Ana Sayfa Blog Sayfa 6295

Madenci aileleri: Ücretler ödenmediğinde polisler neredeydi?

Zonguldak’ta, 4 aydır ücretlerini alamadıkları için iş bırakan ve yeraltında açlık grevi eylemi başlatan madencilerin aileleri, polise tepkili.

 

Zonguldak’ta, 4 aydır ücretlerini alamadıkları için iş bırakan ve yeraltında açlık grevi eylemi başlatan madencilerin ailelerinin maden ocağının yakınlarına gitmelerine izin verilmemesi ailelerin öfkesini kabartıyor. Maden sahasına gitme girişimleri polis barikatıyla engellenen madenci aileleri soruyor: “Eşlerimizin, çocuklarımızın paraları verilmediği zaman neredeydiniz”.

Kilimli ilçesi Gelik beldesinde faaliyet gösteren Deka Madencilik AŞ ve bu şirkete bağlı Balçın Madencilik’te çalışan 245 maden işçisi, ücretlerini alamadıkları için geçen 4 Nisan’da iş bıraktı. 13 Nisan’da ise şirkete “FETÖ/PDY” soruşturması kapsamında kayyum atandı. Sonraki süreçte çeşitli eylemlerle seslerini duyurmaya çalışan işçilerden 85’i, geçtiğimiz hafta Çarşamba günü maden ocağına girerek dışarıya çıkmama ve açlık grevi eylemi başlattı.

‘DUA EDİN BİR TANE ÖLÜ ÇIKMASIN’

Madenci aileleri ise yeraltında olan madencilere destek vermek için maden ocağının önüne gitmek istiyor. Ancak polis barikat kurarak madenci ailelerini engelliyor. Bu duruma bir anlam veremeyen bir madenci annesi, “Biz hiçbir şey yapmadık. Taşkınlık yapmadık. Büyüklerimiz ne dediyse hepsini dinledik. Hırsızlık yapmadık. Eşlerimiz kimseye saldırmadı. Bizim maksadımız kimseyi kırmak üzmek değil. Bizim maksadımız gazetecileri oraya çıkarıp ne şartlar altında çalıştıklarını göstermek” diyor.
“Bizim çocuklarımızın eşlerimizin paralarını vermedikleri zaman neredeydiniz?” sözleriyle kendilerine barikat kurulmasına tepki gösteren madenci annesi sözlerini şöyle sürdürüyor:
Niye bunlar o zaman kurulmadı da şimdi bizim önümüze kuruldu? Suçsuz, garip vatandaşın önüne kuruldu. Vali çevik kuvveti yolluyor. Bizi mi vuracaksınız. Vurun öldürün bizi. Ben oğlumu istiyorum. Yavrumun yavrusu evde. Söz verdim babanı alacağım diye. Dua edin de o çocuklardan bir tanesinin ölüsü çıkmasın oradan. O zaman Kilimli’yi hepimiz yok ederiz.”

EŞLERİMİZİN ÜCRETİNİ ÖDEYİN

Çocuklarının evde aç susuz beklediğini söyleyen başka bir madenci eşi de “Yazık günah değil mi? Yeter artık. 6 gündür aç susuz duruyorlar orada. İnsan olan anlar halimizi. Artık acılardan yorulduk. Ölürsem eşimle beraber öleceğim” dedi.
Madenci annesi yetkililerin ‘Sorunu çözmek için uğraşıyoruz’ sözlerini hatırlatarak, “Çözmek istiyorsanız bir an önce eşlerimizin paralarını yatırın çözün” dedi.

BASINI GÖRÜNCE AĞIZ DEĞİŞTİRİYORLAR

Aynı madende çalışan ancak grevde olmayan diğer işçiler de yetkililere tepki gösterdi. Madenciler, “13 Nisan’da kayyım atandı. O zamandan bu zamana bir arpa boyu yol göremedik. Bizim yanımızda durmadılar. Bize bir yarım ekmek gönderdiler. Gıda yardımında bulunduk dediler. Basını görünce ağız değiştiriyorlar” dedi. (Zonguldak/EVRENSEL)

Gezi yaklaşırken: Bir aradayız, buradayız!

Taksim Dayanışması, Gezi direnişinin üçüncü yıldönümü için düzenlediği basın toplantısında “Bir aradayız, buradayız” dedi.

 

Mimarlar Odası’ndaki basın toplantısında Gezi Direnişi’nin 3. Yılı programı da açıklandı.

29 Mayıs’ta 14.00-23.00 saatleri arasında Abbasağa Parkı’nda atölye, forum ve konserler gerçekleşecek. 31 Mayıs’ta saat 19.00’da Gezi Parkı’nda basın açıklaması yapılacak.

Taksim Dayanışması, üçüncü yıl için hazırlanan ve Makine Mühendisleri Odası ile Mimarlar Odası’ndan ücretsiz elde edilebilecek tişörtlerin 31 Mayıs günü saat 17.00’den itibaren İstiklal Caddesi, Taksim Meydanı ve Gezi parkında giyilmesi çağrısı da yaptı.

Taksim Dayanışması adına Beyza Metin’in okuduğu açıklamada şu ifadeler öne çıktı:

“Gezi bu ülkenin imdat çığlığı, direnme refleksi, derin bir nefes alışıdır. Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıdır.

“Emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, Barış’tan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı.

“Umudun şarkısı duyulmaya devam edecek”

“Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da patlayan bombaların, yaşatılan katliamların, komşularımızla yaratılan savaş ikliminin, iş cinayetlerinin, kiralık işçiliğin, taciz ve tecavüz ortamının, kadın cinayetlerinin, ihalelerin, rüşvetlerin, komisyonların, rantın, HES’lerin, orman katliamlarının, siyasal İslam dayatmalarının, diktatörlük yöneliminin yarattığı kakafonik ortama rağmen, berrak ve duru bir sesle direnişin ve umudun şarkısı her yerden duyulmaya devam edecek.

“Bilinir ki, sesler ve şarkılar kaybolmaz, uzayda sonsuza kadar salınırlar. Gezinin de direnişin olduğu her yerde umudu diri tutanların dillerinden düşmeyeceğini artık herkes biliyor.

“Gezi yaşlanmayacak”

“Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Haşan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan nasıl ki, bizlerden ayrıldıkları yaşta kalacak ve nasıl ki onları hep o gülen yüzleri ve kararlı direnişleri ile hatırlayacaksak; işte Gezi de bu gençler gibi yaşlanmayacak.

“Paraya, pula, iktidar hırsına, her türden erke, yağmaya, talana, hırsızlığa, adaletsizliğe isyan edenlerin ve her daim barış isteyenlerin aklında ve en coşkulu, en kararlı insanların ruhunda Gezi’nin bu yaşlanmayan direngen yüzleri yaşamaya devam edecek.

“Toplumu kutuplaştıranlara rağmen bir aradayız”

“Şiddet ortamını küçük ve çirkin hesaplarıyla körükleyenlere, çatışma ve katliamlara göz yumarak yaşamlarımızı, yaşam alanlarımızı tehdit edenlere, ayrımcı politikalarıyla toplumu kutuplaştıranlara, rağmen bir aradayız. Türkü-Kürdü, Alevisi-Sünnisi, Ermenisi-Ezidisi ile bir aradayız, buradayız!

“Barış’tan korkanlara inat buradayız”

“Barış’tan korkanlara inat bir aradayız, buradayız! Suruç’tan Sultanahmet’e, Sur’dan Bataclan’a, Cizre’den Ankara’ya, bir aradayız! Dört Ayaklı Minare’den Beyrut’a, Paris’ten Beyoğlu’na bir aradayız! Cerattepe’de, Aliağa’da Akkuyu’da, Çukurova’da bir aradayız. Soma’da, Kilimli’de Ermenek’te bir aradayız.

“Barışın, dayanışmanın, kamusal yaşamın, özgür düşüncenin her türlü baskıdan uzak bir şekilde gelişebileceği eşitlikçi yarınlar için bir aradayız! Taksim Gezi Parkı ve Taksim Meydanı başta olmak üzere, Meydanlarımızı, parklarımızı, sokaklarımızı, yaşam alanlarımızı ve yaşamımızı özgür kılmak için:

“Taksim’deyiz! Gezi’deyiz! Buradayız! Bir aradayız!” (Beyza Kural / bianet)

Alevilerin evine yine işaret!

Adıyaman’ın Esentepe mahallesindeki TOKİ konutlarının B bloğunda 22 Mayıs’ta Alevi yurttaşların oturduğu 1, 4 ve 8. kattaki dairelerin kapısına kırmızı boyayla çarpı işaretleri konuldu.

 

Sabah evlerinden çıktıkları sırada işaretleri gören yurttaşlar büyük tedirginlik yaşadı. Yurttaşların haber vermesi üzerine polis incelemede bulundu.

Eşini kaybettikten sonra iki çocuğuyla birlikte yaşadığı dairenin kapısının işaretlendiğini gören Güllü Bozkurt, yakınlarının yanına sığındı. Korkudan günlerdir evine gidemediğini belirten Bozkurt, “Kapılarımız işaretlendi, korkuyoruz. Ben üç gündür akrabalarımda kalıyorum” dedi.

Mehmet Menekşe’nin Cumhuriyet’te yayımlanan haberine göre Bozkurt, “Bunu kimin yaptığını bulmalarını istiyoruz. Üç evin kapısı işaretlenmiş, üçü de Alevi. Yetkililer olaya önem versin, bu sefer de ‘çoluk çocuk işi’ demesinler. Çocuklar koskoca sitede kimin Alevi olup olmadığını nereden bilecekler?” diye konuştu.

‘Daha önce de oldu’

Bozkurt’un akrabası olan CHP Adıyaman İl Genel Meclis Üyesi Mahmut Nedim de Adıyaman’da daha önce 3 kez Alevilerin evlerinin işaretlendiğine dikkat çekerek, “Bir blokta üç Alevi vatandaş oturuyor, sadece üç Alevi vatandaşın kapılarına çarpı atılarak işaretlenmiş.

Bizzat gittim kendim inceledim, emniyete haber verdim, polisler gelip inceledi. Daha önce de üç sefer işaretleme olayı yaşandı, ‘çocuklar yapmıştır ‘diye geçiştirdiler. Bir türlü failler bulunamadı. Çocuklar bir bloktaki Alevilerin kim olduğunu nereden bilecek? Bunun tekrarlanmaması için faillerin mutlaka bulunması gerekiyor” diye konuştu

Dersim şifacıları şifa dağıtıyor

2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumu şifacılarla devam ediyor. Dersim’de meselenin inanç olduğunu söyleyen Zeynem teyze “inanılırsa Dersim’in bütün otları şifa dağıtır” diyor.

 

Dersim Arı Yetiştiriciliği Birliği ve Dersim Ekoloji Meclisi tarafından düzenlenen “2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumu ikinci gününde devam ediyor. Tunceli Ticaret Odası Konferans Salonunda “Dersim’de Şifalı Bitkiler, Alternatif Üretim Projeleri ve Ekoloji” konulu ilk oturumlar pek çok konuğun katılımıyla gerçekleşiyor. Bugün (27 Mayıs) yapılan oturumda konuşan  Lokman hekim ve Aleviler açısından önemli bir değer olan Pir Mahmut Yıldız insandan insana geçen kerametlerden söz etti. İnsanın yüce bir varlık olduğun söyleyen Yıldız,  “insan o kadar yücedir, o kadar da fakirdir.  O yüzden de Aleviler açısından terapi önemlidir. Burada da nefes, nufus, dil ve el terapileri vardır. Nefes üfürmeyle usta ile hasta arasındaki dalganın bir birine  geçmesidir. El tedavileri de enerjidir. Dil ise ses ve okumayla hastaya yakınlaşma… Bunlar insandan insana geçendir. İnsanoğlunda büyü bir enerji vardır. Dersim’de de bu yaygındır” diye konuştu.

Şifacı Zeynem teyze de topladığı otların neye iyi geldiğini anlattı. Ama asıl önemli olanın inanmak olduğunu, inanırsa bitkilerin şifa olacağını söyledi.

75 yaşındaki zeynem teyze Dersim’in eski şifacılarından…

Uzun yıllardır da Dersim’de otlarla şifa dağıtıyor…

Alevinet.com

Kemal Kahraman: Hallac-ı Mansur yanlış anlaşıldı

2.Dersim Şifa Geleneği Sempozyumunda konuşan Kemal Kahraman,  Alevilikte Allah birdir, Hak Birdir sözünün yanlış anlaşıldığını bu sözün bedelini Hallac-ı Mansur’un En-El Hak demesiyle ödediğini söyledi.

 

Tunceli Sanayi ve Ticaret Odası Büyük Salon’da yapılan ve 4 gün sürecek olan  Dersim Şifa Geleneği Sempozyumun ikinci günü  “Doğa talanına karşı mücadelede arkeoloji ve bitki çeşitliliğinin önemi, Dersim’in şifa geleneği ve Dersim’in Lokman Hekimleri anlatıyor “ başlığı altında gerçekleşiyor. Birinci Oturum Hüseyin Çağlayan modoratörlüğünde, lokman hekim Pir Mahmut Yıldız,  Bitki Bilimci Huriye Kara ve Kültür Tarihçisi Mahir Polat ve Kemal Kahraman katıldı…

Sempozyumda müzisyen ve araştırmacı Kemal Kahraman Alevilik üzerine konuştu.  Aleviliğin öğretilmiş, bize dayatılan şablonların dışında olduğunu söyleyen Kahraman  Dersim’in inanç öğretisine dayandığını söyledi. Yüzde 95’in Alevi olduğu Dersim’in ender şehirlerden biri olduğunu vurgulayan Kahraman, “kendi dilini, kültürünü öğrenmek için yola çıkan arkadaşlarla biz bölgenin dilini, kültürünü anlamaya çalışırken hakkımızda söylenenlerin yalan olduğunu gördük.

İster ulusal isterse Uluslararası Alevilik tarif edildiğinde şablon cümle vardır.  “Aleviliğin kendine has mana sistemi yoktur vs… gibi”  Biz 20 -25 yılık araştırmamızda şunu öğrendik ki,  öğrendiğimiz her şeyi unutmamız gerektiği…  “ diye konuştu.

Tek tanrıcılıktan da söz eden Kemal Kahraman Dersim’deki Aleviliğin tek tanrcılıktan doğa tanrıcılığına yansıması olarak görüldüğü ve bu yansıma da Yahudilikle birlikte tek tanrıcılığın oluşmasına dikkat çekti. Kahraman, Alevilikte Allah birdir Hak Birdir sözünün de yanlış anlaşıldığını bu sözün bedelini Hallac-ı Mansur’un En-El Hak demesiyle ödediğini söyledi.

Kahraman bu sözü, “Ben Allah’ım, hepinizi ben yarattım dememiştir. Ben hakkımı bildin, sen de bil… Hak birdir, sen, ben, bütün oluşlar,  oluşlar bu  zahir alemde gördüğümüz her şeyi  içine alandır. Gördüğümüz çokluk, çeşitlilik zuhur etme,  kendi içinde taşıyan “birden” söz ederiz.” Diye açıkladı.

Alevinet.com

Şükrü Yıldız’dan yeni kitap: Aç Kal Alçalma çıktı!

Aleviler ve Kemalizm (Araştırma), Ararat Tufanı Tapıcısı (Şiir), Eflatun Yarime Şarkılar (Şiir) ve Alevilik Notları(Röportajlar) ,  Alevi Asimilasyonuna Karşı Durmak (Makaleler) kitaplarının ardından gazeteci yazar Şükrü Yıldız 6. Kitabı Aç Kal Alçalma/Alevilik Yazıları kitabını okurlarıyla buluşturdu.

Yazar ve gazeteci Şükrü Yıldız’ın yeni kitabı : Aç Kal Alçalma /Alevilik Yazıları Vesta yayınlarından çııktı.  Kitap Yıldız’ın derleme köşe yazılarından oluşuyor. A’dan Z’ye” Kürt Alevi Düşmanlığı, Kobanê direnişi, Kerbela direnişidir!, Aleviler ve YPG, Zorunlu din dersleri meselesi, Kürt’e, Alevi’ye düşman; kimin çetesi bu?, Pir talibe yol olacak, Alevi kurumlarında kadın, Alevilerin yalnızlığı aşılıyor!, Halkların direnişi, Alevilerin direnişidir!, Maraş’ta Aleviler ve HDP, Alevilerin tercihi direniştir!,  Davutoğlu IŞİD’e katılımları engellesin… Gibi pek çok önemli yazıların yer aldığı Aç kal Alçalma Alevilik Yazıları kitabı, Alevilikle ilgili bilinmeyenleri de gün yüzüne çıkartıyor.

Savaş sürecinin yaşandığı günümüz Türkiye’sinde Alevilerin uğradığı hukuksuzluklardan Kürtlere, Cemevilerinin varlığını sürdürmesinden Alevi Ocaklarına, IŞİD ‘den Aleviliğin asimilasyon sürecine kadar pek çok konun irdelendiği kitap, Şükrü Yıldız’ın analizleri ve görüşleriyle farklı bir boyut kazanıyor…

Maraş’ta yapılmak istenen kampla birlikte yeniden tartışılmaya başlayan Alevilerin 38 katliamından, Çorum, Maraş katliamına kadar uzanan hikâyeleri de kitapta yer alıyor:

“Aleviler, Alevi katillerini sevici iktidarın ve onun temsilcilerinin yaptıklarını görüyor. Bunu içindir ki; cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar demokrasi mücadelesine kendi kimlikleriyle dâhil oluyor. Aleviler “Neden benim oğlum ölüyor, kimi öldürüyor, benim oğlum ölerek, öldürerek kimi kurtarıyor” diye soruyor. Ve bu sorunun asker, polis aileleri tarafından da sorulması gerektiğini vurguluyor.

Yıldız bir başka yazısında da günümüze dönüyor ve “Savaşın içinde, savaşa bakarak ve onun insanlıktan bizleri uzaklaştıran atmosferiyle geçiyor günlerimiz. Derin dondurucuda annelerin çocuklarını sakladığı, altı aylık bebeklerin başından vurulduğu, çocuklarına ekmek almak için ölümün kucaklandığı, yaşlıların sokak ortasında cesetlerinin alınamadığı günlerden, bodrum katlarında insanların diri diri yakıldığı süreci yaşıyoruz… “ diyor.

ŞÜKRÜ YILDIZ KİMDİR?

Eylül 1969′da Elbistan’da ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Yıldız, ilk, orta ve lise eğitimlerini Türkiye’nin çeşitli illerindeki tamamladıktan sonra üniversite eğitimini tamamlamak üzere 1988′de yurtdışına çıktı. Norveç ve Almanya’da Medya ve Medya Teknikleri alanında eğitim gördü. 1990-1992 yıllarında yabancılara ve özellikle Türkiyelilere karşı geliştirilen saldırılara karşı, anti-fa (antifaşist) gruplar içerisinde aktif rol aldı. 1998-2000 yılları arasında Brüksel’de Avrupa Birliği çalışmalarını Avrupa Parlamentosu’nda gazeteci olarak takip etti. Aynı yıllarda, Avrupa’daki tüm Alevi Kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturdukları Alevi Kuruluşları Eğitim Üst Kurulu’nda yönetici olarak görev aldı. Almanya’da Alevilik derslerinin okullarda verilmesi için yürütülen çalışmaları örgütledi.

Birçok uluslararası haber ajansında muhabir ve gazeteci olarak görev yapan Yıldız, özellikle Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerin inanç ve etnik yapıları ile ilgili konularda özel çalışmalara imza attı. Birçok dergi ve gazetenin yayına başlamasında görev aldı. Âşık Mahzuni Şerif ve Prof. Dr. Mehmet Altan gibi başarılı akademisyenlerin de köşe yazarı olduğu Dem Gazetesi’ni yayın hayatına başlattı.

Alevi penceresinden dünyaya bakan TV kanalları kurdu. Bu televizyonlarda ortaklık, Yönetim Kurulu üyeliği, Genel Müdür, Genel Koordinatörlük ve Genel Yayın Yönetmenliği gibi görevleri üstlenen Şükrü Yıldız, Tv Avrupa, Düzgün Tv, Su Tv, Dem Tv, Kanal 12 ve Tv10 gibi alternatif televizyon kanallarını Alevi toplumuna kazandırdı. Semah Medya’nın da kurucusu olan Yıldız’ın şimdiye kadar yayımlanmış 6 kitabı bulunmakta. Aleviler ve Kemalizm (Araştırma), Ararat Tufanı Tapıcısı (Şiir), Eflatun Yarime Şarkılar (Şiir) Alevilik Notları (Röportajlar) Alevi Asimilasyonuna Karşı Durmak (Makaleler), Aç Kal Alçalma Alevilik Yazıları (makaleler)

Maraş Alevileri asimilasyona karşı direniyor

Devletin asimilasyon ve tek mezhebe dayalı eğitim sistemi altında yok olmamak için direnen Alevi halkı, kendi imkanlarıyla kültürlerini sürdürmeye çalışıyor. Meraş’ın Narlı mahallesi Cemevinde çocuklara semah töreni başta olmak üzere birçok sosyal ve kültürel aktivitelerle gelenekler nesilden nesile taşınıyor.

Mereş’in 8 bin nüfuslu Alevi Narlı mahallesi Cemevinde semah töreni nesilden nesile aktarılıyor. Asimilasyona karşı Alevilik kültürü ve inancını öğrenen gençler, eğitici sıfatı alıp kendilerinden yaşça küçük çocuk ve gençlere öğretiyor. Türk Milli Eğitim sisteminin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile Sünni inancına zorlanan Alevilerin, inancını koruma amaçlı geliştirilen semah kurslarına yoğun ilgi gösteriliyor. Yaş aralığına göre kategorilere ayırıp verilen eğitimlerde, Alevilik inancı işleniyor.

Zorunlu din dersine karşı semah

10 yıldır Narlı Cemevinde eğitmen olarak hizmet verdiğini belirten 34 yaşındaki Hacı Eldeş, Alevi çocuklarının MEB okullarında verilen zorunlu din dersinden kaynaklı kendi inançlarına ve kültürlerine yabancılaştığını, kurs ile amaçlarının bu yabancılaşmayı ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Bir diğer eğitmen olan 32 yaşındaki Elam Torun ise, “Derneğimiz bünyesinde düzenli olarak her hafta semah dönme, Alevilik inancı ve öğretileri doğrultusunda dersler veriliyor. Biz Aleviler zorunlu din dersine karşıyız. Bunu kendi yaşadığımız bölgenin okullarında da yaşıyoruz. Çocuklarımızın inanç konusunda ki eğitimleri için elimizden geleni yapmaya hazırız” diye konuştu. Torun, Alevilik inancında sazın ayrı bir anlam ve önemi olduğunu belirterek, Cemevinde Alevilik ile ilgili derslerin yanı sıra saz ve gitar kurslarının da verildiğini, şu an 50 öğrencilerinin olduğunu, talepler doğrultusunda daha fazla öğrenciye ders verme imkânlarının olduğunu vurguladı.

Kurs insan ve toplum temelli

Bölgede yaşayan Alevilerin genelde Kürt Kızılbaş Aleviler olduğunu vurgulayan ve büyükler gurubuna semah kursu veren İbrahim Mengütay (27), “Bu bölgenin yüzde 80-90’ı Alevilerin yaşadığı bölgedir. Büyük ve küçük olmak üzere iki grup olarak eğitim veriliyor. Çocuk gurubumuzda 60, büyük grubumuzda ise 30 kişilik canlarımız eğitim alıyor. Burada çocuklar da büyüklerde, inançlarını, Alevilik deyişlerini ve öğretilerini öğreniyorlar. Alevilik inancını eğitim kurumlarından alamadığımız için kendi imkânlarımızla burada Alevilik kültürünü öğrenme ve öğretme çabası içerisindeyiz” dedi.
Alevi çocuklarının asimile olmaması için mücadele ettiklerini dile getiren Mengütay, “Eğitim kurumlarında daha çok Sünni inancına dayalı bir sistem var ve din dersleri bu temelde bize dayatılıyor. Dedemizde iki hafta da bir Alevilik dersi veriyor. Aleviliğin insana, kadına, topluma ve Dünya’ya bakışı temelinde dersler veriliyor” diye konuştu.

‘Kabe’miz insandır’

Aleviliğin hümanizm esas bir felsefe olduğunu da sözlerine ekleyen Mengütay, şöyle konuştu: “Bu eğitimlerle çocuklarımıza barışçıl bir dil kazandırmaya ve çocuklarımızı aydınlatmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın eline, beline, diline hakim olmasını sağlıyor ve ‘Benim Kabe’m insandır’ felsefesiyle yetişmelerini sağlıyoruz. Aynı zamanda 3 yıldan beridir hafta sonları öğrencilerimize matematik, fen ve sosyal bilimler alanında dersler veriliyor. 4+4 eğitim sisteminden kaynaklı çocuklar derslerde pek başarılı olamıyorlar. Bundan kaynaklı biz burada çocukların eksiklerini tamamlamak için bir çaba içerisindeyiz.”

‘Kendi kültürümü öğreniyorum’
Eğitimin kursiyeri 13 yaşındaki Selina Mıdık ise, kurstaki amacını şöyle tanımladı: “Buraya gelme amacım, Alevilik kültürünü öğrenmek. Burada arkadaşlarımızla beraber semah dönüyoruz. Dedemizin anlattıklarını dinliyoruz. Alevilik ile ilgi bilmediklerimizi öğreniyoruz.” Bir diğer kursiyer 13 yaşındaki Zerin Örklü, “Biz buraya arkadaşlarımızla geliyoruz. Alevilikle ilgili öğrenmemiz gereken şeyleri öğreniyoruz. Burada semah dönerek Allah’a olan aşkımızı itham ediyoruz” diye konuştu.

Yeni Özgür Politika

Dersim ‘de şifa geleneği 26 Mayıs’ta başlıyor

Dersim Arıcılar Birliği ve Dersim Ekoloji Meclisi’nin düzenlediği , Koordinatörlüğünü Kızılca Yürür, Metin Kahraman, Kazım Doğan, Veli Kahraman ve Gül Hür’ün yaptığı 2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumu 26-29 Mayıs’ta Dersim’de başlıyor..

 

Pek çok akademsiyenin, gazetecinin, yazarın, avukatın katılacağı sempozyumda, ilk gün;Anadolu’da ve Dersim’de Bitki Dünyası ve Sağaltıcı Ocaklar, Dersim’de ekoloji ve kültür ilişkisi. Kutsal dağlar, ırmaklar, göller. Kutsal hayvanlar ve bitkiler, Dersim’de alternatif tarım fikirleri, uygulama deneyimleri. Fidancılık, arıcılık, şifa bahçeleri; ikinci gün,  Doğa talanına karşı mücadelede arkeoloji ve bitki çeşitliliğinin önemi, Dersim’in şifa geleneği ve Dersim’in Lokman Hekimleri anlatıyor; üçüncü gün

Dersim’de Munzur ve Peri, Çemişgezek’te Tagar, Erzincan’da Kemah ve Deliçay, Pülümür’de Armağan ve Sansa HES ve baraj projelerinin mahkeme sonuçları. Bizi bekleyen gelecek ve projelerin bundan sonraki sonuçları konuşulacak…

 İki yıldır yoğun ilginin olduğu sempozyumun amacını sempozyomu destekleyenler ve düzenleyenler şöyle açıklıyor:

 Dersim’de, şifalı bitkilerin, suların, hastalıklara karşı başvurulan ziyaretlerin, inanç sisteminin dokusunu ören sicimlerden biri olduğu söylenebilir. Eğer bu sular, bitkiler, yabani ve evcil dünya dışarıdan müdahalelerle değiştirilirse, Dersim’den Amanos’a ve Toroslar’a kadar uzanan bölgede yaşayan insanların ortak bilgi hazinesi anlamını yitirecek. Bir dünya, onu sürekli yeniden kuran insanlarıyla beraber, yok olacaktır.

Bu Sempozyumun amacı, Dersimli insanların bu yok oluşun, dış müdahalelerin önüne geçebilmek için, yöntemli; yani tutarlı ve birbirinin üzerine inşa edilen adımlarla, bir tartışma yürütmeye başlamasıdır. Bu amaçla, bilgi üretiminden, somut üretime, hukuk mücadelesinden, ekoloji mücadelesine, farklı alanlarda ama aynı amaçla çalışan insanların bir araya gelmesi ve işbirliğine girmesi hedefleniyor…

Terolar direnişi için Pulyanlı Cemevinde Muhabbet Cem’i

Maraş Terolar’da süren direnişe Muhabbet Cem’i ile bir kez daha yaşam alanıma dokunulma denilecek. 26 Mayıs’ta Pazarcık’ta yapılacak Cem saat 19:00’da gerçekleşecek.

Ovama, yaşam alanıma, Maraş’ıma, inancıma dokunma diyerek Maraş’ta birlik cemi yapılacak. 26 Mayıs’ta gerçekleşecek birlik Cem’i saat 19:00’da Pazarcık, Denizli Köyü(Yukarı Pulyan)  Pulyanlı Cemevi’nde Muhabbetle bir kez daha Terolar direnişi için deyişler okunacak.

Muhabette erkanında Kureyş Ocağından Garip Bozkurt Dede, Kantarmadan, Ağuçan Ocağından Doğan Erdoğan, Bawa Mansur Ocağından Ayten Şimşir ve Hakikat Ehli Ali Sizer hazır bulunacaklar.

Mülteci kampına üç ayrı bilirkişi raporu ‘Hayır’ dedi

Kahramanmaraş’ta, Suriyeliler için yapımına başlanan mülteci kampı için açılan davada, üç ayrı bilirkişi de inşaata karşı çıktı. Ziraatçi bilirkişi, köyde 30 büyükbaş hayvana gerekli olan yeşil ot ihtiyacına darbe vurulacağını; jeolog, arazideki Karaçay’ın kirleneceğini ve atık su seviyesinde düşme yaşanacağını; mimari uzmanı da doğal zenginlik yönünden geri dönüşümü mümkün olmayan bir tahribatın meydana geleceğini kaydetti.

Sivricehöyük köyüne ait meranın mülteci kampı için tahsisine ilişkin valilik kararının iptali amacıyla Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Mahkeme de arazide keşif işlemi yapmıştı. Keşfe katılan Prof. Dr. Rüştü Hatipoğlu, ziraat yönünden bilirkişi raporu hazırladı.

119 ÇİFTÇİ, 30 BÜYÜKBAŞ HAYVAN VAR

Raporda, kazı ve dolgu yapılan alanın yüzde 70’inin toprağı ve bitki örtüsünün bozulduğu belirtildi. Arazinin ekime ve dikime uygun olmadığı, mera niteliği taşıdığı, Hazine’ye olarak kaldedilmesinin hukuka uygun olduğu belirtildi. Ancak kamu yararı taşıyıp taşımadığının tartışma konusu olduğu, çünkü Sivricehöyük’te 119 çiftçi ve 30 büyükbaş hayvanın bulunduğu, köyde tarla bitkisi ve sebze yetiştirildiği, hayvanlar için yem bitkisinin üretilmediği anlatıldı.

KÖYÜN YEM AÇIĞI ARTAR

Köyün bir yıllık yem ihtiyacının 547.7 ton olduğu, hali hazırda meralarda 86.947 ton yeşil otun bulunduğu, ihtiyacın ancak yüzde 15.88’inin karşılandığı kaydedildi. Kamp yapılacak alanda 37 bin 443 tonluk yeşil otun bittiği, inşaat tamamlanırsa köyün yem açığının 497 bin 986 tona çıkacağı belirtildi. Kazı ve dolguyla mevcut mera yapısının geri gelmeyecek şekilde yok edileceği, çok sığ durumdaki toprak tabakasını ortadan kaldıracağı, meradan beslenen canlıların zarar göreceği anlatıldı.

BÖLGEDE DEPREM RİSKİ VAR

Yol ve inşaat çalışması bittiğinde mevcut bitki ve hayvan türlerinin arazide yaşama şanslarının kalmayacağı ifade edildi.

Jeolojik yönden tayin edilen bilirkişilerin hazırladığı raporda, bölge ve civardaki köylerin ciddi bir deprem tehdidiyle karşı karşıya olduğu ifade edildi. Kamptaki atık sular ile çöp ve bunun gibi atıkların kontrolsüz ve gerekli önlemler alınmadan Karaçay’a boşalması halinde derede kirlenmeye yol açabileceği, su ihtiyacının karşılanması için yapılan sondaj kuyularının yeraltı su seviyesinde düşmelere neden olabileceği anlatıldı.

YÖRE HALKI KARŞI

Dicle Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Oğuz Sinemillioğlu’nun hazırladığı özel raporda, kampın doğal zenginlik, tarımsal ve hayvancılık alt yapısını geri dönüşümü mümkün olmayacak düzeyde yok ettiği belirtildi. Raporda, “İşlemin yöre halkı tarafından kabul edilmediği, oysa ki planlamada temel kurallardan birisinin yerel katılım ve aleniyet olduğu” anlatıldı. Dolayısıyla bu yerleşkenin; halkın karar verme sürecine katılmaması, korunacak alanlar üzerine inşa edilmesi, ÇED yapılmamış olması, toplumsal uyum ve dokunun dikkate alınmaması, istimdam potansiyeli bulunan büyük kent merkezlerinin çeperine entegre konut üretimiyle çözübilecekken hiçbir üretim perspektifi olmayan kırsal alanın seçilmiş olması nedeniyle İmar Mevzuatı’na uygun olmadığı anladıldı.

İSMAİL SAYMAZ / hürriyet gazetesi