen zanlı ifadesinde, olayın intihar olduğunu öne sürmüştür. Ancak meslektaşımız tarafından KADES uygulamasına yapılan çağrı cinayet şüphesini kuvvetlendirmekte olup soruşturma süreci yakından takip edilmektedir.”

O meslakdaşıma bir borcum olduğunu düçüyorum

Ankara Baro Başkanı Mustafa Köroğlu:

“Avukatlık ruhsatını 17 Ocak 2023’te benim elimden aldı. Hatıra bir fotoğrafımız var geride bana bıraktığı, ama ondan da öte hep bir son görevimizi yaptık klişelerinden ayrı olarak hayır bugün son görevimizi yapmadık. Daha onun için yapacağımız çok şey var. Bundan sonraki süreçte ailesi ile temasa geçerek meslektaşlarım şu an Ankara’da adliyede, ben başsavcılarla sürekli görüşerek sürecin meslektaşımızın hatırasına uygun ve gerçeğin ortaya çıkması için sonuna kadar mücadele edeceğimizi göstereceğimiz bir kararlılıkla sürdüğünü bilmek ve hissetmek istiyorum. Çünkü o meslektaşıma bir borcum olduğunu düşünüyorum ve o yüzden bugün Aksaray’da sizlere kalbimizden büyük bir emanet bıraktık. Lütfen siz de ona sahip çıkın.”

Sağkan: Deliller cinayet şüphesi olduğunu gösteriyor

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan:

“Dosyadaki bazı deliller konuya ilişkin olarak bir cinayet şüphesinin ağırlıklı olduğunu bizlere gösteriyor. Ancak net sonucun tabii ki Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ve Ankara Baro’muz tarafından açıklanmasını beklemek durumundayız.”

HABER MERKEZİ

#Avukat #Coşğunun #şüpheli #ölümü #Deliller #cinayet #şüphesini #güçlendiriyor

Kobanê’de 30 hektar tarım arazisi kül oldu

Kobanê’de çıkan yangında yaklaşık 30 hektar tarım arazisi kül oldu

Kobanê’nin doğusundaki Kaniya Kurdan mahallesinde tarım arazileri yandı. Yaklaşık 30 hektar tarım arazisinin kül olduğu belirtildi.

Yangın daha fazla yayılmadan itfaiye ekipleri tarafından kontrol altına alındı.

HABER MERKEZİ

#Kobanêde #hektar #tarım #arazisi #kül #oldu

Berkin Elvan vurulduğu yerde anıldı

Gezi Direnişi sırasında öldürülen Berkin Elvan, vurulmasının 10. yılında vurulduğu sokakta anıldı. Anne Elvan, Can Atalay’a dikkat çekerek ‘Katiller dışarıda, avukatlar içeride’ dedi

Gezi Direnişi sırasında, 16 Haziran 2013’te polis Fatih Dalgalı’nın attığı gaz fişeğinin isabet etmesi sonrası ölen Berkin Elvan, ölümünün 10’uncu yılında bugün saat 19.00’da vurulduğu sokakta anıldı.

16 Haziran 2013’te Okmeydanı’ndaki Gezi Direnişi’ne destek eylemlerinde polisin hedef alması sonucu başına gaz fişeği isabet eden ve aylarca komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014 günü vefat eden Berkin Elvan’ın ailesi adına basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada 10 yıldır adaletin sağlanmadığı vurgulandı, Gezi tutuklularına dikkat çekilerek adalet çağrısı yapıldı.

‘Katiller dışarda, avukatlar içerde’

Medyascope’dan Edanur Danış’ın haberine göre, anne Gülsüm Elvan Gezi tutuklusu avukat Can Atalay’ın durumuna dikkat çekerek ” Katiller dışarıda, avukatlarımız içeride. Yeter artık, canımız yanıyor” ifadelerini kullandı.

Okmeydanı’nda yapılan yürüyüşün ardından, Berkin’in vurulduğu yere fotoğrafı ve karanfiller bırakıldı. Yürüyüşe katılanlar, “15’inde bir fidan, Berkin Elvan”, “Berkin Elvan onurumuzdur” sloganları attı.

HABER MERKEZİ

#Berkin #Elvan #vurulduğu #yerde #anıldı

Çocuk tacizcisi kamu görevlisine hapis cezası

Şirnex’te 15 yaşındaki çocuğa cinsel tacizde bulunan kamu görevlisi Orhan A.’ya 6 yıl 8 ay hapis cezası verildi

Şirnex’te 2021 yılı Mart ayında 15 yaşındaki çocuğa cinsel tacizde bulunan kamu görevlisi Orhan A. hakkında Şırnak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Çocuğun cinsel istismarı” suçlamasıyla açılan davanın karar duruşması görüldü.Kimlik tespitiyle başlayan duruşmaya Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Şırnak Barosu Çocuk ve Kadın Hakları komisyonu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatları ile sanık Orhan A. duruşmada hazır bulundu.

İlk olarak Savcılık mütalaasını açıklandı. Verilen mütalaada mahkeme heyeti “çocuğun hürriyetinden yoksun bırakma” ile “cinsel istismar” suçundan ayrı ayrı cezalandırılmasını talep etti.

Sanıktan ‘iftira’ savunması

Ardından sanık Orhan A. mütalaaya karşı savunma yaptı. Mütalaayı kabul etmeyen sanık, suçu işlemediğini iddia ederek, kendisine iftira atıldığını ileri sürdü. Orhan A., “Ben bu suçu işlemedim. Benden memnun olmayan öğrenciler olabilir bana iftira atıldığını düşünüyorum, beraatimi istiyorum” dedi.

İtibar suikastine maruz kalmış!

Sanık avukatı da müvekkilinin bir itibar suikastına uğradığını iddia ederek, “Ortada işlenen bir suç yok. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma söz konusu değildir. Müvekkilim Şırnak’ta tanınan saygın bir kamu görevlisidir. Yoğun bir itibar suikastına maruz kalmıştır. Mütalaaya katılmıyoruz, dosyanın yeniden incelenmesini beraatini talep ederiz” ifadelerinde bulundu.

Ardından savunma yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı, mütalaaya katıldıklarını beyan ederek, mağdur çocuğun iftira atacak bir özelliği olmadığını ve sanığın cezalandırılmasını talep etti.

Hapis cezası

Verilen 5 dakikalık aranın ardından mahkeme heyeti Orhan A. hakkında “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan beraat, “cinsel istismar suçundan” ise 6 yıl 8 ay cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme, ayrıca Orhan A. hakkında yurt çıkış yasağı ve adli kontrol şartlarının uygulanmasına karar verdi. Orhan A.’nın avukatı karara itiraz ederek dosyayı İstinaf Mahkemesi’ne götüreceklerini beyan etti.

Duruşma sonrası açıklama

Duruşma sonrası Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği avukatlarından Nurbanu Satılmış ve Şırnak Barosu Kadın ve Çocuk Komisyonu’ndan Aycan İrmez adliye önünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan Satılmış, çocuğa hukuki desteklerini sürdüreceklerini belirtti. Ardından konuşan Aycan İrmez de, bu tarz davalarda baro olarak müdahilliklerinin kabul edilmediğine dikkat çekerek, bölgede yaşanan bu olayların sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi.

HABER MERKEZİ

#Çocuk #tacizcisi #kamu #görevlisine #hapis #cezası

Til Rifet’te hastane bombalandı: Yaralılar var

Türkiye ve bağlı grupların Şehba’nın Til Rifet ilçesinde bulunan hastaneyi bombaladı, yaralılar var

Türkiye ve bağlı gruplar, Kuzey ve Doğu Suriye’de Şehba’nın Til Rifet ilçesinde bulunan hastaneyi bombaladı. Hawar Haber Ajansı’nda (ANHA) yer alan habere göre yaralıların olduğu belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Til #Rifette #hastane #bombalandı #Yaralılar #var

TTB’den kızamık uyarısı: 10 kişiden 9’una bulaşabilir

Kızamık hakkında uyarıda bulunan TTB, ‘Kızamık olan bir kişi, aşılanmamış yakın temasta bulunduğu 10 kişiden 9’una bu hastalığı bulaştırabilirdedi’ diyerek alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Merkezi’nde TTB MK Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Esin Şenol’un katılımıyla kızamık hastalığına dair açıklama yapıldı.

Kızamık hakkında kısa sürede yapılması gerekenleri açıklayan Şenol, “Sağlık Bakanlığı’nın reddiyeci ve şeffaflıktan uzak tutumu ülkemizde Kızamık salgınının başladığı 2010 Aralık yılından itibaren değişmemiştir.Toplum aşı konusunda bilgilendirilmeli, yanlış/ yanlı haberlerin sağlık bakanlığı yetkileri tarafından da üzerine gidilmelidir” diye konuştu.

‘10 kişiden 9’una bulaşabilir’

Şenol, “Kızamık olan bir kişi, aşılanmamış yakın temasta bulunduğu 10 kişiden 9’una bu hastalığı bulaştırabilir. Deyim yerindeyse anahtar deliğinden bakana dahi bulaşabilecek kadar bulaşıcıdır. Virüs, havada veya enfekte yüzeylerde iki saate kadar aktif ve bulaşıcı kalır. Eksik aşılı ve aşısız, hatta aşılı kişilere dahi bulaşabilecek güçtedir” dedi.

‘1-9 yaş arası çocuklarda yüksek’

Türkiye’nin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün Avrupa Bölgesi Kızamık ve Kızamıkçık Raporuna göre, son bir yılda 457 Kızamık vakası ile Rusya ve Tacikistan’ın ardından üçüncü ülke olduğunu belirten Şenol, “Ülkemizde 2023 yılı ilk dört ayında Kızamık ön tanısıyla 2005 kişi incelenmiş ve bunların 1440’ında Kızamık laboratuvar tanısı ile doğrulanmıştır. Kızamık vakalarının büyük çoğunluğu 1-9 yaş grubundadır” dedi.

‘242 kişinin hastaneye yattı’

Kızamık nedeniyle 242 kişinin hastaneye yattığını belirten Şenol, kızamık ön tanısıyla incelenen olgularda aşısız ve eksik aşılıların çoğunlukta olduğunu ifade etti. Şenol, “Özellikle Kızamık komplikasyonları ve ölüm açısından en riskli 5 yaş altında aşılanma durumu açısından vakalar değerlendirildiğinde: 1 yaş altında vakaların neredeyse tümü, 1-4 yaşta ise yarısından fazlası aşısızdır” dedi.

Aşının milyonlarca sakatlık ve ölümü önleyen en başarılı koruyucu halk sağlığı uygulaması olduğunu hatırlatan Şenol, “Ülkemizde bağışıklama programının uygulanması ile yaklaşık 3 milyon çocuk aşı ile önlenebilir hastalığa yakalanmaktan; 30.000 çocuk da bu hastalıklar nedeniyle ölümden kurtarılmıştır” dedi.

Alınması gereken önlemler

“Her çocuğun aşı ile önlenebilir hastalık riskinden arındırılmış bir ortamda doğma ve büyüme hakkı vardır, ödevlisi devlettir” diyen Şenol, alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:

* Vaka görülen bölgelerde 6/9 ay – 15 yaş arası tüm çocuklara aşılı olup olmadığına bakılmaksızın mutlaka bir doz aşı yapılmalıdır

* Henüz vaka görülmeyen bölgelerde 9 aydan itibaren eksik aşılı çocukların kızamık aşıları tamamlanmalıdır.

* Özellikle ikinci doz kızamık aşı kapsamının yükseltilmesine yönelik özgün bir program geliştirilmelidir.

* İkinci dozun ilkokul birinci sınıftan 48. aya çekilmesi ve sorumluluğunun aile hekimlerine devredilmesi ile performans dışı tutulmasının ortaya çıkardığı 2,5 milyonu bulan aşısız okul çağı çocuk bir an önce aşılanmalıdır.

* Aile sağlığı birimlerinde hemşire-ebe açığı bir an önce giderilmelidir. Hizmet gereksinimi yüksek olan bölgelerde mevcut bir aile hekimi bir aile sağlığı çalışanı yaklaşımından vazgeçilmeli, bu bölgelerde aile hekimi ve hemşire/ebe sayısı artırılmalıdır.

* Tüm döküntülü hastalık yakınmaları kızamık yönünden değerlendirilmelidir.

* Hastanelerde kızamık hastalığının yayılmasının önüne geçilmelidir. Bu bağlamda Sağlık çalışanlarının kızamığa karşı bağışıklanması, döküntülü hastalık yakınmasıyla gelenlerin hızlıca, bekleyenlerle temas süresini en aza indirecek bir akış- mekan düzenlemesiyle hizmet alması, hizmet aldıkları ortamın havalandırılması önemlidir

* Salgın gerçekliğinde yürütülecek aşı kampanyasının bölge tabanlı yapılması zorunludur. Vatandaşın başvurusu ile sınırlı kalınmamalı, sahaya çıkılmalıdır. Mobil aşı istasyonları ile kısa sürede aşı oranı yükseltilmelidir.

* Toplum aşı konusunda bilgilendirilmeli, yanlış/ yanlı haberlerin sağlık bakanlığı yetkileri tarafından da üzerine gidilmelidir.

* Mülteci-göçmen nüfusa yönelik koruyucu hizmetlere yoğunlaşılmalı, aşısız çocuk bırakılmamalıdır.

* Deprem bölgesinde depremzede sağlık çalışanlarını rahatlatan uzun süreli sağlık çalışanı görevlendirmeleri yapılmalıdır. Bu bölgede yaşam ve çalışma koşullarının zorluğu dikkate alınarak teşvik uygulamasına gidilmelidir. Bu bölgede aşının sağlanması ve korunmasına yönelik teknik destek mutlaka verilmeli, tüm aile sağlığı merkezleri ve geçici yerleşim alanlarında aşılar yapılabilir hale getirilmelidir.”

HABER MERKEZİ

#TTBden #kızamık #uyarısı #kişiden #9una #bulaşabilir

BM: Yunanistan’daki tekne faciasında 500’e yakın mülteci kayıp

BM Yüksek Komiseri Volker Türk, Yunanistan açıklarındaki tekne faciasında 500’e yakın mültecinin kaybolduğunu açıkladı

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Yunanistan’ın Mora Yarımadası açıklarında alabora olan teknedeki mültecilere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Türk, şu ana kadar 78 kişinin hayatını kaybettiğini, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 500 kişinin kaybolduğunu belirtti.

Ne olmuştu?

Yunanistan’ın Mora Yarımadası’ndaki Navarin’den 14 Haziran’da 47 deniz mili uzaklıkta, uluslararası sularda mültecileri taşıyan balıkçı teknesi alabora olmuştu.

Olayda 78 kişi yaşamını yitirmiş, 104 kişi kurtarılarak Kalamata Limanı’na getirilmişti. Yunan Sahil Güvenliği, kurtarılan göçmenlerin 47’sinin Suriye, 43’ünün Mısır, 12’sinin Pakistan ve 2’sinin Filistinli olduğunu açıklamıştı.

HABER MERKEZİ

#Yunanistandaki #tekne #faciasında #500e #yakın #mülteci #kayıp

Dakak’ın şüpheli ölümü: Medrese kapatıldı, fahri imam serbest

Riha’da ahırda asılı bulunan 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın zorla gönderildiği kaçak medrese kapatılırken, medrese sorumlusu fahri imam gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı

Riha’da 12 yaşındaki Abdulbaki Dakak’ın beş metre kadar yakınında ahırda asılı halde bulunduğu Semerkant Vakfı’na ait medrese Jandarma tarafından mühürlendi. Kaçak medresede dini eğitim görmeye devam eden 20’ye yakın öğrenci evlerine gönderildi.

Medresede öğrencilerden sorumlu olan “fahri imam” A.P. ifadesi alınmak üzere gözaltına alındı. Urfa Adliyesi’nde savcılık tarafından ifadesi alınan A.P., ardından serbest bırakıldı.

Ne olmuştu?

Riha’nın Serêkaniyê (Ceylanpınar) ilçesinde ikamet eden Dakak, bir yıl önce ailesinin zorlamasıyla 85 kilometre uzaklıktaki Beşat Mahallesi’nde bulunan Menzil mensuplarının kurduğu Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medreseye gönderildi. Dakak, hem medreseye hem de mahallede bulunan ilköğretim okulunda “eğitim” görürken, bir yıl içinde 2 defa kaçarak eve gitti. Ancak ailesi tarafından zorla geri getirildi.

Dakak, 13 Haziran’da medreseden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Dakak, bir gün sonra öğle saatlerinde Semerkand Vakfı’nın denetiminde olan medresenin bitişiğinde ahır olarak kullanılan metruk yapıda asılı halde bulundu. Dakak’ın, cansız bendeni Urfa Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi işlemlerinin ardından gece saatlerinde ailesine teslim edildi. Serêkanîyê merkezde bulunan Asli Mezarlık’ta defnedilen Dakak’ın “intihar” ettiği iddia edildi.

Eyyubiye belediyesi inşa etti

Dakak’ın zorla gönderildiği belirtilen medresede, 20 çocuğun yatılı olarak “dini eğitim” gördüğü öğrenildi. Söz konusu medrese, AKP’li Eyyübiye Belediyesi tarafından Beşat Mahallesi Mezarlığı içinde yer alan bir alanda inşa edildi. Medresenin 29 Eylül 2018 tarihinde yapılan açılışına Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci’nin yanı sıra, AKP Riha eski Milletvekili Halil Özcan katıldı.

Açılışta, söz konusu yapı, “medrese, Kur’an kursu, taziye evi ve çok amaçlı salon” olarak lanse edildi. Daha sonra ise, Menzil tarikatına devredildi. Herhangi bir resmiyeti bulunmayan medresede eğitim veren kişilerin de Diyanet’e bağlı olmadıkları öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Dakakın #şüpheli #ölümü #Medrese #kapatıldı #fahri #imam #serbest

HDP’den Bismil’de hayatını kaybedenlerin ailelerine ziyaret

DBP ve HDP, Bismil’de iki aile arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada yaşamını yitiren 9 kişinin ailelerine taziye ziyaretinde bulundu

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl eşbaşkanları Gülistan Atasoy ve Zeyyat Ceylan, DBP İl eş başkanları, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) il ve ilçe yöneticileri, Bismil belediyesi eş başkanları, Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER), Ru sıpiler ve 78’ liler Derneği Amed’in Bismil ilçesine bağlı Şidada (Serçeler) Mahallesi’nde Alyamaç ve Taş ailesi arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan kavgada yaşamını yitiren 9 kişinin ailelerine taziye ziyaretinde bulundu.

Taziye ziyareti esnasında ailelere başsağlığı dileyen DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, bu tür tartışmaların son bulmasını isteyerek, sağduyu ve barış çağrısında bulundu.

HABER MERKEZİ

#HDPden #Bismilde #hayatını #kaybedenlerin #ailelerine #ziyaret