Ana Sayfa Blog Sayfa 6324

Ağıtçı Hakikatçi Ozan Afê Ana

‘Afê Ana sırrın söyleme yâda
Vuslat durağında erdim murada
Bazen meyhanede bazen havrada
Dağlı‘ya pösteki saydıran benim’ (1)

Yaşar Kemal’in İnce Memed‘iyle de ilişkili Şirin Bektaşoğlu adlı ünlü bir eşkiyanın kızı olan Elif Kamalak, şiirlerinde Afê Ana mahlasını kullandı. Afşin Kamalak köyünden. Firkati mahlasıyla şiirler yazan Kubçux Mamo ile evlendikten sonra şiir söylemeye başladı. Afşin Hunu’lu Ozan Maksudi (Osman Dağlı) Afê Ana ile tanıştıktan ve sohbetine demine katıldıktan sonra Aleviliğe intisab eder.
‘iki defa geldim ben bu aleme / Bir anamdan doğdum, bir de Elif’ten.

Değme tabip çek elini
Anlamazsın yaramızdan
Muhabbetten çek dilini
Var git aymaz aramızdan

Sevgidir aşkın dini
Erenlerin olmaz kini
Birbirini sevmeyeni
Sürün gitsin yöremizden

Dervişlerde nişan olur
Güzel seven turab olur
Âşık maşukunu bulur
Dost payını alır bizden

Her can giremez bu deme
Marifette yer yok keme
Aymazları koyman ceme
Ne sazdan anlar ne sözden

Afê Bacı sözü kısalt
Adûlara verme fırsat
Demi zehir eder fesat
Ne haqtan anlar ne özden

kaynak : Mehmet Bayrak – İçToroslar
(*1- dörtlük Maksudi/Osman Dağlı)
İLGİLİ MAKALE: Link

Foto: Fatma Kamalak (Afe Ana’nın kızı)

“Biz zalime asla boyun eğmeyiz”

Maraş Girşimi’nin çağrısıyla Garip Dede Dergahı’nda toplanan Alevi Kurumları,  Maraş’ta yapılması planlanan AFAD kampına dair ve Alevilerin de sorunlarını anlatan bir sonuç bildirgesi yayımladı.

Alevi Kurumları Garip Dede Dergahı’nda gerçekleştirdikleri toplantının sonuç bildirgesini yayımladı. Maraş’ta yapılması planlanan kampla ilgili bir araya gelen kurumlar  “Biz zalime asla boyun eğmeyiz, YOL’umuz Şiarımız budur!! “ başlıklı bildirgede,  “Maraş’ta 1978 yılında yönlendirilmiş planlı demografik dönüşümü hedefleyen bir katliam devreye sokulmuştur ve Aleviler Maraş’tan sadece ceketlerini alarak çıkmak zorunda kalmışlardır. Avrupa da Türkiye şehirlerinde mülteci olmuşlardır. Bizler bugün de son kalan varlığımızın coğrafyamıza yapılması planlanan Mülteci kampları ile yok edilmek istendiğini görüyoruz. Sosyal ve inançsal uyumu olmayan bir nüfus yerleşimi yeni katliamlara davetiye çıkaracaktır” dendildi.

Sonuç bildirgesinin tam metni şu şekilde;

Biz zalime asla boyun eğmeyiz, YOL’umuz Şiarımız budur!!

Devletin tekçi iktidar yaklaşımlarının yarattığı farklılıkları ezme, kendi inancını ve dilini yaşamak isteyen halklara zulmetme politikası bu günlerde doruk noktasında. Devlet adeta şark ıslahat planlarını bugünlerde yeniden hayata geçirmiş ve buna bağlı olarak Tek dil, Tek din ve Tek bayrak politikası gereği her halka saldırmaya başlamıştır. Sur’da Cizre’de Kürt halkına yönelik saldırılar ve imha politikası tam hız sürerken Alevilerin yaşam yerlerine karşı da istimlak ve yerinden etme planlarını faaliyete geçirmiştir. Devletin Akp politikaları ile yapmak istediği Anadoludaki çok renkli, farklı inançlı ve farklı dilli mozaik yapıyı Türk – Sünni İslam kimliğine sıkıştırıp diğer inanç ve ırkları yok etmeye yönelmiştir.

Son iki yüzyıl temelini yaşamları ve Dünyayı çölleştiren ideolojik yapıların daha da hükümran olduğu gerçeği ile insanlık yüz yüzedir. Türkiye Halkları da bu durumu en acımasız şekilde yaşamaktadır. Yaşamaya mecbur edilmektedir. Sürdürücüsü bugün Akp İktidarıdır.

Bu devlet politikası kabul edilmez boyutta ve kendini dayatmakta ve imhaya varan bir zulüm yaşamaktadır. Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Direnen halk yakında bunu tekrar gösterecektir. Kadim Anadolu topraklarını tekçileştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi Akp iktidarına da nasip olmayacaktır. Başta topraklarından sürgün edilmeye zorlanan Maraş halkı olmak üzere bu topraklardaki kadim Alevi halklar YOL’unun her ne şekilde olursa olsun yok edilmesine asla izin vermeyecektir.

Lakin; Ortadoğu’da ve Suriye’de yaşanan savaş ve İşid terörü tüm sonuçlarıyla karşımızda durmaktadır. Mülteci akını Her gün yeni insanlık dramları ve hak ihlallerine tanık olmamıza neden olmaktadır. Dünya ve Türkiye’deki sermayeyi elinde bulunduran simsar devletlerin bunu bir pazarlık ve ticaret konusu gibi tartışmaktadır. Bunun sonucu “Kayseri pazarlığı yaptık” gibi tüccar yaklaşımını da somut olarak karşımıza çıkarmıştır. Mesele artık insanlık meselesi değil ticaret ve iktidarını temellendirme meselesidir. Ayrıca; topraklarımızda adı konulmamış bir savaş yaşanmaktadır.

  • Mülteci meselesi tüm insanlığın meselesidir. Bu savaşı yürütenlerin birinci dereceden sorumluluğudur. Ve sadece Akp iktidarının istismarına bırakılamaz.Mültecilerle ilgili kurulacak Kamp ya da Yerleşim alanları Yerel ve Uluslararası bağımsız sivil kuruluşlarla planlanmalıdır. Denetime (Basına ve kamuoyuna açık olmalıdır)
  • Ortadoğuda savaşın durması öncelikli sorundur. Türkiye’de adı konulmamış bir savaş vardır. Bu savaşın da acilen durması gerekir. Aksi hali sürdürülemez ve taşınamaz boyutta kausun habercisidir. Bugün tampon bölge olarak düşünülen Türkiye yarın kendi Halklarının mülteci konumuna düşmesi ile karşı karşıya kalacaktır.
  • Dünya ve Türkiye yönetici elitinin Mültecilere yaklaşımı insanlık onuruna yakışmayan, İnsanı ticari meta olarak gören tarzda pazarlık konusu olarak görmesi. Tarihe kara bir leke olarak düşmektedir. Vicdanları kurutmak zulmü davet etmektir.
  • Mülteci yerleşim alanları sosyal, inançsal uyumluluk ilkesi gereği planlanmalıdır. Bu anlamda Maraş’ta yapımına başlanan mülteci kampı Alevi yaşam alanlarının yoğunluklu olduğu ve biz Alevilerin tarihsel kadim coğrafyasıdır. Lakin; Maraş’ta 1978 yılında yönlendirilmiş planlı demografik dönüşümü hedefleyen bir katliam devreye sokulmuştur ve Aleviler Maraş’tan sadece ceketlerini alarak çıkmak zorunda kalmışlardır. Avrupa da Türkiye şehirlerinde mülteci olmuşlardır. Bizler bugün de son kalan varlığımızın coğrafyamıza yapılması planlanan Mülteci kampları ile yok edilmek istendiğini görüyoruz. Sosyal ve inançsal uyumu olmayan bir nüfus yerleşimi yeni katliamlara davetiye çıkaracaktır.
  • İktidar Kayseri pazarlığını Biz Alevilerin kalan varlığını yok ederek Maraş’ta demografik bir dönüşüm yaratmak amacındadır. Bu şekilde Adıyaman ve Malatya’da ki Alevi varlığını da İşid kemeriyle göçe ve asimilasyona tabi tutmak istemektedir.
  • Ayrıca; Sivas’ta da Divriği, İmranlı, Zara ilçelerinde de muhtarlarla görüşmeler yapıldığı, Kırklareli’de Bektaşi köylerinde Keşifler yapıldığı da bize gelen bilgiler arasındadır. Mülteci kamp alanları düşünüldüğünde yine hedef olarak Alevi yaşam alanlarının seçilmesi manidardır.
  • Biz Aleviler olarak bu planlamalardan derhal vazgeçilmesini istiyoruz. Maraş kırmızı çizgimizdir. Ve Biz Aleviler tüm toplumsal kesimlere, İnanç Mensuplarına, Hemşehrilerimize, Mahalleliremize, Köylülerimize ve Tüm Anadolu Halklarına sesleniyoruz daha yaralarımızı saramamışken, daha tarihimizle yüzleşmemişken yeni katliam planlarına karşı durmaz isek. Geri dönülmez bir ayrışma bizi beklemektedir.

KAYSERİ PAZARLIĞI MARAŞTAN DÖNECEK!

Alevi Kurumlar – Maraş Girişimi Katılımcı Kurumlar:

Alevi Bektaşi Federasyonu, Garip Dede Dergahı, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı, Gazi Cem evi

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Tv 10 , H.B.V.A.K.V. Yeşilkent Cemevi

Chp Milletvekili Ali Şeker, Hdp Milletvekili Erdal Ataş, Hdk Y.k. Üyeleri

Yalıncak Sultan Dergahı ( Sevim Yalıncakoğlu), Ağuçan Ocağı ( Aziz Güler)

Bawa Mansur Ocağı( Mahir Şahin), Xızır Üryan Ocağı( Veli Büyükşahin)

Derviş Cemal Ocağı (Ali Buğa), Anadolu Erenler Cemevi, Dersim Pertek Derneği

Sev-der, Hasanalililer Derneği, Kaşanlılar Derneği.

Koçgiri Kültür Derneği, Chp Esenyurt İlçe, Dersim Dernekler Federasyonu

Munzur Çevre Derneği, Chp Küçükçekmece, Abdulvahap Derneği

Divriği Kültür Derneği, Divriği Arıkbaşı Köyü Derneği, Chp Avcılar İlçe Başk.

Erenler Cem Evi, Sivas- Divriği Kavaklısu Derneği, Örnek Köyü Derneği

Malatya Kozluk Köyü Der., Yozgat Çakırköyü Derneği, Sivas İmranlı Bağyazı köyü Der.

Zeytinburnu Pir sultan Abdal Derneği

Alevi Piri: Katliama rağmen burada kaldık, coğrafyamızı terk etmeyeceğiz

Sinemilli Ocağı Piri Mehmet Yüksel, AKP rejiminin Maraş’ta Kızılbaş Kürt Alevilerinin yoğunlukta yaşadığı Terolar bölgesine AFAD eliyle yapacağı kamp ile Alevilerin kimlik ve kültürlerinin ellerinden alınmak istendiğini söyledi. Yüksel, “Maraş coğrafyasını terk edip gitmemiz isteniyor. Bu coğrafyayı terk edip gitmeyeceğiz. Bu kadar katliama rağmen burada kaldık. Bizim açımızdan burası çok önemli” dedi.

Maraş’taki Kürt Alevilere 1978’de yaşatılan devlet destekli katliam ile Aleviler, Avrupa ve Türkiye metropollerine kaçırtılırken, şimdiler ise bu kez AKP rejimi Alevi topluluğunun yaşadığı bölgede AFAD kampı yaparak geriye kalanları göçertmek ve saldırılarla yüz yüze bırakmak peşinde. Maraş’ın merkez Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Terolar bölgesinde yapılmak istenen kamp ile daha Maraş Katliamı’nın travmasını atlatamayan Aleviler, kampa yerleştirilmeleri beklenen çete ardıllarının saldırıları ile karşı karşıya kalmamak adına ve yaşam alanlarının işgaline karşı direnişe geçti.

Terolar bölgesindeki 7 Alevi köyünün ortasına denk gelecek şekilde mera alanına yapılmaya çalışılan AFAD kampına ilişkin konuşan Sinemilli Ocağı Piri (Dede) Mehmet Yüksel, kampın söylenenin aksine Alevilerde yarattığı algının çok masumane ve sadece “mültecilerin” yerleştirileceği bir proje olarak ele alınmadığını kaydetti. Kampın yapıma dönük kamp alanında alınan askeriye önlemlerin projenin altında yatan niyeti ortaya koyduğunu dile getiren Yüksel, neden Maraş ve neden Terolar sorusuna ise şöyle açıklık getirdi: “Maraş Kürt Kızılbaş Alevi kimliği açısından oldukça önemli bir bölge. Burası tarihsel olarak da Türkiye ve Ortadoğu açısında birkaç önemli merkezden bir tanesidir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Dersim ve Koçgiri bölgesinin haricinde en önemli bölge burasıdır. Maraş denince Maraş sınırlarıyla matuf tutmamak lazım. Adıyaman’a ve Urfa’ya, Karsa kadar büyük bir etkisi olan Sinemilli Ocağı’nın etki alanı burası. 1500’lü yıllardan itibaren Selçuklusundan Osmanlıya devreden ve oradan da Türkiye Cumhuriyeti’ne geçen asıl derin devlet algısıyla Alevilere karşı yürütülen politikaların sürdürülmeye çalışıldığı bir yer. Bütün bu devletlerin bu bölge üzerindeki Alevilere dönük planları hiçbir zaman bitmedi.”

‘BU MARAŞ KATLİAMININ BİR BAŞKA VERSİYONUYLA DEVAM EDEN HALİ’

Maraş Aleviliğinin aynı zamanda Mezopotamya ve Ortadoğu topraklarından Türkiye coğrafyasına giriş kapısı olarak en önemli güzergah olduğunu söyleyen Yüksel, “Burası çok etkili bir coğrafya. Bu anlamda Dulkadiroğulları Beyliği zamanından bu yana hakim olan egemenin burayla olan savaşları ve davası hiç bitmedi. Buradaki dokuyu hep asimile etmek, hep parçalamak projesi her zaman sürdü. Yavuz Selim zamanından başlayan, Kanuni dönemiyle Şah Kalender Çelebi ve etrafındakilerin hunharca katledilerek bu politikaların devamının günümüze kadar gelen dediğini biliyoruz. O tarihten bu yana Nurhaklar ve Pazarcık her zaman bir direniş yeri oldu. Her zaman bir demokrat kimliğin ifade edildiği ve yeşerdiği alanlar oldu. Buradaki Kürt Kızılbaş Alevi kimliğinin özellikle bu dokuyu besleyen, üreten bir kimlik olduğu için resmi algı bundan kurtulmak istiyor. Yakın tarihte 78 Maraş Katliamı bunun en tepe noktalarından bir tanesidir. Bu da 78 Maraş katliamının başka bir versiyonuyla devam eden hali” dedi.

‘KÜLTÜRÜMÜZ VE KİMLİĞİMİZ ELİMİZDEN ALINMAK İSTENİYOR’

Alevilein yaşam alanı olan Terolar bölgesinde yapılmak istenen kamp ve hayata geçirilmeye çalışılan kirli oyunlar ile kültürlerinin ve kimliklerinin ellerinden alınmak istendiğini vurgulayan Yüksel, “1978’de Maraş’ta bir provokasyon ve vahşi bir katliam ile Maraş’ta ekonomiye hakim Alevi kitlesi sindirilip, yok edilmek ve gönderilmek istendi. Bunda da kısmen başarılı olundu. Şimdi o dönem orayı besleyen ve halen büyük çoğunluğu Alevilerin elinde Pazarcık Ovası’nda da bu hareketin devamı sağlanmak isteniyor. Bu bir tek Maraş ile sınırlı bir proje değil. Özellikle Suriye savaşının bize yansımaları ve Suriye savaşına yangına körükle giden bir AKP’nin yeşil İslami faşizminin Suriye’deki savaşı bir başka şekliyle buraya taşımaya çalışmasıdır. Burada bizim endişemizi arttıran daha önce başka şehirlerde Antep, Kilis, Konya ve İstanbul’da gördüğümüz bu Suriye’den geldiği iddia edilen ya da oradan gerçekten getirilenlerin o kamplarda cihadi-selefi eğitimlere tabi tutulduğudur. Dolayısıyla burada da öyle şeyler olacak diye çok haklı gerekçelerimiz var. Çünkü buranın nüfusunu da aşan yoğunlukta bir şehir (kamp) yapıyor ve buraya 25-30 bin kişi yerleştirileceğinden bahsediliyor. Yerleştirilecek mıntıkaya baktığımızda böyle bir nüfusu buranın kaldırması mümkün değil. Bu nüfus değil sadece burayı değil, Maraş’taki bütün dokuyu da şöyle veya bu şekilde zedeler. Bu anlamda biran önce bundan vazgeçilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

‘BU KADAR KATLİAMA RAĞMEN KALDIK, COĞRAFYAMIZI TERK ETMEYECEĞİZ’

“Maraş coğrafyasını terk edip gitmemiz isteniyor. Bu coğrafyayı terk edip gitmeyeceğiz. Bu kadar katliama rağmen burada kaldık. Bizim açımızdan burası çok önemli” diyen Yüksel, şöyle devam etti: “Bizim mücadelesini verdiğimiz özellikle günümüzde Alevilerin kendi içlerinde de çok yoğun bir asimilasyona tabi tutulduğu bu zaman diliminde Alevilik mücadelesinin çok daha bilinçli, sağlıklı ve doğru bir Alevilik çerçevesinde verdiğimiz mücadeleyle buraya bakarak ve bu tür yerlere daha fazla sahip çıkarak; donanımlı, üst boyutlu ve örgütlü bir şekilde yürütme zorunluluğumuz var. Türkiye’nin veya Avrupa’nın her nerede yaşıyorsak bütün Alevilerin, Kürtlerin, Anadolu’da ve Türkiye’de yaşayan herkesin bu artık memleketi bir uçuruma götürdüğü çok açık aşikar olan, uzun yıllardır eğitimde, kanunlarda, yürürlükte ve yönetmeliklerde yaptığı ‘düzenlemeler’ ile memleketi şer-i idareye götüren İslami tanımda faşist bir idareye götüren zalim, zorba ve diktatöryal eğilime biran önce herkesin güç birliği ederek dur demek zorunluluğu var. Kendi kanunlarını, Anayasasını, hukuku çiğniyorlar. Dünyanın gözü önünde yapıyor bunu. Buradaki ekonomik, demografik dokuyu gözümüzün içine baka baka parçalayıp bizi buralardan ya göndermek ya da asimile edip kendi egemen resmi ideolojisinin içerisine çekmeye çalışmak gibi gayesi var. Bunu da gizlemiyor. Bunu eğitimde, ekonomide, iş hayatında, inanç merkezlerimizde ve normal günlük sosyal yaşantıda olmak üzere yaşamın her alanında yapıyor ve dayatıyor. Bizi bunun karşısında marjinalize ve terörize etmeye çalışıyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden katletmekte herhangi bir beis görmüyor. Bunu da bütün dünyaya çok normal bir şeymiş gibi anlatıyor.”

‘KİMLİKLE OLAN AİDİYET İLİŞKİMİZ KOPARILMAK İSTENİYOR’

Kürt coğrafyasında Kürtlere yapılan zulüm başta olmak üzere Alevilerin yaşam alanlarında yapılacak her türlü kanunsuzluğa, insansızlaştırma ve her türlü zorbalığa ülkedeki bütün kesimlerin bir güç birliği, bir örgütlenme ve doğru bir siyasi mücadeleyle karanlık günlerden biran önce sıyrılma çabasına girmesi gerektiğini dile getiren Yüksel, “Maraş coğrafyası bizler açısından bize miras kalan bir coğrafyadır. Kızılbaş Kürt Alevi kimliğinin çok önemli bir merkezidir burası. Hangi dağına, tepesine, taşına baksanız, hangi köyüne gitseniz mutlaka her yörede bir ziyaretgah, türbe, bir dergah, insanların gidip niyaz oldukları bir kutsal mekan ile karşılaşırsınız. İnsanların halen manevi hislerini besleyen bir coğrafyadır burası. Birazda o anlamda bir saldırıyla karşı karşıya. Çünkü burayı çökerttiği ve bu duyguyu bertaraf ettiği, bu bağı kopardığı zaman kimlikle olan aidiyet ilişkimizi koparacak. Bizler de Sinemilli pirleri olarak bu yolun, bu hizmetin birer gönüllü neferi ve hizmetkarı olarak; dedelerimizden atalarımızdan bize miras kalan ama bizimde gönül borcumuz bulunan buradaki insanlarımıza, talip kitlemize, dostlarımıza bir vefa borcumuz var. Buraları asla ve asla terk etmeye niyetimiz yok” dedi.

‘BURADA ZAFER DUYGUSUNU ZALİMLERE YAŞATMAYACAĞIZ’

Yüksel son olarak şunları dile getirdi: “Zorla ve cebirle buraya girebilir. Tankıyla topuyla silahıyla buraya girebilir. Şehirleri yıktığı gibi. Ama burayı fethe-demez. Burada bir zafere ulaşamaz. Nasıl ki pirlerimizin dediği gibi. Dersim’e sefer olur ama zafer asla. Aynı şey Maraş içinde geçerli. Burada o zafer duygusunu bu zalimlere yaşatmayacağız. Biz var oldukça, yaşadıkça, taliplerimiz burada oldukça, bu coğrafya ve mekanlarımız ile kutsalımız durdukça bizim mücadelemiz hayatın her alanında sürmeye devam edecek. Bu coğrafya, bu vatan, bu toprak bizim. Başka yerde nefes alma şansımız yok. Geçmişimiz burada bugünümüz burada, yarınımız da burada olacak.”

ANF

Alawîtî û Xweza

Alawîtî baweriyekê xweza ye. Ji ber çi?

Ji ber ku kesên Alawî ji mirov, dar, av, roj, stêrk, hîv a zer, kevir û hwd. bawer dikin.

Mînakên Cûda

Atê Elif

Li gundê me (Pulyone Jêri-Markazê) Atê Elif hebû. Di sala 1991an çûye haq. Me Atê Elif bawer dikir. Xelkê ji Atê Elif mirazên cûda cûda dixwestin.

Serdan a Oris e

Li gundê Xidkon (Mereşê) Serdan (ziyaret) a Oris e hebû. Ev serdan darekê pine (çam) bû.

Malê Pêdûz

Malê Pêdûz ocaxê zarokan e. Li gundê Gonîgê ye (Markaz e). Kesên ku zarokên xwe dimirin an zarokên xwe çênabin diçin vê malê. Şevekê li vederê radikevin. Îro bi sedan kesan navê xwe Şêxo, Şahîn û Satî ye. Ev nav navên endamên Malê Pêdûz in.

Roj, Stêrk û Hîv a Zer

Bav û dayîkên me sibe barî birbange radibûn. 5 an 10 daqîqa bang li rojê dikirin. Êvarê jî rojê rêdikirin. Dema panzdehê hîvê jî bang li hîvê dikirin. Yek jî dema merasîm a musahîban jî sond wisa vedixwarin:

– Ro şahîd e?

– Erê.

– Stewrik şahîd in?

– Erê.

– Hîv a Zer şahîd e?

– Erê.

Piştî vê sondê dû malbat dibûn e mûsahîb.

Mirov dikare bi hezaran mînakên serdanan jî bide. Ji ber ku mirov dikare bibêje li her gundekî Alawî de serdanên golan, keviran, daran, kaniyan û hwd. hene.

Xizir were be. Xatirê we.

Türkiye’de Alevilik: Sorun ve çözüm yolları; yedi talep, yedi öneri

ALİ KENANOĞLU

TÜRKİYE’DE ALEVİLİK: SORUN VE ÇÖZÜM YOLLARI; Yedi talep, yedi öneri |

­

Türkiye’de Alevilik, Müslümanlık dışında kendine özgü inanç ve ibadet esaslarına sahip bir din olarak teolojik bir tartışmanın parçası değil, bir güvenlik meselesi bağlamında ele alınmaktadır.. Creator: Şahan Nuhoğlu. All rights reserved.

Alevilik Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kadim inançlarından olup, bugün İran, Irak, Suriye, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Saraybosna, Makedonya coğrafyasında yerleşik nüfus olarak yaşamaktadır. Yaşanan göçlerle birlikte başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde Alevi topluluklarına rastlamak mümkündür. Toplam nüfusun 50 milyon civarında olduğu varsayılmaktadır. 

Aleviliğin bulunduğu coğrafyalarda, hâkim inanç mensuplarınca baskı altında tutulmalarından kaynaklı olarak hâkim inanç lehinde değişikliklere uğradığını söyleyebiliriz.

Örneğin, İran’ın kuzeyinde yaşayan Alevilerin Şiilik etkisiyle yaşadıkları asimilasyon kendilerini Şiiliğe yakın bir Aleviliğe iterken, Arnavutluk’ta yaşayan ve Aleviliğin Bektaşilik koluna mensup olan Alevilerin geçirdikleri seyirler daha farklı olmuştur.

Alevi inancının temel yapısı

Aleviliğin ne olduğu, nasıl başladığı, nasıl oluşturulduğu bilim dünyasında bir tartışma konusudur.  Kimine göre Alevilik İslâm halifesi Hz. Ali ile başlarken, kimine göre bir Orta Asya Türk inancı olan Şamanizm’in Anadolu yorumudur. Kimine göre ise Zerdüştlüğün Anadolu’da yaşayan halidir. Kimilerine göre ise Alevilik Hititlerden bu tarafa varlığını sürdüren Anadolu coğrafyasının kadim bir inancıdır.

Bu tartışmalar bir taraftan sürüp giderken diğer taraftan da Aleviliğin İslâm ve Kur’an ilişkisi sorgulanmaktadır. Aleviler ibadet, inanç esasları bakımından kendi özgünlüklerini savunup bunu İslam’ın bir gereği olarak algılamakta ve şu an yaşanan İslâm’ı değiştirilmiş, dönüştürülmüş bir Emevi İslâm’ı olarak görmektedirler.

Aleviler bin yıldır Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına maruz kalmışlardır. Alevilerin Selçuklu İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti devleti süresince de rutin olarak katliamlara uğradıklarını ve sistematik bir asimilasyon politikasına tabi tutulduklarını görüyoruz ki bu halen sürmektedir.

Bu bakımdan günümüzde Alevilere yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikaları AKP hükümeti ve Erdoğan cumhurbaşkanlığındaki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kısa süreli bir politikası olarak görmek doğru değildir. Alevilere ve Aleviler gibi Türk ve Sünni olmayan tüm topluluklara karşı yürütülen bu politikalar geçmişten günümüze devamlılık arz etmektedir.

Aleviler açısından bunun nedenini anlayabilmek için Alevilerin hâkim Türk ırkı ve hâkim Sünni İslam inancı karşısındaki tutumlarına bakmak gerekmektedir.

Alevi inancına mensup insanlar Türkiye’de Kürt, Türk ve az sayıda Arap etnik kimliğine sahiptir. Türkiye’de Türk kimliği Sünni İslâm ile özdeş görülmektedir.  Müslüman olmayan bir Türk, makbul bir Türk olarak kabul görmemektedir. O nedenledir ki, cumhuriyetin kuruluşunda yaşanan devletlerarası mübadelelerde Kırıkkale civarlarında yaşayan Hıristiyan Türkler sınır dışı edilerek yerlerine Müslüman Türk nüfus alınmıştır. Bu yüzden özgün halleriyle Türk etnik kimliğine sahip Aleviler de Türk olarak kabul görmemişlerdir.

Dolayısıyla, Alevilerin yok sayılmasına neden olan şey hâkim İslâm anlayışı ile olan sorunlarıdır. Bu durumu anlayabilmek için öncelikle Aleviler nasıl bir inanç sistemine sahiptir ve Sünni İslam anlayışıyla aralarındaki farklılık nedir, ona bakmak gerekmektedir.

Alevilere göre İslâm ve İslâm’ın kutsal kitabı Kur’an, Hz. Muhammed’ in hakka yürümesinden sonra müdahalelere uğramış ve aslının dışına çıkartılarak değiştirilmiştir.

Kur’an Ömer, Osman ve özellikle de Muaviye ile Yezit zamanında değiştirilmiş, birçok ayeti, sayfaları yakılmış, yok edilmiştir. Bu nedenle de Aleviler bizim Kur’anımız “Telli Kur’an” (saz – bağlama) ve “Kur’an-ı Natık” (Konuşan Kur’an) demektedirler. Ozanların, pîrlerin deyişleri, duaz imamları sözlerini Kuran’ın ayetleri olarak kabul etmektedirler.

Alevilere göre, Emeviler ve Abbasiler gerçek İslâm’ı yok sayıp dört mezhepten oluşan bir Sünni anlayış ortaya koymuştur. Hatta 1836’da idamla yargılanan ve Alevilerin Ser Çeşme mürşidi, inanç önderi Hamdullah Çelebi, Sünniliğe İslâm denilemeyeceğini ve Sünniliğin yapmış olduğu ibadet ve inanç esaslarının da İslâm inancı olarak kabul edilemeyeceğini söylemektedir.

Aleviler camiyi ve mescidi değil, cemevi ve dergâhları kendisine ait ibadethane olarak görmektedirler. Şekli anlamda bilinen ve camilerde eda edilen namazı değil, cemevlerinde ve dergâhlarında yaptığı cemi ibadet olarak kabul etmektedirler. Oruç olarak Ramazan orucunu değil, Hızır ve Muharrem orucunu kabul etmektedirler. Kâbe’yi, kıbleyi insanın cemali olarak gören ve bu sebeple de ibadetinde yönünü insana dönen, yaradılıştan ölüme kadar bütün yaşam ve uygulamalarında Sünni anlayışının belirlediği ve olmazsa olmazlarını reddeden bir toplumdur Aleviler.

Müziği reddeden bir İslâm anlayışı karşısında, bağlamayı ve kemanı ibadetin içine sokmuştur. Resmi kabul etmeyen, hele hele ibadet edilen yerde resme ve heykele kesinlikle yasak koyan bir İslam uygulamasına karşı tüm ibadethanelerinde kendince kutsal saydığı değerlerin resimlerini asmıştır, heykellerini yaptırmış, koymuştur.

İbadette kadınla erkeğin kesinlikle yan yana duramayacağını kabul eden bir İslâm inanışının aksine, tüm ibadetlerini kadın erkek aynı mekân içinde yapmaktadır Alevi toplumu.

Kimilerinin cümbüş, kimilerinin dans diye nitelediği semahı da inancının, ibadetinin bir gereği olarak kadınıyla erkeği birlikte dönmektedir.

İçkiyi, bırakın ibadetinde, günlük yaşamda bile haram kılan bir İslâm inancının aksine, “Dolu ve Dem” diye nitelediği içkisini dualayarak içmektedir Alevi toplumu. Kimi bölgelerde cem ibadeti esnasında da içki “dem, dolu” olarak alınmaktadır.

Aleviliği İslâm içinde gören Aleviler İslam’ın özünü taşıdıklarına ve yansıttıklarına inanmaktadırlar. Kırklar Cemi’nde kadınlarla erkeklerin birlikte can olduklarına ve ilk semahı, üzüm tanesinin ezilip engür eylenmesiyle oluşan “dem”i alan Hz. Muhammet Mustafa’nın döndüğüne inanmaktadırlar.

Aleviler İslâm’ı Hak Muhammet Ali inancı olarak görmektedirler. Bu İslâm’da ibadethane cemevi ve dergâhlardır. Yeryüzündeki her mekândır. Her alandır. Toplu ibadet cemdir. Alevilerin İslâm’ın’da kadın – erkek ayrımı yapılmaz ve herkese “can” gözüyle bakılıp birlikte ibadet edilir.

Enel Hak felsefesiyle, ölüm yoktur. Hakk’a yürümek, Hak katına ulaşmak vardır. Alevilikte cennet ve cehennem değil, onun yerine “devriye” (reenkarnasyona benzer) vardır.

Alevi kimliğini oluşturan inançsal yapı bunlardır. Bu topluluk bu şekilde inanıyor olmasından kaynaklı olarak yüzyıllardır yaşadığı topraklarda katliamlara uğramışlar, dışlanmışlar, baskı altında tutulmuşlardır.

Pîr Sultan’dan Hamdullah Çelebi’ye

Osmanlı belgelerine göre, Pîr Sultan Abdal’ın katlini vacip kılan resmi gerekçeler özetle şunlardır: Pîr Sultan dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor, şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor, Müslümanlara “Yezit” diyor ve şarap içiyor, Kur’an ve İslâm peygamberi hakkında uygunsuz sözler söylüyor, İslâmiyet’in ilk üç halifesine sövüyor, peygamber hanımı Hz. Ayşe’ye hakaret ediyor, cem ayini gibi gizli toplantılar yapıyor, Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı, Rafızî kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor, saz ve çalgı çalıyor, törenlerde semah dönerek oyun oynuyor, törenlerde ve dışarıda haremlik selâmlık kuralına riayet etmiyor, Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor.

Pîr Sultan Abdal’ın katiline sebep olan bu sebepler Alevi toplumunun inanç, ibadet esaslardır.

1836’da idamla yargılanan ve idam kararı verildikten sonra sürgün cezası ile cezalandırılan Hâcı Bektaş Dergâhı mürşidi Hamdullah Çelebi’nin suçları ise şöyle sıralanmaktadır: Ehl-i sünnet yolundan ayrılmak, Alevilik-Bektaşilik gibi bir yol tutmak, Hak olan dört mezhep dışında başka bir yola sapmak, Muaviye ve Yezit’e lanet okumak, namaz kılmamak ve Hâcı Bektaş Dergâhı’nda toplu namaz kıldırmamak, Kur’an okumamak ve Türkçe dua okumak, Allah’a şekil vermek, insana benzetmek (Enel Hak), dergâhta deyiş söyleyen âşıkların Enel Hak diye deyişler söylemesi, tövbe ederek günahların af olacağına inanmamak, gayrı-müslimlerle iyi diyalog içinde olmak, onlarla dergâhta muhabbetler etmek,  boşanmanın şeriata aykırı bir şekilde düşkün diye cezalandırılmasını kabul etmek, Hac ibadeti, zekât, oruç ve namaz ibadetini şekil ibadeti olarak görüp kabul etmemek, hayrın Allah’tan geldiğine, ama şerrin Allah’tan gelmediğine inanmak.

Gerek Pîr Sultan Abdal’ın, gerekse Hamdullah Çelebi’nin idam kararına bakıldığı zaman bu maddeler Alevi toplumunun inanıp uyguladığı ve kutsal kabul ettiği inançlar ve ibadetlerdir. Bu iki şahsiyet bu ibadet esaslarını kabul edip, Sünni esaslar olarak tabir ettiğimiz şeriat hükümlerini reddettikleri için cezalandırılmışlardır.

Alevi kimliğini oluşturan inançsal esaslar bunlardır. Buradan yola çıkarak Alevilerin neden imhaya, inkâra ve asimilasyonlara uğratıldığını görebiliriz.

Osmanlı sultanlarından AKP hükümetine

Selçuklu’da, Osmanlı’da, Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevilerin bu inanç esasları kabul edilmemiş, Aleviler dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bugün AKP hükümetinin uyguladığı Alevi politikaları 16. yüzyılda Osmanlı padişahları tarafından uygulanmaya başlanmış politikalardır.

Kendi kabul ettikleri İslâm esaslarına Alevileri inandırmak ve Alevileri dönüştürmek için Alevi inanç merkezlerine cami yapma, Sünni din adamları atama politikası 16. yüzyıl ortalarında başlamış ve halen sürdürülmektedir.

Avrupa’da yaşayan Aleviler, birçok ülkede Aleviliği müstakil bir inanç olarak kabul ettirmiş durumdadır. Aleviliğin kendine özgün bir ibadeti, bir ibadethanesi ve kendine özgün inançsal ritüelleri olması Aleviliğin kendine özgün bir inanç olarak kabul edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin makbul vatandaşlığı “Türk ve Sünni” olarak belirlediğini hatırlatırsak Aleviliğin Müslümanlık dışında özgün bir inanç olarak kabul edilmesi güvenlik konseptinde ele alınmaktadır. Bu nedenle de cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemekte, hatta devletin din adamlarınca bu durum “kırmızı çizgi” olarak nitelendirilmektedir. Türkiye’de Aleviliği İslâm dışında müstakil bir inanç olarak tanımlayan Aleviler “bölücü” , “marjinal” , “dinsiz”, Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen Avrupa’nın iş birlikçileri olarak tanımlanmaktadır. Aleviliğin İslâm ile olan veya olmayan ilişkisi teolojik bir konu olduğu halde Türkiye’de bu konu “güvenlik” meselesi olarak görülmektedir.

AKP hükümeti ile Alevilerin sorunları iki kat daha artmıştır. AKP öncesinde Alevilik yok sayılmakta ve Aleviler inanç ibadet olarak kabul edilmemekte, Aleviler Sünni inanç esaslarına tabi olmaya zorlanmakta, kendi inançlarını gizlice yerine getirmekteydiler. AKP döneminde bunlara ilaveten Aleviler aş ve iş sorunu yaşamaya başladılar. Aleviler bu dönemde güvenlik kaygısı duymaya başladılar. Devlet güçleri Alevi yerleşim birimlerine çeşitli bahanelerle sayısız operasyonlar düzenleyerek demokratik eylemleri kanlı bir şekilde bastırmaya başladı.

AKP döneminde Alevi inanç kimliğine sahip kişiler, başta devlet bürokrasisi olmak üzere birçok alanda karar mercilerinden uzaklaştırıldılar. Okullar, belediyeler, polis teşkilatı vb. tüm devlet kurumları Alevileri işe almazken, Alevi iş insanlarına iş vermezken, mevcut Alevileri de ya emekliye sevk ettiler ya da pasif görevlere verdiler, çoğunun da işten çıkmasına neden oldular.  Devlet kademelerinde yapılan bu uygulama aynı şekilde özel sektöre de yansıdı.

AKP döneminde Alevi çalıştayları yapılarak Alevilerin sorunlarına çözüm bulunacağı söylense de, bu söylemden öteye gitmedi. Yapılan çok sayıda toplantı sonrasında okullarda anayasal zorunluluk olarak okutulan ve “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” adı altında verilen Sünni İslam derslerinin içine Alevilikle ilgili iki ünite bilgi eklendi. Bunlar da Alevi dünyasında tartışma yaratan bilgilerdi.

Bunun dışında, 2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta 33 Alevi canın katledildiği Madımak otelinin Avrupa’daki örneklerinde olduğu gibi bir “ibret müzesi” haline dönüştürülmesi talebi üzerine otel satın alınıp kamulaştırıldı. Madımak otelini Alevilerin talepleri doğrultusunda düzenlemek yerine  “kültür merkezi”ne dönüştürüp içine bir “anı köşesi” yapıldı. Bu anı köşesine ise katliamda Alevileri katletmek için otele giren ve orada yaşamını yitiren iki katilin ismi de katliam mağdurları ile birlikte aynı panoya yazıldı. Bu durumun kendisi Alevilerce tepkiyle karşılanmaya devam edip hükümetin Alevilere olan yaklaşımını sergilemesi açısından da hafızalara kazınmış durumdadır.

Alevi toplumunun talepleri ve çözüm önerileri

AKP hükümeti ile Alevi kurum ve aktivistleri arasında yürütülen görüşmelerde, benim de bizzat yer aldığım Alevi kanadı mutabakatla şu talepleri ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini hükümete sundular:

1- Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir ve statüsü ibadethane olarak kabul edilmelidir.

2- Okullarda okutulan “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi” dersi Sünni İslâm dersleridir ve Alevi çocuklarını Sünnileştirmektedir. Alevi çocukları muaf tutulmalıdır.

3- Pîr Sultan Abdal anma etkinliğine katılan 33 canımızın katledildiği Sivas Madımak Oteli “ibret müzesi” ne dönüştürülmeli, katliamı teşhir eden, lanetleyen görseller yer almalıdır.

4- Birçoğu devletin elinde veya başka kimselerce işgal altında bulunan, başta Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere, tüm Alevi inanç merkezleri, dergâhları Alevilere iade edilmelidir.

5- Alevilere yönelik her türlü ayrımcı tutumlar ortadan kaldırılmalı, ayrımcılık yapanlara karşı caydırıcı yaptırımlar oluşturulmalıdır.

6- Devletin resmi dini kurumu olarak görev yapan ve Sünni İslâm inancını devleti yönetenlerin hegemonyasına sokan ve Sünnilik dışındaki tüm inançlara karşı sistemli bir asimilasyon politikası yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır.

7- Alevilere yönelik her türlü asimilasyon politikalarına son verilmeli, bu bağlamda yürütülen Alevi köylerine cami yapma politikası derhal ve ilelebet durdurulmalıdır.

Alevi kurumlarının bu talepleri demokratik bir ülkede olması gereken talepler olduğu halde Aleviler bu taleplerin hayata geçirilmesi için yıllardır mücadele vermektedirler.

Bu talepleri hiçbir şekilde kabul etmeyen AKP ise bunun karşısında Alevi politikasını kendi çizdiği çerçeveler içerisinde çözme niyetiyle yola çıktı. Bu çizdiği yol Alevilerin kendi yürüdüğü yol olmayıp AKP’nin ve bir bütün olarak da Türkiye Cumhuriyeti devletinin Alevilere uygulamak istedikleri asimilasyoncu bir yoldur. AKP Alevileri Sünni İslâm hattında bir inanç ibadet yoluna çekmek istedi. Bunu ifade ederken de bizzat cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve başbakan Ahmet Davutoğlu kendilerini “dört dörtlük Alevi, en iyi Alevi” şeklinde tanımlamaya başlayıp adeta Alevilere “siz iyi bir Alevi olmak istiyorsanız benim gibi ibadet etmelisiniz” demeye getirdiler. Söylediklerinin tam olarak karşılığı buydu.

AKP hükümeti kendi politikasını kabul ettirebilmek için maddi olarak desteklediği kimi Alevi kurumlarını yanına alıp onlar üzerinden Alevi toplumuna ulaşmaya çalıştı. AKP’nin asimilasyoncu politikalarına karşı çıkan Alevi kurumları ise “marjinal Alevi” , “ateist Alevi” gibi tanımlamalara tabi tutuldular.

AKP ve Sünni İslâmcı cemaatler birçok yerde ise kendileri buldukları üç-beş kişiyle alternatif Alevi kurumları oluşturmaya başlayıp kendi muhatap Alevilerini oluşturma politikası izlediler.

Aleviler yaşanan tüm bu politikalara karşı itirazlarını yapıp demokratik yol ve yöntemlerle mücadelelerini sürdürdüler, sürdürmeye de devam ediyorlar. Bu dönemler içerisinde çok sayıda kitlesel miting, oturma eylemleri, yürüyüşler, açlık grevleri yapılıp davalar açıldı.

Açılan davalardan iç hukukta kaybedilip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınanlar oldu. Bu davalardan din derslerinden muaf tutulma, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ve diğer ibadethanelerle eşit uygulamaya tabi tutulması, nüfus cüzdanının din hanesine Alevi yazılması hususlarında açılan davalar Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde, Alevilerin lehinde sonuçlandı. Ancak, bu sonuçlardan hiçbirisi uygulanmadığı gibi, bu kararların yanlış olduğu da bizzat dönemin başbakanı Erdoğan tarafından söylendi.

Suriye politikası ve Alevilere yönelik ayrımcılık

Bu süreçte Türkiye’nin yanı başında sınır komşusu Suriye topraklarında çatışmaların başlamasıyla AKP’nin Alevi politikası da başka bir yöne evrildi. Suriye’ye karşı işgalci bir tutum sergileyen AKP hükümeti yürüttüğü politikanın Türkiye’de geniş kesimlerce kabul görmemesi üzerine Esad’ın Aleviliği üzerine oynamaya başladı.

Selefi grupları açıkça destekleyen AKP hükümeti Esad’ı düşman ilan etti ve her fırsatta “Suriye’de Alevi subaylar katliam yapıyor” söylemini öne çıkarttı. Yürütülen Suriye politikası nedeniyle Türkiye’deki Alevilere yönelik ayrımcı tutumlar had safhaya ulaşırken Tayyip Erdoğan da Alevi kimlikli siyasetçiler üzerinden Alevilere hakaretler etmeye başladı. Devletin zirvesinde kullanılan bu dil toplumun geniş kesimlerinde de yaygınlaştı. Birçok bölgede Alevi mahallelerinde Alevi evleri tehdit altında tutulup işaretlendi. Okullarda din dersi öğretmenlerinin ve diğer idarecilerin Alevi öğrencilere yönelik hakaretleri artmaya başladı. Birçok iş yerindeki Alevi işçiler işten çıkartıldı.

Alevilerin taleplerini ısrarla savunması, mücadelelerini yükseltmeleri ve AKP’ye karşı yeni ittifaklar içerisine girmesi AKP’nin Alevi politikasın yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinde Alevi kurumları ile Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) ortaklaşması, birçok Alevi kurum başkanının HDP’den milletvekili adayı olması ve seçilmesi, günümüzün devlet aklını temsil eden AKP’yi zor durumda bıraktı. Alevilerin de desteğiyle yüzde10 barajını geçen HDP, bir taraftan mazlumların zalimlere karşı ittifak gücü olurken diğer taraftan da AKP’nin tek başına iktidarına son verdi.

Bütün bu sonuçlardan sonra bölgesel etmenlerin ve gelişen olayların etkisiyle AKP Alevileri devletin yanında yedekleyebilmek ve Aleviler ile Kürtlerin büyümekte olan ittifakını kırabilmek için yeni politikalar geliştirmeye başladı. 1 Kasım sonrasında kurulan hükümet programına Alevilere ilişkin maddeler konuldu. Alevilerin ibadethanesine statü verileceği ve Alevi dedelerine maaş bağlanacağı, cemevlerinin giderlerinin kısmî olarak karşılanacağı ilan edildi.

Çözüm: Demokrasi ve laiklik

Bu yaklaşımlar öncelikle Alevilerin Kürt muhalefeti ile olan ittifakının önünü kesip Alevileri devletin yedeğine alma girişimi olmakla birlikte, Alevilerin taleplerini karşılayacak hamleler de değildir. Neticede bunlar Alevilerin istemleri değildir. Çünkü hükümet cemevlerini ibadethane olarak değil, “İrfan Merkezi” olarak tanıyacağını duyurdu. Dedelere maaş verilmesi, cemevlerinin kısmî giderlerinin karşılanması ise tıpkı camiler ve Sünni din adamları gibi cemevleri ve Alevi din adamlarını kontrol altına alma girişiminden başka bir şey değildir.

Alevilerin talepleri demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti talebidir. Geçmişten günümüze Alevilerin sorunları Türkiye’nin demokratik bir ülke olmayışından kaynaklıdır. Çözüm ne cemevlerine statü tanımakla, ne de dedelere maaş vermekle çözülecek bir sorundur. Sorunun çözümü Türkiye Cumhuriyetinin din – devlet ilişkilerinde konumlandığı yerdir. Çözüm devletin dinden elini çekmesiyle mümkün olacaktır. Çözüm dinin, inançların eğitim-öğretimi dâhil, tüm işleyişinin sivil hayata bırakılmasıyla çözülecektir.

Sorun Türkiye Cumhuriyeti’nin anti demokratik oluşu ise, çözüm de Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olmasıyla mümkün olacaktır.

Aşk ile…

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından yayınlanmıştır.
http://tr.boell.org/tr/2016/04/12/turkiyede-alevilik-sorun-ve-cozum-yollari-yedi-talep-yedi-oneri

Mülteciler için 3 milyar euroluk AB fonu bu cumartesi geliyor

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye Suriyeli mülteciler için kullanılması amacıyla çıkarttığı ilk 3 milyar euroluk fon paketi cumartesi günü, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans’ın katıldığı törenle, Gaziantep’te uygulamaya girecek.

AB ve Türkiye’nin, Mart ayı içinde Brüksel’de vardığı mutabakat ile, Türkiye’den Yunan adalarına illegal yolla giden mültecilerin geri döndürülmesi ve AB’nin de bunun karşılığında Türkiye’den aynı sayıda mülteciyi kabul etmesi konusunda anlaşmaya varmışlardı. Mutabakat bu ay içerisinde uygulanmaya başlanmıştı.

AB, Suriyeli mültecilere harcanması koşuluyla Türkiye’ye 3 milyar eurosu bu yıl, geriye kalan kısmı 2018’e kadar verilmek kaydıyla 6 milyar euroluk bir kaynak sağlamayı da öngörmüştü.

Milliyet’in haberine göre, Başbakanlık kaynaklarından edinilen bilgide AB’nin 3 milyar euroluk ilk dilim fonunun uygulanması ile ilgili törenin, Davutoğlu, Merkel, Tusk ve Timmermans’ın da katılımıyla 23 Nisan Cumartesi günü Gaziantep’te saat 15.00’te başlaması planlanıyor.

Törende Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin şartlarının iyileştirilmesi için kullanılacak fondaki yatırımlar kamuoyuna duyurulacak.

Milliyet’in kaynaklarına göre, Gaziantep’teki törende, Suriyeliler için yapılacak okul, hastane gibi projelerin ilk örneklerinin açıklanaca, video bağlantılarıyla farklı mülteci kamplarındaki proje açılışları duyurulacak.

Davutoğlu, Merkel, Tusk ve Timmermans’ın bu törenin ardından Gaziantep’in Nizip ilçesindeki mülteci kampına geçeceklerini de belirten Başbakanlık kaynakları, bu dört ismin kamptaki incelemelerinin ardından ortak basın toplantısı yapacaklarını da belirttiler.

Müslüm Doğan’dan o bölgeler için soru önergesi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Maraş ve Sivas’ın Alevi mahalleleri yakınına kurulacak mülteci kamplarıyla ilgili itirazları Meclis’e taşıdı. Doğan soru önergesinde Sivas ve Maraş’taki kampları hatırlattı.

 

Doğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığına verdiği soru önergesinde, kamp kurulacak bölgelerin halkının kaygılı olduğunu ve açıklama beklediğini belirtti.

Soru önergesinde olay şöyle açıklandı:

“Yakın zamanda Maraş’ta Alevi nüfusunun yoğun olduğu bölgede kurulmaya çalışılan çadır kent, bölge halkının tepkisini çekti, infiale yol açtı.

Bölge halkı çadır kent için bu bölgenin seçilmesini bir devlet politikası olarak yorumluyor. Alevi ağırlıklı bölgenin demografik yapısının değişmesinden endişe duyuyor.

Gazetelerde Sivas’ın İmranlı, Zara ve Divriği ilçelerinde de çadır kentler kurulacağı yazıldı. İmranlı, Zara ve Divriği de Alevi nüfusunun yoğunlukta olduğu bölgeler.Bu bölgelerin halkı da açıklama bekliyor.”

Sorular

Müslüm Doğan Ala’ya şu soruları sordu:

* Sivas’ın İmranlı, Zara ve Divriği ilçelerinde çadır kent kurulacağı iddiaları doğru mu? Doğru ise bu bölgenin seçilmesinin nedenleri nelerdir?

* Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelerde yapılması planlanan çadır kentlerin yerlerinin belirlenme aşamalarında bölge halklarının görüşleri alındı mı?

* Gerek etnik gerekse inançsal açıdan sorunlar yaşanmaması için bu kamplar ve çevresinde ne gibi önlemler alınıyor?

* Türkiye’de mülteci, sığınmacı ve göçmenler için hangi şehirlere, kaç çadır kent kurulması planlanıyor ve bu merkezlerin kapasiteleri ne kadar olacak?

Maraş ‘Barbarları Beklerken’ CEMO DOĞAN

0

#Maraş Terolar’da süren zorla iskan mahali açmaya karşı halkın direnişi sürüyor; ‘Etrafı rahatsız ediyorsunuz, Devletin zamanını boşa harcıyorsunuz, iş makinaları çalışacak, çekilin! ‘ diyen jandarma çavuşlarının yerini, kara gözlükleriyle, sırıtkan polisler almış durumda. Müdürler takım elbiseli ve Vali gerekirse yetkileri anında askere devredilebilir bir koltuk pozisyonunda, ‘maraş‘ merkezden izliyor; Bu, savaştan kaçan insanların dıramıya paralel yürütülen insanlık ayıbını, rant ve arındırma operasyonunu;…

Çadır bekleyişinden Pazarcığa, Narlıya ve Maraş merkezine doğru itilerek büyütülen bu hak’lı mücadelede Aleviler yalnız değiller; Kurumlarıyla direniyorlar. Şunun iyi bilinmesi gerekir ki, bu ‘badembıyık‘ politikalar dağa, taşa, tarlaya, mısıra, buğdaya ve hububata da zarar veriyor;…

Sivasın Kangalı, Divriğisi, Ulaş Ovası ya da Yıldızelisi, Şarkışlağı , Tokatın Hubyarı ya da Gümüşhacı köyü Amasyanın; Erzincanın, Tercanı ya da Vartosu Taa Muşun; Dersim Dağlarının herhangi bir yeri ya da Karakoçanı Elazığın; Kısasın, Arabanın, Yavuzeliyle, İzmirin Fevzipaşasının;  Abdalın Çingenenin ötekinin, berinin her kiminse; herhangi birinin obasının, ocağının ortasına edeceğiniz bu zoraki iskana ‘HAYIR!’ diyip, direnecektir Aleviler;..

Kala kala kara örtüleriyle kalmış yaşlılarımızın da kaçışmalarını izlemeyeceğiz;…

Tüm bunlar bize, –Kültür Bakanı da dahil– bu politikacıların  evvel birer Alevi karşıtı olduğunu tekrar belletiyor; Sonra gelen savaş mağdurlarını da kullanmaktan ötürü halklar düşmanı; ezeli ise insanlık, tabiat ve yaşam düşmanı bir despotizme karşı ‘biz’leri sorumlu kılıyor.
Onur ve haysiyeti için yüreklenen tüm Maraşlılara selam olsun;…

Dünya tasavurlarında tüm canlılara aynı nazarla bakan insanlara da aşk olsun.

‘…neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?
bugün barbarlar geliyormuş buraya
neden hiç kıpırtı yok senatoda?
senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?
çünkü barbarlar geliyormuş bugün
senatörler neden yasa yapsınlar?…”
/Kavafis

Maraş’ta Alevilere polis saldırısı

Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanlarına çeteleri yerleştirmek üzere yapılacak kampa karşı Maraş merkezde düzenlenen basın açıklamasına polis saldırdı

Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanlarına çeteleri yerleştirmek üzere yapılacak kampa karşı düzenlenen basın açıklamasına polislerce saldırıldı.

Yaşam alanlarına yapılmak istenen AFAD kampına karşı mücadele eden Maraş Yaşam Platformu, bugün(19 Nisan) Maraş merkezde esnafın katılımıyla basın açıklaması yapılmak istendi. Terolar bölgesinden 26 mahalle muhtarının da katıldığı ve Bayındırlık önünde bir araya gelerek İl Özel İdare kadar yürüdükten sona basın açıklaması yapmak isteyen kitlenin önü çevik kuvvet polisleri tarafından kesildi.

Esnafında kepenk kapatarak destek verdiği eylemde, polis saldırısında çok sayıda kişi darp edilirken, 80 yaşlarındaki Sate Yılmaz isimli bir kadın da fenalaştı. Durumu ciddi olan Yılmaz, hastaneye kaldırıldı. Eyleme katılan çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Çankırı’ya sürgün edilen Eğitim-Sen’li Orak hedef gösteriliyor

MEB tarafından Çankırı’ya sürgün edilen Eğitim-Sen üyesi Ali Orak, yerel gazeteler tarafından hedef gösteriliyor. Haberlere tepki gösteren Orak, suç duyurusunda bulunacağını bildirdi. Eğitim-Sen MYK üyesi Ebru Yiğit, sürgün bölgelerinin özel olarak seçildiğine dikkat çekti, Orak’ın can güvenliğinden kaygı duyduklarını dile getirdi.
Eğitim-Sen üyesi Ali Orak, Gezi isyanı, 1 Mayıs, Soma, Özgecan, Berkin Elvan eylemlerinin de aralarında olduğu demokratik eylemlere katıldığı gerekçesiyle Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Çankırı’ya sürgün edildi. Orak, sürgün edildiği kentte yayın yapan yerel internet siteleri tarafından hedef gösterilmeye başlandı.

“Haberci18”, “HDP’den aday olan eğitimci Çankırı’ya kimya öğretmeni olarak atandı” başlığıyla yaptığı haberde, Orak’ı hedef gösterdi. Orak’ın 2014 yerel seçimlerinde HDP’den belediye başkan adayı olduğunu belirten haberde, “Çankırı’ya HDP’li öğretmen atanırken sorumlu sorumsuzlar, yetkisiz ve etkisiz yetkililer uyuyorlar mıydı?” cümlesi dikkat çekti.

“Çankırı Bülteni” adlı site ise “Çankırı’ya HDP’li öğretmen atadılar” başlıklı haberinde Kimya öğretmeni Orak’ın HDP üyesi olmasını krimalize etmeye çalıştı. Site Orak’ın demeçlerini yayınlayan ajansımıza da “PKK’ya yakınlığı ile bilinen ETHA” şeklinde yansıttı.

Haberlere ilişkin ETHA’ya konuşan Eğitim-Sen üyesi Ali Orak, “Beni açıkça hedef göstermeye yönelik haberlerdir bunlar. Sürgün edildiğim okul genç öğrencilerin bulunduğu meslek lisesi. Ders çıkışında koridorlarda beni gören öğrenciler “geliyor” diyerek, tekbir getiriyorlar. Olumsuz bir tepki oluştu” dedi.

Orak, “Haberci18” ve “Çankırı Bülteni” hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağını belirtti.

‘YAŞANACAK OLUMSUZLUKLARDAN MEB, VALİLİK VE EMNİYET SORUMLUDUR’
Eğitim-Sen Merkez Kadın Sekreteri Ebru Yiğit, son zamanlarda sendikaları ve sendika üyelerine yönelik baskıların arttığına dikkat çekti.

Daha önce “Polis” adlı bir sitede KESK üyelerinin resimlerinin “Terör örgütü üyeleri” başlığıyla yayınlanarak hedef gösterildiklerini hatırlatan Yiğit, Milli Eğitim Bakanlığı’nın politikalarından beslenen bu tür sitelerin haber yaparak eğitimcileri hedef gösterdiğini söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın haksız sürgün ve baskılarlara, bu tür haberlerin önünü açtığını vurgulayan Yiğit, “Kamu görevlilerinin seçme ve seçilme hakı vardır. Ali Orak da bu demokrati hakkını kullanarak HDP’den belediye başkan adayı olmuştur. 7 Haziran’dan sonra savaşı tırmandıran hükümet, üyelerimize karşı baskı ve soruşturma saldırısını arttırdı. Orak’la birlikte 7 KESK üyesi arkadaşımız, sürgün edildi dedi.

Çankırı‘ya gönderildiği günden beri Orak’ın can güvenliğinden kaygı duyduklarını vurgulayan Yiğit, “Endişeliyiz” dedi. Yiğit, Eğitim-Sen olarak, gerekli suç duyurusu ve başvuruları yaptıklarını bildirdi, “Yaşanacak olumsuzluklardan Milli Eğitim Bakanlığı, valilik ve Emniyet sorumludur” diye kaydetti.

Bu tür saldırılarla ilk kez karşılaşmadıklarını belirten Yiğit, daha önce Balıkesir‘de 2 Eğitim-Sen üyesinin can güvenlikleri kalmadığı için tayin istemek zorunda kaldıklarını, aynı şeyin Muş‘ta da yaşandığını hatırlattı. Yiğit, atama yapılan iller arasında Giresun gibi illerin de olduğunu anımsatarak, şunları söyledi: “AKP ve Milli Eğitim Bakanlığı, sendikal mücadeleyi yerellerde engellemeye çalışıyor. Çünkü baskı, sürgün ve soruşturmalara rağmen Eğitim-Sen üyeleri sendikal mücadeleden geri durmuyor.”

‘BASKILAR BİZİ DE ÜYELERİMİZİ DE YILDIRAMAYACAK’
Sürgün edilen illerin özellikle belirlendiğini kaydeden Yiğit, Eğitim-Sen üyeleri daha bu illere gitmeden “Terör nedeniyle sürgün geldiler” yönünde algı operasyonlarının gerçekleştirilerek, hedef gösterildiklerini söyledi.

Eğitim-Sen Merkez Kadın Sekreteri Ebru Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı: “Baskı ve sürgünler bizi de, üyelerimizi de yıldıramayacak. Gittiğimiz her yerde mücadelemizi sürdüreceğiz. Saldırılarla bizim üzerimizden tüm kamu emekçilerine gözdağı verilmek isteniyor. Bunun farkında olan Ali Orak ve diğer tüm üyelerimiz bütün haklarınını kullanarak, başvuru yapacak.”
Etkin Haber Ajansı