Ana Sayfa Blog Sayfa 417

Kadıköy’deki işkencenin detayları: Tanrı Türk polisini korusun diye bağırttılar

Kadıköy sahilinde işkenceyle gözaltına alınan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Kürt işçiler yaşadıklarını anlattı; Darp edildik, mehter marşı dinlettiler, Tanrı Türk polisini korusun diye bağırttılar

Kadıköy Moda Sahili’nde eğlenirken polis tarafından işkenceyle gözaltına alınan Kürt işçiler, çıkarıldıkları Anadolu Adliyesi 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından “polise görevini yaptırmamak için direnme” iddiasıyla adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Gençler o gün yaşadıklarını ANF’den Zeynep Kuray’a anlattı. Gençlerin anlatımına göre ortada halay çekme bile yok. Polisin keyfi GBT’si ve saldırısı var.

Müzik bile dinlemiyorduk

Twitter’da halay çektikleri için gözaltına alındıkları iddia edilen olaya ilişkin işçiler, polisler geldiğinde halay çekmediklerini, müziğin de sesinin kısık olduğunu vurguladılar.

İnşaat işçisi Kadir Gülşen, polisler geldiğinde ne halay ne de müzik dinlendiğine işaret etti. Kadıköy sahilinde otururken başka bir kavgadan dolayı olay yerine iki polis otosunun geldiğini anlatan Gülşen, “Biz oturuyorduk, polisler yanımıza gelip kimlik kontrolü yaptılar. Polislerden biri müzik dinlemek için getirdiğimiz ses topunu işaret ederek, ‘Bu ses topu kimin?’ diye sorduktan sonra ses topumuza el koyup aracın içine koydu. Buna tepki gösterdiğimizde, halamın oğluna, ‘İstersem seni de alırım’ diyerek araca götürdü. Tepkiler yükselince üzerimize biber gazı sıktılar. Polisin kardeşime yönelip, yüzüne biber gazı sıkıp darp ettiğini görünce araya girdim. Benim yüzüme de biber gazı sıkınca can havliyle kendimi savundum. Birden belindeki silahı çıkarıp havaya ateş açmaya başladı” dedi.

‘Ev hapsi aldım, evim yok Diyarbakır’a döneceğim’

Aynı gün kendisinin Kadıköy karakoluna gittiğini belirten Gülşen, çıkarıldığı mahkeme tarafından ev hapsi şartıyla serbest bırakılmasına tepki gösterdi. İstanbul’a çalışmaya geldiğini anlatan Gülşen, “Biz ekmek davasına İstanbul’a geldik. Finans Merkezi inşaatında çalışıyoruz. Sırf Kadıköy’de sahilde müzik topuyla oturduğumuz için polisin saldırısına uğradık. Şimdi ev hapsi aldım, burada evim yok, şantiyede kalıyorum, mecburen Diyarbakır’a döneceğim ve çalışamayacağım. Burada sadece beni değil, tüm ailemi mağdur ettiler” diye konuştu.

Kimlik kontrolü ile taciz edildiler

İşkenceyle gözaltına alınan inşaat işçilerinden Seyithan Gülşen, başka bir olay için sahile gelen polislerin yanlarında getirdikleri ses topuna el koyduklarını vurguladı. Kadir Gülşen’in kuzeni olan Seyithan, “Polisler geldiğinde müziği kesmiştik. Gelip kimlik kontrolü yapıp ses topunun kime ait olduğunu sordular ve el koydular. Tepki göstermemiz üzerine ise darp edilerek gözaltına alındık” dedi.

Gözalıntda işkence gören gençler

Darp raporu almayalım diye tehdit edildik

Gülşen, polisler tarafından hem araç içinde darp edildiklerine hem de hastaneye muayeneye gittiklerinde darp raporu almamaları için tehdit edildiklerine dikkat çekti. Sürekli cinsiyetçi küfürlere maruz bırakıldıklarını anlatan Gülşen, şunları kaydetti: “Hatta bir polis vardı, ‘Ben de Diyarbakırlıyım ama Allah’ı tanımıyorum’ dedi ve bizi darp etti. Hastaneye geldiğimizde ise darp edildiğimizi söylediğimiz takdirde ‘size daha farklı muamele yapacağız’ denilerek tehdit edildik. O yüzden muayene edildiğimizde darp edildiğimizi söyleyemedik.”

‘Geberin teröristler dediler, polis işkence uygularken parmağını kırdı’

Kadıköy karakolunda işkencenin boyutlanarak devam ettiğini belirten Gülşen, “Karakola geldiğimizde bize Kadıköy sahilinde biber gazı sıkıp, silahını ateşleyen polis tarafından ters kelepçeli bir şekilde öyle bir darp edildik ki; yumruk sallarken hem parmağını kırdı hem bizi suçladı. Sanki biz parmağını kırmışız gibi hakkımızda suç duyurusunda bulundu. Daha sonra yüzüstü yatırdılar, araçtan açtıkları mehter marşını dinlettiler ve zorla, ‘Tanrı Türk polisini korusun’ diye bağırttılar. Yüzüstü yatmış durumdayken bir komiser gelip ayakkabılarıyla belimde ve kolumda bulunan zafer işareti dövmesi üzerine defalarca bastı. Karın boşluğuma tekme vurdu, nefes alamadım. Hastaneye tekrar götürürlerken ‘Geberin teröristler’ diyerek cinsiyetçi küfürler ettiler.”

Kurye video çektiği için gözaltına alındı

İşkenceyle gözaltına alınan işçilerden İdris Akpınar ise evine giderken sadece olayın tanığı olarak telefonuyla çekim yaptığı için polis saldırısına uğradığını belirtti.

Motokurye olan Akpınar, yaşananları şöyle anlattı: “Kadıköy sahilinden evime giderken polislerin bir grup gencin müzik ses topunu aldıklarını gördüm. Kimlik kontrolü yaparken ses toplarına el koydular. Gençler buna tepki gösterince ikisini alıp darp etmeye başladılar. Ben de koşarak polislere, ‘Ne yapıyorsunuz? Vurmayın’ dedim. Ortam birden kalabalıklaştı ve gerildi. Ben de video çekmeye başladım. O esnada bir yunus polisi, ‘Video mu çekiyorsun? Gel buraya’ dedi. Telefonumu vermemek için uzaklaştım. Yine aynı polis, ‘Niye bizi çekiyorsun?’ diye sorduğunda ben de suç işlediklerini, insanları darp ettikleri cevabını verdim. Bunun üzerine, ‘Suç mu işliyoruz? Darp mı ediyoruz? O zaman sen de gel bakalım’ diyerek beni de darp ederek gözaltına aldılar.”

Suç duyurusunda bulunuldu

Araç içinde sürekli darp edildiklerini belirten Akpınar, hastaneye geldiklerinde ise darp raporu almamaları yönünde polisler tarafından tehdit edildiklerine dikkat çekti. “Polisler, ‘Eğer sizi dövdüğümüzü söylerseniz bir de bunun dönüşü var’ diye tehdit ettiler” diyen Akpınar, o nedenle hastanede darp edildiklerini söylemediklerine işaret etti. Kadıköy karakolunda ise ters kelepçeli bir şekilde yüzüstü yatırarak mehter marşı dinlettiklerini anlatan Akpınar, polisler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

İSTANBUL

#Kadıköydeki #işkencenin #detayları #Tanrı #Türk #polisini #korusun #diye #bağırttılar

Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Ferit Şenyaşar: İnançlı ve kararlıyız

28 Mayıs’ta yapılacak seçimlere katılım çağrısı yapan Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Ferit Şenyaşar ‘Bizler inançlı ve kararlıyız ,değişim yaratmaktan başka bir çaremiz yok’ dedi

Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimlerinde 64 milyon 190 bin 651 seçmenden 55 milyon 761 bin 445’i oy kullandı. 8 milyon 352 bin 496 seçmen sandık başına gitmedi, 1 milyon 36 bin 565 seçmenin oyu da geçersiz sayıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 4 aday da gerekli olan yüzde 50 artı bir oy oranına ulaşamadığı için seçimler ikinci tura kaldı. Seçmen 28 Mayıs’ta ikinci kez sandık başına giderek, en çok oy alan Cumhur İttifakı adayı Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasında tercih yapacak.

Yurtiçinde yapılacak olan seçimlere sayılı günler kala, siyasi partiler 14 Mayıs’ta sandık başına gitmeyen yüzde 13,02’lik kesimin sandığa gitmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha Milletvekili Ferit Şenyayar, 28 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerin önemine dair Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer Akın’a konuştu.

‘Halkın iradesi çıkması için mücadele ettik’

28 Mayıs’ta bütün yurttaşları sandık başına gitmeye çağıran Şenyaşar 14 Mayıs seçimlerini hatırlatarak, “Buradaki en temel beklentimiz sandığa ne girdiyse, onun çıkmasıydı. Halk ne karar verdiyse, onun iradesinin çıkması için mücadele ettik. Fakat sayımlar yapıldıktan sonra veriler sisteme geçirildiği zaman YSK ile sandık başında imzalanan ıslak imzalı tutanakların birbirini tutmadığını gördük. Bu konuda gerekli incelemeleri yaptıktan sonra itirazlarda bulunduk. İtirazlarımızın bir kısmı kabul edildi ama itirazlarımızın büyük bir bölümü reddedildi. Sonuç itibariyle maalesef sandıklardan halkın iradesi çıkmadı” dedi.

‘Tarihi bir seçim’

“Her ne kadar 14 Mayıs’ta istediğimiz başarıyı elde edemediysek de AKP iktidarını durdurduk ve cumhurbaşkanı seçimleri ikinci tura kaldı” diyen Şenyaşar, “Çok tarihi bir seçimdir. Bunun için sahadayız ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sahada temas ettiğimiz herkes yaşanan durumdan şikâyetçi. Esnaf perişan durumda. Halk, ekonomik krizin cenderesinde. Bunun için herkes bir değişim istiyor. 28 Mayıs daha güçlü bir şekilde sandıkların başında olacağız. Halkın iradesinin sandığa yansıdığı gibi çıkması için büyük bir özveri ile çalışacağız ve Türkiye’de değişimi yaratacağız. Başka çare yok. Çünkü eğer mevcut iktidar bu seçimleri tekrar bir şekilde almayı başarırsa, ülkeyi büyük bir felaket bekliyor olacak. Halkımız da bunun farkında ve tedirgin bir şekilde bekliyor” diye konuştu.

 ‘Bizler inançlıyız ve kararlıyız’

14 Mayıs’ta oy kullanmayan 8 milyon seçmeni 28 Mayıs’ta sandık başına taşımak için çalışma yürüttüklerini aktaran Şenyaşar, “Türkiye’de büyük bir umutsuzluk var ama bizler inançlıyız ve kararlıyız. Mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu iktidarı değiştireceğiz. Halkın iradesine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağız” ifadelerini kullandı.

‘Mücadelemizi beraber büyütüyoruz’

Annesi Emine Şenyaşar ile birlikte Urfa Adliye’si önünde 2 yıldır Adalet Nöbeti’nde olduklarını vurgulayan Şenyaşar, “Şu an bütün Urfa halkıyla beraber bu mücadelemizi büyütüyoruz. Ortada büyük bir zulüm ve adaletsizlik var. Bu zulmü ve adaletsizliği yapan iktidar partisinin milletvekilleri ve bakanlarıdır. Ülkenin başında bulunan Cumhurbaşkanı da bundan sorumludur. Bizlerin bir değişimi yaratmaktan başka bir çaresi yok. Bunun için mücadelemizi büyüterek sürdürüyoruz. İki yıldır adliye önündeyiz. Şu an bütün Urfa halkının sorumluluğunu taşıyoruz. Urfa halkının istediği değişimin demokratik koşullarla oluşması için de çalışmalarımızı yoğun ve kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Bizlerde yılgınlık yok. İnançla kararlılıkla bu mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

‘Sandığa giderseniz değişim olacaktır’

Seçmene çağrıda bulunan Şenyaşar, “Birlikte değiştirebiliriz. Halkımız hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmasın. Değişim olacak, yeter ki halkımız güvensin ve sandığa gitsin. Herkesin yurttaşlık görevini yapması gerekiyor. Eğer herkes yurttaşlık görevini yaparak sandığa giderse, bir değişim olacaktır” dedi.

RİHA

 

 

#Yeşil #Sol #Parti #Riha #Milletvekili #Ferit #Şenyaşar #İnançlı #kararlıyız

Kürde yasak AKP’ye serbest

Kürt dili üzerinde yasakçı bir politika izleyen AKP,  Kurdistan’da Kürtçe seçim çalışmalarına başladı 

İktidarı boyunca anadilde eğitim hakkını sağlamayan, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) Kürt dil kurumlarını, Kürtçe yayın yapan televizyon, ajans, gazete ve radyoları kapatan, belediyelere atadığı kayyımlarla Kürtçe tabelaları indiren AKP, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna giderken Kurdistan’da Kürtçe seçim propagandasına başladı.

AKP’li Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları, “A rastî Erdoğan” yazısıyla Amed’te kendin en işlek caddelerinde köprü ve billboardlara asıldı. Ayrıca Erdoğan için bir de Kürtçe seçim şarkısı bestelendi.

AKP’nin, sadece son 4 yılda Kürtçeye yönelik bazı yasakları şöyle:

* HDP Adana İl Örgütü’nün 10-13 Şubat 2019 tarihleri arasında düzenleyeceği Kürt Tiyatro Günleri, Adana Valiliği tarafından ‘kamu güvenliğini tehdit ettiği’ gerekçesiyle yasaklandı.

* Adana’nın Seyhan ilçesindeki Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde 23 Eylül 2019’da sahnelenecek ‘Zargotin Zêrgotin e’ adlı Kürtçe oyun, Adana Valiliği tarafından yasaklandı.

* 10 Ekim 2020’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmesi planlanan Kürtçe tiyatro oyunu, kaymakamlık tarafından gösterime kısa süre kala süresiz yasaklandı.

* HDP İstanbul Gençlik Meclisi’nin 14 Kasım 2021’de sahneleyeceği ‘Dawiya Dawiya’ adlı stand-up gösterimi, Fatih Kaymakamlığı tarafından gerekçe gösterilmeden engellendi.

* Mardin Valiliği, pandemi gerekçesiyle 5 Aralık 2021’de sahnelenmesi planlanan ‘Tartufê’ adlı tiyatro oyununu yasakladı.

* İstanbul’da 13 Kasım 2020’de İBB Şehir Tiyatroları’nın Kasım programında yer alan ‘Bêrû’ adlı Kürtçe oyununun sahnelenmesi, valilik kararıyla yasaklandı. Aynı oyun 14 Kasım 2020’de Urfa Valiliği tarafından kent genelinde süresiz yasaklandı.

* HDP Milletvekili Ayşe Sürücü’nün, 8 Aralık 2021’de Meclis’te Kürtçe konuştuğu sırada mikrofonu kapatıldı.

* Demokratik İslam Kongresi ve DİAY-DER’in 9 üyesi, 10 Temmuz 2021’de Kürtçe hutbe okudukları ve cemaat önünde namaz kıldıkları gerekçesiyle tutuklandı.

* 8 Mart 2021 tarihinde İçişleri Bakanlığı, şiddete uğrayan kadınların KADES uygulamasına başvurabileceğini belirterek, KADES’in Türkçe, Farsça, Arapça, İngilizce, Rusça ve Fransızca dillerinde başvuru yapılabildiğini duyurdu. Türkiye’de Türkçeden sonra en çok kullanılan Kürtçe ise KADES uygulamasında yer almadı.

* 7 Nisan 2021 tarihinde HDP Milletvekili Sıddık Taş, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a anadilde eğitime dair bir çalışma yapılıp yapılmadığını sordu. Bakan Selçuk, “Türk vatandaşlarına Türkçe dışında bir dil anadil olarak okutulup, öğretilemez” yanıtı verdi.

* 21 Nisan 2021 tarihinde HDP Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’in sorusunu yanıtlayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, “Resmi dil Türkçe olduğu için uçaklarda Kürtçe anons yapılmıyor” dedi.

* Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyımı, 5 Mayıs 2021’de Sipan Caddesi’nin ismini Abdulkadir Aksu Caddesi olarak, Şengal Caddesi’nin ismini ise 8 Mayıs’ta 2022 Molla Gürani olarak değiştirdi.

* Son iki yıldır Kürtçe konser yapmak isteyen birçok Kürt sanatçının konserleri valilik ve kaymakamlık eliyle yasaklandı. Konser yasaklarına dair soru önergesi sunan İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’ya cevap veren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu,  konser yasaklarının “yaşam tarzını ve güvenliğini korumak” amacıyla yapıldığını ileri sürdü.

Haber: MA / Cengiz Özbasar

 

 

 

 

#Kürde #yasak #AKPye #serbest

Kayıp yakınları 28 yıldır mücadele ediyor

17- 31 Mayıs ‘Kayıplar Haftası’ 28’nci yılına girdi, kayıp yakınları yakınlarının izini sürmeye, faillerin yargılanması için mücadeleye vermeye devam ediyor

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), gözaltında kaybedilen ve faili meçhul cinayete kurban gidenlerin akıbetini sormak için başlattıkları mücadele kapsamında 1995 yılından bugüne her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor. Her hafta Cumartesi Anneleri ve Kayıp Yakınları ile birlikte gözaltında kaybedilen ve faili meçhul cinayete kurban giden 17 bin kişinin akıbetini soran İHD, Kayıplar Haftası’nda da çeşitli anma etkinlikleri düzenliyor.

28’inci yılında kayıpların akıbetinin ve faillerin ortaya çıkarılmadığı Kayıplar Haftası’na dair Mezopotamya Ajansı’ndan değerlendirmelerde bulunan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, “Bir ülkede insanlığa karşı suçlar işlenmiş ve bunların gerçekleri hala saklanıyorsa, demokrasinden söz edemeyiz” dedi.

‘Gözaltında kaybetmek  suç tanımı içerisinde yer almadı’

İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, uluslararası hukukta gözaltında kaybetmenin insanlığa karşı suç olarak tanımladığına dikkat çekerek, Türkiye’deki Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç başlığı yer almakla birlikte gözaltında kaybetmenin bu suç tanımı içerisinde yer almadığını ifade etti. Türkiye’de yıllardır gözaltında kaybetme olaylarının yaşandığını belirten Yoleri, “Bu olaylar genellikle tekil olaylar gibi değerlendiriliyordu ve her bir kayıp olayında mutlaka kayıp yakınlarının sürdürdüğü bir mücadele söz konusuydu. Uzun soluklu kampanyalar düzenleniyordu, aylarca sürdürülen bu kampanyalarla gözaltında kaybedilen kişinin sağ olarak geri gelmesi, akıbetinin öğrenilmesi noktasında ciddi bir mücadele vardı. Ancak 27 Mayıs 1995’te bu parça parça sürdürülen kayıp yakınlarının, her kaybın arkasından sürdürdüğü bu mücadele daha sistematik ve kayıp yakınlarının bir araya gelerek sürdürdükleri başka bir boyut kazanmış oldu” diye belirtti.

‘Her gün en az bir kişi kaçırıldı’

21 Mart 1995 tarihinde kaybedildikten sonra cenazesi mezarlıkta bulunan Hasan Ocak ile Kürt siyaseti içerisinde mücadele eden ve 15 Şubat 1995’ten sonra kendisinden haber alınamayan Rıdvan Karakoç’u hatırlatan Yoleri, bu tarihten sonra önemli bir mücadelenin başladığını kaydetti. Yoleri, 1995 yılında faili meçhul cinayetlerin önüne geçilen bir sürecin başladığını kaydederek, “O tarihleri yaşayanlar hatırlayacaktır. Her gün neredeyse en az bir kişinin kaçırıldığını ve kaybedilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığını duyuran ihbarlar gelirdi İnsan Hakları Derneği’ne ve bu alanda çalışan kurumlara ya da kişilere biz o tarihlerde, işte bir otobüsten indirilerek, yahut bir otobüs durağında beklerken kaçırılan insanların isimlerini seslenirlerdi. Yani böyle bir muameleye maruz kalırsanız, yüksek sesle isminizi söyleyin ve işte İnsan Hakları Derneği’ne bildirin diye bir çalışmamız olmuştu. Her gün en az bir kişi belki bu şekilde bize bildiriliyordu. Mesela bu kişiyi kimler kaçırmış? Kaçıran kişilerin tarifleri bir araçla götürülmüşse aracın plakası, tipi öğrenilip bildirilirdi. Dolayısıyla o dönemde bu olaylara tanık olan insanlar bu duyarlılıkla hemen bu bilgileri paylaşmaya başlamışlardı. Hemen emniyetle, valilikle, kamuoyuyla bu paylaşılıyordu ve pek çok insanın kaybedilmesinin önüne geçti bu mücadele.”

‘Eylemler her hafta engellendi’

Cumartesi Anneleri’nin 28 yıldır devam eden mücadelesine değinen Yoleri, başlangıcından bu yana değişik argümanlarla devam ettiğini belirtti. Cumartesi Anneleri’nin her hafta “İnsanlığa karşı suç işledin!” diyerek devlete suçlarını hatırlattığını söyleyen Yoleri, devletin de eylemi engellemeye başladığını söyledi.

Yoleri, “Cumartesi Annelerini susturarak, gözaltında kayıplara karşı mücadeleyi engelleyerek, kendisine buradan doğru bir alan açma çabasında. Bugüne kadar devam eden hukuka aykırı baskısı ve polis şiddetinin gerekçesi de budur” şeklinde konuştu.

‘Demokrasiden  bugün de söz edemiyoruz’

Türkiye’deki demokratik bir sistemin olmadığını ifade eden Yoleri, “Bir ülkede insanlığa karşı suçlar işlenmiş ve bunların gerçekleri hala saklanıyorsa, adalet sağlanmıyorsa, cezasızlık politikası güdülüyorsa ve bu da sistematik olarak gerçekleştiriliyorsa, burada demokrasiden söz edemezsiniz. Hak ve özgürlüklerin olmadığı, bu derece ağır şekilde ihlal edildiği, ihlal edenlerin cezalandırılmadığı ve ihlalin devamını mümkün kılacak bir sistemin yaşatıldığı bir yerde, demokrasiden söz edemezsiniz. Bu ülkede demokrasi hiç olmadı, bugün de demokrasiden söz edemiyoruz” dedi.

İSTANBUL

 

#Kayıp #yakınları #yıldır #mücadele #ediyor

30 yıldır cezaevinde olan çocuklarına hasretler: Gözümüz yollarda

30 yıldır cezaevinde olan Nesimi Kalkan’ın yolu gözleyen anne ve babasının tek dileği ‘ölmeden önce oğullarını görmek’

Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesinde 1992 yılında gözaltına alınan Nesimi Kalkan, yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 30 yıldır cezaevinde olan Kalkan, bu süre zarfında Bursa, Edirne, Tarsus, Silifke, Tekirdağ, Dîlok, Amed, Şirnex, Mêrdîn ve Erzirom kentlerinde bulunan cezaevlerinde kaldı. Son olarak Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Kalkan’ın, 3 ay sonra tahliye edilmesi bekleniyor.

Cezasının bitmesine 3 ay kalan hasta tutuklu Kalkan’ın Koah hastası annesi Fatim (75) ile kalp hastası babası Hasan Kalkan (90), 30 yıldır çocuklarının yolunu gözlüyor.

Kalkan ailesi, tek taleplerinin ise ölmeden önce çocuklarını dışarıda görmek olduğunu belirterek, diğer tutuklular gibi çocuklarının da infazının yakılmasından endişelerini dile getirdi.

‘Tek isteğim oğlumun bırakılması’

Kalkan’ın babası Hasan Kalkan, 15 yıldır oğlunun görüşüne gitmediğini söyleyerek, tek isteğinin ölmeden önce oğlunu görmek olduğunu aktardı.

Baba Kalkan, “Oğlum 30 yıldır yerin altında tutuklu. Çölyak hastası ve her yemeği yiyemez. Artık cezaevinden çıkmasını ve bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyorum. O da artık herkes gibi evine dönsün istiyorum. Ben hasta olduğum için 15 yıldır görüşüne gidemedim. Tutuklandığından beri sadece 2 defa görüşüne gidebildim. Hastayım ve bu yüzden görüşüne gidemiyorum. Yol çok uzun. Şuanda tek isteğim oğlumun bir an önce bırakılmasıdır. Oğlumu çok özlüyorum. Her gün şu duayı ediyorum; ‘Allah’ım ölmeden önce oğlumu görmeyi nasip et’ diyorum. Oğlum tutuklandığında çok gençti. Çocuğu yeni doğmuştu. O kızı da büyüdü, evlendi ve çocuk sahibi oldu ama oğlum halen cezaevinde. Bu vicdani bir şey mi? 90 yaşındayım. Yolunu gözlüyorum ve her gün ‘bugün değil, yarın gelecek’ diyorum. 30 yıl geçti ama bu kalan 3 ay geçmiyor. Bu 3 ayda kahrolduğum kadar, 30 yılda kahrolmadım”  dedi.

‘Bütün tutukluların bırakılmasını istiyorum’

Kalkan, adalete olan inancını yitirdiğini ifade ederek, onlarca tutuklu gibi oğlunun da infazının yakılmasından endişe duyduğunu dile getirdi. Cezaevinde oğlu gibi çok sayıda hasta tutuklunun olduğuna dikkat çeken Kalkan, “Bütün tutukluların bırakılmasını istiyoruz. Oğlumun da diğer tutuklular gibi infazının yakılmasından korkuyorum. Umut ediyorum ki bir an önce bırakılsın” diye belirtti.

‘Adalete inancım yok’

Anne Fatim Kalkan, oğlu tutuklandığından beri şehir şehir cezaevlerini gezdiğini belirterek, “Bu süre zarfında benim de hastalıklarım başladı. Oğlumun kahrından yaşlandım. Saçlarım bembeyaz oldu. Oğlumdan sonra artık nefes dahi almamaya başladım ve birçok hastalığa yakalandım. Oğlumdan sonra hayatım çok değişti. Adalete inancım yok. Eğer ki infazını yakmazlarsa Allah’ın izniyle üç ay sonra çıkacak. Gözümüz yollarda ve onu bekliyoruz” diye konuştu.

 Haber : Zeynep Durgut / MA

 

#yıldır #cezaevinde #olan #çocuklarına #hasretler #Gözümüz #yollarda

Avrupa’da oy verme işlemleri devam ediyor: Katılım yüksek

Yeşil Sol Parti Yurtdışı Seçim Koordinasyonu’ndan Tuncay Yılmaz, seçmenlerin ilk turun aksine yanına birkaç kişiyi de alıp sandığa giderek oy verdiğini söyledi

İkinci tur seçimlerine sayılı günler kalırken, gözler oy kullanma süresinin 20 Mayıs’ta başladığı yurt dışındaki sandığa katılım oranına çevrildi.

Yurt dışında seçime katılma oranı ilk turda yüzde 49,40 olarak gerçekleşti. İkinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Türkiye’nin 73 ülkedeki 151 temsilciliğinde 167 noktada sandık kuruldu. Oy verme işlemi temsilciliklerde 24 Mayıs tarihine kadar sürecek, gümrüklerde ise 28 Mayıs’ta saat 17.00’a kadar oy verebilecek.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini açıklayan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) seçim çalışmaları da yurt dışında kesintisiz devam ediyor.

Yurtdışı Seçim Koordinasyonu’ndan siyasetçi Tuncay Yılmaz “Seçmenler bu turda sandığa tek başına değil yanına birkaç kişiyi alarak gidiyor. Seçmenimiz, ‘ben gider oyumu kullanırım gerisi beni ilgilendirmiyor’ düşüncesiyle hareket etmiyor” dedi.

Bir referandum

İktidarın, devletin tüm imkanlarını ilk turda olduğu gibi seferber ettiğini dile getiren Yılmaz, muhalefetin ise Kılıçdaroğlu’na kazandırmak için iradelerini ortaya koyduğunun altını çizdi.

Avrupa’da sandığa katılımın çok yüksek olduğunu dile getiren Yılmaz, “Katılımın çok yüksek olması seçmenin ilk turda yaptığı hatanın farkında olduğunu gösteriyor. Kritik seçimde tavır almayan ya da katılmayan seçmenler bu turda bir özeleştiri vermek için sandığa gelmiş durumda. İkinci tur, ilk tura katılmayan seçmenlerin de seçimidir diyebilirim. Kazanabilme potansiyeli çok yüksek. Bir tarafta diktatörlük diğer tarafta ise demokrasi seçimi var. Bu nedenle seçime katılımın daha fazla olacağını düşünüyorum” dedi.

Seçmenler yanlarına arkadaşlarını alarak geliyor

Kılıçdaroğlu’nun kazanması için Yeşil Sol Parti olarak siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle birlikte seferberlik ilan ettiklerini aktaran Yılmaz, koordineli bir şekilde çalıştıklarını ifade etti. “Seçmenleri sandığa taşımak için ortak bir araç koordinasyonumuz var. Bizler tüm bu çalışmalarımızı, Erdoğan ve destekçileri gibi devlet imkanını alarak değil sivil gücümüzle yapıyoruz” diyen Yılmaz, “Zor koşullarımıza rağmen bunu yapıyoruz. Seçmenler inisiyatif alarak diktatörlüğün önüne geçmek için sandığa geliyor. Seçmenler bu turda sandığa tek başına değil yanına birkaç kişiyi alarak gidiyor. Seçmenimiz, ‘ben gider oyumu kullanırım gerisi beni ilgilendirmiyor’ düşüncesiyle hareket etmiyor.” şeklinde konuştu.

Oyları koruyalım

Sandıkların korunması için herhangi bir güvenlik sorunu yaşamayacaklarını da sözlerine ekleyen Yılmaz, oyların Türkiye’ye gönderildikten sonraki süreç için “koruyun” çağrısı yaptı. Yılmaz, “Sandıkların sayıldığı Ankara Ticaret Odası’ndan (ATO) tutalım da esas olarak Türkiye’deki oyların korunması meselesi konusunda birinci turdan daha da dikkatli olmamız lazım. Çünkü birinci turdaki şaibeler çok fazla. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Oy ve Ötesi’ni hedef göstermesi boşuna değil” uyarısında bulundu.

İSTANBUL

#Avrupada #verme #işlemleri #devam #ediyor #Katılım #yüksek

Mexmûr Yöneticileri: Irak hükümeti toprağını sömürmek isteyenlere hizmet ediyor

Mexmûr Kampı yöneticileri, kampı abluka altına almak isteyen Irak hükümetine, ‘diyalog’ çağrısı yaparak ‘Irak toprağını sömürmek isteyenlere hizmet ediyor’ dedi

Türkiye’nin sık sık hava saldırılarıyla hedef aldığı Mexmûr Kampı, Irak ordusu tarafından 4 gündür abluka altına alınmış durumda. Ordu, kampın etrafının tel örgülerle kapatılıp, kuleler kurmak istiyor. Buna karşı çıkan Mexmûrlular, 7’den 70’e ablukaya karşı direnişlerini sürdürüyor. Mexmûr halkının direnişi sonrasında müzakereyi kabul etmek durumunda kalan Irak ordusunun bugün kamp hakkında nihai kararını vermesi bekleniyor. Mexmûr Belediyesi Eşbaşkanı Fatma Bilen ve Mexmûr Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Bêwar Önver yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

Herkes direnişe geçmeli

Irak’ın kampın etrafını tel örgülerle çevreleyerek abluka altına almak istediğini ifade eden Mexmûr Belediyesi Eşbaşkanı Fatma Bilen, halkın bunu asla kabul etmeyeceğini, Mexmûrluların 30 yıldır direndiğini belirtti.

Mexmûr’a gidiş gelişlerin yasaklandığını belirten Bilen, “Eğer böyle devam ederse bölge büyük bir risk altına girer. Erzak, ilaç, su ve gıda gibi temel ihtiyaçlar konusunda ciddi sorunlar yaşarız. Saldırının ilk gününde bir kişi yaralandı ve yaralımız saatlerce burada kaldı. Irak Hükümeti’nin bu girişimini kınıyoruz. Burada ciddi bir sorun var. Herkesin direnişe geçip Mexmûr Kampı’na sahip çıkma çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

Halk direnişte kararlı

Irak’ın ablukasına halkın direnişle karşılık verildiğini ifade eden Mexmûr Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Bêwar Önver ise, halkın Irak ordusunun önüne geçerek ilerlemesini engellediğini, halkın direnişinin devam ettiğini ifade etti. Kamp halkının direnişte kararlı olduğuna dikkat çeken Önver, “Irak hükümetinin bu girişimi çok yanlıştır. Hükümet, Irak toprağını sömürmek isteyenlere hizmet ediyor. Hükümet, Irak’ta demokrasi adına hiçbir şey yapmıyor ama kendini demokratik bir hükmet gibi göstermeye çalışıyor. Bu girişimleri onları çok zor duruma sokacak. Biz her zaman diyalogla bir şeylerin çözüleceği taraftarıyız” diye belirtti.

Kurdistan Maxmur’u desteklemeli

Zorbalıkla Mexmûrluların iradesinin kırılamayacağını altını çizen Önver, “Hükümetle görüşmeler yapıldı ve belirli diyaloglar gerçekleştirildi. Fakat şimdilik herhangi bir sonuç yok. Görüşmeye askeri yetkililer geldi ama onlar da ‘bu bir emirdir’ diyor. Irak hükümeti bu kararından vazgeçmeli ve halkı dinlemelidir. Irak Hükümeti son zamanlarda Türk devletiyle ittifak kurmuş. Kuşatma başladığı gibi Türk yetkililer ve Türk televizyonları bunu açıkça dile getirdi. Konu sadece tel örgüler değil. Dört parça Kurdistan’daki halkımızı Mexmûr’u desteklemeye çağırıyoruz”  diye konuştu.

Kaynak/MA

#Mexmûr #Yöneticileri #Irak #hükümeti #toprağını #sömürmek #isteyenlere #hizmet #ediyor

AK üyesi Castel, İmralı’ya gitmek için başvuru yapacak

İmralı Cezaevi’ndeki uygulamaları ‘vahşi’ olarak nitelendiren AK Sol Grup Başkan Yardımcısı ve İzleme Komitesi üyesi Laura Castel, İmralı Adası’nı ziyaret etmek için Avrupa Konseyi’ne başvuracağını söyledi

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik mutlak tecride karşı harekete geçen 3 farklı ülkeden 3 kişilik Uluslararası İmralı Barış Delegasyonu, 11-12 Mayıs tarihlerinde Türkiye’ye ziyarette bulundu. Heyette yer alan Avrupa Konseyi Sol Grup Başkan Yardımcısı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Temsilcisi ve İzleme Komitesi üyesi Laura Castel, ziyaret amacına ilişkin Mezopotamya Ajansı’na değerlendirme de bulundu.

Vahşi ve inanılmaz bir durum var

Odaklarının İmralı olduğunu ancak adanın Türkiye’deki bütün cezaevlerini ve tutukluları etkilediğini belirten Castel, bu nedenle temaslarını sürdürdüklerini kaydetti. “Kesinlikle vahşi ve inanılmaz bir durum var. Büyük bir insan hakları ihlali yaşanıyor” diyen Castel, “Vahşi” olarak tanımladığı bu koşulların son bulması için bünyesinde yer aldığı Avrupa Konseyi’nin tutumuna değindi. İzleme Komitesi olarak İmralı’ya dair ziyaret başvurusunda bulunup bulunmadıklarına dair soruyu da yanıtlayan Castel, “Bu gündemi tekrardan açmak ve konseyin işlerini takip etmek çok önemli. Kürt sorunu ve Türkiye, her zaman Avrupa Konseyi’nin gündeminde ve unutulan bir şey değil. Ancak Ukrayna’daki savaştan ötürü ajandaları dengelemek zorlaşıyor” dedi.

Öcalan’ın durumunu yakından takip edeceğiz

Abdullah Öcalan’ın “ömür boyu” cezaevinde kalmasının “işkence” olduğunu ve buna dair dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 18 Mart 2014 tarihinde verdiği kararı hatırlatan Castel, “Bu heyetin amacı tam olarak da Öcalan’ın içinde bulunduğu durumu izlemek. Özellikle umut hakkına dair de İzleme Komitesi’ne sorular soracağız ve durumu yakından takip edeceğiz” diye belirtti.

 Haber: MA / Mehmet Aslan

 

#üyesi #Castel #İmralıya #gitmek #için #başvuru #yapacak

Wan milletvekillerinden çağrı: 21 yıllık hikayeyi sonlandıralım

Yeşil Sol Parti Wan milletvekilleri halka sandık çağrısı yaparak ‘28 Mayıs, Türkiye’nin girmiş olduğu bu karanlık dehlizden çıkma günüdür’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs seçimlerinden sonra ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için çalışmalarını sürdürüyor.

28 Mayıs seçimlerinin önemine vurgu yapan Yeşil Sol Parti Wan milletvekilleri Gülderen Varlı ve Zülküf Uçar, seçmenlere çağrı yaptı.

MA’dan Ruken Polat’a konuşan vekiller ‘Gelin hep birlikte el ele tutuşalım, 21 yıllık hikâyeyi sonlandıralım’ dedi.

Göndermeye kararlıyız

Kadınların 2023 seçimlerinde var gücüyle alanda olduklarını söyleyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Gülderen Varlı,  “Birinci turda çıkan sonuçlar gereği insanlarda bir moral bozukluğu ve kırılma yaşandı. Hırsızlık sonucu sonuçların öyle yansıdığını hepimiz biliyoruz. Yılmadan, bıkmadan, aynı tempoyla seçim çalışmalarımızın startını tekrar verdik. 21 yıllık iktidar hikâyesine son vermeye ve bitirmeye kararlıyız. Başta kadınlar, gençler, toplumun bütün kesimleri, yaşlılar ve hatta bu işin öncülüğünü yapan çocuklar, hep beraber onları göndermeye kararlıyız” diye konuştu.

Bu hikaye sonlandıralım

Mahalle mahalle, sokak sokak, köy köy çalışmalara başladıklarını, halklar açısından en demokrat olan aday için oy istediklerini sözlerine ekleyen Varlı, şöyle konuştu: “Bizim çalışmalarımız devam ediyor. Biz bitti demedik. Bu iktidar gidinceye kadar da bitti demeyeceğiz. Bütün halkımıza buradan bir kere daha sesleniyoruz: Gelin hep birlikte el ele tutuşalım, 21 yıllık hikâyeyi sonlandıralım.”

28 Mayıs’a çağrı

Yeşil Sol Parti Milletvekili Zülküf Uçar, halkın iradesiyle Wan’da 6 milletvekilinin parlamentoda yer aldığını söyledi. Uçar, “28 Mayıs, Türkiye’nin girmiş olduğu bu karanlık dehlizden çıkma günüdür. Gün; 28 Mayıs’tan sonra, yeniden demokrasiye, adalete, hukuka erişim için yeni temellerin atılması için sandığa gitme günüdür. Wan milletvekilleri olarak seçimden sonra güçlü bir hukuk ve demokratik devleti, herkesin kendisini bulabileceği çok dilli, çok inançlı, Kürt halkı olmak üzere bütün halkların kendisini bulabileceği yeni bir anayasa için bir mücadele içerisinde olmak istiyoruz. Bunun da 28 Mayıs’ta gerçekleşecek olan seçimde büyük bir değişimle mümkün olabileceğini biliyoruz. 28 Mayıs’a giderken, halkımızla birlikte gitmek istiyor ve değişimi hep beraber güçlü bir şekilde gerçekleştirmek istiyoruz. Tüm halkımızı güçlü bir değişim için seçim günü sandığa davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

WAN

#Wan #milletvekillerinden #çağrı #yıllık #hikayeyi #sonlandıralım

Erdoğan’ı eleştiren Selma Irmak’a hapis talebi

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren HDP eski Milletvekili Selma Irmak hakkında ‘devleti aşağılamak’ ve ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddialarıyla ceza istendi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Selma Irmak hakkında Şirnex’ın Cizîr (Cizre) ilçesinde Hacı Lokman Birlik’in cenazesinin panzer arkasında bağlanarak sürüklenmesi, Mûş’un Gimgim ilçesinde Ekin Wan’ın cenazesinin çıplak teşhir edilmesi, Cizîr’de ambulansın taranması sonucu sağlıkçı Abdülaziz Yural, yine Elkê’de ambulans şoförü Şeyhmus Dursun’un öldürülmesi ve Licê, Pîran, Xerzan, Gewer, Amed gibi yerlerde mezarlıkların tahrip edilmesine ilişkin 2015’te bir televizyon programında yaptığı açıklama gerekçe gösterilerek dava açıldı.

“Cumhurbaşkanına hakaret” ve iki kez “hükümeti alenen aşağılamak” iddiasıyla Diyarbakır 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam eden davada iddia makamı, ceza istemiyle mütalaa verdi.

‘Erdoğan’ın talimatları ile yapıldı’

İddia makamı mütalaasında, DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısında bir televizyon programına bağlanarak, “Mezarlıklar bombalanıyor, panzerlerin arkasından cesetler sürükleniyor, cesetler soyularak teşhir ediliyor, anne, çocuk ve yaşlılar öldürülüyor, ambulanslar yaralıları hastaneye götürmesin diye taranıyor, hastaneler bombalanıyor-taranıyor, bunların tamamı AKP’nin gerçekleştirdiği olaylardır. Bunların tamamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla yapılıyor” sözleriyle “hükümeti alenen aşağıladığı” ve “Cumhurbaşkanına hakarette” bulunduğunu ileri sürdü

İddia makamı, mütalaasında söz konusu konuşma için şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sanığın yapmış olduğu konuşma içeriği incelendiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini vahşet yapmak, işgalde bulunmak, DAİŞ terör örgütü ile işbirliği yapmak, insanları ateş altında bırakarak öldürmek amacıyla kurşun sıkmak, mezarlıkları bombalamak, panzerlerin arkasından cesetleri sürüklemek, ambulansları taramak ve hastaneleri bombalamak şeklinde tahkir edici, küçük düşürücü, toplumda farklı algı oluşturacak şekilde beyanlarda bulunmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağıladığının anlaşıldığı…”

 ‘Cumhurbaşkanını sorumlu tutma’

Aynı konuşmayla Irmak’ın “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediğini ileri süren iddia makamı, şu değerlendirmeyi yaptı: “… beyanatıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başı olan ve devletin manevi şahsiyetini temsil eden Cumhurbaşkanına eleştiri sınırlarını aşacak şekilde, özellikle bölgede meydana gelen ölümlerden Cumhurbaşkanını sorumlu tutacak tarzda beyanda bulunmak suretiyle üzerine atılı olan suçu işlediğin anlaşıldığı…”

Mütalaasında, Irmak’ın yine 2015 yılında “gözaltına alınan kadınların taciz edildiğine” dair yaptığı açıklamada, tacizlerden AKP hükümetinin politikalarını sorumlu tutmasıyla ikinci kez “hükümeti alenen aşağılama” suçunun işlendiğini savunan iddia makamı, Irmak’ın “Cumhurbaşkanına hakaretten” 1 ile 4 yıl arası hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi. İddia makamı Irmak’ın “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılamaktan” 2 defa ayrı ayrı 6 ay ile 2 yıl arası değişen hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.

İddia makamı, Irmak için toplamda 2 ile 8 yıl arası değişen hapsini istedi.

AMED

#Erdoğanı #eleştiren #Selma #Irmaka #hapis #talebi